+ Konu Cevaplama Paneli
2. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var BirinciBirinci 1 2
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 17 ve 17

Konu: Tesettur Risalesi Kesfedilirken

  1. #11
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    Eşler, ebedî hayat arkadaşları olmalı




    Hanımlar Rehberi, Bediüzzaman Hazretlerinin kaleme aldığı Tesettür Risâlesi’nin de içinde yer aldığı, hanımlarla ilgili bir çok aktüel, orijinal ve manevî yaralara merhem nev'înden tesbitlerin bulunduğu bir Risâledir.
    İşte biz Birinci Hikmet ile ilgili yorumlarımızda son olarak Tesettür Risâlesinin Birinci Hikmet’inin başına dönelim ve ilk paragrafı Risâle-i Nur’un sair bölümleri eşliğinde özellikle Hanımlar Rehberi ışığında yorumlamaya çalışalım.
    Evet Birinci Hikmet’in ilk bölümü şöyle:
    “Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünkü kadınlar hilkaten zaîf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale maruz kalmamak için, fıtrî bir meyli var.”
    Bu satırlar Bediüzzaman Hazretlerinin ağır bir cinsiyetçi olduğunu mu gösterir? Kadınların hayatlarını devam ettirebilmek için tek kurtuluş yolu erkeklerin himayesinde yaşama mecburiyeti midir? Kadınlar erkeklere “yaranmak” için mi tesettürü tercih ederler? Bediüzzaman Hazretleri tesettürü hep himayesine muhtaç olarak yaşayacakları erkeklerle iyi geçinmek için bir tedbir olarak mı tavsiye etmektedir? O gerçekçi ve açık sözlü bir erkek egemenliği taraftarı mıdır?
    Bu soruları Handan Koç’un Tesettür Risâlesi üzerine kaleme aldığı yazısından çıkardığımızı ifade edip, cevaplarını açmaya çalışalım.

    İlâhî bir sözleşme…

    İman etmek âlemleri muhteşem bir şekilde yapan o büyük Zat'a bağlanmak, kalben varlığını, bir olduğunu tasdik etmektir.
    Bir benzetme ile bunu tarif etmek gerekirse, iman eden bir kadın ve erkek, kalben Rableriyle “mânevî bir sözleşme” yapmışlardır. Yaratılış âleminde ne varsa (kendi maddî ve mânevî varlıkları da dahil olmak üzere) her bir şey üzerinde Rablerinin varlık ve birliğinin izlerini görmeye çalışmalıdırlar. Bu çalışma, iman edilen ilk dakikadan, dünya hayatına vedanın son dakikasına kadar devam eden bir süreçtir. Kişinin kimliğini, duygularını, hayata bakışını derinleştirip, zenginleştiren heyecan verici bir maceradır… Önemli olan mü’min kadın ve erkeğin Rablerine vermiş oldukları söze sadık kalmak üzere hayatlarını programlamaya çalışmalarıdır. Bu samimî gayret içinde hataların ve eksiklerin olmaması mümkün müdür? Zaten kusursuz, hatasız olmak Allah’a mahsustur. Allah ise çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
    (Ahzab Sûresinin 59. âyetinin bu ifadelerle bitirilmesi de ilginçtir! Kur’ân’ın tesettür emri, âyette belirtildiği üzere kadınlara merhameten onların eziyet çekmemesi içindir. Bu emre itaat edip etmemesi kadının hür iradesine bırakılmıştır. Etmediğinde dinden çıkmaz, günahkâr bir mü’min olur. Bu arada emre itaat edememekle, emri inkâr etmek arasındaki büyük farkı da ifade edelim.)
    Evet, iman sırrı ile tesettür emrini kabul eden bir kadın ve erkek*, Rablerine verdikleri sözü yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Verdiği sözü yerine getirmeye gayret etmek mükemmel bir kişilik özelliği değil midir? Sözüne sadık kalmaya çalışmakta cinsiyet ayrımı olur mu?
    (*Kadın için tesettür ölçüleri olduğu gibi, Rabbimiz erkek için de tesettürü emretmiştir. Erkekler de bu ölçülere riâyet etmekle vazifelidirler.)
    Günahlardan çekinmeye çalışmak ve haramı terk etmek, İlâhî “kırmızı çizgilere” dikkat etmek noktasında kadın ve erkek arasında hiçbir ayrım yoktur, eşittirler.
    Bu noktalar ışığında İlâhî kırmızı çizgilere dikkat eden bir kadının, etmeyen bir erkekten üstün olduğunu da belirtelim. İslâmî literatürde “takva” adı altında yorumlanan bu kavram ışığında, kadın olsun erkek olsun fark etmez, kim takvada daha ileri ise o üstündür.

    Hadislerden müjdeler

    Risâle-i Nur Külliyatının tamamı içinde yukarıda anlatmaya gayret ettiğimiz anlam bütünlüğünü görmek mümkündür. Hatta Bediüzzaman Hazretleri (takva yarışı içinde) şefkat kahramanı hanımların erkeklerden daha üstün olduğunu da vurgular. Çünkü kadınlar fıtraten erkeklere nazaran yaptıkları işten karşılık beklemezler. Erkeklerin çocuk ve eşlerini himaye, onlara yardım hikmetiyle fıtratlarına yerleştirilmiş olan haysiyet, namus, kahramanlık hislerinin günümüzde bazı sebeplerle bozulduğunu, çoğunlukla zayıfladığını ifade edip şöyle devam eder: “Fakat kadınlarda o seciye-i fıtriye olan şefkat kahramanlığı bozulmamış. Bu seciye-i fıtrî, ehl-i İslâmda, ahir zamanda büyük bir hizmet ve hayat-ı içtimâiyede, İslâm dairesinde bir esas olacağına o gibi hadis-i şerifler işaret edip remzen haber veriyorlar” (Bediüzzaman Said Nursî, Hanımlar Rehberi, s. 33, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1993)

    İlk öğretmenlik-ebedî hayat arkadaşlığı

    Bununla birlikte Hanımlar Rehberinde şefkat kahramanı hanımlara şefkatlerini suistimal etmemeleri için ikazlar da bulunmaktadır. Bu ikazlar son derece orijinal ve aktüeldir. Evlâdının ilk eğiticisi, kocasının ölüm sonrası hayatta da arkadaşı olacak olan kadının eşi ve çocuğuyla olan iletişimi iman çerçevesinde ele alınır ve hatırlatmalar yapılır. Hatta daha da orijinali, kadınların evlenme kararı vermeden önce evlenmeye sebep ve gerekçe olarak gösterilen maddeleri tek tek sıralayıp sorgulamaları ve iman süzgecinden geçirmeleri tavsiye edilir…
    Sözgelimi evlâdının dünya hayatında başarılı olmasını isteyen bir anne, onun dinî eğitimini “arka plana” alırsa, hem kendisine hem evlâdına kötülük yapar. Evlâdı “paşa olur, ama adam olamaz”. Üstelik ahirette “Neden benim imanımı kurtarmadın?” diye dâvâcı olur.

