+ Konu Cevaplama Paneli
2. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var BirinciBirinci 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 ve 28

Konu: Tesettürde Dikkat Edilecek Hususlar

  1. #11
    Pürheves sinepuryan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    171

    Standart

    TESETTÜRDE ŞER’Î ÖLÇÜLER
    ÖNSÖZ
    Bindörtyüz sene evvel Arab yar?madas?ndan doğan ?slâm güneşi, zaman geçtikçe bü­tün k?t’alar? ve milletleri nuruyla ay­d?nlatm?ş ve günümüze kadar gelmiş, k?yamete ka­dar da devam edecektir.

    ?slâmiyet, gelişiyle beraber, insanlar?n bütün sahalar?nda sa­adet ve huzurlu yaşay?şla­r?n? esas alm?ş ve bu hususlarda ge­rekli hükümler vaz’ etmiştir.

    Müslümanlar bu hükümleri en evvel Allah’?n (C.C.) ve onun yüce Peygamberinin (A.S.M.) emri olduğu için, ibadet kasd?yla ellerinden geldiği kadar tatbik etmişler ve bu uğurda her şeyle­rini ortaya koymuşlard?r.

    ?şte bu hükümlerden birisi de örtünmekle alâkal? hükümler­dir.

    Bindörtyüz sene zarf?nda ?slâm ekseriyetle hakimiyetini ko­rumuştur.

    Baz? zamanlarda siyasi sahalarda ve hakimiyet devrelerinde ink?ta’ olmuşsa da tesettür emrinin tatbikat?nda herhangi bir maniayla karş?laşmam?şt?r.

    Ta ki, asr?m?z?n başlar?nda Avrupadan yay?lan ?slâm aley­darl?ğ? zaman içinde memle­ketimizin içinde Avrupa meftunu baz? yazar ve siyasetçileri de etkilemiş ve tesettür aley­hinde bir hava yay?lm?şt?r.

    Tesettürün yasakland?ğ?na dair bir kanun ç?kar?lmamas?na rağmen baz? lastikli kanunlar?n şümulüne sokulmaya çal?ş?larak müthiş bir kampanya başlat?lm?ş­t?r.

    Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, asl?n? Osmanl?lar?n son devrelerinde Avrupadan gelen ve içimizde ma’kes bulan fikirlere cevap mahiyetinde Tesettür Risalesi yazm?ş ve bilahare 1934 y?l?nda bu risalesini genişleterek neşretmiştir. Bunun üzerine 1935 y?l?nda Eskişehir Mahkemesinde suçland?ğ? maddelerden birini de bu Risalenin neşri teşkil etmiştir.

    Günümüzde ise, tesettür aleydarl?ğ? had safhaya vard?r?lmaya çal?ş?lmaktad?r. Bir taraf­tan devlet kuvvetleriyle mani olmaya çabalan?rken bir taraftanda da kand?r?lan baz? din adam­lar? vas?­tas?yla müslümanlar?n zihinlerine şüphe tohumlar? atmaya çal?­ş?lmaktad?r.

    ?ttihad Yay?nevi olarak, bu hususta nazil olan ayetleri ve hadis-i şerifleri ve bu ayet ve ha­disleri tefsir eden ve bütün üm­met taraf?ndan itimad edilen muteber kitablar?n ve âlimlerin gö­rüşlerini ald?k. Ta ki, bu hususlarda inanc? gereği tesettüre riayet eden kardeşlerimizin te­reddüdü olmas?n ve mücadelelerinden taviz vermesinler.

    Gayret bizden tevfik Allah’dan (C.C.)

    ?TT?HAD YAYINCILIK



    KAYNAK K?TAPLAR VE KISALTMA ?ŞARETLER?
    Büyük ?slâm ?lmihali, Ömer Nasuhi Bilmen, 544 sh. 1986 ?stanbul

    Dört Mezhebin F?k?h Kitab?, Mütercim: Hasan Ege, 1971 Ankara

    Emirdağ Lâhikas?-ll, Bediüzzaman Said Nursi, Envâr Neşriyat, 1992 ?stanbul

    Gençlik Rehberi Bediüzzaman Said Nursi, Envâr Neşriyat, 1994 ?stanbul

    Hülasat-ül Beyan, Konyal? Mehmed Vehbi, Üçdal Neşriyat ?stanbul

    ?hya-i Ulum-üd Din Tercemesi, Bedir Yay?nevi 1974 ?stanbul

    ?lâhî Hadîsler, H.Hüsnü Erdem, Diyanet ?şleri Başkanl?ğ? Yay?nlar?

    Kastamonu Lâhikas? Bediüzzaman Said Nursi, Envâr Neşriyat, 1990 ?stanbul

    Kitab-ül F?kh? alâ Mezahib-ül Erbaa, Çağr? Yay?nlar?, 1987 ?stanbul

    Lem’alar Bediüzzaman Said Nursi, Envâr Neşriyat, 1992 ?stanbul

    Mektubat Bediüzzaman Said Nursi, Envâr Neşriyat, 1993 ?stanbul

    Nimet-ül ?slâm, Mehmed Zihni Efendi, 1957 ?stanbul

    Osmanl? Tarih Deyimleri Sözlüğü, Milli Eğitim Bas?mevi 1946-1955

    Osmanl?ca Lem’alar, Bediüzzaman Said Nursi, 879 sh.

    Sahih-i Müslim Tercemesi, Mehmed Sofuoğlu, ?rfan Yay?nlar? 1967 ?stanbul

    Sözler Bediüzzaman Said Nursi, Envâr Neşriyat, 1993 ?stanbul

    Sünen-i Ebu Davud, Terceme ve Şerhi, Şamil Yay?nlar?, 1987 ?stanbul

    Şualar Bediüzzaman Said Nursi, Envâr Neşriyat, 1994 ?stanbul

    Tarihçe-i Hayat?, Bediüzzaman Said Nursi, Envâr Neşriyat, 1994 ?stanbul

    (E.T.) Elmal?l? Tefsiri (Hak Dini Kur’an Dili), Hamdi Yaz?r, ll Bask?, 1960-1962 ?stanbul

    (?.M.) ?bn-i Mace Tercemesi, Kahraman Yay?nlar?, 1982-1983 ?stanbul

    (K.H.) Keşf-ül Hafa, Matbaat-ül Fünün, Halep (2 Cilt)

    (R.E.) Ramuz-ül Ehadîs Abdülaziz Bekkine, Milsan, 1982, 2 Cilt ?stanbul

    (R.K.K.) Risale-i Nur’un Kudsî Kaynaklar?, Abdülkadir Bad?ll?, Envâr Neşriyat, 1994 ?stanbul

    (S.B.M.) Sahih-i Buhari Muhtasar? Diyanet ?şleri Başkanl?ğ? Yay?nlar? ll. Bask?, 12 Cilt

    (T.T.)Tac Tercemesi, Bekir Sadak, Sinem Matbaas?, 1968-1975 ?stanbul
    Konu elff tarafından (29.05.07 Saat 19:40 ) değiştirilmiştir.
    Elde Kur\'an gibi bir mucize-i Baki varken,
    Başka burhan aramak aklıma zaid görünür
    Elde Kur\'an gibi bir burhan\'ı hakikat varken,
    Münkirleri ilzam için gönlüme sıkletmi gelir?
    Zülfikar Mecmuası

  2. #12
    Pürheves sinepuryan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    171

    Standart

    G?R?Ş
    Tesettür, yani örtünme ve elbise gi­yinmek; setr-i av­ret,([1]) so­ğuk ve s?caktan ko­runma ve tezeyyün([2]) gibi hik­metlere münha­s?r değildir. Düşünülecek olursa, baz? hay­vanlara, bil­hassa kuşlara, gayet güzel tüy­lerle giy­di­rilen f?trî elbise­lerden daha güzel f?trî elbi­seyi Allah in­sanlara giydirebile­ceği halde, insan?n dünyada sun’î([3]) el­biseye muh­taç b?rak?l­mas?n?n elbette hikmetleri var­d?r.

    Evet «Cenab-? Hak, insandan başka ziruh mahlu­ka­t?na f?trî birer libas giydir­diği gibi; meydan-? haşirde sun’î libas­lar­dan üryan([4]) olarak fakat f?trî bir libas giy­dirmesi, ism-i Hakîm muktezas?d?r. Dün­yada sun’i liba­s?n hikmeti, yal­n?z so­ğuk ve s?caktan muhafaza ve zinet ve setr-i avrete münhas?r değildir. Belki mühim bir hik­meti, insan?n sair nevi­lerdeki tasar­ruf ve münasebe­tine ve ku­mandanl?­ğ?na işaret eden bir fihriste ve bir liste hük­mün­dedir. Yoksa kolay ve ucuz, f?trî bir li­bas giydi­re­bilirdi. Çünki bu hikmet ol­mazsa; muhtelif pa­çav­ralar? vü­cuduna sa­r?p gi­yen insan, şuurlu hayvana­t?n naza­r?nda ve onlara nisbe­ten bir mas­kara olur, ma­nen onlar? güldürür. Meydan-? ha­şirde, o hikmet ve münase­bet yok. O liste de ol­mamas? lâz?m gelir.» (Mektubat sh: 384)

    Mezkûr hikmet, yaln?z elbiseye inhi­sar etmeyip insa­n?n ca­mi’ f?trat?yla her şeye muhtaç yarat?ld?ğ?na ve her şey insa­n?n ihti­yacat?na hizmet etmekle insan?n Hi­la­fet-i Arziyeye sa­hib k?l?nd?ğ?na ve böylece insan?n en mükem­mel mahluk ola­rak ah­sen-i takvime ç?kar?ld?­ğ?na da işaret eder.

    (S.B.M.) 2048. hadisi, insanlar?n ha­şirde sun’i elbi­se­siz ola­rak diriltileceğini bildi­rir.

    ASRIMIZDA TESETTÜR
    Asr?m?zda, Avrupa’dan gelen sözde kad?n hürri­yet­leri ad? alt?nda, gerçekte ise kad?n? her sahada istismar eden ve âdi bir metadan başka değer ve k?y­met vermeyen bir anla­y?ş ve bu anlay?­ş?n tatbikatç?lar? karş?lar?nda en ev­vel Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ve onun Risale-i Nur Külliyat?n? bulmuşlar­d?r.

    Asl?n? daha önce yazan ve 1934’te ilaveler ve düzenlemelerle Tesettür Risalesini yeniden te’lif eden ve neşre­den Bediüzzaman Hazretleri, 1935 senesinde ?nk?laplar aleyhinde faali­yetlerde bulunmak gibi suçlamalardan dolay? Eskişehir Ağ?r Ceza Mahkemesinde yarg?lanm?ş ve diğer suçlamalar­dan ceza veril­mezken Tesettür Risalesinden kendisine bir senelik ceza vermişlerdir.

    Bediüzzaman Hazretleri, idam plan? ile verildiği Eskişehir Ağ?rceza Mahkemesinde, tesettür-ü nisvan?([5]) mü­da­faa ederken şöyle diyor:

    «?şte ben de adliyenin mahkemesine de­rim ki: Binüçyüzelli senede ve her as?rda üçyüzelli milyon müslü­manlar?n hayat-? içti­maiyesinde kudsi ve hakiki bir düs­tur-u ?lahîyi üçyüzelli bin tefsirin tasdik­lerine ve itti­fakla­r?na istinaden ve bi­nüçyüz se­nede geçmiş ecda­d?m?z?n iti­kad­lar?na iktidaen tefsir eden bir adam? mah­kûm eden haks?z bir karar?, elbette ruy-i zeminde adalet varsa, o karar? red ve bu hükmü nakzedecektir diye ba­ğ?r?­yorum. Bu as­r?n sağ?r kulaklar? dahi işitsin!..» (Şualar sh: 448)

    Yine müdafaan?n bir k?sm?nda da şöyle der:

    «Bin seneden beri çarşaf alt?nda bulunan mu­had­de­rat-? ?slâmiye([6]) şimdi de çarşaf­lar?n? mu­hafaza ediyor­lar.» (Osmanl?ca Lem'alar sh: 586)

    Tesettür aleyhinde böyle acib tahak­kümü yapan mü­te­hakkimler, ve milli tereddiye dehşetli bir şekilde kap? açt?lar. Çünkü aile müessesesinin korunmas?nda ve aile efrad? ara­s?nda nesebî ve f?trî olan manevi bağla­r?n; hürmet, merhamet gibi hislerin ve ah­lâkî değerle­rin tahak­kuk etmesinde teset­türün rolü büyüktür. Tesettürsüz ve müb­tezel([7]) ailelerde, mezkûr f?trî bağlar ve ma­nevi değer­ler gelişmez.

    Eğer bu değerler, yaşanan dinî ha­yatla geliştikten sonra, asrîliğe([8]) özenip te­settür terk edilirse, kazan?lan manevi ha­yat büyük ölçüde zedelenir. Böylelerin ha­yat anlay?ş? gi­derek yaln?z dünyevi men­faat ve lezzetler öl­çüsü içinde darlaş?r ve maddileşir. ?nsanl?ğ?n yüksek şahsi­yeti tersine döner, tereddi eder.

    Y?llar sonra ayn? anlay?ş?n tatbikatç?lar? tesettür mese­lesinden dolay? müslüman kitleyi bask? alt?nda tut­tuklar?n?
    Konu elff tarafından (29.05.07 Saat 19:40 ) değiştirilmiştir.
    Elde Kur\'an gibi bir mucize-i Baki varken,
    Başka burhan aramak aklıma zaid görünür
    Elde Kur\'an gibi bir burhan\'ı hakikat varken,
    Münkirleri ilzam için gönlüme sıkletmi gelir?
    Zülfikar Mecmuası

  3. #13
    Pürheves sinepuryan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    171

    Standart

    TESETTÜR R?SALES?’NDEN
    Bismillahirrahmanirrahim

    ‘ya eyyühe’n nebiyyü kul liezvacike ve benatike ve nisai’l mü’minine yüdnine aleyhinne min celâbîbihinne’([9])

    ilâ âhir… âyeti, te­settürü([10]) emrediyor. Medeniyet-i sefihe([11]) ise, Kur’an?n bu hük­müne karş? muhalif gidiyor. Tesettürü, f?trî([12]) görmüyor, “bir esarettir” diyor.

