+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Bir Tesettürlünün Kaleminden Ayşe Arman’a Açık Mektup!

  1. #1
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart Bir Tesettürlünün Kaleminden Ayşe Arman’a Açık Mektup!

    Bir tesettürlünün kaleminden
    Ayşe Arman’a açık mektup!



    (ismi mahfuzdur)*

    AYŞE ARMAN’IN gazetesine taşıdığı tesettür macerası, tanımadığı veya tanıyıp da onun tesettüre girme ihtimalinin asla akıllarına gelmeyeceği insanların bulunduğu mekanlarda cereyan etmiş.

    Bu test hedeflendiği belirtilen amaca uygun olarak hayata geçirilmiş değildir. Ne laboratuvar koşulları, ne de denekleri amaca elverişli olarak seçilmiş. Zira ruhsuz bir tesettür, tesettür değildir. Sadece üzerine tesettüre uygun kıyafetler giyme eyleminin tesettürü, tesettürlüleri ve tesettürlülere bakış açısını anlamak için elverişli bir yöntem olması hayatın gerçeklerine aykırıdır. Kaldı ki, Ayşe Arman hanımefendi de bunu bildiğinden ve öngördüğünden kendisine bu konuda gelebilecek eleştirileri peşinen cevaplamak adına, amacının tesettürlüleri anlamak olmadığını yazısının en başında belirtmiş bulunuyor.

    Ayşe Arman’ın böyle bir deneyim yaşama hakkı elbette var. Dilediği şekilde giyinip dilediğini yaşayabilir. Üstelik kendisi için çok da eğlenceli (İsmail Ağa camii bölümü hariç) geçtiğinden anı klasöründe önemli bir yer tutacağı tartışmasız olan bu deneyimini, kınayacak veya yargılayacak değilim. Ancak bu deneyimi gazeteci kimliği ile değil de kişisel meraklarını tatmine yönelik bir serüven ve/veya çocukça bir yaramazlık olarak yaşadığına yönelik düşüncemi belirtmek zorundayım.

    Şayet bunu gazeteci kimliğiyle ve toplumsal gerçekleri araştırıp kamuoyuyla paylaşmak adına yapıyor olsaydı, daha bilimsel ve sosyolojik yaklaşımlarda bulunurdu. Mesela tesettürlü bayanlarla röportajlar yapar ve bu röportajlardan edindiği izlenim ve sonuçları kamuoyuyla paylaşırdı. En azından ben gazeteci olsam öyle yapardım.

    Bu deneyim denizaltında yaşamaya elverişli olarak yaratılmış olmayan biz insanların denize başını sokup birkaç saniye nefessiz kaldığı süreç içinde denizaltındaki yaşamı anladığını iddia etmesi gibi görünüyor bana. Öyle ya, Ayşe Hanım da giysilerden son derece rahatsız olmuştu. Kendisinin tanımladığı tesettürlü ruh hali bana ‘boğuluyormuş ve ancak çok kısa bir süre katlanılabileceği birşeymiş’ hissini verdiğinden bu örneği verdim. Oysa denizaltında ne kadar olağanüstü bir hayatın olduğunu, amaca uygun ve elverişli vasıtalarla edinilmiş belgesel görüntülerinden keşfetmişizdir. Biz kısa bir süre başımızı soktuğumuzda görmüyoruz diye denizaltındaki mucizevi yaşamı reddedecek değiliz.

    Ayşe Hanım “Tesettürlü olmak mahalle baskısına yol açıyor mu?” şeklinde bir test yapmış değil. Böyle birşeyi gerçekten istediğine de inanmıyorum. Yoksa bu kadar yanlış yöntemleri ve ortamları seçmezdi. Bir kez gerçekten söylediği şekilde bir test yapmak isteseydi, kendisini tanımayan değil, tanıyan insanların olduğu ortamları tercih ederdi.