    Bu zaman eski zamana benzemiyor

    “Kızlarım, hemşirelerim!” diyerek başladığı bir mektubunda (Age, s. 28) şöyle der: “Bu zaman eski zamana benzemiyor. Terbiye-i İslâmiye yerine terbiye-i medeniye yarım asra yakın hayat-ı içtimâiyemize yerleştiği için, bir erkek, bir kadını ebedî bir refika-i hayat ve saadet-i hayat-ı dünyeviye medar ve sair günahlardan kendini muhafaza etmek için almak lâzım gelirken, o biçare zaifeyi daimî tahakküm altında, yalnız dünyevî gençliğinde sever. Ona verdiği rahatın bazen on misli onu zahmetlere sokar. Eğer şer’an küfüv tâbir edilen birbirine denk olmazsa, hukuk-u şer’iye nazara alınmadığından, hayatı daima azap içinde geçer. Kıskançlık da müdahale ederse daha berbat olur.”

    Evet, zaman değişmiştir artık, erkekler de…

    Terbiye-i İslâmiye ışığında, ebedî beraberlik ve hayat arkadaşlığı, günahlardan muhafaza için evlenmeyi tercih etmesi gereken erkekler, artık terbiye-i medeniye etkisiyle geçici güzelliklere meftun olup kadınları beş on yıllık (bazen o kadarına bile katlanmayıp) dünyevî gençliğinde sevmekte, üstelik daima tahakkümle kadının kişiliğini hiçe saymakta, ona sıkıntı ve rahatsızlık vermektedir.
    O açıdan kadınlar, evlilik kararı vermeden önce, izdivacı sorgulamalıdırlar. Bediüzzaman Hazretleri kadınları evliliğe sevk eden sebepleri üç grupta toplar:

    Cinsellik mi?

    Kadınları evliliğe sevk eden birinci sebep cinselliktir. Yaratıcımız neslin devamı için o “fıtrî hizmete bir ücret olarak” cinsellikte bir lezzet derc etmiş, “meyil ve şevk” vermiştir. Meşrû ise erkek bir saat meşakkat çeker, fakat kadın on dakikalık o zevk için on ay hamilelik eziyeti çeker, on sene çocuğunu zahmetlerle yetiştirir. On dakikalık o zevk için bu kadar uzun meşakkatlere değer mi? “His ve nefis onunla onu izdivaca tahrik etmemeli” der.
    Bediüzzaman Hazretlerinin en mahrem sayılabilecek konuları imanı muhafaza etmek için dile getirip eserinde yer vermesi, kadınları bu konuda dikkate sevk etmesi son derece orijinal bir bakış açısı değil mi?

    Ekonomik garanti mi?

    Zayıf yaratılışlı kadın geçinmek için bir yardımcıya muhtaçtır. Ama bu ihtiyaç için dinle ilgisi bulunmayan, baskıya alışan bir serserinin tahakkümü altına girmeye değer mi? “Paranın gözü kör olsun” mantığı içinde malı için erkeğin zulümlerine katlanmak bir kadın için “riyakârlıktır” Bediüzzaman’ın nazarında.
    Bir alternatif sunar kızları ve kızkardeşleri hükmünde gördüğü kadın nur talebelerine… Dünya ve ahirette mutluluğun kaynağı olan kulluğun sırrını bozmak yerine “köy kadınları” gibi kendi rızkını kazanmak için çalışmayı tavsiye eder, “On defa daha kolaydır” der. Hakikî rızık Sahibi olan Yaratıcımız bebeklerin rızkını nasıl sütle gönderiyorsa, sizlerin de rızkını gönderir, der. “O rızk hatırı için namazsız, ahlâkını kaybetmiş bir zevc aramak, riyakârâne çalışıp tahakkümü altına girmek, elbette Nur talebesinin kârı değil” der.

    Evlât sahibi olmak mı?

    Kadınlığın fıtratında bebek okşamak ve sevmek meyli vardır. Üstelik ihtiyarladığında evlâdının ona bakması, öldüğünde iyilikleri ile annesine yardımı, ahirette annesine şefaatçi olması da o fıtrî meyli kuvvetlendirip evlenmeye sevk ediyor. Oysa ki, zaman eskisi gibi değil, dünya hayatı tercih edilip ön plana alındığından on çocuktan ancak bir iki tanesi salih olup, annesine ihtiyarladığında hürmet eder, öldüğünde iyilikleriyle yardımcı, ahirette de himayekâr olur. On çocuktan sekiz tanesi dünyada da ahirette de annesine eziyet eder, meşakkat çektirir.
    O yüzden çocuk sahibi olmak için evlenilmez der Bediüzzaman Hazretleri. “Tam muvafık, dindar, ahlâklı bir zevc bulmadan kendilerini açık saçıklıkla satmasınlar. Eğer bulunmadı, bekâr kalsınlar. Tâ ki ona lâyık, ebedî arkadaş olabilecek, İslâmî eğitim almış vicdanlı bir müşteri çıkıncaya kadar…” (A.g.e., s. 30)
    Yeter ki, kadının ebedî mutluluğu, geçici keyifler için bozulmasın. Yeter ki, kadın, medeniyetin günahları içinde boğulmasın!