    Elcevab: Kur’an-? Hakîm’in bu hükmü tam f?trî([13]) olduğuna ve muhalifi gayr-? f?trî olduğuna delalet eden çok hikmetlerin­den, yaln?z “dört hikmet”ini beyan ede­riz.

    Birinci Hikmet: Tesettür, kad?nlar için f?trîdir([14]) ve f?t­ratlar? iktiza ediyor. Çünki kad?nlar hilkaten([15]) zaif ve nazik ol­duklar?ndan, kendilerini ve hayat?ndan ziyade sevdiği yavru­lar?n? himaye edecek bir erkeğin himaye ve yard?m?na muhtaç bulunduğundan, kendini sevdir­mek ve nefret ettir­memek ve istiskale([16]) maruz kalmamak için, f?trî bir meyli var. Hem kad?n­lar?n on adetten alt? yedisi, ya ihti­yard?r, ya çir­kindir ki; ihti­yarl?­ğ?n? ve çir­kinliğini herkese göstermek is­temez­ler. Ya k?skanç­t?r; kendinden daha gü­zel­lere nisbeten çirkin düşme­mek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar, ta­ar­ruza maruz kalmamak ve kocas? naza­r?nda hiyanetle müt­tehem([17]) ol­mamak için, f?traten tesettür ister­ler. Hatta dikkat edilse, en ziyade kendini sakl?yan ihti­yarlard?r. Ve on adet­ten ancak iki üç ta­nesi bulunabilir ki; hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten s?k?lmas?n. Malumdur ki; insan sevme­diği ve istiskal ettiği adamla­r?n nazar?n­dan s?k?­l?r, müteessir olur. Elbette aç?k sa­ç?kl?k k?ya­fetine giren güzel bir kad?n, bakmas?na hoş­land?ğ? namah­rem([18]) erkek­lerden onda iki üçü varsa, yedi sekizin­den istiskal eder. Hem tefahhuş ve te­fes­süh et­miyen([19]) bir güzel kad?n, nazik ve seri-üt te­essür([20]) oldu­ğun­dan, mad­deten te’siri tecrübe edilen belki semlendi­ren([21]) pis nazarlardan elbette s?k?l?r. Hatta işi­tiyoruz; aç?k sa­ç?k­l?k yeri olan Avrupa’da çok kad?n­lar, bu dikkat-i na­zardan s?k?­la­rak, “bu alçaklar bizi göz hapsine al?p s?k?­yorlar” diye polislere şekva ediyorlar. Demek me­deni­yetin ref-i tesettürü,([22]) hilaf-i f?tratt?r.([23]) Kur’an’?n teset­tür emri f?trî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve k?y­met­dar birer re­fika-i ebediye olabilen kad?nlar?, te­set­tür ile su­kuttan, zilletten ve manevi esaretten ve sefaletten kurta­r?yor.

    Hem kad?nlarda, ecnebi erkeklere karş? f?tra­ten korkakl?k, tahavvüf([24]) var. Tahavvüf ise, f?traten te­set­türü iktiza ediyor. Çünki sekiz dokuz dakika bir zevki cidden ac?laşt?racak sekiz dokuz ay ağ?r bir veled yükünü zah­met ile çek­mekle beraber, hami­siz bir veledin terbi­ye­siyle sekiz do­kuz sene, o sekiz dokuz dakika gayr-? meşru zevkin belas?n? çekmek ihtimali var. Ve kesretle([25]) vaki ol­du­ğundan, cidden şiddetle namahrem­lerden f?t­rat? korkar ve cibilliyeti sak?n­mak ister. Ve tesettür ile namahremin iştihas?n? açmamak ve tecavüzüne mey­dan ver­memek, zaif hilkat? emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kal­’as? çarşaf? olduğunu gösteriyor. Mesmuat?ma([26]) göre: Merkez ve payi­taht-? hükümette,([27]) çarş? içinde, gündüzde, aha­linin gözleri önünde, gayet adi bir kun­dura boyac?s?, dünyaca rütbeten bü­yük bir adam?n aç?k bacakl? kar?s?na bilfiil sar­k?nt?l?k etmesi, tesettür aley­hinde olanlar?n hayas?z yüzlerine bir şamar vuru­yor!..

    ?kinci Hikmet: Kad?n ve erkek orta­s?nda gayet esasl? ve şiddetli münasebet, mu­habbet ve alâka; yaln?z dünyevi ha­ya­t?n ihtiyac?ndan ileri gelmiyor. Evet bir kad?n, ko­ca­s?na yaln?z hayat-? dünyevi­yeye mahsus bir re­fika-i ha­yat([28]) değildir. Belki hayat-? ebediyede dahi bir re­fika-i hayatt?r.([29]) Madem hayat-? ebediyede dahi ko­ca­s?na refika-i hayatt?r; elbette ebedî arkadaş? ve dostu olan kocas?­n?n naza­r?ndan gayr? başkas?n?n nazar?n? kendi me­hasinine celbetmemek([30]) ve onu dar?lt­mamak ve k?s­kand?rmamak lâz?m gelir. Madem mü’min olan ko­cas?, s?rr-? imana bi­naen onun ile alâkas? hayat-? dün­yevi­yeye münhas?r ve yaln?z hayvanî ve gü­zellik vak­tine mahsus muvakkat bir muhabbet değil, belki hayat-? ebediyede dahi bir refika-i hayat nokta­s?nda esasl? ve ciddi bir mu­habbetle, bir hürmetle alâkadard?r.

    Hem yaln?z gençliğinde ve güzellik za­man?nda değil, belki ihtiyarl?k ve çirkin­lik vaktinde dahi o ciddi hürmet ve mu­habbeti taş?yor. Elbette ona mukabil, o da kendi me­hasinini([31]) onun nazar?na tah­sis ve muhabbetini ona hasretmesi muk­teza-y? insaniyettir. Yoksa pek az ka­za­n?r, fakat pek çok kaybeder.

    Şer’an([32]) koca, kar?ya küfüv([33]) olmal?, yani birbirine mü­na­sib olmal?. Bu küfüv ve denk olmak, en mü­himmi diyanet nok­tas?ndad?r. Ne mutlu o kocaya ki; ka­d?­n?n?n di­ya­netine bak?p taklid eder, refi­kas?n? hayat-? ebedi­yede kaybetmemek için mütedeyyin([34]) olur. Bahtiyard?r o ka­d?n ki; kocas?n?n diyanetine ba­k?p “ebedî arkadaş?m? kaybet­mi­yeyim” diye tak­vaya([35]) girer.

    Veyl([36]) o erkeğe ki; saliha kad?n?n?([37]) ebedî kaybetti­re­cek olan sefahete girer. Ne bed­bahtt?r o kad?n ki; müt­taki([38]) koca­s?n? taklid etmez, o mübarek ebedî arkada­ş?n? kaybeder.

    Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki; bir­birinin f?sk?n?([39]) ve sefahetini taklid ediyorlar. Birbirine ateşe at?lmas?nda yard?m ediyorlar!..

    Üçüncü Hikmet: Bir ailenin saadet-i hayatiyesi; koca ve kar? mabeyninde bir em­niyet-i mütekabile([40]) ve samimi bir hür­met ve muhabbetle devam eder. Tesettürsüzlük ve aç?k saç?kl?k, o emni­yeti bozar, o mütekabil hür­met ve mu­habbeti de k?rar.

    Çünki aç?k saç?kl?k k?l?ğ?na giren on ka­d?ndan an­cak bir tanesi bulunur ki, ko­ca­s?ndan daha güzeli gör­mediğin­den, kendini ecnebiye sevdirmeye çal?şmaz. Dokuzu, koca­s?ndan dahi iyisini görür. Ve yirmi adam­dan ancak bir ta­nesi, ka­r?­s?ndan daha gü­zelini görmü­yor. O va­kit o samimi muhabbet ve hürmet-i mü­tekabile gitmekle beraber, gayet çirkin ve ga­yet alçakça bir his uyand?rmaya se­bebiyet ve­rebilir. Şöyleki:

    ?nsan, hemşire([41]) misillü mahremlerine([42]) karş? f?tra­ten şe­hevanî his taş?yam?yor. Çünki mahremlerin sima­lar?, kara­bet([43]) ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve mu­habbet-i meşru­ay? ih­sas ettiği cihetle; nefsî, şehevanî temayülat? k?rar. Fakat ba­caklar gibi şer­’an mahremlere de gös­ter­mesi caiz olmayan yerlerini aç?k saç?k b?rak­mak, süflî([44]) nefis­lere göre gayet çir­kin bir hissin uyan­ma­s?na sebe­biyet ve­rebilir. Çünki mahremin si­mas? mah­remiyetten haber verir ve namahreme benzemez. Fakat meselâ aç?k ba­cak, mahremin gayriyle müsavidir. Mahremiyeti ha­ber vere­cek bir alâmet-i farikas? olmad?­ğ?n­dan, hayvanî bir na­zar-? hevesi, bir k?s?m süflî mah­remlerde uyan­d?rmak mümkün­dür. Böyle nazar ise, tüy­leri ür­pertecek bir sukut-u in­sa­niyettir!..

    Dördüncü Hikmet: Malumdur ki; kesret-i nesil her­kesce matlubdur. Hiçbir millet ve hükümet yoktur ki, kes­ret-i te­nasüle taraftar olmas?n. Hatta Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâm ferman etmiş:

    “?zdivaç ediniz; çoğal?­n?z. Ben k?ya­mette, sizin kesretinizle if­tihar edeceğim.([45]) Halbuki tesettürün ref’i, izdivac?([46]) teksir etmeyip, çok azalt?yor. Çünki en serseri ve asrî bir genç dahi, refika-i hayat?n?([47]) namuslu is­ter. Kendi gibi asrî, yani aç?k saç?k olmas?n? iste­me­diğin­den bekâr kal?r. Belki de fuhuşa sülûk eder.([48]) Kad?n öyle değil, o derece ko­cas?n? inhisar alt?na alamaz. Çünki ka­d?­n?n -aile hayat?nda müdür-ü dahilî ol­mak haysi­yetiyle ko­cas?n?n bütün ma­l?na, evla­d?na ve her­şe­yine muha­faza me­’muru olduğundan- en esasl? hasleti sadakatt?r,([49]) emniyettir. Aç?k saç?kl?k ise, bu sada­kat? k?­rar; kocas? naza­r?nda em­niyeti kaybeder, ona vicdan azab? çekti­rir. Hatta er­kek­lerde iki güzel haslet olan ce­saret ve se­havet([50]) kad?nlarda bu­lunsa, bu emniyete ve sada­kata zarar ol­duğu için, ahlâk-? seyyi­edendir,([51]) kötü haslet say?l?rlar. Fakat kocas?n?n vazi­fesi, ona hazine­darl?k([52]) ve sadakat değil, belki himayet ve merhamet ve hürmet­tir. Onun için, o erkek inhi­sar alt?na al?nmaz. Başka kad?nlar? da nikah ede­bilir. Memleketimiz Avrupa’ya k?yas edilmez. Çünki orada dü­ello gibi çok şiddetli vas?talarla aç?k saç?kl?k içinde namus bir derece muhafaza edilir. ?zzet-i nefis sahibi birisi­nin kar?s?na pis na­zarla bakan, boynuna kefenini takar, sonra bakar.

    Hem memalik-i baride([53]) olan Avrupa’daki tabiatlar, o memleket gibi barid ve ca­middirler.([54]) Bu Asya, yani Âlem-i ?slâm k?t’as?, ona nisbeten mema­lik-i harredir.([55]) Malumdur ki; muhitin, in­san?n ahlâk? üzerinde te’siri vard?r. O barid mem­lekette, so­ğuk insanlarda he­vesat-? hayvaniyeyi tahrik etmek ve işti­hay? açmak için aç?k saç?kl?k, belki çok su-i is­timalata ve israfata medar ol­maz. Fakat seri-üt teessür ve hassas olan memalik-i har­redeki insanlar?n hevesat-? nefsa­niyesini([56]) müte­madiyen tehyic([57]) ede­cek aç?k saç?kl?k, elbette çok su-i istima­lata ve israfata ve neslin za’fiyetine ve sukut-u kuvvete se­bebdir. Bir ayda veya yirmi günde ihtiyac-? f?tr­îye mu­kabil, her birkaç günde kendini bir israfa mecbur zan­neder. O vakit, her ayda on beş gün kadar hay?z gibi ar?­zalar mü­nasebetiyle kad?ndan tecennüb etmeye mec­bur ol­du­ğundan, nefsine mağlub ise fuhşi­yata da mey­le­der. Şehirliler; köylülere, be­devi­lere bak?p tesettürü kald?ramaz. Çünki köylerde, bedevi­lerde, derd-i maişet meşgalesiyle ve bedenen çal?şmak ve yo­rulmak müna­sebetiyle, hem şehirli­lere nisbeten nazar-? dikkati az celbeden ma­sume işçi ve bir derece kaba kad?nlar?n k?smen aç?k olmalar?, hevesat-? nef­sani­yeyi tehyice me­dar ola­mad?ğ? gibi, ser­seri ve işsiz adamlar az bu­lundu­ğundan, şehirdeki mefasidin([58]) onda biri onlarda bulun­maz. Öyle ise onlara k?yas edil­mez.» (Lem'alar sh: 195-199)

    «Elhas?l; nas?lki kad?nlar kahraman­l?kta, ihlasta, şef­kat itibariyle erkeklere ben­zemedikleri gibi, erkekler de o kah­ra­manl?kta onlara yetişemiyorlar. Öyle de; o masum han?mlar dahi, sefahette hiç bir vecihle erkek­lere yetişemez­ler. Onun için f?tratlar?yla ve zay?f hilkat­le­riyle namahrem­lerden şiddetli korkarlar ve çarşaf al­t?nda saklan­mağa kendile­rini mecbur bilirler.» (Lem'alar sh: 202)

    Hem «Kur’an merhameten, kad?nla­r?n hür­me­tini muhafaza için, haya per­desini([59]) takmas?n? emre­der. Ta hevesat-? rezilenin([60]) ayağ? alt?nda o şefkat ma­den­leri zil­let çek­mesinler. Âlet-i hevesat,([61]) ehemmiyetsiz bir me­ta’ hükmüne geçme­sinler. Medeniyet ise, kad?nlar? yu­va­la­r?ndan ç?kar?p, perdelerini y?rt?p, beşeri de baş­tan ç?­karm?şt?r. Halbuki aile ha­yat?, kad?n-erkek ma­bey­ninde mütekabil hürmet ve muhabbetle devam eder. Halbuki aç?k-saç?kl?k, samimi hürmet ve muhab­beti izale edip ailevi hayat? zehir­lemiştir.