    Ve testini hayat laboratuvarının gerçek verilerine, gerçek deneklerine ve gerçek olaylarına dayandırmak isteğinde samimi olsaydı, bu durumu bir zamana yayar ve çevresindeki insanlar onun gerçekten tesettüre girdiğini anlayınca neler olduğunu tam olarak görebilirdi. Gördükleri şeylerin hiç de iç açıcı olmayacağının garantisini verebilirim. Mahalle baskısı neymiş, o zaman tam olarak görür ve anlardı. Şu anda bir teori olarak ele aldığı mahalle baskısının kendi yaşamında nasıl ispatlanmış bir hipoteze dönüştüğünü hayretle ve şaşkınlıkla izlerdi. Tesettürlü haline nasıl psikolojik bir savaş uygulandığını şeksiz şüphesiz anlardı. Gazetesinden hiç de inandırıcı bulmadığı bir bahaneyle artık yazılarının yayınlanmayacağı mesajını aldığını deneyimleyebilirdi. Modern, çağdaş, hümanist, evrensel hak ve ilkelere; insan hak ve hürriyetlerine herkesten fazla saygılı oldukları iddiasında olan meslektaşlarından düğün davetiyesi gelmemesini gülümseyerek farkederdi (gülümseyerek kısmı gerçek tesettürlüler içindir). Eskiden selam vermek için azami titizlik gösteren ve selamlaşmış olmaktan çok memnun olduklarını vücut dilleriyle ortaya koyan insanların kendisini artık görmediğini düşünürdü.

    Ayşe Hanım da yazısında kalabalıklar arasında görünmez olduğunu hissettiğini yazmış. Tanımayan insanlar arasındaki görünmezlik ile 40 yıllık tanıdıkların arasındaki görünmezliğin aynı olmadığına emin olabilir. Eğer tanıdıklar arasındaki görünmezliğin nasıl bir şey olduğunu anlamak istiyorsa, tesettürlü olma halini zamana yaymasını öneririm.

    Böyle yapsaydı kendisini çok seven, beğenen ve onaylayan insanların, tesettüre girmiş halini bir türlü kabullenemediklerini davranışlarıyla nasıl hissettirdiklerine dair davranış modellerinin çokluğuna da tanık olurdu. Bazılarının kendisini bakışlarıyla taşlayıp dövdüğünü hissedebilirdi.

    Bazılarının ise daha ileriye gidip kendisini bakışlarıyla nasıl öldürdüğünü! Kendisine bakan bazılarınca, ‘komik bir şeye bakıyormuş hissi’nin özellikle verilmeye çalışılmasına tanık olabilirdi.

    Ayşe Arman ise mahalle baskısını ölçmeye aday olduğunu söylemiş, ancak amaca uygun yöntemleri izlememiştir. Ya kendisini tanımayan insanların olduğu kalabalıkları tercih etmiş ya da kendisinden tesettüre girmesinin asla beklenmeyeceği yerleri. Ve tabii ki kendisini açıkça tanıttırmadan. Bu testin adı “Sürekli gittiğim mekanlardaki garsonlar acaba beni tesettürlü halimle de tanıyacaklar mı?” olsaydı, Ayşe Arman’ın doğru yöntemleri kullanıp kullanmadığının tartışması yapılabilirdi. Ancak testin adı mahalle baskısı, ama uygulandığı yerler yakın çevrenin dışında, çok uzağında ve hatta çoğunlukla tamamen yabancılar arasındaki yerler. Mahalle baskısı tanınmayan insanlara uygulanmıyor ki! İstanbul’daki başı örtülü ve tesettürlü bayan görüntüsü oldukça alışıldık bir görüntü iken, zaten var olan bir giyim tarzının sanki ilk kez deneniyormuş gibi sunulması da başka bir yöntem farklılığı ve yanlışlığı.
    A
    yşe Hanım mahalle baskısını ölçmek için yola çıkmış ve ancak izlediği yöntem hataları yüzünden kendisini neden kimsenin tanımadığının muhasebesini yapar bulmuş test sürecinde. Garsonun kendisini tanımamasına epey bozulmuş. Farkedilmediğine üzülmüş. Bunun nedeninin yakın iş ve arkadaşlık çevresindeki insanlar yerine sadece tanıdık bir garson beyefendiyi seçmiş olmas olduğundan emin olabilir.

    Ancak bu konuda da kendisini fazla eleştirmiyorum. Bu kadarına cesaret edebilmiş demek ki. Üstelik “Ben Ayşe Arman’ım” da demeden sadece tanınmayı beklemiş o haliyle. Adamcağızın düşünebileceği en son şey olan “Ayşe Arman’ın tesettüre girmiş halini” fark etmemesini haklı bulmamış. Keşke tanıyabilseydi garson beyefendi. Hiç değilse, kendisini tanıyan bir insanın ne tepki verdiğini görürdü Ayşe Hanım.