    Son söz

    Evet Bediüzzaman Hazretleri her konuda, her zaman haktan yana, gerçeğin savunucusu. Tesettür Risâlesi, Hanımlar Rehberi ya da Risâle-i Nur’un bütünlüğü içinde onun bu muhteşem sebatkâr tavrını kesintisiz olarak görmek mümkün. Kadınlarla ilgili konularda tavrını kadın egemen-erkek egemen kavramlarına sığıştırmak mümkün değil.
    Şefkat kahramanları olarak, şefkatin ne olduğunu, bu duyguyu nasıl kullanmamız gerektiğini, şefkatin bize kazandırdıklarını, bu duygunun hayatımızın rengini nasıl değiştirip bizi Rabbimize yakınlaştırdığını O'nun eserlerinden öğreniyoruz.
    Zira Bediüzzaman, şefkat dininin, günümüzdeki şefkatli bir temsilcisi… Bir sonraki yazımızda “küfüv” kavramını açmaya çalışacağız.

    01.06.2008

    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  2. #12
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    Tesettür Risâlesi keşfedilirken (8) : Ailede ciddî hürmet ve muhabbet




    Bediüzzaman Hazretleri Tesettür Risâlesinin Birinci Hikmetinde kadınların bireysel anlamda tesettürü tercih etmelerinin “eziyet çekmemeleri” için uygun olacağını ifade eder.
    Tesettür Risâlesinin İkinci Hikmetinde ise evliliğe hazırlık aşamasında ve evlilik kurumu içinde eşlerin birbirlerine bakış açılarının olması gereken çerçevesini çizer.
    İkinci Hikmeti tek cümle ile özetlemek gerekirse “Evlilik hayatının hayatı imandır” demek mümkündür.
    İkinci Hikmet şu cümlelerle başlar:
    “Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka, yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır”

    SEFİH MEDENİYET VE EŞLER ARASI İLETİŞİM

    Günümüzde en çok revaçta olan konulardan biridir iletişim. İletişim teknolojilerinin alabildiğine geliştiği günümüz şartlarında kişinin kendi iç dünyası ile ya da çevresi ile iletişim eksikliğinin en büyük problemlerden bir tanesi olması sefih medeniyetin cilvelerindendir.
    Sefih medeniyet insanı bireyselleştirir, nefsânî tutkularından ördüğü hapishane içinde adeta hayvânî duygularının esiri eder. Bu yönüyle aile kurumunun bütünlüğünü de tehdit eder. Hz. Âdem ve Havva’dan beri dünyanın en eski müessesesi olan aile birlikteliğinin günümüzde öldürücü darbeler alması bu yüzdendir. Sefih medeniyet hazcıdır, menfaat ve lezzeti ön plana alır, kadını bir “âlet-i hevesât” olarak değerlendirir. Erkek eşi dahi olsa, menfaati tükenip işi bitince kadını adeta kullanılmış bir kâğıt peçete gibi buruşturup, bir kenara fırlatır. Aile içi şiddet, eşlerin birbirini aldatması, boşanmalardaki daimî artış… Hep bu sefih medeniyetin kadın ve erkeğe çizdiği rol yüzündendir. Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri yıpranan kadın erkek ilişkilerinin ve evlilik kurumunun ibretli haberleriyle doludur.
    (Bu yazı dizimizde sıklıkla kullandığımız ‘sefih medeniyet’ tâbirinin Risâle-i Nur’larda ne anlamda kullanıldığı konusunda tavsiye edebileceğimiz pek çok yer var. Bunlardan ilk aklımıza geleni Risâle-i Nur Külliyatı içinde yer alan Lem’alar kitabının 17. Lem’a’sının Beşinci Nota’sı. Medeniyeti dinsiz felsefe (dine tâbî olanı hariç tutarak) ve nübüvvet düsturları çerçevesinde değerlendiren Bediüzzaman Hazretleri, İsevîlikten aldığı hakikatlerle sosyal yaşantıya faydalı olan san'atları, adalet ve hakkaniyete hizmet eden fenleriyle Avrupa medeniyeti taraftarıdır. İnsanlığı sefahet ve dalâlete sevk eden bozulmuş Avrupa medeniyetine ise “sefih” tabirini kullanmayı tercih eder. Ve eserlerinin bütünlüğü içinde sefih medeniyetin felsefî temellerini hedef alarak tenkit eder. Avrupa medeniyetini “toptan” tenkit etmez. Birinci Avrupa ve İkinci Avrupa diye ayırır.)

    DÜNYADAKİ CENNET: AİLE HAYATI
    Evlilik kurumu imânî bakış açısıyla analiz edildiğinde ortaya çıkan tablo şudur: Kadın ve erkek, geçici güzelliklerden ziyade günahlardan korunmak, imanlarını muhafaza edip geliştirmek için evliliği tercih etmelidirler. Evlilik kurumu bu anlamda çekirdeği dünyada atılan, meyveleri ebedî âlemlerde dahi toplanacak olan bir beraberliktir.
    Nikâh bu çerçevede eşlerin birbirlerine ve Rablerine verdikleri bir sözdür. Sözleşmedir, bağdır, akittir, sorumluluktur, mes’uliyettir. Sefih medenîlerin günümüzde sıklıkla ifade ettiği “Beraberliğimiz için imzaya gerek yok!” sözünden öte anlamlar taşır.
    (Bediüzzaman Hazretleri kadınları evliliğe karar verme noktasında “Cinsellik, ekonomik güvence ve çocuk sahibi olmak için evlenilmez” diyerek ikaz eder: Allah’a imandan gelen “ebedî hayat arkadaşlığı” tavrı asıl olandır. Geçen haftaki yazımızda “Hanımlar Rehberi” ışığında bu konu üzerinde genişçe durmuştuk.)