    Hususan suretperestlik,([62]) ahlâk? fena halde sarst?ğ? ve sukut-u ruha([63]) sebebiyet ver­diği şununla anlaş?l?r: Nas?lki mer­hume ve rahmete muhtaç bir güzel kad?n cenazesine na­zar-? şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâk? tahrib eder. Öyle de: Ölmüş kad?n­lar?n suretle­rine veyahut sağ kad?n­lar?n küçük cenazeleri hükmünde olan suretlerine he­vesperve­rane bakmak, derinden de­rine hissi­yat-? ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrib eder.» (Sözler sh: 410)

    Aile hayat?nda kavvam([64]) olan -yani aileyi her hu­susta iyi idare etmekle görevli- erkek, ailesini günah ve kötü­lüklerden korumada gayet hassas ve gayretli ol­ma­l?d?r. Günün umumileşen moda ve fantaziyeleriyle ya­ban­c?­lara görünme pek çok ailelerde adeta bir şeref say?­l?yor. Bu hale karş? vicdanen ra­hats?z olmayan bir erke­ğin vasf? riva­yet­lerde “deyyus” tabiriyle tavsif edi­lir. (Bak: Ahmed ?bn-i Hanbel, 2/69, 128)

    Bir hadis-i şerifte mealen şöyle buyurulur: «Allah la­net etsin, kad?nlardan er­kek k?­l?ğ?na, erkekler­den kad?n k?yafetine gi­rene.» (R.E. 347) Keza kad?n elbi­sesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kad?na Peygamber (A.S.M.) lanet etmiştir. (Ebu Davud, Libas:28 ve Ahmed ?bn-i Hanbel 2/225)
    Konu elff tarafından (29.05.07 Saat 19:41 ) değiştirilmiştir.
    Elde Kur\'an gibi bir mucize-i Baki varken,
    Başka burhan aramak aklıma zaid görünür
    Elde Kur\'an gibi bir burhan\'ı hakikat varken,
    Münkirleri ilzam için gönlüme sıkletmi gelir?
    Zülfikar Mecmuası

  4. #14
    Pürheves sinepuryan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    171

    Standart

    ?SLÂM TOPLUMUNDA KADINLARIN AÇILMASININ NET?CELER?
    Kad?nda haya hissiyle([65]) ko­runan namus mefhumu, bir ci­hette şöyle ifade edilebi­lir:

    Kad?n vücudunda erkeklerin hissiya­t?na hoş gelen bü­tün uzuv ve cesedinin şer’î ölçüde ve haya hissinin neti­cesi olarak ör­tünmesiyle, erkeklerin kad?na karş? olan hissî alâkas?n?n uyand?r?lmamas?d?r. Binaenaleyh, kad?n?n bil’ih­tiyar([66]) şer’î ölçüde örtmediği uzvu ile er­ke­ğin hissî alâka­s?n? çektiği nisbette, namus mefhumu da o nis­bette kad?nda gerilemiş olur ki, bunun ileri dere­ce­sine Kur’an lisan?nda te­berrüc([67]) denir. (Ahzab Suresi 33:33) Osmanl?cada te­keşşüf([68]) ve tebezzül([69]) gibi kelimeler de ayn? manay? ifade eder. Bu hal de­vam ettikçe al?şkan­l?k ne­ti­cesinde haya hissini kaybede­rek, kad?nlarda aç?lma umumi bir âdet halini al?r ve cemi­yette de milli ahlâk zedelenir. Milli ahlâk?n bo­zulduğu bir cemi­yette her türlü kötülük yay?l?r. Git gide anarşizme ink?lab eder.

    Bediüzzaman Hazretleri diyor ki:

    «Âhirzaman?n fitnesinde en dehşetli rolü oy­nayan taife-i nisaiye([70]) ve onlar?n fitnesi olduğu, ha­disin rivayet­lerinden anlaş?l?yor. Evet nas?l ki tarihlerde eski za­man­larda “Amazonlar”([71]) nam?nda ga­yet silahşör kad?n­lar­dan mürekkeb bir taife-i askeriye olarak hârika harb­ler yap­t?k­lar? naklediliyor. Aynen öyle de: Bu za­manda zen­deka dalaleti, ?slâmiyete karş? muharebe­sinde nefs-i emmarenin planiyle, şeytan kumanda­s?na veri­len f?rka­lardan en dehşetlisi, yar?m ç?plak han?mlard?r ki; aç?k baca­ğ?yla, dehşetli b?­çaklarla ehl-i imana ta­arruz edip sald?r?yorlar. Nikah yolunu kapa­mağa, fuhuşhane yo­lunu geniş­let­tirmeğe çal?şa­rak, çoklar?n nefislerini bir­den esir edip, kalb ve ruhlar?n? ke­bair([72]) ile yaral?yor­lar. Belki o kalblerden bir k?sm?n? öldü­rüyorlar. Bir kaç sene na­mahrem hevesat?na göstermenin tam cezas? ola­rak; o b?çakl? bacaklar Cehennem’in odunlar? olup, en evvel o bacaklar yanacaklar?n? ve dünyada em­niyet ve sadakat? kay­bettiği için, hilka­ten çok istediği ve f?traten çok muhtaç ol­duğu münasib kocay? daha bulamaz. Bulsa da baş?na bela bulur. Hatta bu halin neticesi ola­rak, o âhirza­manda, baz? yerlerde nikaha rağbetsizlik ve ri­ayetsizlik yü­zünden, k?rk kad?na bir erkek neza­ret edecek derecede ehemmi­yetsiz, sahipsiz, k?ymetsiz bir surete gi­re­ceği, hadisin riva­yetinden anlaş?l?yor.» (Gençlik Rehberi sh: 23)

    «Rivayette var ki, “fitne-i âhirzaman o kadar deh­şetlidir ki, kimse nefsine hâ­kim olmaz.” Bunun için, binüçyüz sene zarf?nda emr-i Peygamberîyle bütün ümmet o fitne­den istiaze etmiş,([73]) azab-? kabirden sonra ‘min fitneti’l mesihi’d deccal... min fitneti ahiri’z zaman’([74]) vird-i ümmet([75]) olmuş.

    Allahu a’lem bissavab,([76]) bunun bir te’vili([77]) şudur ki: O fitneler nefisleri kendine çe­ker, meftun eder. ?nsanlar ihti­yar­lar?yla, belki zevkle irtikab ederler. Meselâ: Rusya’da ha­mamlarda kad?n-erkek beraber ç?plak gi­rerler ve kad?n kendi güzelliklerini göster­meğe f?traten çok meyyal olma­s?n­dan seve seve o fitneye at?l?r, baş­tan ç?kar. Ve f?tra­ten cemal­pe­rest([78]) erkekler dahi nefsine mağlub olup, o ateşe sar­hoşane bir sürur ile([79]) dü­şer, ya­nar. ?şte dans ve tiyatro gibi o za­man?n lehviyatlar?([80]) ve kebairleri ve bid’a­lar?,([81]) bi­rer cazibedarl?k ile, pervane gibi nefispe­restleri etra­f?na toplar, sersem eder. Yoksa cebr-i mutlak([82]) ile olsa ihtiyar kalmaz, gü­nah dahi ol­maz.» (Şualar 584)

    «Rivayetlerde Hazret-i ?sa Aleyhisselama “Mesih”([83]) nam? verildiği gibi her iki([84]) deccala dahi “Mesih” nam? verilmiş ve bütün rivayetlerde ‘min fitneti’l mesihi’d deccal... min fitneti’l mesihi’d deccal’ denilmiş. Bunun hikmeti ve te’vili nedir?

    Elcevap: Allahu a’lem, bunun hikmeti şudur ki: Nas?l ki emr-i ?lâhî ile ?sa Aleyhisselâm, şeriat‑? Mûseviyede([85]) bir k?s?m ağ?r tekâlifi kald?r?p şarap gibi baz? müştehiyât? helâl etmiş; aynen öyle de, büyük Deccal,([86]) şeytan?n iğvâs?([87]) ve hük­müyle şeri­at‑? ?seviyenin([88]) ahkâm?n? kald?r?p H?ristiyanlar?n hayat-? içtimaiyelerini idare eden rab?talar? bozarak anarşist­liğe ve Ye’cüc ve Me’cüc’e([89]) zemin haz?r eder. Ve ?slâm Deccal? olan “Süfyan”([90]) dahi, şeriat-? Muhammediyenin (a.s.m.) ebedî bir k?s?m ahkâm?n? nefis ve şeytan?n desisele­riyle kald?rma­ya çal?şarak, hayat-? beşe­riyenin maddî ve mâ­nevî rab?talar?n? bozarak, serkeş ve sar­hoş ve sersem nefisleri baş?boş b?rakarak hürmet ve mer­hamet gibi nuranî zincirleri çözer, hevesat-? müteaffine([91]) ba­takl?ğ?nda birbirine sald?rmak için cebrî bir serbestiyet ve ayn-? istibdat([92]) bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdat­tan başka zapt alt?na al?namaz.» (Şualar sh: 593)

    Resul-i Ekrem (A.S.M.) «Nakl-i sahih-i kat’i ile fer­man etmiş ki: ‘iza meşevûl mütaytâü ve hademethüm benatü farise verrûmi...ilh.’([93]) deyip “Ne vakit size Fars ve Rum k?zlar? hiz­met etti; o vakit belan?z, fitne­niz içinize gire­cek, harbiniz dahilî ola­cak, şerirleriniz başa ge­çip, ha­y?rl?lar ve iyi­le­ri­nize musallat olacaklar!” haber vermiş. Otuz sene sonra, haber verdiği gibi ç?km?ş.» (Mektubat sh: 107)

    Ayet ve hadisler, umum zamanlara bakan ders ve ikaz­lar? verirler.

    Bu rivayette dikkat çekilen, kad?n - erkek ihtilât? yani beraberce ayn? mahallerde aray? ay?rmadan bulunman?n fecî neticeleri gösterilmiş oluyor. Asr?m?zda ise, bu durum en dehşetli şekliyle tahrik olunmuş ve milleti istila etmesine kap?lar aç?lm?şt?r.

    Müslüman ailelerin bu afetten uzak durma gayretinde olmalar? zarurîdir.

    Evet, bilhassa âhirzaman fitnesinde kad?nlar?n cemi­yete ç?k?p, erkekler aras?nda kar?ş?k bulunmalar?n?n mahzur­lar?n? anlatan Bediüzzaman Hazretleri bir eserinde veciz bir ifa­deyle şöyle der:

    «Kad?nlar yuvalar?ndan ç?k?p beşeri

    yoldan ç?karm?ş; yuvalar?na dönmeli

    (HAŞ?YE)

    Mimsiz medeniyet,([94]) taife-i nisây? yuvalardan uçur­muş, hür­metleri de k?rm?ş, mebzul metâ?([95]) yap­m?ş. Şer’-i ?slâm([96]) on­lar?

    Rahmeten davet eder eski yuvalar?na. Hürmetleri orada, ra­hatlar? evlerde, hayat? âilede. Temizlik ziynetleri.

    Haşmetleri([97]) hüsn-ü hulk,([98]) lütf-u cemâli([99]) ismet,([100]) hüsn‑ü kemâli([101]) şefkat, eğlencesi evlâd?. Bunca esbab-? ifsat,([102]) demir se­bat ka­rar?

    Lâz?md?r, tâ dayans?n. Bir meclis-i ihvanda([103]) güzel kar? gir­dikçe, riyâ ile rekabet, haset ile hodgâm­l?k([104]) depretir damar­lar?.

    Yatm?ş olan hevesat birden bire uyan?r. Taife-i ni­sâda ser­bestî inkişaf?, sebep olmuş beşerde ah­lâk-? seyyienin bir­den bire inkişaf?.

    Şu medenî beşerin h?rç?nlaşm?ş ruhunda, şu suret­ler denilen küçük cenazelerin, mütebessim mey­yitlerin([105]) rolleri pek az­îmdir. Hem müthiştir tesi­ri.HAŞ?YE

    Memnu heykel,([106]) suretler, ya zulm-ü mütehaccir,([107]) ya mü­te­cessid riyâ,([108]) ya müncemid hevestir.([109]) Ya t?ls?md?r; celb eder o habis ervahlar?.» (Sözler sh: 727)

    Bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulu­yor:

    Resulullah (A.S.M.): Benden sonra er­keklere ka­d?nlardan daha zararl? bir fitne, bir imtihan vesilesi b?rakmad?m.» [110]

    «Nitekim “Kad?nlar şey­tan?n ağlar?d?r” denil­miştir. Şeytanlar (ifsad cereyanlar?) başka tarik([111]) ile aldata­mad?kla­r?n?, en ziyade kad?nla aldat?r.([112])» (Elmal?l? Tefsiri sh: 1471)

    Kur’ân ve hadîs lisan?nda “şeytan” kelimesinden, ma­kam?na göre, münaf?kâne ifsad eden insî şeytan([113]) ve müna­f?klar dahi kasdedilir.

