Kutadgu Bilig Ve Siyasi Ahlak
Ahmet Kuru
Giriş

Türklerin İslâm’a girişi, siyasi, sosyal, edebi ve ilmi hayatlarında birçok değişikliğe sebep olmuştur. İslâm kılıç zoruyla değil rızasıyla kabullenen milletimiz, dinini çok güzel yorumlamış ve büyük âlimler yetiştirmiştir. Bu bilge şahsiyetlerin en eskilerinden birisi de Türkistan’ın Balâsagun şehrinden Yusuf Has Hacib’tir. Meşhur eseri ‘Kutadgu Bilig’ (Kutlu bilgi) Türk-İslâmEdebiyatı’nın ilk örneklerindendir.

“Has Hacib”lik o dönemin en yüksek devlet memuriyetlerinden birisi olup, Kutadgu Bilig’in huzurunda okunmasından sonra Karahanlı, hükümdarı Tavgaç Buğra Han tarafından kendisine ödül olarak verilmiştir.

Yusuf Has Hacib yaşadığı dönemde birçok sosyal ve siyasi problemi teşhis etmiş ve kitabında bunların çözümü adına reçeteler sunmuştur. Bu problemlerden bazıları eserinde şöyle anlatılmaktadır:

“Helâlin ancak adı kaldı onu gören yok; haram kapışıldı ona doyan yok.

Gerçekten dürüst ve takvâ sahibi denilecek kim kaldı. Fakat güneşi parlayan bir kıyamet günü vardır. Cemaatler çok, camiler az idi; şimdi camiler çoğaldı, cemaatler azaldı. Oğul, kız, babaya hürmeti bıraktı; ihtiyar kelimesi insana bir hakaret sözü oldu.Bütün iyiler giıti, kanunu ve iyi an’aneleri beraber götürdüler; burada insana artığı kaldı, iyileri nasıl bulayım. “ (1)

Cemiyette ve devlet düzenindeki bozulmaları önlemek amacıyla bir ahlak? nasihatler manzumesi şeklinde yazılmış olan eser hayatın gayesini bir daha hatırlatarak fertlere ve topluma yapılmış bir çağrı niteliğindedir.

Devrin hükümdarı Tavgaç Buğra Han’ in kendisine bile nasihat eden eseri ödüllendirmesi fikre duyduğu saygıyı ve yazara verdiği desteği göstermektedir. Yazar eserini şöyle tanıtmaktadır:

“Bu kitap çok aziz bir kitaptıı: Şark diyarlarında, bütün Türkistan memleketinde Buğra Han dilinde Türkçe olarak daha iyi bir kitap tasnjf edilmemiş olduğunda ÇinMaçin âlimleri ittfak etmişlerdir Çinliler Edehü’l-mülûk (meliklerin edebî), Maçinliler Ayinü’l-memleke (memleketin örfü), Şarklılar Zinetü’l-ümera (hükümdarın zineti), İranlılar Şahname-i Türkî (Türkün şehnamesi), Turanlılar ise Kutadgu Bilig adını ona koymuşlarır.” (2)

Eserin muhtevası

Hicri 462 (M. 1069-1070) senesinde 1% aylık bir çalışmanın sonucunda tamamlanan, 6645 mısradan müteşekkil olan eser 4 karakter üzerine kuruludur. “Doğruluğu” temsil eden hükümdar Kün-Togdı (Gün doğdu) devamlı parlaklığı ve herkesi aydınlatmasından dolayı güneşe benzetilir. “Saadeti” temsil eden vezir Ay-Togdı (Ay Doğdu) ise aya benzetilir. Çünkü dünya saadeti ayın menzilleri ve ışığı gibi inişli-çıkışlıdır. Vezirin halefı ve oğlu olan Oğdülmiş her şeyin hikmetini araştıran birisi olarak “aklı”, diğer oğlu Odgürmüş ise cemiyet hayatını terkederek ibadet için dağlara çekilmiş birisi olarak “kanaat”ı temsil ederler.

Olaylar bu insanların aralarındaki ikili diyaloglarla, sorulu-cevaplı münazaralar şeklinde cereyan eder. Bu diyaloglar okuyucuyu sıkmayacak akıcılığa felsefi derinliğe sahip, edep ve üslüp olarak çok seviyeli konuşmalardır. Bu konuşmalarda bütün karakterler nasihate açık, emniyetten, kibirden, inat ve öfkeden uzak bir çizgi sergiler. Konuşmacı, fikrini daima delilleriyle birlikte izah eder ve bu diyaloglarda ideal bir toplumu meydana getiren parçaların hemen hepsi ele alınır.

İdeal hükümdar, vezir, elçi, hazinedar, aşçıbaşı ve zahidin nasıl olması gerektiği ortaya koyulur. Eser, baba-oğul, hükümdar-vezir, kardeş-kardeş ilişkilerini örneklerle izah eder; idarecilerin avam tabakaya, alimlere, Ehl-i Beyt’e, tüccar ve çiftçi sınıfına nasıl muamele etmesi gerektiğini ele alır.

Eserde derin bir marifetullah ile beraber çok saf ve temiz bir İslami anlayış hakimdir. Bu yönüyle Kutadgu Bilig Şamanizm gibi İs1am öncesi inanışlardan ve Müslümanlar arasındaki bâtıl mezheplerin etkisinden uzak kalmıştır. Hemen her bölümün başında bulunan hamd ve salâvat ve Raşid Halifeler’e yapılan dualar, bu safiyeti göstermektedir. Birçok âyet ve hadis tırnak içine alınmadan eserde yer almış, yüzlerce vecize ve atasözünden de istifade edilmiştir. Yazar, kitabın birçok bölümünde ölümü vurgulayarak eserin birinci muhatabı olan idare sınıfının dünyaya dalmasını önlemeye çalışmıştır.