    EŞİM EN İYİ ARKADAŞIMDIR

    İkinci Hikmetin kadınlara hitap eden bir sonraki bölümü şöyledir:
    “Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-ı hayattır; elbette ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı başkasının nazarını kendi mehasinine celb etmemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir. Madem mü’min olan kocası sırr-ı imana binaen onun ile alâkası hayat-ı dünyeviyeye münhasır ve yalnız hayvânî ve güzellik vaktine mahsus muvakkat bir muhabbet değil, belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddî bir muhabbetle, bir hürmetle alâkadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî hürmet ve muhabbeti taşıyor. Elbette ona mukabil, o da kendi mehasinini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi mukteza-i insaniyettir. Yoksa pek az kazanır, fakat pek çok kaybeder.”
    Bütün arkadaşlıklarda dostumuzu darıltmamak, kıskandırmamak asıldır. Bu arkadaşımız eğer ebedî dostumuz eşimizse, daha da özen ister.
    Kadın için eşinden başkasının nazarlarını çekecek, eşinden başkasına cazip görünecek güzelliklerini sergilemesi, teşhir etmesi ebedî arkadaşlık ve dostluk inancını zedeleyecek bir tavırdır. Bu konuda dikkatli olup imandan gelen “ebedî arkadaşlık-dostluk bağına” ihtimam göstermelidir. Kadın, güzelliklerini sadece eşinin nazarına “tahsis” etmeli, muhabbetini ona “hasretme”lidir. Bu davranış modelini benimsemek, imandan kaynaklandığı gibi, aynı zamanda insaniyetin de bir gereğidir. Aksi takdirde beraberlikte kadının ruh ve beden sağlığı içindeki kaybettikleri, kazandıklarından fazla olur. Madem ki mü’min olan kocası eşine olan ilgisini sadece hayvânî ve güzellik vaktine mahsus bir muhabbetle sınırlandırmamıştır. Madem ki, ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde de karısına ciddî saygı ve sevgisini taşımıştır. O halde kadın eşinin bu kuvvetli bağına mukabele etmeli, bütün güzelliklerini sadece eşine tahsis ve hasretmelidir.
    Sefih medeniyet ise eşler arası bağı sadece dünya hayatı ile sınırlandırır. Kadın ihtiyarlayıp, çirkinleştiğinde, erkek menfaatlerini kaybettiğinde bu birliktelik resmiyette, kâğıt üzerinde devam etse de hakikatte duygusal anlamda bitmiştir. Sefih medeniyetin felsefî temellerinden beslenen romanlar, hikâyeler, tiyatrolar, şarkılar, sinemalar, klipler, diziler, videolar, gazeteler, dergilerde yıpranan aile bağlarının sayısız örneklerini görmek mümkündür.
    Erkekler karısının güzelliklerini, başkalarının nazarına sunmasından hoşlanmaz. Küser, darılır, kıskanır… Erkek fıtratı eğer bozulmamışsa karısının güzelliklerini sadece ve sadece kendine teşhir etmesini ister. Kadın da güzelliklerini eşine göstermesi anlamında tesettürü tercih etmeli, açık saçıklıkla aile hayatını zehirlememelidir.
    Hülâsa, “Ebedî hayat arkadaşlığı” kavramı Bediüzzaman Hazretlerinin İkinci Hikmet’te altını defalarca çizdiği kavramlardan bir tanesidir. Bediüzzaman, bu arkadaşlığı zedelemeyecek bir tavır olarak, kadınlara “ciddî hürmet ve muhabbet” duygularının gereği olan tesettürü tavsiye eder. Bu hususları nazara alarak eşlere bir tavsiyede daha bulunur: Küfüv.


    KÜFÜV

    Evliliğe karar verme aşamasında eşlerin birbirine münasip, denk olmalarına dikkat etmek gerekir. Dinimizde şer’an güzellik, zenginlik, asalet noktasından da öte dindarlık hususunda eşlerin birbirlerine denk olması önemlidir.
    “Evlendikten sonra nasıl olsa eşimi yola getiririm!” tavrı kadın olsun erkek olsun eşler için her zaman riskli ve yıpratıcıdır. Başarma düzeyi de tartışılmaz derecede açıktır. İnsan kendi dünyasında en basit alışkanlıklarını bile değiştirebilmekten aciz durumdayken, nefsine söz geçiremezken eşini değiştirmeye kalkışması, hatta bunu düşünebilmesi ne derece gerçekçidir? “Onu değiştiririm!” kararlılığı sonu gelmez tartışmalara, kavgalara, didişmelere talip olmak değil midir?
    O yüzden evlilik kurumu için dinî konulardaki denklik her zaman tavsiye edilmiştir. Peygamberimiz (asm) hâliyle, davranışlarıyla, tercihleriyle, sözleriyle her zaman mü’minlerin evlenmeye karar verirken denkliği nazara almalarını istemiştir. Aile içi eşlerle iletişim konusunda güzel ahlâktan kaynaklanan samimî hürmet, muhabbet ve merhameti tavsiye etmiştir.
    Bu çerçevede bir kısım İslâm âlimlerinin “Karısına eziyet edeceği yakînen bilinen erkeklerle evlenmek haramdır” dediğini biliyor muydunuz?
    Hatta hanımına zulüm ve cefa etmesi muhtemel olan kimseler için “evlenmek şer’an mekruhtur” hükmünü duymuş muydunuz?
    Bu hükümler Bediüzzaman Hazretlerinin “insaniyet-i kübrâ” olarak değerlendirdiği İslâm dininin aile hukukuna ne derece ihtimam gösterdiğinin en bariz delilleri değil midir?

    EŞLER BİRBİRİNİN DİYANETİNİ TAKLİT ETMELİ…

    “Ne mutlu o kocaya ki, kadının diyanetine bakıp taklit eder, refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.
    “Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp ‘Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim’ diye takvaya girer.
    “Veyl o erkeğe ki, saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer.
    “Ne bedbahttır o kadın ki, muttakî kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.
    “Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını ve sefâhetini taklit ediyorlar, birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar!”
    Bediüzzaman Hazretlerinin, Kur’ân ve Peygamberimizin (asm) sünneti ışığında eşler arası iletişime dair çıkardığı esaslı-muhteşem bir formüldür bu. Asırlar geçse, zamanlar değişse de güncelliğinden hiçbir şey yitirmeyen köklü esaslara sahip, nurânî bir kılavuzdur bu satırlar.
    Bediüzzaman Hazretleri, “Kadın olsun erkek olsun fark etmez, kim diyanette önde gidiyorsa, diğeri ona engel olmak bir yana, teşvik edip taklit etmesi gerekir” der bu satırlarla. Eğer ebedî hayat arkadaşınızı, samimî dostunuzu küstürür, kıskandırırsanız, “ebedî olarak onu kaybedersiniz” diyerek bir hatırlatmada ve ikazda bulunur. Şimdi dönün ve bakın yanınızdaki arkadaşınıza, onu ebedî olarak kaybetmeyi göze alıyor musunuz?