    Ezcümle bir tefsirde (Kur’ân, Bakara suresi 14.) âye­tinde geçen “şeyatînihim” ifadesi aç?klan?rken deniliyor ki:

    «Bu âyette insan şeytanlar? olduğunda müfessirînin ihtilaf? görülmüyor.» (Elmal?l? Tefsiri sh: 238) Yani müfes­sir­ler ittifak etmişlerdir.

    Bir başka rivayette de şu ifadeler var:

    «Hazret-i Peygamber (A.S.M.) Ebuzer'e (R.A.): ‘?ns ve cin şeytanlar?ndan taavvüz ettin mi? (Allah’a s?ğ?nmak duas?n? okudun mu?) buyurmuştu. Ebuzer: ?nsin de şey­tanlar? var m?d?r? dedim.

    – Evet onlar cin şeytanlar?ndan daha şerlidir.» (Elmal?l? Tefsiri sh: 2029) buyurdu.

    Bediüzzaman Hazretleri böyle şerirlere atfen Yahudî k?z ve kad?nlar?n?n sefahet-i beşeriyede ve bilhassa âhir­zaman fitnesinde oynad?klar? rolü kanun-u küllîsiyle ifade eden şu âyeti nazara verir:

    «‘yüzebbihune ebnaeküm ve yestehyüne nisaeküm’([114]) Benî ?s­rail’in oğullar?n?n kesilip kad?n ve k?zlar?n? hayatta b?rakmak, bir Firavun za­man?nda yap?lan bir ha­dise ünvan?yla, Yahudi milletinin ekser memle­ketlerde her as?rda maruz olduğu müteaddit katli­amlar?, kad?n ve k?zlar? hayat-? beşeriye-i sefihâ­nede oynad?klar? rolü ifade eder.» (Sözler sh: 402)

    Bir hadis mealinde de şöyle buyuruluyor:

    «?nsanlar üzerine bir zaman gelecek ki: Onlar?n endişeleri mideleri olacak, şeref­leri de meta-? dünya([115]) olacak ve k?bleleri de kad?nlar? olacak ve dinleri de dir­hem ve dinarlar? (paralar?) olacak. Bunlar mahluka­t?n en şerlile­ridir ve Allah kat?nda onlar?n hiç nasibleri yok­tur.» (Keşf-ül Hafa hadis: 3270) (Ramuz-ül Ehadîs sh: 504)

    Âhirzaman fitnesinde bozulan in­sanlar?n garib halle­rini haber verip ikaz eden bir rivayet de şöyledir:

    «Sizden sonra öyle insanlar gelecek ki, türlü ve zevkli yemekler yiye­cek, renkli ve rahat binitlere bine­cek, rengârenk ve güzel kad?nlarla evlenecek, kat kat ve ne­fis ku­maşlar giyecektir. Onlar?n bir mideleri var ki az ile doymaz, onlar?n bir istekleri var ki çoğa da kanaat et­mez. dünyaya bağlanm?şlar, Akşam-sabah düşün­dükleri ve tap­t?k­lar? dünyal?kt?r. Onu, Allahü Teâla’n?n d?ş?nda ilâh ve Rablerinden başka rab kabul ederler. Bütün çaba­lar? dünya içindir. Yaln?z hevâ ve hevesle­ri­nin peşinde koşar­lar. Abdullah’?n oğlu Muhammed’in kat’î sözü şudur ki; si­zin veya onlar?n peşin­den, siz­den sonra veya onlar­dan da sonra gelenlerden o güne yeti­şenler, bunlara selâm ver­me­sin, hastalar?n? ziyaret et­mesin, cenazelerine gitmesin ve büyükle­rine hürmet göster­mesin­ler. Zira bunlar? yapan­lar, ?slâmiyet’in y?­k?lmas?na yard?m etmiş olur­lar.»([116]) (?hya-i Ulum-üd Din ci:3,. sh:516)

    Âhirzaman fitnesine karş? teyakkuz ve ibret için dik­kat çekici olan böyle riva­yetler, bozuk cemiyetlerde aş?­lanan sefih hayattan uzak durmay? ders verir.
    Konu elff tarafından (29.05.07 Saat 19:42 ) değiştirilmiştir.
    Elde Kur\'an gibi bir mucize-i Baki varken,
    Başka burhan aramak aklıma zaid görünür
    Elde Kur\'an gibi bir burhan\'ı hakikat varken,
    Münkirleri ilzam için gönlüme sıkletmi gelir?
    Zülfikar Mecmuası

  5. #15
    Pürheves sinepuryan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    171

    Standart

    ASIL SUÇLU K?MLER?
    Tesettür gibi kat’î ahkâm-? Kur’âniyeyi tebliğ ve mü­da­faa etmeyi suç sayanlara karş?, mahkemelerde hem ilmî hem de susturucu cevaplar veren Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, bu cevaplar? milletin ikaz ve irşad? için neşret­miş­tir.

    Adliyece yap?lan bu tarz bir suçlama ve cevab? misal olarak aynen al?yoruz ki, günümüz müslümanlar?na örnek ol­sun.

    «Hem suçlar?ndan diye: “Tekke ve zaviyelerin ve med­reselerin kapat?lmas? ve lâikliğin kabulü, ?s­lâmiyet ye­rine milliyet esaslar?n?n konulmas?, şap­ka giyilmesi, te­settü­rün kald?r?lmas?, Lâtin harfle­rinin huruf-u Kur’âniye ye­rinde ceb­ren kabulü, Türkçe ezan ve kamet okun­mas?, mekteplerde din derslerinin kald?r?lmas?, kad?nlara erkekler dere­cesinde irsiyet([117]) ve hak tan?nmas? ve te­ad­düd‑ü zevcat?n([118]) kald?r?lmas? gibi ink?­lâp hareketle­rini bid’at, dalâlet, ilhadd?r diyen, irtica ile suç­lu­dur” diye yazm?şlar.

    Ey insafs?z hey’et! Eğer her as?rda üç yüz elli mil­yo­nun kudsî ve semâvî rehberi([119]) ve bütün saadet­lerinin prog­ram? ve dünyevî ve uhrevî hayat?n mukaddes hazinesi olan Kur’ân-? Mucizü’l-Beyâ­n?n tesettür ve irsiyet ve teaddüd-ü zevcat ve zik­rullah ve ilm-i dinin dersi ve neşri ve şeâir‑i dini­yenin([120]) mu­hafazas? haklar?nda gelen ve tevil kal­d?rmaz sarih çok âyât-? Kur’âniyeyi inkâr etmek ve bütün ?slâm müçtehid­lerini ve umum şeyhülis­lâmlar? suçlu yapmak mümkünse ve mürûr-u za­man? ve müteaddit mahkemelerin beraatlerini ve af kanun­lar? ve mahremiyet ve mahrem veç­hini ve hürriyet-i vicdan ve hürriyet‑i fikri ve fikren ve il­men mu­halefeti memleketten ve hükûmetler­den kald?rabilir­seniz, beni bu şeylerle suçlu yap?­n?z. Yoksa siz hakikat ve hak ve adâlet mahke­mesinde deh­şetli suçlu olursunuz. Said Nursi» (Şualar sh:431)

    1952 senesinde ?stanbul’da aç?lan Gençlik Rehberi Mahkemesinin ehl-i vukuf raporunda kad?nlar?n örtünmeleri ve aç?k saç?kl?ğ?n önlenmesi için Hazret-i Üstad?n verdiği nasihat? suç saymalar?na karş?n yaz?lan itiraznamenin bir k?sm?nda aynen şöyle deniliyor:

    «Şimdi bütün münevverlerin ve çok ediplerin ve terbiyecilerin vatan ve milletperverlerin şikâyet ettikleri ahlâks?zl?ğ?n ve fuhuş tehlikesinden mu­hafaza için gençlere iyi ahlâk, yüksek namus, iman ve fazilet dersi veren, vatana millete bir uzv‑u nâfi hâline gelmelerini temin eden, adalet ve âsâyiş lehinde en birinci kuvvet olarak mem­leket ve milletin saadetine hizmet eden Gençlik Reh­beri adl? eserinin müsaderesine ve müellif-i muh­tereminin mahkûmiyetine sebep olmak için diyorlar:

    “Bediüzzaman tesettür taraftar?d?r. Kad?nlar?n yar? ç?plak, aç?k dolaşmalar?na, ?slâmiyete karş? muharebede şeytan kumandas?na verilen f?rkalar olarak tasvir etmekte, kad?nlar?n bugünkü içtimaî hayatta aç?k bacak ve yar?m ç?plak giyinmelerini günah saymakta, Bediüzzaman halihaz?r bu aç?k, yar?m ç?plak giyinişleri evlenmelere mâni olup fuhşa teşvik edici mahiyetinde görmektedir. Ve yine Bediüzzaman’a göre, kad?n? güzelleştiren şey ve kad?n?n hakikî ve daimî güzelliği içtimaî hayat­ta yer alan süslenmek, vücutlar?n? teşhir etmek ol­may?p, terbiye-i ?slâmiye dairesinde âdâb-? Kur’­âniye ziynetidir. Bediüzzaman dinî tedrisat taraf­tar?d?r. Risale-i Nur ad? verdiği dinî tedrisat saye­sinde mahkûmlar?n on beş haftada ?slah olacakla­r?n?—ki, Denizli ve Afyon hapishaneleri, adliye­nin, gardiyan ve müdürlerin şehadetiyle sabittir—söylemektedir. Bediüzzaman, câzibedar bir fit­neye esir olan gençlerin din hakikatleriyle ve Nu­run imanî dersleriyle kurtulacaklar?na kanidir.”

    ?şte “Bu fikirleriyle suçludur, kanunen mahkûm edilmesi lâz?md?r” diyorlar. ?şte bunlar güya ehl-i vukuf nam?nda memleket gençliğine adalet ve hak ve hürriyet derslerini verecek profesörler veya hukuk doçentleridir!

    ?şte, ey adalet-i hakikiyenin mümessilleri s?fa­t?yla hukuk-u umumiyeyi ve haysiyet-i milliyeyi muhafaza eden hâkimler! Gençlik Rehberi’nin imanî dersleri ve ahlâkî telkinleri, ehl-i vukuf ra­porundaki gibi bir suç mevzuu olarak kabul edili­yorsa, bu müellifi bu büyük hizmetinden dolay? mes’ul tutuluyorsa, eğer öyleyse, o zaman yukar?­da arz ettiğimiz bu millete, bin y?ll?k tarihine, an’­anesine idarî ve örfî([121]) kanunlar?na, bu milletin ebedî medâr-? iftihar? olmuş mukaddes dinine, mukaddes ?slâmiyet hakikatlerine, kudsî Kur’ân derslerine ve o kudsî hakikatlere sar?larak ?slâmî medeniyeti kemâl-i şâşaa ile dünyaya ilân eden bir aziz ecdada ve onlar?n haysiyetine, hukukuna, mâneviyat?na savrulan tahkir ve tezyifleri, indiri­len darbeleri ve söylenen iğrenç iftiralar? kabul etmeniz lâz?md?r. Bu büyük, mânevî cinayetleri hoş görüp kabul etmekle, ismî ehl-i vukuflar?n, suç isnad ettikleri Gençlik Rehberi suç say?labilir. Ve ancak o cihetle müellifi mahkûm ve Rehberi neşreden talebeleri muahaze olunabilir. Yoksa, adalet-i kanun ve hürriyet-i fikir ve vicdan düstu­ruyla mahkûmiyeti ve muhakemesi mümkün de­ğildir. Hürriyet-i fikir ve hürriyet-i vicdan düstu­runu en geniş mânâs?yla tatbik eden cumhuriyet idaresinin demokrasi kanunlar?yla asla kabil-i telif değildir.» (Emirdağ Lâhikas?-ll sh: 136-137)

    Bu gibi gayr-? hukukî ve din vicdan hürriyetlerine aç?k muhalefetle dine ve ehl-i dine yap?lan hücumlar senelerden beri Türkiye’ye göz diken gizli bir cereyan?n varl?ğ?na, iğfalat ve if­sadat?na delalet eder. Günümüzde de insaniyet, medeniyet ve hukukî kaidelere muhalefetle tesettüre karş? yap?lan bask?lar ayn? cereyan?n tahrikleridir.

    Fakat asil ve şerefli müslüman milletimiz, bu bask?lara karş? müsbet hareket yoluyla mukaddesat?n? korumada metaneti ve sebat? daha çok kuvvet kazanm?ş ve kazan?yor, mücahidlikte terakki ediyor.
    Konu elff tarafından (29.05.07 Saat 19:42 ) değiştirilmiştir.
    Elde Kur\'an gibi bir mucize-i Baki varken,
    Başka burhan aramak aklıma zaid görünür
    Elde Kur\'an gibi bir burhan\'ı hakikat varken,
    Münkirleri ilzam için gönlüme sıkletmi gelir?
    Zülfikar Mecmuası

  6. #16
    Pürheves sinepuryan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    171

    Standart

    59. Ey Peygamber!. Eşlerine ve k?zlar?na ve müminlerin kad?nlar?na deki, üzerlerine feracelerini s?k? örtsünler. Bu, onlar?n tan?nmalar?na ve ezâ edilmemelerine en yak?n -en uygun bir sebep- dir. Ve Allah çok mağfiret edendir, çok merhametli oland?r.