    Şimdi kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak soruyorum: Bu nasıl bir testtir? Bu şekilde hangi mahalle baskısı ölçülebilir? Bir kez ‘mahalle’ tanımı herkesin birbirini tanıdığı bir mahalli ifade eder? Sizi tanıyan ve bilen insanların birdenbire tesettürlü halinizle karşılaşınca ne tepkiler verdikleri bilinmek isteniyorsa ve durum zamana yayıldığında tepkilerin hangi boyutlara vardığı bilinmek isteniyorsa, bu deneyimi bizzat kendi hayatınızın içinde yaşamalısınız. Bu testin tesettürlüleri anlamaya yönelik olmadığı yazar tarafından zaten söylenmişti. Mahalle baskısını ölçmeye uygun olmadığını da mahalle baskısını kendi hayatında bir yılı aşkın bir zamandır yaşayan tesettürlü bir bayan-okur olarak ben söylüyorum.

    Manevi yolculuğu çok önceleri başlamış bulunan, mesleğinin ve yaşamının insanlar tarafından büyük ölçüde onaylandığı belli bir aşamadaki ben, tamamıyla inanarak ve iman ederek sonradan (39 yaşında) tesettüre girdiğimde neler yaşadığımı mahalle baskısının varlığına delil olmak Ayşe Arman hanımefendi ile paylaşmak istiyorum.

    Uzun yıllardır beni tanıyan, konuşan insanlar beni artık görmemeye başladılar. Mesleğimle veya fiziksel görünümümle ilgili geçmişe dayalı kişisel kabullenemezlikleri olanlar ise hem şaşırdı, hem de nedenini tam olarak anlayamadıklarını düşündüğüm garip bir neşeye kapıldılar. Bu arada örtünme sebebimi bulmaya çalışırken epey yoruldular. Ama bir tanesi de kalkıp da bana neden örtündüğümü sormadı. Sadece düşündüler, yorum yaptılar ve yorumlarını birbirleriyle paylaştılar. Tabii bu arada acımasızca eleştirildim.

    Kendini din üzerinden tanımlayan bir partiden bir sevgilim olduğunu düşünenler oldu. Böyle bir partiye girdiğimi düşünenler oldu. Tarikata girdiğimi düşünenler oldu. Menfaat için böyle giyindiğimi düşünenler ve bunu göndermeler yoluyla bana bildirenler oldu. Bu arada akli dengemi yitirmiş olduğumu düşünenler de olmuştur.

    Bana ölmüşüm gibi üzüntüyle bakanlar oldu. Biraz cesaretli ve çok laik olanlar neden türban taktığımı sordu. Onlara bunun türban olmadığını söylediğimde ısrarla “Hayır, bu türban” dediler. Bu şekilde hissedilir bir etiketleme eğilimi içinde oldular.

    Ve başörtümle ilgili doğrudan bana birşeyler söyleyebilenlerin bunu başörtüsü olarak değil de, türban olarak tanımladıklarını üzülerek gördüm. Türbanın inandığım gerçek İslamiyetle hiçbir ilgisinin olmadığını bu insanlara o anda anlatamamamın üzüntüsünü sıkça yaşadım. Ancak bu yazı vesilesiyle de olsa bunu belirtebilmek mutluluk verici. Türk Dil Kurumunun iki ciltlik 1998 basımı Türkçe Sözlüğünde “Türban” kelimesinin karşılığında şu tanım yer alır: is.Fr. turban T. tülbent İnce kumaştan yapılmış, başı sıkıca kavrayan bir baş sargısı.
    “Fr” ibareleri kelimenin etimolojik olarak Fransızca kökenli olduğunu bildirmektedir. Yani türban Fransız kadınlarının aksesuar olarak kullandığı bir baş sargısıdır. Benim başörtüm ise bana ilahi emirle örtünmemin benim için daha iyi olacağının söylendiği bir örtüdür. Türban takmak İslami bir gereklilik değilken, benim dinsel kaygılarla örttüğüm başörtüsü neden türban olarak tanımlanıyor? Daha adında bile uzlaşılamayan bir örtüyü, bir yılı aşkın bir zamandır Yüce Allah’ın mümin kadınlar için emrettiğine kalben, vicdanen ve aklen inanan bir müslüman olarak örtüyorum. Tabii giysilerimi de tesettüre uygun olmasına özen göstererek seçiyorum. Nüfus cüzdanımda dinim olduğu doğduğum anda yazılı olan dini yaşamaya karar verdiğim ve bunun için çaba sarfettiğim süreç sonucunda kendisini laik ve çağdaş olarak lanse eden yakın akrabalarımdan “Çakma Müslüman” eleştirileri bile aldım. Mahalle baskısı örneği olarak oldukça orijinal bir meteryal, öyle değil mi Ayşe Hanım?