    08.06.2008

    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  3. #13
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    Bir hayat tarzı olarak tesettür
    Tesettür konusunda eşsiz bir hukuk mücadelesi:


    Eskişehir Mahkeme müdafaası
    Bediüzzaman Hazretlerinin kaleme aldığı Tesettür Risâlesini, “paket okuma programı” tarzında Eskişehir Mahkemesi Savunmaları ile birlikte değerlendirmekte büyük faydalar var. Zira, Bediüzzaman Hazretleri bu “kısacık” risâleciğin, bir cümlesi yüzünden mahkûm oluyor.
    Onun “Kendini ve hâkimlerini ebedî mahkûm ve mahcub eylemiş” (Sözler, Lemeât, s. 1182, Yeni Asya Neşriyat, 2005) cümlesiyle değerlendirdiği bu Mahkemenin safhaları, bir yönüyle günümüzde çok tartıştığımız “yargının siyasallaşması” meselesine ilginç bir örnek olarak yakın tarihin sayfaları arasında yer almakta.
    Evet, 1935’te Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi, Bediüzzaman Hazretlerine hukukî bir suç isnat edilememesine rağmen, Tesettür Risâlesi bahanesiyle, ancak “kanaat-i vicdaniye”ye dayanarak 11 ay hapis ve Kastamonu’da “mecburî ikamet” cezası verdi. 15 talebesini de altışar ay hapisle cezalandırdı.
    “Âyet-i kerime tefsirinden dolayı bir müfessiri cezalandırmak, dünyanın hiçbir mahkemesinde görülmemiştir; elbette ve elbette büyük bir adlî hatadır” sunumuyla Tarihçe-i Hayat’ın sayfaları arasında yer alan savunmanın hukukçular tarafından tahlil edilmesi de başka yazı çalışmalarının konusu olsa gerek.

    SUSMA!
    Temyiz Mahkemesinden dâvâya tasdik geldiği takdirde, Bakanlar Kuruluna, Millet Meclisine, İçişleri Bakanlığına ve Adliye Bakanlığına verilmek üzere yazdığı yazıda yer alan “Eğer bu haklı derdimi ve ehemmiyetli hakkımı bu mercîlere dinlettiremezsem, bu hayata veda etmek bana vacib olur. Çünkü sükûtumla şahsî bir hakkımla beraber, binler muhterem hukuk zayi olur” sözleri de onun bu konuya verdiği ehemmiyetin derecesini gösterir.
    “Hukukumu kanun dairesinde istiyorum. Kanun namına kanunsuzluk edenleri, cinayetle ittiham ediyorum. Böyle canilerin keyiflerini elbette Hükümet-i Cumhuriyenin kanunları reddeder ve hukukumu iade eder” cümleleri de mevcut hukuk sistemine sonuna kadar itimat etmesinin delilleri hükmündedir.
    Evet Bediüzzaman Hazretlerinin Eskişehir Mahkemesindeki savunmaları onun tesettür konusundaki hukuk mücadelesinin eşsiz bir örneğidir.
    Günümüzde kimilerinin başörtüsü yasağı karşısındaki suskun “Ne yapalım hakkımızda hayırlısı böyleymiş” tavrına da bir cevaptır!

    SEFİH MEDENİYETİN "GİZLİ"
    TESETTÜR MUHALEFETİ
    Tesettür Risâlesinde örtünmenin kadın için fıtrî ihtiyaç olduğu gerçeği genel bir tablo içinde ele alınır. Tesettür emrine riâyet, risâleciğin en başında verilen Ahzab Sûresindeki ölçüyle başörtüsü ile taçlanmalıdır. Bununla birlikte çok geniş bir emir olan tesettürü, sadece başörtüsünden ibaret görmek eksik bir anlayıştır.
    Âyet ve hadislerde tesettür emri, kadının konuşma üslûbunu, taktığı zinetleri, sürdüğü kokuları, giydiği kıyafetin geniş ya da dar olmasını, şeffaflığını… detaylandırıp, sınırlayarak kadını şefkatle merhametle kucaklar.
    Sefih medeniyetin istemediği kadın modelidir bu.
    Zira, gönlünde iman hakikatlerinin taht kurduğu inanan bir kadın, sefih medeniyetin hükümdarlığını temelinden sarsar. Nasıl mı?
    Kanaat, iktisat ve şükür hazineleri onu israftan men ettiğinden zarurî ihtiyacından fazlasını tüketmez. “Helâl daire keyfe kâfîdir. Harama girmeye gerek yoktur!” düsturuyla hareket eder.
    Böyle bir kadın modeli, dişiliğini değil, kişiliğini ön plana aldığından eğlence âlemlerinin mezesi olmaz! Dans partilerine gitmez, içki içmez…
    Moda, reklâm, kozmetik, eğlence gibi sektörlerle beslenen tüketim ekonomisi için bu modelden daha tehlikelisi olabilir mi?
    İşte bunun için sefih medeniyet türlü çeşit yöntemlerle tesettüre kimi zaman açıkca, kimi zaman gizliden muhalefet eder!
    Açıkça muhalefetini zaten yıllardır artık bunaltacak derecede yaşamaktayız. Peki gizliden muhalefeti nasıl ola ki?

    "İKNA" METOTLARI
    Sefih medeniyetin tesettüre karşı gizli muhalefetinin etkilerini özellikle dindar çevrelerde son zamanlarda her zamankinden daha acıklı bir şekilde müşahede etmek mümkündür.
    “Tersine dünya” dedirtircesine Cumhurbaşkanı, Başbakan, çoğu milletvekili eşlerinin başörtülü olduğu bir zamanda bu “ikna metotları”nın yaygınlaştırılması müdekkik gözlere kaderin bir işareti olsa gerek!

    FARKIN YOK!
    Para ve iktidar hırsı çoğu insanı değiştirir. Kadını da… Hayata bakışını, dolayısıyla dost çevresini, giyimini, takılarını, tatil anlayışını…
    Her şeye, hatta başörtüsü yasağına rağmen “Ekonomik özgürlük” kazanma ve “Akademik kariyer” yapma, “istikbalini garantiye alma” çabaları her zamankinden ziyadedir. Modaya uymalı, marka giymelidir. Tesettür defileleri ile giyim tarzı yenilenmelidir… Zengin kozmetik malzemeleri ve asgarî ücrete denk fiyatlı başörtülerle bu yeni giyim modelleri desteklenmelidir.
    Başörtülüler bu ülkenin ikinci sınıf vatandaşı değillerdir ki. O yüzden adeta “kör gözüne” dercesine teşhir edilir sahip olunanlar!
    Televizyon programlarında sunuculara tempo tutan, pop san'atçılarına ve spor karşılaşmalarına tezahürat yapan başörtülüler de başka bir tarzda “Benim sizden bir farkım yok!” düşüncesinin ibretli misâllerini oluşturmaktadır.
    Oysa hakikatte aradaki mesafe o kadar derindir ki…

    İLİM UĞRUNA!
    “İlim öğrenmek farzdır. Başörtüsü engelse açılabilir”
    İkna metotlarından bir tanesi de budur! Kimi hocalar, din âlimleri de vakti zamanında “İlim asıldır. Başörtüsü füruâttır” diyerek bu konuda fetva vermişlerdi, veriyorlar.
    Oysa ki, üniversite tahsili ilim öğrenmenin tek yolu değil, yollarından sadece bir tanesidir.