    59. Bu mübarek âyetler, Resûl-i Ekrem'in muhterem eşlerinin, k?zlar?n?n ve diğer müslüman kad?nlar?n?n şereflerinin korunmas? ve onun bunun kötü lak?rd?lar?ndan muhafaza edilmeleri için örtünmeye riâyetle mükellef bulunduklar?n? gösteriyor. Münaf?klar?n ve kalplerinde hastal?k bulunanlar?n ve yalan neşriyat yapanlar?n da sonunda lanetlenmişçe bir halde kal?r ve şidetli cezaya maruz kalacaklar?n? ve bunun bir ilâhi kanun gereği bulunduğunu ihtar buyurmaktad?r. Şöyle ki: (Ey Peygamberi.) Ey peygamberlik şerefine sahip olan Hz. Muhammed Aleyhisselâml. (eşlerine ve k?zlar?na ve müminlerin kad?nlar?na de ki: Üzerlerine feracelerini s?k? örtsünler) başörtülerini vücutlar?na yaklaşt?rs?nlar, aç?k-saç?k bir hâlde gezip durmas?nlar, (bu) Böyle kendilerini örtmeleri (onlar?n tan?nmalar?na) onlar?n birer cariye olmay?p birer hürriyet sahibi han?mlar bulunduklar?na (ve ezâ edilmemelerine) birer cariye, birer âdi kad?n san?larak onun-bunun söz atmalar?ndan, rahats?z etmelerinden kurtulmalar?na (en yaki) en uygun bir sebeb (dir) böyle bir hareket, kendi menfaatlar? ieâbidir. Çünkü, böyle bir örtünmeğe riâyet onlar?n şerefli birer hün kad?n olduklar?n? gösterir, vaktiyle cüniyelere, aç?k-saç?k gezenlere karş? vuk'u bulan çirkin bak?şlara, lak?rd?lara mâruz kalmaktan korunmuş olurlar. (Ve Allah çok mağfiret edendir) Vaktiyle bu usule riâyet etmemiş olduklar?ndan dolay? onlar?n cezaland?rmaz ve o Yüce Yarat?c? (çok merhametli oland?r) onlar? korumaktad?r. Onlara böyle faideleri temin edecek şeyleri emretmektedir. Böyle bir emir, bir ilâhi rahmetin tecellisidir ki, insanlar hakk?nda hayrd?r, hikmet gereğidir.

    § Celâb?b; Kad?nlar?n örtündükleri çarşaflar?, feraceler, elbiselerinin üzerinden giydikleri giysiler, yani çarlar demektir. Müfredî Cilbâb'd?r.
    [Ömer Nasuhi Bilmen tefsiri]

    1- TESETTÜR EMR?:


    ?slâm'?n bidâyetinde, kad?nlar k?l?k k?yafetçe câhiliye devrinin örfüne uyuyorlard?. ?çtimâî hayatta da kad?n-erkek ihtilât? esast?. Cinsler aras?ndaki ay?r?m? ve kad?n k?yâfetini tanzim eden yukar?daki âyet muahhar vahiylerdendir.

    Yukar?daki rivayette tesettür âyetine hassaten Muhâcir kad?nlar?n riâyet ettiği tebârüz ettirilmektedir. Ancak başka rivayetlerde Ensar kad?nlar? da zikredilmektedir. Bunlardan birine göre, Hz. Aişe'nin yan?nda Kureyş kad?nlar? ve onlar?n faziletleri medar-? bahs edilince, şöyle denilmiştir: "Muhakkak ki Kureyş kad?nlar? faziletli kimselerdir.Ancak Allah'a kasem olsun, Ensar kad?nlar?ndan efdalini de görmedim. Allah'?n kitab?n? tasdik etmede onlar daha şedîd, tenzile inanmada daha önce idiler. Nur suresi inmiş, örtünmeyi emretmiştir, kocalar? bu yeni inen âyetleri han?mlar?na okumak üzere evlerine geldiler. Hiçbiri hâriç kalmadan bütün kad?nlar derhal örtülerine büründüler. Ertesi gün sabah namaz?nda hepsi, yüzünü de örtecek şekilde başlar?n? sarm?ş idi ve sanki başlar?n?n üzerinde kargalar vard?."

    Şu halde, örtünme emrine, Muhacir olsun, Ensar olsun bütün Müslüman kad?nlar derhal uyup tatbik etmişlerdir

    Hadis metninde geçen اختمرن "örttüler" tabirini şârihler, yani "yüzlerini örttüler" şeklinde anlarlar. Biz de tercüme de o şekilde kaydettik.

    ?bnu Hacer, ihtimar tabiriyle ifade edilen örtünmeyi şöyle tarif eder: "Bu, örtüyü başa koyup, sağ taraftan sol omuz üzerine atmas?yla gerçekleşir." Ayr?ca "cahiliye kad?nlar?n?n örtülerini geriye sal?p ön taraflar?n? açt?klar?n?, bu yüzden örtünme emrinin geldiğini, Ferrâ'dan naklen kaydeder.[1]

    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] ?brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 4/133-134.




    58-[1:109, Hadîs No: 99]

    Ali'den (r.a.) rivayetle:

    Sirval edininiz. Çünkü, o elbisenin en iyi örtenidir. D?şar? ç?kt?kla­r?nda han?mlar?n?z? da onunla koruyunuz:[84].


    Kad?n olsun, erkek olsun Araplardan baz?lar? entarilerinin alt?na birşey giymi­yorlard?. Bu giyim şekli her ne kadar tesettürü temin ediyorsa da, aç?lma riskin­den emin değildi. ?şte Peygamberimiz tesettürün sağlam bir şekilde temin edile­bilmesi için ayr?ca sirval giyilmesini de tavsiye etmiştir. Sirval, entarinin alt?ndan giyilen şalvar tipinde, geniş ve rahat bir giysidir.

    Hadiste tesettürün en sağlam şekilde yap?labilmesine dikkat çekilmektedir. ?slâm?n çerçevesini çizdiği tesettür şekline uyulduktan sonra örf ve âdete göre değişen çeşitli elbiseler giyilebilir, Nitekim günümüzde her Müslüman millet, kendi örf ve âdetine göre örtün m ektedir.
    [84] ?bni Adiyy’in el-Kamil’i ve Ukayli’nin ez-Zuafa’s?ndan.

    251- [1:276, Hadîs No: 428]

    Ebû Mûsâ (r.a.) rivayet ediyor:

    Bir kad?n güzel koku sürünüp bunu hissetsinler diye bir topluluğa uğrarsa, zina etmiş olur.[2]



    Dinimizde hay?r olsun, şer olsun her işin vesilesi onun hükmünü al?r. O iş farz ise vesilesi de farz, haram ise vesilesi de haramd?r. Buna göre namaz için al?nan abdest farz olduğu gibi, zinaya sebep olan harama bakma ve haram na­zarlara kendini arzetme de haramd?r.

    Dinimizde kad?n?n ihtiyaç olduğunda d?şar?ya ç?kmas?na izin verilmiştir. Fa­kat bir kad?n her ne sebeple olursa olsun d?şar? ç?kt?ğ?nda, Allah'?n emrettiği şekliyle tesettüre uymal?, hissedilecek koku kullanmamal?d?r. Çünkü bu fitneye sebep olabilir. Bunun içindir ki Peygamberimiz bu hadislerinde, güzel koku sürü­nüp yabanc? erkeklerin dikkat nazarlar?n? üzerine çekmek için sokağa ç?kan ka­d?nlar?n zina etmiş olacaklar?n? ifâde etmektedir. Zinan?n el zinas?, göz zinas?, dil zinas? gibi çeşitleri vard?r. Burada bahsedilen zina da göz zinâs?d?r. Süslene­rek sokağa ç?kan kadtna bakan erkekler göz zinas? işlemiş olacaklar? gibi, ka­d?n da buna vesile olduğu-için bu mânâda zinâkar olmuş say?l?r. Eğer kad?n?n süslenerek sokağa ç?kmas? zinay? da netice verirse, büyük bir günah işlenmiş olacağ? da nazardan uzak tutulmamal?d?r.

    [2] Ebû Davud, Tereccûd: 7; Tirmizt, Edeb: 35; Nesaî, Zfnet: 35; Darlmî, Isti'zan; 18; Mûsned, 4:400,414,418,


    1078. [2:294, Hadîs No: 1884]

    Ali (r.a.) rivayet ediyor:

    Allah yak?nlar?n? nâmahremlerden k?skanan kullar?n? sever.[85]



    K?skançl?k duygusunun verilişinin en mühim hikmetlerinden biri iffet ve na­muslar? korumak, onlara toz kondurmam akt?r. Bunun ?çin ilk yap?lacak iş, meşru dairede kalmak, namusu gölgeleyecek davran?şlardan uzak durmak, mahremi­yet kaidelerine dikkat etmektir. Eşinin tesettürüne riâyet etmeyip, "Böyle olsa ne olur?" deyip lâkaydhğa girmek çok yanl?şt?r. Mahremini k?skanmayan s?k?nt?lara girer. Dinî ölçülere uymaman?n s?k?nt?lar?n? cemiyet olarak kötü örnekleriyle bir­likte yasaya gelmekteyiz. ?lerde "Ah, vah" etmektense önceden bu ölçülere uy­mak gerekir.

    Yaln?z bu konuda ölçüyü kaç?rmamak, aş?r?ya kaçmamak, vehm eder bir ha­vaya girmemek gerekir. Bir hadiste böyle bir davran?ş?n Allah'?n hoşlanmad?ğ? davran?ş olduğu üzerinde durularak şöyle buyurulur:

    "K?skançl?ğ?n iki çeşidi vard?r; birini Allah sever, diğerini sevmez. Allah'?n sevdiği k?skançl?k, şüphe ve kötülük alâmetleri bulunan hususlardaki k?skanç­l?kt?r. Allah'?n sevmediği k?skançl?k da, şüphe ve kötülük alâmetleri olmayan yerdeki k?skançl?kt?r."[86]

    Islâmî ölçülere riâyet eden namuslu bir eş hakk?nda duyulan yersiz ve se­bepsiz k?skançl?k güveni zedeler, aile huzurunu sarsar; kavga ve gürültülere se­bep olur, hayat?n tad?n? kaç?r?r. O halde herşeyde olduğu gibi k?skançl?kta da ölçüyü yitirmemek gerekir.

    Ayn? durum sadece erkeğin kar?s?na karş? değil, kad?n?n erkeğine, erkek kardeşin k?z kardeşine, k?sacas? herkesin yak?nlar?na karş? duymas? gereken bir duygu olarak düşünülmelidir.
    [85] TaberânPnin Evsaf?ndan.

    [86] Ebû Davud, Cihad: 13.


    1. (2677)- Behz ?bnu Hakîm (rad?yallâhu anh) anlat?yor: "(Bir gün Hz. Peygamber'e sorarak) dedim ki:

    "Ey Allah'?n Resûlü! Hangi avretimizi aç?p, hangi avretimizi örtelim?"

    "Zevcen ve sağ elinin sahip olduklar? d?ş?nda herkese karş? avretini koru!" cevab?n? verdi. Ben tekrar:

    "Ey Allah'?n Resûlü, erkekle olursa?" dedim,

    "Gücün yeterse avretini kimseye gösterme!" dedi.

    "Kişi tek baş?na olursa?" dedim.

    "Kendisine karş? haya edilmeye Allah daha lây?kt?r" dedi."[1]



    AÇIKLAMA:



    1- Avret, en-Nihâye'de "Göründüğü takdirde istihyâ edilen (utan?lan) her şey" diye tarif edilmiştir. Şer'i nokta-i nazardan örtülmesi gereken yani avret olan yerler hakk?nda da şu bilgi verilir: "Avret, erkeklerde göbekle dizkapağ? aras?ndad?r. Hür kad?nlarda yüz, bileklere kadar eller hariç bütün bedendir, ayaklar? ihtilafl?d?r. Câriyede erkekteki gibidir, hizmet s?ras?nda aç?lan baş, boyun, kollar gibi yerler avret değildir. Avretin örtülmesi gerek namaz içinde ve gerekse d?ş?nda vâcibtir. Yaln?z olma halinde bu meselede ihtilaf vard?r." Kad?nlarda yüz ve eller hariç bütün bedenin avret olmas? sebebiyle kad?nlara avret denmiştir. Dilimizdeki kad?n ma'nâs?na kullan?lan avrat kelimesi, şu halde avret'den bozmad?r.

    2- Fakihler bu hadisten hareketle, hadiste belirtilen kimselerin d?ş?ndakilere avret mahallini açman?n haram olduğunu belirtirler. Haraml?k sadece erkeğin avreti kad?na karş?, kad?n?nki de erkeğe karş? değildir, söylenenler d?ş?nda kad?n?n kad?na, erkeğin erkeğe bakmas? haramd?r. Ulema bu hususta icma eder.

    Hadisin son f?kras? tek baş?na bile olsa ç?plak durulmas?n? yasaklamakta, Allah'a karş? da haya duygusu içinde olunmas?n? emretmektedir.

    Tesettürü emreden yegane hadis bu değildir. Müteakip rivayetler başka teferruâta yer verecekler. Esasen kad?n olsun, erken olsun, her iki cinsi de gözlerini yabanc? avret'e (haram edilen şeylere) bakmaktan Kur'ân âyetleri yasaklam?şt?r: "(Ey Muhammed), mü'min erkeklere söyle, gözlerini bak?lmas? yasak olandan çevirsinler. Mahrem yerlerini korusunlar... mü'min kad?nlara da söyle:

    Gözlerini bak?lmas? yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, süslerini, kendiliğinden görünen k?sm? müstesnâ açmas?nlar..." (Nûr 30-31). Âyette hem "gözü korumak" hem de "mahrem yerlerin (fercler) korunmas?" birlikte emredilmektedir.[2]

    [1] Ebû Dâvud, Hamâm: 3, (4017); Tirmizî, Edeb: 22, ,(2770), 39, (2795); ?bnu Mâce, Nikâh: 28, (1920); Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 8/520.