    Yine çok yakın ve ilişkilerimizin önceleri çok iyi olduğu ve hala kendilerini çok sevdiğim akrabalarımdan, düğünlerine davet etmeyenler oldu. Beni gördüğünde birbirlerini dürtükleyerek birşeyler söyleyenler oldu. İş hayatındaki bazı kimseler tarafından, dini öğeleri ağır basan insanlar üzerinden--ama asla doğrudan değil--çok acımasızca eleştiri bombardımanına maruz bırakıldım.

    İki kamu kuruluşu ile bazı gerçek kişilerden sözleşmemi feshedenler oldu. Tüm bunlar toplumdaki önyargıları, kalıplaşmış dogmaları, ilerici görünen insanların gerçekte nerede olduklarını, din ve vicdan özgürlüğü ilkesinin bazılarınca hayata nasıl ve ne şekilde geçirildiğini ve en önemlisi beni gerçekten seven insanları öğrenmeme sebep oldu.

    Bu bez parçasının gündelik yaşamda ne büyük bir düzenleyici ve bazı şeyleri olduğu gibi anlamamı sağlayan bir turnusol kağıdı olduğunu öğrenme fırsatı buldum. Tabii ki asıl amacım İlahi Emire uygun yaşamak ve kendimi inandığım din üzerinden tanımlamak ve beni herkesin önce Allah’ın kulu bir Müslüman olarak görmesi idi. Bu arada öğrendiklerim ise bana sunulan yan sonuçlardı.

    Bana ben olduğum için değil de sahip olduğum ünvanın altında bir değer verenler etrafımdan ayıklanınca, geriye çok önemli zaman parçalarım kaldı. Zaman bir parça yavaşladı. Yaşadığımın daha çok farkına varmaya başladım. Daha çok sorgulamaya ve düşünmeye fırsat buldukça yüzeysellikten de o ölçüde uzaklaştım. Şimdi çok daha iyiyim. Bu kısa zamanda mahalle baskısını, aile baskısını oldukça yoğun yaşadığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Ama iç huzurumu Allah’a çok şükür ki hiç kaybetmedim. Her şeyin Allah’tan olduğuna inanmışlığımla yaşadığım tüm olumsuzluklarda bir hayır olduğunu düşünüyorum. Ve tüm bunların beni biraz daha olgunlaştırdığını...

    Ayşe Hanımın yaşamak istediğini söylediği bu deneyimi yaşamış, halen yaşıyor ve inşaallah ölüm anına dek de yaşayacak tesettürlü bir hanım olarak yazmaktan kendimi alamadım. Ne de olsa tesettürlü kadınlar adına bir cevap hakkı doğmuş bulunuyordu. Bu cevap hakkını müslime kardeşlerimin affına ve oluruna sığınarak kullanmaya talip ve aday oldum. Eksikliklerim veya hatalarım için beni affetsinler. Haklarını helal etsinler. Kim olduğumu açıklamak istemiyorum. Ancak hukuk tahsili yapmış 15 yıllık bir avukat olduğumu söyleyebilirim. Beşeri hukuku 20 yıl okumuş bir beşer olarak ilahi hukuku da öğrenme isteğini kalbime doğduran Allah’a sonsuz şükür ederken, sadece inandığı için örtünen tüm ruhlu tesettürlüler adına ‘kadın olarak fark edilmemek’ten hiçbir zaman yeise kapılınmadığını söyleyebilirim Ayşe Hanıma. Benim inancıma göre, amaç önce Müslüman olduğunu fark ettirmek. Tesettür, inancını yaşamaya çalışmanın bir göstergesi olarak ele alındığında tesettürlü bayanlara bu kadar haksızlık edilmez diye düşünüyorum. Kendini din üzerinden tanımlayan insanlar samimi bulunmuyor bir türlü nedense. Bunu ölçmenin henüz keşfedilmiş bir metodu olmamasına rağmen, birçok kişi inancını yaşamaya çalışan başkalarını samimiyetsizlikle suçlayabiliyor. Bir kalp okuyucuları varmış gibi.