    DAHA İYİ HİZMET İÇİN!
    “Üniversiteyi bitirip, önemli yerlere gelmeliyiz. O zaman bizden sonrakilerin işini kolaylaştırırız. Bizim gibi insanların sayısı artmalı” düşüncesiyle ikna edilenlerin bunca yıldır neyi başardıkları ortada. Taviz tavizi getiriyor ve parmağını gösteren kolunu feda etmek zorunda kalıyor!

    AİLE BASKISI
    Bütün bu ikna metotlarında, anne babaların evlâtlarına yaptıkları baskı öylesine yaygındır ki, hiç ummadığınız kimi dindar ebeveynler bile uygular! Evlâtlarını, kendi hayatlarının sigortası olarak gördüklerinden mi böyle yaparlar bilinmez.
    Hanımlar Rehberi’nde Bediüzzaman’ın şefkatini sûiistimal eden anne misalini hatırlarsak, maksadının aksiyle tokat yemeyi netice veren acı bir tercihtir bu! Zira, anne malını mülkünü evlâdının eğitimi için feda eder. Evlât okur, ama dinî değerler ön plana alınmadığı için, annesine dünyada rahat yüzü göstermez. Gereken hürmeti ve muhabbeti de esirger. Ya ahirette rahat verir mi?
    Evet, şeytan her zaman soldan yaklaşmıyor ki. Bazen de sağdan yaklaşıyor. Nefis de aldatıyor! Hz. Yusuf’un (as) yaptığı duâya çok muhtacız: “Şüphesiz nefis daima kötülüğe sevk eder. Rabbim rahmet ederse o başka!” (Yusuf Sûresi, 53.)
    ***
    Yukarıdaki “ikna metotları” ile ilgili tesbitlerin büyük bir bölümü konuyu beraberce mütalâa ettiğimiz bir grup genç kızla sohbet esnasında, onların katılımıyla ortaya çıktı. Sade, vakur ve mütevazi idiler. Başörtüsü yasağına rağmen üniversiteye gitmeleri için ikna edilememişlerdi (!) Rengârenk gösterişli marka başörtüleri, parmaklarının yarısını örten kocaman renkli taşlarla bezeli yüzükleri, makyajları yoktu. “Bir elinde cımbız, bir elinde ayna. Umurunda mı dünya!” misâli kaşları gözleriyle de oynamamışlardı. Buna rağmen iman hakikatleriyle gönülden meşgul olmanın getirdiği bir ferâset ve basiretle öyle tahliller yaptılar ki, kimi yetişkin üniversiteliler halt etmiş!

    NETİCE-İ KELÂM
    Ölüm ve ölüm sonrası hayatın unutturulmaya, arka planlara itilmeye çalışıldığı bir çağın insanlarıyız. Mânevî fırtınaların çok farklı isimlerde, renklerde, cazip ambalajlarla sunulduğu bu asırda Allah’a inandığı, ahirete iman ettiği halde bilerek ve severek dünyayı tercih etme tehlikesi hepimizin başına açılmış. Anlık lezzetlere hazlara aşık, neticeyi görmeyen kör hissiyâtımız yeri geldiğinde hazır bir dirhem zehirli balı, ilerdeki sınırsız lezzetlerden üstün gösterebiliyor. Bizi aldatabiliyor.
    Böyle anaforların yaşandığı günümüz şartlarında savrulmamak için İlâhî emirlere ciddiyetle sımsıkı sarılmak gerekiyor.
    Ve gençler, hiçbir baskıya boyun eğmeyen pırıl pırıl gençler, hayat tarzı olarak seçtikleri tesettürleriyle, başörtüleriyle daha güzel bir istikbali müjdeliyorlar bizlere.

    13.07.2008

    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  4. #14
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Post Kadın ve Erkekte Roller Değişince...

    Yasemin GÜLEÇYÜZ
    Tesettür Risâlesi keşfedilirken

    Kadın ve Erkekte roller değişince...

    ''Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli 'Sefih erkekler, hevesâtlarıyla kadınlaşırsa, o zaman açık saçık kadınlar da hayâsızlıkla erkekleşirler. (Üstadımızın Arabca bir ifadesi )'' Hâşiye 1

    ''Mim'siz medeniyet, tâife-i nisâyı yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metâı yapmış.

    Şer'i İslâmonları Rahmeten dâvet eder eski yuvalarına. Hürmetleri orada; rahatları evlerde, hayat-ı âilede.

    Temizlik zînetleri;Haşmetleri hüsn-ü hulk, lûtuf ve cemâli ismet, hüsn-ü kemâli şefkat, eğlencesi evlâdı.

    Bunca esbâb-ı ifsad, demir sebat kararı lâzımdır, tâ dayansın. Bir meclis-i ihvânda güzel karı girdikçe, riyâ ile rekabet, hased ile hodgâmlık debretir damarları.

    Yatmış olan hevesât birdenbire uyanır. Tâife-i nisâda serbestî inkişafı, sebep olmuş beşerde ahlâk-ı seyyienin birdenbire inkişafı.

    Şu medenî beşerin hırçınlaşmış ruhunda, şu sûretler denilen küçük cenazelerin, mütebessim meyyitlerin rolleri pek azîmdir; Hem müthiştir tesiri. Hâşiye 2

    Memnu heykel, sûretler, ya zulm-ü mütehaccir, ya mütecessid riyâ, ya müncemid hevestir. Ya tılsımdır; celb eder o habîs ervâhları.


    Hâşiye 1: Tesettür Risâlesinin esasıdır. Yirmi sene sonra müellifinin mahkûmiyetine sebeb gösteren bir mahkeme, kendini ve hâkimlerini ebedî mahkûm ve mahcup eylemiş.