    [2] Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 8/520-521.


    10. (2686)- Ömer ?bnu Ebî Seleme (rad?yallâhu anh) anlat?yor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tek parça kumaşa sar?nm?ş olarak namaz k?ld?. ?ki ucu omuzlardan çaprazlama geçmişti."[14]



    AÇIKLAMA:



    1- Yukar?da kaydedilen son dört hadis (2683-2686) tek parçal? giysi ile namaz k?lma meselesi ile ilgilidir. Burada kaydedilen rivayetler bunun baz? kay?dlarla cevaz?n? ifade etmektedir:

    2- 2685 numarada kaydedilen Ebû Hüreyre hadisinde görüyoruz ki, bu hususta soru soran kimseye Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Hepinizin iki parças? varm??" diye istifhâm-? inkâri ile cevap veriyor. Bu cevapla Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'?n şunu söylemek istediği beyan edilmiştir: "Biliyorsunuz ki, setrü'l-avret farzd?r, namaz da gereklidir. Hepiniz de ikişer elbiseye sahip değilsiniz. Öyleyse setrü'l-avret yerine getirildikten sonra tek parçal? elbise ile namaz?n caiz olacağ?n? nas?l bilemezsiniz?"

    Tahâvî bu hadisi şöyle yorumlar: "Hadisin ma'nâs? şudur: "Eğer tek parça elbise içerisinde namaz mekruh olsayd?, tek parçadan başka elbise bulamayana da mekruh olurdu."

    Şu halde muktedir olanla olamayan ay?r?m? yap?lmadan mutlak ma'-nâda bir kerâhet mevzubahis olsayd?, ?slâm zorluk getirmiş olacakt?. Halbuki dînimiz imkanlar? zorlamaz. Zorlaşt?rma yok, kolayl?k esast?r. Öyleyse, burada mesele tek elbise ile namaz?n caiz olup olmad?ğ? noktas?ndad?r, kerâheti hususunda değildir.

    3- Diğer baz? hadisler (2683, 2684) ise tek parçal? kumaş içerisinde namaz k?lacak olana bunu imkan nisbetinde omuzlardan itibaren bağlamay? tavsiye etmektedir. 2686 numaralar? hadiste ise, Resûlullah'?n da tek parçal? kumaş içerisinde namaz k?lm?ş olduğunu, ancak bunu omuzlar?ndan çaprazlama bağlad?ğ?n? görmekteyiz.

    Cumhur, tek parçal? kumaş?n omuzdan bağlanma emrini istihbâba hamletmiştir. Öyleyse belden bağlamaya müteveccih nehiy de tenzihîdir, tahrimî değil. Ancak âlimler bu hususu yorumlamada ihtilaf ederler.

    Ahmed ?bnu Hanbel cumhurdan ayr?larak: "Omuzdan bağlamaya muktedir olan bunu yapmazsa namaz? sahih olmaz" demiş, bunu namaz?n şartlar?ndan biri yapm?şt?r. Mamafih yine Ahmed'den birçok meselede olduğu gibi bunda da farkl? bir görüş daha rivayet edilmiştir: "Namaz? sahihtir, ancak günahkâr olur." Böylece bunu, müstakil bir şart yapm?ş olmaktad?r.

    4- Buhârî'nin Câbir ?bnu Abdillah'tan kaydettiği bir hadis, tek parçal? giyeceğin omuz veya belden bağlanmas? hususunda bir aç?kl?k getirmektedir:

    ... قَالَ فَإِنْ كَانَ وَاسِعًا فَالْتَحِفْ بِهِ وَإِنْ كَانَ ضَيِّقًا فَاتَّزِرْ بِهِ.

    "Tek parçan?z genişse omuzdan bürünün, darsa belden bağlay?n."

    Hattâbî gibi baz? âlimler, tek parçal? elbiseye sar?nm?ş vaziyette gördüğü Hz. Câbir'e Resûlullah'? bu sözlerle müdahaleye sevkeden sebebin, onun kollar?n? bile hareket ettirmeyecek şekilde vücudunu d?ştan s?ms?k? sarm?ş -ki buna sammâ denmektedir[15] olmas?n? gösterirler. Ancak, Müslim'in bir rivayetinde de beyan edildiği üzere, Resûlullah'?n müdahalesi başka bir sebebe dayanmaktad?r: Câbir'in kumaş? dar idi. Bunu omuzdan çaprazvari sar?nca, setrü'l-avreti sağlayamam?ş, Hz. Câbir biraz eğilerek eksiği tamamlama zorunda kalm?şt?.

    Şu halde, omuzdan sar?nmak esas ise de kumaş, darl?ğ?, azl?ğ? sebebiyle yeterince setrü'l avrete imkan tan?mayacaksa bunu belden bağlayarak, örtünmesi gereken yerlere tam örtmek gerekmektedir.

    5- Mevzûnun daha iyi anlaş?lmas? için iki noktan?n ek bilgi olarak bilinmesi gerekmektedir:

    * Tek parça ile tesettür bahislerinde örtünmek, sar?nmak, bağlamak, çaprazlamak gibi farkl? kelimelerle ifade ettiğimiz "giyinme" şekilleri, hadis metinlerinde de farkl? kelimelerle ifade edilmiştir. Bunlar yerine göre değişik ma'nâlara gelir ise de sadedinde olduğumuz bâbta ayn? ma'nâda kullan?lm?şt?r. Sözgelimi müştemil, müteveşşih, muhalif kelimelerinin Nevevî, ayn? ma'nây? taş?d?klar?n? belirtir. Yani bunlar müttezir'in aksine omuzdan itibaren örtünmeyi ifade ederler. Müttezir ise belden aşağ?y? örten ma'nâs?na gelir. Tercümede çaprazlama bağlama diye ifade ettiğimiz bağlama tarz?n? -ki böyle bağlayana muhâlif denmektedir- şârihler şöyle tarif ederler: "Sağ omuza at?lm?ş olan kumaş?n ucunu sol kolun alt?ndan geçirir, sol omuz üzerine at?lm?ş olan diğer uç da sağ kolun alt?ndan geçirilir ve bu iki uç, göğüs üzerinde düğümlenir..."

    Şevkânî bu meselede esas?n, kumaş? sadece bele bağlayarak omuzlar? aç?k b?rakmamak bilakis ayn? kumaş? hem ridâ olarak bel-omuz aras?n?, hem de izar olarak beldiz aras?n? örtecek tarzda bağlaman?n teşkil ettiğini belirtir.

    * Mevzumuzu tamamlayacak son nokta şudur: ?slâm bir musalli için normal olarak üç parçal? bir kiyafet derpîş eder:

    * Serpuş; başörtüsü. Burada sünnete uyan?, sar?kt?r.

    * Ridâ: Omuzdan bele kadar olan giyecektir.

    * ?zar: Belden aşağ?y? örtecek giyecek. Bunun vücud hatlar?n? d?şar? vurmayacak genişlikte olmas? esast?r, sünnete uyan şalvard?r.

    ?slam teferruâtta ?srar etmez, esas olan farz'?n yerine gelmesidir. Buna riayet edildikten sonra, millîmahallî gereklere, ferdî imkân ve zevklere göre teferruâta müsâmaha gösterir.

    ?slâm'?n k?yafet telakkisini Libas'la ilgili bölümün UMUMÎ AÇIKLAMA k?sm?nda geniş şekilde tahlil edeceğiz.[16]


    [14] Buhârî, Salât: 4; Müslim, Salât: 279, (517); Muvatta, Salâtu'l-Cemâ'a: 29, (1, 140); Ebû Dâvud, Salât: 78, (628); Tirmizî, Salât: 254, (339); Nesâî, K?ble: 14, (2, 70); Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 8/524.

    [15] صماء Sammâ tarz?nda sar?nmak başka hadislerde kesinlikle yasaklanm?şt?r. (5245, 5246. hadislere bak.)

    [16] Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 8/524-526.


    TESETTÜRÜN H?KMET VE GAYES?


    Yeri gelmişken Bediüzzaman merhumun tesettürün hikmetiyle ilgili bir aç?klamas?n? kaydedeceğiz:

    SUAL: Her şeyi bilen ve gören ve hiçbir şey O'ndan gizlenmeyen Allâmu'lguyûb'a (bütün gay?b şeyleri bilen Allah'a) karş? edeb nas?l olur? Sebebi-i hacâlet olan hâletler, O'ndan gizlenemez. Edebin bir nev'i tesettürdür. Mucibu'l-istikrah hâlât? setretmektir, Allâmu'lguyûb'a karş? tesettür olamaz?

    ELCEVAP: Evvela Sâni-i Zülcelâl, nas?l ki kemâl-i ehemmiyetle san'at?n? güzel göstermek istiyor ve müstekreh (iğrenç) şeyleri perdeler alt?na al?yor ve nimetlerine, o nimetleri süslendirmek cihetiyle nazar-? dikkati celbediyor. Öyle de mahlûkat?n? ve ibâd?n? sair zîşuurlara güzel göstermek istiyor. Çirkin vaziyetlerde görünmeleri, Cemil ve Müzeyyin ve Latif ve Hakim gibi isimlerine karş? bir nevi isyan ve hilâf-? edeb oluyor.

    ?şte sünnet-i seniyyedeki edeb, o Sâni-i Zülcelâl'in esmâlar?n?n hudutlar? içinde bir mahz-? edeb vaziyetini tak?nmakt?r.

    Saniyen: Nas?l ki bir tabib, doktorluk noktas?nda bir nâmahremin en nâmahrem uzvuna bakar ve zaruret olduğu vakit ona gösterilir. Hilaf-? edeb denilmez. Belki, edeb-i t?b, öyle iktizâ eder, denilir. Fakat o tabib, reculiyet (erkeklik) unvan?yla yahud vâiz ismiyle yahut hoca s?fat?yla o nâmahremlere bakamaz. Ona gösterilmesine edeb fetva veremez. Ve o cihette ona göstermek, hayas?zl?kt?r. Öyle de: "Sâni-i Zülelâl'in çok esmâs? var. Herbir ismin ayr? bir cilvesi var. Mesela: "Gâffar" ismi, günahlar?n vücudunu ve "Settar" ismi, kusurat?n bulunmas?n? iktiza ettikleri gibi, "Cemil" ismi de çirkinliği görmek istemez. "Latif, Kerim, Hakim, Rahim" gibi esmâ-i cemâliye ve kemâliye, mevcudat?n güzel bir surette ve mümkin vaziyetlerin en iyisinde bulunmalar?n? iktiza ederler. Ve o esmâ-i cemâliye ve kemâliye ise, melâike ve ruhani ve cin ve insin nazar?nda güzelliklerini, mevcudat?n güzel vaziyetleriyle ve hüsnü edebleriyle göstermek isterler.

    ?şte sünnet-i seniyyedeki âdâb, bu ulvi adab?n işâretidir ve düstürlar?d?r ve numûneleridir."

    Bediüzzaman, elbisenin soğuks?cağa karş? koruyan bir teknik olma d?ş?nda kültürel yönüyle de ehemmiyet taş?d?ğ?n? bir başka yerde şöyle ifade etmiştir:

    "Dünyada sun'î libas?n hikmeti, yaln?z soğuk ve s?caktan muhafaza ve zinet ve setr-i avrete münhas?r değildir, belki mühim bir hikmeti, insan?n sâir nevilerindeki tasarruf ve münasebetine ve kumandanl?ğ?na işaret eden bir fihriste ve bir liste hükmündedir. Yoksa, kolay ve ucuz f?trî bir libas giydirilebilirdi. Çünkü bu hikmet olmazsa; muhtelif paçavralar? vücuduna sar?p giyen insan şuurlu hayvanat?n nazar?nda ve onlara nisbeten bir maskara olur, mânen onlar? güldürür. Meydan-? Haşir'de, o hikmet ve münâsebet yok. O liste de olmamas? lâz?m gelir.[1]



    ـ6ـ وعن ابن عباس رَضِىَ اللّهُ عَنْهما. في قوله تعالى: ]وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أبْصَارِهِنَّ اŒية. قَالَ فَنَسَخَ، وَاسْتَثْنَى مِنْ ذلِكَ: وَالْقَواعِدُ مِنَ النِّسَاءِ الَّتِى َ يَرْجُونَ نِكاحاً اية[. أخرجه أبو داود .



    6. (721)- ?bnu Abbas (rad?yallahu anhümâ): "(Ey Muhamed)! Mü' min kad?nlara da söyle! Gözlerini bak?lmas? yasak olandan çevirsinler iffetlerini korusunlar..." diye başlay?p kad?nlara örtünmeyi emreden âyeti (Nur 31) daha sonra gelen şu âyet neshetti ve istisna getirdi: "Evlenme ümidi kalmayan ihtiyarlay?p oturmuş kad?nlara, süslerini aç?ğa vurmamak şart?yla d?ş esvablar?n? ç?karmaktan ötürü sorumluluk yoktur. Ama sak?nmalar? kendileri için daha hay?rl? olur" (Nur 60). Ebu Dâvud, Libas 37 (4111).][2]



    AÇIKLAMA:



    "?htiyarlay?p oturmuş" tabiriyle, yaşl?l?k sebebiyle hay?zdan kesilip, çocuk yapma imkân?ndan uzaklaşan kad?nlar kastedilmiştir. Şu halde, önceki âyetin hükmü böyle âyise dönemine girengirmeyen bütün kad?nlara şâmil iken bu âyet bir istisna getirerek, yaş? ilerlemiş kad?nlara k?l?k k?yafette baz? kolayl?klar tan?maktad?r. Art?k bunlar, gözlerini çevirmekle mükellef tutulmamaktad?rlar.[3]



    ـ7ـ وعن جابر رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]كَانَ عبدُاللّهِ بنُ أبىّ ابنُ سَلُولَ يَقُولُ لِجَارِيَةٍ لَهُ اذْهَبِى فَابْغيَا شَيْئاً؛ فأنزلَ اللّهُ تعالى: وََ تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَاءِ إنْ أرَدْنَ تَحصُّناً اŒية[. أخرجه مسلم وأبو داود .