    Mahalle baskısının varlığını anlatmak için kişisel izlenimlerimi yazmak için yola çıkmış olan ben, iç dünyamı da paylaşıyor buluyorum kendimi. Ne de olsa etten kemikten ibaret değiliz. Ayşe Hanım da sadece fiziksel etmenlere dayalı da olsa hissettiklerini paylaşmış olduğundan, beni eleştirmeyeceğini tahmin ediyorum. Ayşe Hanım fiziksel varlığı ile onu tanımayan insanlar arasında dolaşmış. Ben ise ruhsal varlığımla beni tanımayan insanların beyinlerinde dolaşmaya adayım. Ayşe Hanım gibi kimliğimi açıklamama hakkını kullanarak!

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  2. #2
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Hz.Ayşe'nin dikkat çekici 7 özelliği



    "Dün olduğu gibi bugün de yerini belirleyemeyenlerin Annemiz üzerinden dine dil uzatmaya çalıştığı bir dönemdeyiz. Zihinlerin kirli, bakışların bulanık ve kitlelerin de muhakemetsizliğin kurbanı olduğu bir dönemdeyiz. Bu dönemlerde Aişe Validemiz, ehl-i insaf ve vicdanı yeniden sırat-ı müstakime davet ediyor" diyen Dr. Reşit Haylamaz, yayınlanan son kitabı ile geniş kitlelerle Peygamberimizin en sevgili eşiyle ilgi gerçekleri ulaştırmayı umuyor.
    Hz. Ayşe'yi, din adına hizmet edilmeye ihtiyaç duyulan Medine yıllarında , Resullah'ın yanında yer alan hususi bir vezir olarak tanımlayan Dr. Reşit Haylamaz, bu yönüyle onun Peygamberimizin eşleri arasındaki konumunun farklı olduğuna dikkat çekiyor.
    Mü'minlerin En Mümtaz Annesi Hazreti Âişe (r.a) adlı kitabında, peygamberimizin eşinin hususi bir donanıma sahip olduğunu belirten Dr. Reşit Haylamaz, Allah'ın ona misyonunu yerine getirebilmesi için müthiş bir zeka lutfettiğinin altını çiziyor.
    Hz, Ayşe'nin duyduğunu olduğu gibi kabullenmediğini, onu Kur'an ve Sünnet kıstaslarına göre sorgulayan bir yaratılışta olduğunu açıklayan Haylamaz, "Onun kulağı vahiyde, gözü ise İstikbaldeydi. Ayaklarını sapasağlam bastığı yerde o, Saadet Asrı ile geleceği birbirine bağlayan muhteşem bir köprü gibiydi" diyor.
    Haylamaz'a son kitabı vesilesi ile son günlerde bazı çevrelerin fazlaca tartıştığı konularla ilgili görüşlerini sorduk. İşte aldığımız yanıtlar:
    Her ikisinin de Peygamberimize yakınlığı yanında, meziyetlerini göz önüne alındığında faziletleri tartışılmayacak iki dini önderden Hz. Ali ve Hz. Âişe'nin arasında yaşananları nasıl anlamak lazım?
    Hz. Ali, Peygamberimizin amcasının oğlu, damadı ve manevi ilimlerin merkezi konumunda; İslâm’ı bütünüyle benimsemiş ve yaşamış bir sahabîdir. Hz. Âişe annemiz de gözlerini Hz. Ebu Bekir gibi bir babanın evinde açmış ve İslam’la beraber büyümüş bir büyük kadındır. Binaenaleyh bu iki büyük sahabi arasında yaşananları basit ve varlığı-yokluğu şüpheli bir iki olaya dayandırmak ve bunun üzerinden bu iki müstesna karakterli sahabiye dil uzatmak İslam ahlâkı ve âdâbına yakışan bir tutum değildir.
    Diğer taraftan gerek asr-ı saadette gerekse daha sonraki dönemlerde bu iki sahabi arasında yaşanan pek çok samimi itiraf ve davranış, bu ikili arasındaki hislerin gayet canlı olduğu ve birbirlerine hürmetkâr davrandıklarının ispatıdır. Söz konusu müspet sözlü ve fiilî örneklerin ifade ettiği mana, Hz. Ali ile Âişe arasında herhangi bir kırgınlık veya dargınlığın olmadığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Cemel gibi acı hâdiselerin altında yatan sebepler arasında böyle bir kırgınlık aramak beyhûde bir uğraştır. (Geniş bilgi için bkz: Hazreti Ali ve Âişe Validemiz)
    Son günlerde yaşanan bazı çirkin hadiselerden dolayı Hz. Aişe'nin HZ. Peygamberle kaç yaşında evlendiği konusu yine tartışılır oldu. Evlilik yaşı ile ilgili doğru bilgi nedir?
    Hz. Âişe annemizin evlilik yaşı, Allah Resûlü’ne dil uzatmak isteyenlerin sıklıkla başvurduğu hususların başında gelir. Bu çevreler onun küçük yaşta iken Efendimizle evlendiğini söylemekte ve böylelikle İslam aleyhine karalama kampanyası yürütmeye çalışmaktadırlar.
    Eserde bu konu “Âişe Validemiz’in Evlilik Yaşı” başlığı altında teferruatlı bir şekilde tahlil edilmiş, mevcut rivayetler inkâr yoluna gidilmeden bilgiler telif edilmiş ve bu evliliğin Hz. Âişe’nin 17-19 yaşlarına tekabül ettiği yıllara denk geldiği ispatlanmaya çalışılmıştır.