    Hâşiye 2: Nasıl meyyite bir karıya nefsanî nazarla bakmak nefsin dehşetli alçaklığını gösterir; Öyle de rahmete muhtaç bir biçare meyyitenin güzel tasvirine bakmak, ruhun hissiyât-ı ulviyesini söndürür. (Sözler, s. 668)

    Yukarıdaki ifadeler Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin ilk eserlerinden olan Lemeat'tan alınmıştır.

    Bediüzzaman Hazretleri Birinci Dünya Savaşında Doğu Cephesinde alay komutanı olarak Ermeni ve Ruslara karşı çarpışırken, esir düştüğü Rusların elinden firar ederek Kasım 1918'de İstanbul'a ulaştığında Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın teklifiyle Darülhikmeti'l İslâmiyeye üye tayin edilir.

    Şeyhül İslâm Musa Kâzım Efendinin teklifi ile Sultan Vahdettin tarafından kendisine ilmiyede 'Mahreç' payesi verilir. Bu paye Osmanlı ülkesindeki bütün resmî ulemanın reisi olan 'Başmüderrislik'ten sonraki ilmî rütbe anlamına geliyordu.

    Çamlıca'da Yusuf İzzettin Paşa Köşkü'nde kalan Bediüzzaman Kur'ân'ın mû'cizeliğini çağın insanına göstermek için yazdıklarını neşretmeye başlar. (Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya Neşriyat, s.10, 2007) Lemeat da neşredilen bu eserlerden bir tanesiydi.

    Zira o çok genç yaşta, yıllar önce daha Van'da iken hayatını Kur'ân'ın mû'cizeliğini ispata adamaya söz vermiştir. Vali konağında bir gazetede okuduğu haber hayatının gayesini de tayin etmiştir.

    Haberde, İngiliz Sömürgeler Bakanı Gladstone ''İslâm dünyasına hakim olmak için, ya Kur'ân Müslümanların elinden alınmalı, ya da Müslümanlar Kur'ân'dan soğutulmalı'' demektedir. Bu dehşetli 'sömürge planı'nı temelinden sarsacak eserler için hayatını vakfetmeye haberi okuduğunda karar vermiştir.

    Hayatının bir devresinde verdiği bu karardan vazgeçmez. Darül Hikmeti'l İslâmiye üyesi iken de Kur'ân'ın mû'cizeliğini neşir hizmetine devam eder.

    Avrupa medeniyetinin Kur'ânın hükümlerine hücumları esnasında kullandığı vasıtalardan bir tanesi de kadındır. 'Kur'ân'ın tesettür hükmü kadınları esaret altına alıyor' fikri Tanzimat sonrası fikir dünyasında yer etmiş, pozitivist Osmanlı aydınlarının da savunduğu tezlerden birisi olmuştur. (Pozitivizm: Gerçeğin deney ve gözlemle elde edilebileceğini savunan felsefi görüş)

    Mehmet Akif Ersoy'un, İsmail Hakkı İzmirli'nin, Mahmut Esat'ın, Ahmet Mithat Efendinin eserlerinde pozitivizmden kaynaklanan bu görüşlere karşı Kur'ân'ın hükümlerinin hak ve hakikat olduğunu müdafaa eden tesbitlerini sıklıkla okumak mümkündür.

    Sözgelimi İsmail Hakkı, Eşref Edip'in çıkardığı Sebilürreşad'da 1914 Nisan'ında yayınlanan ''Tesettür Meselesinin Turuk-i Halli (çözüm yolları)'' isimli makalesine ''Bugün bizi en ziyade meşgul eden bir mesele-i ilmiye varsa o da tesettür meselesidir'' cümleleriyle başlar. (Köprü dergisi, Güz-2003)

    Mahmut Esat yine aynı gazetede 1914 Ocak ayında yayınlanan ''Tesettür-ü Nisvan Meselesi Hakkında Son Söz'' başlıklı makalesinde ''İlân-ı meşrûtiyetten beri kadın meselesi güya tesettür meselesinden ibaretmiş gibi sürekli bu mesele ile iştigal edilmesinden herkese artık usanç geldiğini'' ifade eder.

    ''Şaşarım! Erkekleri bile henüz hür olmayan bir memlekette kadınlara hürriyet vermekten bahsediliyor'' Siz erkek kadın herkesi Allah'ın emri ve Resulünün sünneti üzerine talim ve terbiye ediniz, onlar şeriatın kendilerine bahşettiği hukuku öğrenir ve kullanırlar'' der. (Köprü dergisi, Güz-2003)

    Bediüzzaman Hazretleri de Lemeat'te yer alan ve sonradan Tesettür Risâlesinin esası olacak bu tesbitlerle kadın konusundaki tartışmalara 'muasır'larından çok daha farklı bir açıdan yaklaşır. Onun Lemeat'teki tesbitleri son derece orijinal ve aktüeldir.

    Kadın erkekleşirse...

    Günümüzde kadın konusuna duyarlı hemen herkesin söyleyegeldiği bir hakikattir bu. Üstelik yeni bir tesbit de değildir. Yaklaşık 100 yıl önce de mütefekkirler gidişatı böyle değerlendirmişlerdir.

    Evet, kadının evinden çıkıp çalışma hayatına atılmasıyla birlikte kadınlığa has letafetini zamanla yitirdiği, iktidar ve para kazanma hırsıyla adeta erkekleştiği bir vakıadır.

    Bütün dünyada kadınlardaki bu davranış değişikliğini çoğu araştırmacı sanayi devrimine bağlamaktadır. Yani kadınların fabrikalarda çalışmaya başlamasına...

    Osmanlı toplumunda da kadınlardaki davranış değişiklikleri, çalışma hayatına başlamayla tetiklenmekte, akabinde yeni kurulan Cumhuriyet Türkiye'sinde de bu değişim devam etmektedir.

    Kadınlardaki bu davranış değişikliği edebiyat alanında da bir çok esere ilham kaynağı olmuştur.

    Sözgelimi ünlü romancımız Hüseyin Rahmi Gürpınar, 1933'de ''Kadın erkekleşince'' isimli üç perdelik bir tiyatro eseri kaleme almıştır. Kadının erkekleşmesini, erkeğin bir nev'î kadınlaşmasını ele aldığı bu eserde her şey kadının çalışma hayatına atılıp ekonomik özgürlüğünü kazanmasıyla başlar.