    7. (722)- Hz. Câbir (rad?yallahu anh) anlat?yor: "Abdullah ?bnu Übey ?bni Selül câriyesine: "Git biraz fâhişelik yap (da para kazan)" diye emretti. Bunun üzerine Cenâb-? Hakk: "Dünya hayat?n?n geçici menfaatini elde etmek çin, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamay?n..." (Nur 33) meâlindeki ayeti inzâl buyurdu." [Müslim, Tefsir 26, (3029); Ebu Dâvud, Talâk 50, (2311).][4]



    AÇIKLAMA:



    Bu çirkin işi cariyesine emreden Abdullah ?bnu Übey ?bni Selül Medine'deki münaf?klar?n baş?d?r. En kritik anlarda Müslümanlara gâileler ç?karm?ş, önüne ç?kan her f?rsat? nifak yolunda değerlendirmeyi ihmal etmemiş bir kimsedir.

    Ayet-i kerime, cariyelerin fuhşa teşvik edilmesini yasaklamaktad?r.

    Gerek isteyerek, gerekse mecbur k?l?narak yap?ls?n, zinan?n her çeşidini ?slâm dini kesinlikle haram eder, zinay? meşru k?lacak hiçbir mâzeret tan?maz.[5]



    ـ8ـ وعن عكرمة قال: ]إنَّ نَفَراً مِنْ أهْلِ الْعِرَاقِ قَالُوا بنِ عَبّاسٍ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُما: كَيْفَ تَرَى في هذِهِ اŒيةِ الَّتِى أمرْنَا بِهَا وََ يَعْمَلُ بِهَا أحَدٌ؛ قَولِ اللّهِ عزَّ وَجَلَّ: يَا أيُّها الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأذِنْكُمُ الَّذِىنَ مَلكَتْ أيْمَانُكُمْ اŒية. فقَالَ ابن عباس رَضِىَ

    اللّهُ عَنْهُما: إنَّ اللّهَ حَلِيمٌ رَحِيمٌ بِالْمُؤمِنِينَ يُحِبُّ السِّتْرَ، وَكَانَ النَّاسُ لَيْسَ لِبُيُوتِهِمْ سُتُورٌ وََ حِجَابٌ فَرُبَّمَا دَخَلَ الخَادِمُ أوِ الْوَلَدُ أوِ الْيَتِيمَةُ وَالرَّجُلُ عَلَى أهْلِهِ؛ فأمَرَهُمُ اللّهُ تعالى بِاِسْتِئْذَانِ في تِلْكَ الْعَوْرَاتِ فَجَاءَهُمُ اللّهُ بِالسُّتُورِ وَبِالْخَيْرِ فَلَمْ أَرَ أَحَداً يَعْمَلُ ذلِكَ بَعْدُ[. أخرجه أبو داود .



    8. (723)- ?krime (rad?yallahu anh) anlat?yor: "Irak ahalisinden bir grub ?bnu Abbâs (rad?yallahu anhümâ)'a dediler ki:

    - Şu âyet hakk?nda ne dersiniz? "Ey iman edenler! Ellerinizin alt?nda olan köle ve câriyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar sabah namaz?ndan önce, öğle s?cağ?ndan soyunduğunuzda ve yats? namaz?ndan sonra yan?n?za gireceklerinde üç defa izin istesinler. Bunlar sizin için aç?k bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin d?ş?nda birbirinizin yan?na girip ç?kmakta,size de, onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah size âyetlerini böyle aç?klar. Allah bilendir. Hakim'dir" (Nur 58). Cenâb-? Hakk burada kesin emirde bulunduğu halde biz bunlar? tatbik etmiyoruz, dediler.

    ?bnu Abbâs (rad?yallahu anhümâ): "Allah mü'minlere karş? halîm ve rahimdir. Onlar? örtmeyi sever. ?nsanlar o zaman evlerinde ne örtü ne de perde kullanm?yorlard?. Bazan hizmetçisi veya evlâd? veya yetimesi, kişi ehlinin üzerinde iken ç?kagelirdi. Cenab-? Hakk bunun üzerine, mezkur avret vakitlerinde izin istemeyi emretti. Böylece Allahu Teâla onlara örtü ve hay?r getirdi. Ne var ki, hâlâ bu emirle amel eden tek kişi görmedim." [Ebû Dâvud, Edeb 141 (5191, 5192).][6]



    AÇIKLAMA:



    Bu âyet, gerek aile ferdlerinin birbirleriyle temaslar?n? tanzimde ve gerekse bir Müslüman evinin ana plan?n? tesbitte son derece ehemmiyetli bir irşâd-? ?lâhi olmaktad?r.

    Ancak ne var ki, ?bnu Abbâs'?n âyetle ilgili yak?nmalar?ndan, isti'zân âyetinin hükmüyle amel hususunda Müslümanlar?n gerekli titizliği bidayetten beri göstermedikleri anlaş?l?yor.

    Beyhakî'nin kaydettiği bir rivayette ?bnu Abbas (rad?yallahu anh) bu ihtimâli çok ağ?r ifadelerle dile getirir: "Kur'ân'da bir âyet var, insanlar?n çoğu ona inanmad?lar: Bu, izin âyetidir..."

    ?bnu Ebî Hâtim'in kaydettiği bir rivayette, buna yak?n tâbirlerle bu konudaki ?zd?rab?n? dile getirir: "Şeytan üç âyet hususunda insanlara galebe çald?, insanlar bu âyetlerle amel etmiyorlar" der ve yukar?da meâlen kaydettiğimiz isti'zan ayetlerini tilâvet eder.

    Celâleyn Tefsiri'nde: "Bu âyet için baz?lar? "mensuh", baz?lar? da "mensuh değil" demiştir. Gerçek şu ki, insanlar bunun hükmüyle amel etmemek suretiyle kadrini bilemediler" denmektedir.

    Ayet-i kerime, aile halk?n?n belli vakitlerde birbirlerine izinle girmelerini emrettiğine göre evin iç taksimat?, nüfusa uygun şekilde çok olmal?d?r. Bölmesiz tek odadan ibaret mesken Müslüman evi olamaz. Müslüman?n evi aile ferdlerine âyette zikri geçen "avret vakitler"de mahremiyet sağlayacak şekilde birçok bölmeler, odalar ihtiva etmelidir.

    Meskenle ilgili teferruat?, daha önce, Binâ ile alâkal? bölümde çok geniş olarak işlediğimiz için, bu mevzuda fazla bilgi edinmek isteyen okuyucumuza oraya bakmay? tavsiye ederiz (401-408. hadisler. Aç?klamam?z 408. hadisten sonrad?r.)[7]

    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] ?brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 4/141-142.

    [2] ?brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 4/142-143.

    [3] ?brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 4/143.

    [4] ?brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 4/143.

    [5] ?brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 4/143.

    [6] ?brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 4/144.

    [7] ?brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 4/144-145.

    1892. [3:325, Hadîs No: 3524] [Cami-üs Sağir]

    Ammar bin Yasir'den (r.a.) rivayetle:

    Üç kişi vard?r ki, melekler onlara hay?r ile yaklaşmazlar: Kâfirin cesedine, kad?nlara mahsus koku sürünen erkeğe ve yemek veya uyumak istediğinde namaz abdesti gibi abdest alan?n d?ş?nda cünüb kimseye.[76]



    Hadîste üç kişiye meleklerin hay?r ile yaklaşmayacaklar? bildirilmektedir. Bunlardan birincisi, kâfirin cesedidir. Kâfirin cesedine melekler hay?rla yaklaş­mazlar.

    ?kincisi kad?nlara mahsus koku sürünen erkektir. Çünkü dinimizde kad?nlar?n erkeklere benzemeye, erkeklerin de kad?nlara her ne surette olursa olsun ben­zemeye çal?şmas? haramd?r. Peygamberimiz böylelerine lanet etmiştir. Dolay?­s?yla haram işleyen ve Peygamberimizin lanetini hak eden kimselere de melek­lerin rahmetle yaklaşmalar? düşünülemez.

    Meleklerin rahmetle yaklaşmayacağ? üçüncü grup insanlar, cünup kimseler­dir. Cünup olan bir mü'min maddî bak?mdan pis say?lmaz. Gusletmesi gereken bir kimse, y?kanma veya namaz abdesti gibi bir abdest alma imkân? varken bu­nu ihmal ederek uyur veya birşey yer, içerse rahmet meleklerinin o faydal? ve s?cak arkadaşl?k ve yak?nl?ğ?ndan, himayesinden mahrum kal?rlar. Böyle bir kimse günahkâr say?lmasa bile böyle bir arkadaşl?ktan mahrum kald?ğ? için za­rardad?r.

    Başka bir hadis-i Şerifte [Riyazüs Salihin]

    2- TESETTÜR ÂYET?



    Nur suresinin tesettürle ilgili âyetinin tam meali şöyledir: "(Ey Peygamber), mü'min erkeklere söyle gözlerini haramdan sak?ns?nlar ve ?rzlar?n? korusunlar. Bu, kendileri için çok temiz (bir hareket)dir. Şüphesiz ki Allah, (kullar?n?n ne) yapacaklar?ndan hakk?yla haberdard?r.

    Mü'min kad?nlara da söyle gözlerini (haramdan) sak?ns?nlar, ?rzlar?n? korusunlar. Zinetlerini açmas?nlar. Bunlardan görünen k?sm? müstesna. Baş örtülerini yakalar?n?n üstünü (kapayacak surette) koysunlar. Zinet (mahal)lerini kendi kocalar?ndan yahud kendi babalar?ndan, yahud kendi oğullar?ndan, yahud kocalar?n?n oğullar?ndan, yahud kendi biraderlerinden, yahud kendi biraderlerinin oğullar?ndan, yahud k?zkardeşlerinin oğullar?ndan, yahud kendi kad?nlar?ndan, yahud kendi ellerindeki memlûkelerden, yahud erkeklerden yana ihtiyac? olmayan (yani erkeklikten kalm?ş bulunan) hizmetçilerden, yahut henüz kad?nlar?n gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkas?na göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklar?n? da vurmas?nlar. Hepiniz Allah'a tevbe edin ey mü'minler. Tâ ki korktuğunuzdan emin, umduğunuza nâil olas?n?z" (Nur 30-31).[1]

    [1] ?brahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yay?nlar?: 4/134-135.

    483. Ebû Amr –ki Ebû Abdullah ve Ebû Leylâ da denilir–Osmân ?bni Affân rad?yallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Âdem oğlunun şunlar d?ş?nda bir hakk? yoktur: Oturacağ? ev, bedenini örtecek elbise, yiyecek ekmek ile su koyacak kap.”

    Tirmizî, Zühd 30

    Osman ?bni Affân

    Sahâbe-i kirâm?n önde gelenlerinden ve Hulefâ-yi Râşidîn’in üçüncüsüdür. ?lk müslüman olanlar?n da dördüncüsüdür. 574 senesinde Mekke’de dünyaya geldi. Soyu Abdümenâf’da Peygamberimiz’le birleşir. Kureyş kabilesine mensup olup Emevî soyundand?r. Annesi Ervâ binti Küreyz’dir. Ervâ, Peygamberimiz’in halas? Beyzâ’n?n k?z? idi. Hz. Osman müslüman olunca, Peygamber Efendimiz k?z? Ruk?yye’yi onunla evlendirdi. Bu evlilikten ilk çocuğu Abdullah dünyaya geldi. Bu sebeple Ebû Abdullah künyesini ald?. Sonra oğlu Amr dünyaya gelince Ebû Amr, k?z? Leylâ doğunca Ebû Leylâ künyesiyle an?ld?. Hz.Osman önce Habeşistan’a, daha sonra da Medine’ye hicret etti. Birinci han?m? Ruk?yye vefat edince, Peygamber Efendimiz onu ikinci bir k?z? olan Ümmü Külsûm ile evlendirdi. Bu sebeple Hz.Osman, “iki nur sahibi” anlam?na gelen Zinnûreyn lakab?yla tan?nd?. Peygamberimizin ikinci k?z? olan han?m? Ümmü Külsûm vefat ettiğinde, Efendimiz’in:

    “Şayet dört k?z?m olsayd?, onlar birer birer vefat etseydi, hepsini birbiri ard?ndan Osman’a nikahlard?m” buyurduğunu Hz. Ali bize nakleder.

    Hz. Osman varl?kl? bir tüccard?. Medine’de müslümanlar?n ihtiyaç içinde bulunduklar? her durumda onlara yard?m eder, özellikle ordu techizinde hiç bir fedâkârl?ktan geri durmazd?. Bu sebeple onun zenginliği övülmüş ve başkalar?na örnek gösterilmiştir. Hz Osman hayâ duygusu ve utanma hissi yönünden de örnek bir kişiliğe sahipti. Peygamberimiz, meleklerin bile ondan hayâ ettiğini söylemiştir (Ahmed ?bni Hanbel, Müsned, I, 71; VI, 155). Osman ?bni Affân, cennetle müjdelenmiş olan on sahâbîden biridir. O, Peygamber Efendimiz’in bir çok gazvelerine de iştirak etmiş ve büyük yararl?klar göstermiştir.