    Bir de İfk hadisesi var. Bu konuda da bilgilendirme yapar mısınız?
    İfk hâdisesi, Benî Mustalık gazvesinden dönerken Hz. Âişe’nin kaybolan gerdanlığını araması akabinde gelişen olayları anlatır. Bu hâdise, müminlerin Hz. Âişe’yi hevdeç (çöl şartlarında özellikle kadınların daha rahat yolculuk yapabilmeleri için devenin üzerine bağlanan kapalı mekân) içinde zannedip unutmaları neticesinde münafıklarca ortaya atılmış bir iftiradır. Hz. Âişe gerdanlığını bulmaya çalışırken arkada kalmış ve kendisi gibi bir şekilde ordudan geriye düşmüş Safvân ibn-i Muattal tarafından fark edilmişti. Bu sahabi İslam’ın emrettiği ölçülere riayet ederek gayet iffetli bir şekilde Hz. Âişe annemizi devesine bindirmiş ve yularını tutarak orduya yetiştirmişti. İşte bu olayı öteden beri içinde Müslümanlara karşı kin ve gayz taşıyan münafıkların lideri Abdullah ibn-i Übeyy ibn-i Selül diline dolamış ve Hz. Âişe annemiz gibi afife bir kadına iftira atmıştı.
    Bu olay Hz. Âişe annemizin şahsında odaklanan bir fitne ve imtihandı. Allah, bununla müminleri sınadı ve bu olayla pek çok ders verdi. Şüphesiz ki en büyük acıyı Âişe annemiz çekti fakat sonunda iffeti ve nezaheti gökler ötesinden beraat almış bir kadın olarak tarihe geçti. Tesettür ve iffet konusunda kılı kırk yararcasına hassas yaşayan bir kadın, iffetiyle imtihan olmuş ve neticede Allah tarafından paklanmıştı. Nur Sûresi 11. ayetinden itibaren inen âyetler yaşanan olayları özetliyor, müminlere ibret dersleri talim ediyor, münafıklara da su-i akıbetlerini tebliğ ediyordu. İlahi takdir yaşanan bir hadise münasebetiyle pek çok hususu açıklığa kavuşturmuş ve bundan böyle benzeri bir durumla karşılaşılması halinde müminlerin nasıl davranmaları gerektiğini talim etmişti. Kısacası bu olayla Hak, şerleri hayr eylemişti.
    Hz. Aişe'nin hayatı günümüz kadınlarına neler hatırlatmalıdır?
    Hz. Âişe annemiz, kitaba isim olduğu gibi her açıdan mümtaz bir kadındı. Hayatı boyunca Efendimizin gözlerinin içine bakmış ve ona sadık bir eş ve talebe olmaya çalışmıştı. Pek çok konuda söz söyleyebilecek bilgi birikimi olan bilge ve entelektüel bir insandı. İnandığı değerlere taklidi değil tahkiki olarak inanırdı. Öğrendiklerini test eder öyle kabullenirdi.
    Onun bariz bir özelliği de hayatını sade yaşamasıydı. Hiçbir zaman israf etmez, kendisine yetecek miktarla iktifa eder kalanı hemen elinden çıkarırdı. Lüks ve şatafat onun dünyasında hiçbir zaman yaşama hakkı bulamamıştı. Gerek Peygamberimizin sağlığında gerekse daha sonraki hayatında eskilerin “kût-u lâ yemût” dedikleri ölmeyecek miktarla geçinerek hayatını idame ettirdi. Olur da eline imkân geçerse hemen infak ederdi. Köle azat etmek ve fakirleri sevindirmek en hoşlandığı davranışların başında geliyordu.
    Hayatı boyunca bilgisini hiçbir zaman insanlardan esirgemedi. Öğrendiğini başkalarıyla paylaşmasını bildi ve çok büyük insanlar yetiştirdi. Allah Resûlü’nden öğrendiklerini diğer insanlara aktarma konusunda gayet titiz ve gayretliydi. Onun bu aşk ve şevki neticesinde kadınlarla ilgili pek çok husus Allah Resûlü’ne sorulmuş ve cevabı alınmıştı. Bu anlamda kadınların Hz. Âişe annemize özel bir teşekkür borçları vardı.
    Hz. Âişe’nin özellikle tesettür konusundaki hassasiyeti bir başkaydı. Bu hususta hayatı boyunca en ufak bir taviz vermemişti. Bu hassasiyeti o kadar ileri derecede idi ki Hz. Ömer vefat edip kendi odasına defnedildikten sonra kabirle arasına bir perde çektirmişti. Yeğeni Hafsa kendisini ziyarete geldiğinde takmış olduğu başörtüsünü ince bulmuş onu ikiye katlayarak nasıl örtünmesi gerektiğini göstermişti. Tesettür konusunda kadınları her zaman ikaz eder ve Nur Suresi’nde emredildiği gibi örtünmelerini hatırlatırdı.
    Hülâsâ, onun hayatında öne çıkan başlıklar şöyle idi:
    1. Sadelik
    2. Cömertlik
    3. İlim sevgisi
    4. Dini yaşamada hassasiyet
    5. Fedakârlık
    6. İffet ve nezahet
    7. Sadakat
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  3. #3
    Dost canfedanur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    30