    Aile hayatında birçok yeni problemler ortaya çıkar.
    Eser edebiyatçılarca kadın erkek özgürlüğünün nerede bitip nerede başladığını belirlemek açısından da önemli görülmektedir.

    Demir sebatlı kadınlar...


    Bediüzzaman Hazretlerinin, kadındaki bu davranış değişikliğini tahlili ilginçtir: Kadınlardaki değişimin sebebi, sefih erkeklerdir.

    ''Sefih erkekler, hevesâtlarıyla kadınlaşırsa, o zaman açık saçık kadınlar da hayâsızlıkla erkekleşirler'' der Bediüzzaman.

    Sefih medeniyet kadını yuvasından çıkarmış, ona gösterilmesi gereken hürmeti kırmıştır. Kadının rahatı evindedir, çocuklarıyla eğlenceli sohbetlerindedir. Kadını ifsad eden, yoldan çıkaran o kadar çok sebeb vardır ki, dayanabilmesi için kararında adeta demir gibi sebat göstermesi gerekir.

    Kadının dış dünyada erkeklerle karışık ortamlarda bulunması uyuyan nefsanî hisleri uyandırır. Riyayı, rekabeti, hasedi ve bencilliği canlandırır. ''Kadın özgürlüğü'' hareketleri insanoğlunda kötü ahlâkların birdenbire inkişaf etmesine sebeptir.

    Ayrıca medeniyetin getirdiği malzemesi kadın olan bir çok yenilik de insanoğlunun hırçın ruhunu kötü yönde etkilemekte, tahrip etmektedir.

    Fotoğraflar, posterler, filmler, klipler, afişler, heykeller gibi 'küçük cenazeler' adeta birer 'tılsım' gibi cazibedar bir fitne unsuru olmaktadır.

    Doğrusu 'Bu kadınlar yoldan çıktı' diyen çoğu sefih erkeğin Bediüzzaman tarafından 'suçlu' olarak değerlendirilmesi gerçekten muazzam bir tesbittir. Şu an dahi son derece hayatın içinden, aktüel ve orijinal bir hakikattir!

    Erkekler kadınlaşırsa...

    Peki erkekler âleminde durum nasıl? Onlar nasıl değişti, değişiyor?

    Kadınlar çalışma hayatının getirdiği ekonomik özgürlük konforuyla (!) tüketim ekonomisinin alış veriş çarkında hızla yol alırken, erkekler neler yapıyor?
    Kanaat, iktisat konusundaki düşünceleri neler?
    Zekât, yardımlaşma durumları ne âlemde?
    Faize ne kadar bulaşmaktalar?
    İş yerlerinde çalışma ahlâkına uygun davranıyorlar mı?
    Dostluklar neye göre ayarlanıyor?
    Hayat arkadaşlarını seçerken nelere dikkat ediyorlar? Yanlarındaki kadında aradıkları özellikler neler?

    Bu soruların cevaplarını sağlıklı zeminlerde tartışmadan problemleri çözebilmek mümkün görünmüyor.

    Evlilikle ilgili satırları yazarken, kimi zaman dostlarımla yaptığım sohbetleri hatırlıyorum. ''Bu erkeklere bir haller oldu. Peygamber nasihatini unuttu çoğu. Önce güzellik, para ve asalet ardından dindarlık aranıyor. ''Hepsi bir arada neden olmasın?'' diyen açgözler de mevcut!'' yollu sohbetlere sadece biz değil, eminim birçok hanım aşina!

    İşin ilginç yanı bu erkek modelini yetiştiren annelerin tercihinde. Onlar da kıymetli oğullarının istikbaldeki parlak kariyerlerinin etkilenmemesi için çoğu zaman ''asrî gelin adayları'' peşindeler.

    Erkeklerin ekonomik güce göre sıklıkla değişen araba modelleri ya da cep telefonları, sahibi olduğu işyerinde çalışan işçilerin hukuklarındaki duyarsızlık, zekât vazifesindeki aksamaların da açıklaması aynı zamanda.

    Ama kadın olsun erkek olsun hiçbir teknolojik donanım, hiçbir maddî güç ölüm hakikatini değiştiremiyor.

    Ahiret günü hesap verme gerçeğini de...

    20.07.2008
    Yeni Asya





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  5. #15
    Ehil Üye insirah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Kure-i Arz
    Mesajlar
    3.312

    Standart

    Bu yazı dizisini her pazar takip etmeye çalışıyorum...
    Bu son yazı da güzel olmuş.
    Gerçekten de ,günümüzün kanayan bir yarasına değinmiş.
    Kadının islamiyetteki yeri ve görevi,aslı vazifesi nedir?..sorusuna teşekküllü bir cevap mahiyetinde olmuş..

    Kadın,asli vazifesini tert edip,''mim''siz medeniyetin sunduğu cazibedar dünya ve ortama girdiği vakit neleri kaybettiğini aşikar göstermiş,ki gün geçtikçe daha çok aşikar oluyoruz..

    Kadının evlenip,çoluk çocuk sahibi olması,küçümsenerek,genç kızları evlilik hayatı,helal daire ortamlarından soğutulup,haram dairede gayr-i meşru ilişkilere,ortamlara sevketmiştir.Sonuç ise,hazin ve elim...
    Kainattaki gidisati izlesek ve israfin ve intizamsizligin olmadigini gorsek,sanirim bu bizim icin en buyuk tahkik egitimi olacaktir.

  6. #16
    Gayyur fatoş 25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    erzurum
    Mesajlar
    54

    Standart

    çok Güzel Yazmişsiniz Teşekkür Ederiz Emeğinize Sağlik

  7. #17
    Dost fena fi'-nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2018
    Mesajlar
    9

    Standart

    Allah ebeden razı olsun, Rabbim bu zamanın cazibedar fitnelerinden cümlemizi muhafaza eylesin..
    ..ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!


    Mesnevi-i Nuriye


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Aşk Risalesi
    By Muntesip in forum Şiirler
    Cevaplar: 436
    Son Mesaj: 09.05.15, 20:12
  2. Tesettur Nasıl Olmalı???
    By zisangul in forum Fıkıh
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 13.10.08, 11:12
  3. Tesettur
    By yakaza in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.09.08, 19:51
  4. Mi'rac Risalesi
    By ayseguL in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 04.08.08, 20:12

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0