    Hz. Osman 23 (644) senesinde halife seçildikten sonra, kendisinden önceki halife Hz.Ömer’in yolunu izleyip siyasetini devam ettirdi. Onun zaman?nda ordudaki asker say?s? daha da artt? ve fethedilen topraklar genişledi. Başta Sâsânî ?mparatorluğu’nun son eyaleti Ermeniye olmak üzere, Kuzey Afrika k?y?lar? ve Anadolu’nun bir bölümü de ?slâm devletinin hudutlar? içine kat?ld?. Hz. Osman’?n hilâfeti 12 sene sürdü. Onun hilâfet y?llar?nda yapt?ğ? önemli hizmetlerden biri de, Hz.Ebû Bekir zaman?nda toplan?p mushaf haline getirilmiş olan Kur’ân-? Kerîm’i çoğaltarak çeşitli merkezlere dağ?tmas? oldu.

    Hulefâ-yi Râşidîn’in diğerleri gibi Hz.Osman da çok hadis rivayet etmeyen sahâbîler aras?ndad?r. Onun Resûl-i Ekrem Efendimiz’den rivayet ettiği hadis say?s? 146’d?r. Buhârî ve Müslim bu rivayetlerden üçünü müştereken kitaplar?nda nakletmiştir. Ayr?ca Buhârî sekiz, Müslim de beş hadisi münferiden kitaplar?na alm?şlard?r. Bunlar d?ş?ndaki mu’teber hadis kaynaklar?nda onun rivayetleri yer al?r. Sahâbe-i kirâm?n önde gelenleriyle, tâbiîn tabakas?n?n seçkin imam ve ravilerinden pek çoğu Osman ?bni Affân’dan hadis nakletmiştir.

    Hz. Osman, 35 y?l? (16 Haziran 656) Cuma günü Medine’de şehit edildi. Osman’?n şehit edilmesiyle başlayan dönem, ?slâm tarihinde bir dönüm noktas? teşkil etmiş, bu tarihten sonra iç kar?ş?kl?klar, fitneler birbirini takip etmiştir.

    Allah ondan raz? olsun.

    Aç?klamalar

    ?nsan?n hakk? olan şeyler, zarûrî ve vazgeçilmez ihtiyaçlar?d?r. Bunlar?n da en önemlisi ve başta gelenleri oturulacak bir ev, vücudu örtüp soğuktan ve s?caktan koruyacak giyecekler, karn? doyuracak ve hayat?n devam?n? sağlayacak yiyecek ve içeceklerdir. ?nsan bunlar? kazan?p elde etmek için çal?ş?p didinir. Dinimiz, bu yöndeki her çabay? ibadet olarak değerlendirir.

    Peygamberimiz’in bu hadiste geçen “içinde oturulacak bir ev” nitelemesi sebebiyle, zaruri ihtiyaç d?ş?nda fazla ev yapt?rman?n uygun olmad?ğ? kanaatine sahip olanlar olmuştur. Ancak bu şekildeki bir düşünce, genel kabul görüp uygulanm?ş veya bağlay?c? bir hüküm niteliği kazanm?ş değildir. Şu kadar var ki, bu yönde h?rsl? olmak, başkas? sahip olmas?n düşüncesiyle hareket ederek ev yap?labilecek yerleri elde etmek, fiyatlar?n aş?r? derecede artmas?na sebep olmak, arsa simsarl?ğ? yapmak dinimizin uygun ve câiz görmediği bir tav?rd?r.

    Giyecekler, hem farz olan tesettürü sağlamak, hem de insan? soğuktan ve s?caktan korumak suretiyle sağl?k için zaruri olan ihtiyaçlar?n baş?nda gelir. Bu sebeple bizim inanc?m?za göre elbise, baz?lar?n?n söylediği veya kabul ettiği gibi bir süs arac? veya moda malzemesi değil, vazgeçilmez bir ihtiyaç maddesidir. Bundan dolay?, pahalanmas? için sat?şa sunulmamas? ve israf? haram k?l?nm?şt?r. Giyeceklerimizin aş?r? derecede lükse kaçmas? da bu sebeple uygun görülmemiştir.

    Yiyecek olarak ekmeğin, içecek olarak da suyun an?lm?ş olmas?, bu iki maddenin yiyecek ve içecekler aras?nda ilk s?ray? almalar? ve temel g?da maddelerinin baş?nda gelmeleri sebebiyledir. Yenilmesi ve içilmesi helal olan bütün maddeler bunlara dahildir. Giyecek maddelerinde olduğu gibi, yiyecek ve içeceklerin de saklanmas?, sat?şa arzedilmeyerek fiyat?n?n artmas?na vesile olunmas?, israf? haram kabul edilmiştir. Böyle durumlar?n ortaya ç?kmamas? için gayret gösterilmesi ve tedbirler al?nmas?, toplumu yönetenlerin başta gelen görevleri aras?nda kabul edilmiştir.

    Hadisten Öğrendiklerimiz

    1. Oturulacak ev, bedeni örtecek elbise, yenilecek ekmek ve içilecek su zaruri ihtiyaçlar?n baş?nda gelir.

    2. S?n?rlar? dinin emriyle çizilmiş olan tesettür, hem erkek hem de kad?nlar için farzd?r.

    3. Hayat? devam ettirmek için, zaruri olan şeylerin en az?yla yetinmek fazilettir.

    4. Zarûrî olan ihtiyaçlar? karş?lamak için çal?ş?p çabalamak, gayret etmek dinimizin emirlerindendir.


    Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ...

    Don giyiniz..

    başka bir hadis-i Şerifte ise

    Don yar?m giyimdir ...

    Şeyh Abdulkadir Geylani H.z Gunyetut Talibin adl? eserinde giyimle alakl? bölümde bu hadisler geçiyor ... Biz bu söze binaen pantolon yani garb?n k?yafetinimi baz al?caz Yoksa Efendimiz a.s bize bahsettiği donumu baz al?caz... Don un yerine pantolonumu koyucaz.. Hatta eteğin yerine ...

    Şimdi emir var iken biz rahatl?ğ?m? baz al?caz .. Yoksa keyfimize ve rahat?m?za ne gelirsemi ? Hem soruyorum tesettür diye onlarca Bid'a yerleştirenlere .. Üstad H.z. de belirtmiş olduğu gibi Tesettürün tarifi ortadad?r ahzab süresi 59 ayetindede celabib diyor ... vesselam ...
    Konu elff tarafından (29.05.07 Saat 19:44 ) değiştirilmiştir.
    Elde Kur\'an gibi bir mucize-i Baki varken,
    Başka burhan aramak aklıma zaid görünür
    Elde Kur\'an gibi bir burhan\'ı hakikat varken,
    Münkirleri ilzam için gönlüme sıkletmi gelir?
    Zülfikar Mecmuası

  7. #17
    Vefakar Üye edeb_ya_Huu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    363

    Standart

    c) Pardesü ve elbisenin içinde b?rak?lmak veya ense üzerinde düğümlenerek s?kt?r?lmak suretiyle, saç?n şeklini ortaya ç?karan başörtüsü:
    Hadislerde geçen "deve hörgücü" tabirine benzeyen bu şekiller, dikkat çekici olarak örtünmenin amac?n? tehlikeye düşürmektedir

    ben burda ölçü yü anlayamad?m bilgisi olan arkadaş açabilir mi yani bunun nas?l bir sak?ncas? olduğunu pek anlayamad?m birçok insan böyle yap?yor eğer güzel bir şekilde aç?klarsan?z merve kardes?n dediği gibi rahatça uyarabilirim tan?d?klar?m?...
    Konu elff tarafından (29.05.07 Saat 19:47 ) değiştirilmiştir.
    Dopdulu bir şevkle çıkıp yollara düşeli,geçtin manaları küheylan gibi encama ereceğin heyecanından belli,şahlan ki geliyor gökler ötesinden tebşir.

  8. #18
    Ehil Üye Meyvenin Zeyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    3.341

    Standart

    Alıntı edeb_ya_Huu Nickli Üyeden Alıntı
    c) Pardesü ve elbisenin içinde b?rak?lmak veya ense üzerinde düğümlenerek s?kt?r?lmak suretiyle, saç?n şeklini ortaya ç?karan başörtüsü:
    Hadislerde geçen "deve hörgücü" tabirine benzeyen bu şekiller, dikkat çekici olarak örtünmenin amac?n? tehlikeye düşürmektedir

    ben burda ölçü yü anlayamad?m bilgisi olan arkadaş açabilir mi yani bunun nas?l bir sak?ncas? olduğunu pek anlayamad?m birçok insan böyle yap?yor eğer güzel bir şekilde aç?klarsan?z merve kardes?n dediği gibi rahatça uyarabilirim tan?d?klar?m?...
    Burada asl?nda farkl? bir durum söz konusu. Yani bu hadisin söylendiği durum ve şartlara bak?lmal?. Hadis Tenkidi dersinde bu hadis üzerinde bilhassa konuşmuştuk. Hadis Peygamber Efendimiz aç?kça lanetliyor baş?n? deve hörgücü gibi yapanlar?. Allah muhafaza şu o kadar çok ki böyle baş örtülü kardeşlerimiz. Ve -haşa- bu hadis rahmet peygamberi olan Peygamber Efendimizin, başörtülü insan say?s?n?n bu denli azald?ğ?, bayanlar?n vücudlar?n? teşhir etmede yar?şt?ğ? bu zamanda nefsiyle bi şekilde mücadele verip baş?n? örten -şu veya bu şekilde- kardeşlerimize lanet okuduğu sonucunu uyand?r?yor zihinlerde. Oysa O (a.s.m), baş?n? örtmeyenlere dahi lanet okumam?ş. Kald? ki baş?n? örten fakat saç?n? yukar?dan bağlayanlara lanet okusun. Kardeşlerim Bizim Peygamberimiz rahmet peygamberi, lanet değil. Fakat bu söylediklerim bu şekilde örtünmeniz caizdir neticesini uyand?rmas?n.
    Ayr?ca bu hadis mevzu da değil, sahihtir. Peki Hz. Peygamber ne niyetle söylemiş bu sözü. Asr-? Saadet'te ahlaks?z kad?nlar başlar?n? bu şekilde örterlermiş yani deve hörgücü gibi. Ve Peygamberimiz bu lanet ifadelerini kullan?rken bizzat o kad?nlar? kastetmiştir. Yani mesele örtüş şekilleri değil. Ahlaks?z kad?nlar dememiş de başlar?n? deve hörgücü gibi yapanlar demiş.
    Fakat biz yine de bu hadisi dikkate almal?, ona göre şekil vermeliyiz kendimize. Lanetlenmiş olmay?z belki yaparak ama Hz. Peygamberin sünnetine de ayk?r?d?r.
    Konu elff tarafından (29.05.07 Saat 19:47 ) değiştirilmiştir.

    Ve sen yine denendiğinde.. Ve yine kalbin daraldığında.. Ve yine bütün kapılar kapandığında.. Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde.. Uzun uzun düşün.. Ve hatırla yaratanını!.. "ALLAH kuluna kafi değil mi?" [Zümer Suresi - 36]


  9. #19
    Pürheves sinepuryan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    171

    Standart



    Esselam ...Güzel kardeşlerim tesettürle alakalı yukarıda kaynak belirterek alıntı yaptığım yazıları okudunuzmu ? Kaynaklar tamamenKitap ve Sünnet kaynaklıdır ... Zaten Ahzab süresinin 59 ayeti bu konuya mühür vuruyor sizler hala pardüsü ve devenin hörgücünden bahsediyorsunuz ... Allah c.c. Bir emrin uygulanabilirliğini vurgulamak için numuneler sunmuş her nerede olursanız olun mevlamın emrini tatbik edenlere rastlarsınız ... Bid'a lardan uzak kalın ... Dua ile. Vesselam ...
    Elde Kur\'an gibi bir mucize-i Baki varken,
    Başka burhan aramak aklıma zaid görünür
    Elde Kur\'an gibi bir burhan\'ı hakikat varken,
    Münkirleri ilzam için gönlüme sıkletmi gelir?
    Zülfikar Mecmuası

  10. #20
    Pürheves sinepuryan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    171

    Standart

    Yukar?daki yaz?y? kaynakla? orarak değiştiriyorum ...

    Alt?ndan vücudun görüleceği kadar şeffa elbise giymek mekruhtur.Giydiği şeyin alt?ndanavret mahalli görünüyor ve bunu kasden giymiş ise giyen kimse fas?k olur.Böyle bir kimsenin , hali ile k?ld?ğ? namaz da sağlam olmaz.
    Resülullah S.A. efendimiz, don giyenleri övmüştür :
    -"Don yar? giyimdir."
    Buyurmuştur. Ancak, don giymek için, erkek üzerine daha çok durulmuştur.Ancak giyilecek donun, Üst k?sm?n?n geniş: paçalar?n?n ise s?k ve dar olmas? daha uygun ve yerindedir. Zira, bu şekilde olur ise edep yerleri daha iyi kapat?r .
    Rivayet edildiğine göre,Resülullah S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur :
    -"Allah'?m ,don giyenleri bağ?şla".
    [Gunyet'üt Talibin - Abdulkadir Geylani - S-95 6.Bölüm - Sağlam Kitabevi - Abdulkadir Akçiçek]
    Konu elff tarafından (29.05.07 Saat 19:48 ) değiştirilmiştir.
    Elde Kur\'an gibi bir mucize-i Baki varken,
    Başka burhan aramak aklıma zaid görünür
    Elde Kur\'an gibi bir burhan\'ı hakikat varken,
    Münkirleri ilzam için gönlüme sıkletmi gelir?
    Zülfikar Mecmuası

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hizmette Dikkat Edilecek Hususlar
    By insirah in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 16.01.09, 16:35
  2. Tenkit Meselesinde Dikkat Edilecek Hususlar
    By Bîçare S.V. in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.12.08, 10:29
  3. Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 12.08.08, 13:57
  4. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29.12.07, 01:45
  5. İçtimai ve Siyasi Hayatta Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
    By insirah in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.08.07, 11:20

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0