    Standart

    Tesettür kılığına girilecek bi'şey midir Ayşe Arman?diyorum ben de.....

  4. #4
    Vefakar Üye bEtüL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Mesajlar
    325

    Standart

    ayşe arman gibi tesettürlüler türemiş durumda zamanımızda..sadece testtür kılığına girenler!..

    güzel bir paylaşım..
    Allah razı olsun..
    Ey Baki olan Allah,Baki ancak Sensin...

  5. #5
    Dost elif_gibi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesajlar
    30

    Standart

    Allah ıslah etsin
    Elif gibi yalnızım,

  6. #6
    Pürheves Sürur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesajlar
    180

    Standart

    Allah razı olsun ayşe armana senai demirçinin güzel bir yazısı var okumakta yarar...bu gibilere Allah hidayet versin diyebiliriz imtihan dünyası kimisi örtüneçek kimisi örtünmeyeçek....

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bediüzzaman'a Açık Mektup
    By yakaza in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 02.07.09, 11:36
  2. Öğretmenime Açık Mektup...
    By slim in forum Eğitim
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 16.11.08, 18:26
  3. Fâzıl Aabime Açık Mektup
    By zahid in forum Gündem
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 21.01.08, 12:58
  4. Fâzıl Aabime Açık Mektup
    By seyyah_salih in forum Gündem
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 24.12.07, 14:39
  5. Ekrem Dumanlı'ya Açık Mektup
    By aşur in forum Gündem
    Cevaplar: 39
    Son Mesaj: 30.06.07, 12:37

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0