Kutadgu Bilig, üslüp bakımından, günümüz roman ve senaryolarından farklıdır. Mesela, hiçbir bölümde bâtılı tasvir ile zihinler buladırılmaz. Kahramanların abdest, namaz gibi ibadetleri ve Allah’a yakarışları, hayatın içine serpiştirilmiş olarak verilir. Böylelikle daima güzellikler nazara verilerek okuyucu iyiye teşvik edilir.

Yeme-içme adabından çocuk terbiyesine, akraba ilişkilerinden anarşi ve içki ile mücadeleye, Ehl-i Beyt sevgisinden, Yunan filozoflarından istifade edilmesi gerektiğine, konuşma adabından bilginin ehemmiyetine, idareci-idare edilen ilişkilerinden sosyal sınıfların izahına kadar çok geniş bir perspektifte ele alınan konular, yüzeysel geçilmemiş detaylı olarak işlenmiştir. Böylece ideal Müslüman-Türk cemiyetinin portresi çizilmeye çalışılmıştır.

Hükümdarlıkla ilgili bazı prensipler:

Kutadgu Bilig’de ele alınan sosyal ve siyasi meseleler günümüzdeki problemlerle bir çok benzerlikler arz etmektedir. Bunun sebebi de, meselelerin temel unsuru olan insanoğlunun kültür ve medeniyet alanında sağladığı değişim ve gelişimi ahlaki boyutta sağlayamamış olmasıdır. İnsan; kaprisleri, korkuları, ihtirasları, istekleri, kısacası iyi ve kötü yanları ile yine aynı insandır. Bundan dolayı eseri okurken bazen, aradaki bin yıllık mesafe kapanır ve okuyucu kendi gündemindeki meseleleriyle yüz yüze gelir.

Günümüzde, ele geçirilmesi için para, mal ve hatta canların feda edildiği iktidar, eserde ağır ve mes’uliyetli bir iş olarak vasıflandırılır:

“Halka baş olmak büyük ve ağır bir iştir; daima başa dert olur ve insana eziyet verir. Nereye baksan orada bir tehlike vardır; sevincini sorsan o daha azdır. Sevmeyeni çok, seveni nadirdir; didinmesi çok, rahatı azdır” (3)

Hatta, manevi mes’uliyetin ağırlığı hükümdarın vazifeyi bırakmasına yol açar:

“Hükümdar: Ey Ödgürmüş’üm, yemek bana artık zehir oluyor, dedi. Bugünden sonra nasıl yaşarım; omuzlarım çöktü, artık bir daha kalkamaz. İmdi, bu beyliğe ve insanların yükünü taşımaya ne lüzum var; bu endişe ve kaygı kalbimi parçaladı.” (4)

Günümüzde yaygın olan siyasi anlayışa göre, böyle bir durumda, vezirin hükümdarı tahtı kendisine devretmesi hususunda teşvik etmesi beklenir. Halbuki, eserde vezir hükümdarı fikrinden caydırmaya çalışır.

“Bu beylik mesnedine sen isteyerek gelmedin; onu Tanrı kendi fazlıyla sana ihsan etti. İslamiyet’i yay, böylece seçkin bir şahsiyet olur ve iyi nam kazanırsın. Halka huzur ve nizam sağlayacak,bir nizam kur: sana hayır dua etsinler. Tanrı sana bunun ecrini verir; her iki dünya senin olur ey kahraman.” (5)

Tarih boyunca karşılaştığımız ve halen mevcudiyetini devam ettiren problemlerimizden birisi de idari makamlar içinde yapılan siyasi entrikalardır. Kutadgu Bilig’de bu meselenin çözümü için şeffafllığın ehemmiyeti vurgulanır. Vezir işe başlarken hükümdara şu şartı koşar: “Senden dileğim ve ricam şudur: Beni biri çekiştirirse, bunu önce bana sor. Sonuna kadar araştır ve iyice soruştur; neticede ne çıkarsa ona göre karar ver” (6)

Saray entrikalarını önlemenin bir diğer yolu da, idarecinin etrafının menfaat grupları tarafından sarılmamasıdır:

“Beylerin etrafını kötüler çevirirse, memlekette tamamen kötüler hakim olur.

Tanrı bir kimseyi yükseltmek isterse ona ehliyetli ve dürüst hizmetkarlar verir” (7)

Büyük devletleri ve liderleri bile yutmuş olan dünya saltanat ve debdebesi, günümüzde de israf ve sosyal adaletsizliğe sebep olmakta, fakir halk ile yönetici zümre arasındaki ilişkileri menfi yönde etkilemektedir. Eserde bu meselenin altı ısrarla çizilir:

“Sen bu dünyanın beyisin, ona kul olma; o seni bırakmadan, sen onu dul bırak. Ey devletli hükümdar, sen saray ve köşkler yaptırma; kara toprak altında senin evin hazırdır.

Niçin bu altın-gümüşten hazine topluyorsun; senin hissene düşecek şey iki parça bezden ibarettir” (8)

Kutadgu Bilig’e göre, dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de, idarecinin dünyayı düzeltmeye önce kendi nefsinden başlaması gerektiğidir:

“Bütün bulanıklıkları durultmak istersen kendi ruhunu tasfiye et; halk, ister istemez durulur. İnsan temiz olmayan şeyleri su ile yıkayıp temızler; eğer su kirlenirse, o ne ile ve nasıl temizlenir?” (9)

Hükümdar bütün bunları yaparken de, şahsi menfaatlerini ikinci planda bırakmalıdır. “Bir milletin efendisi ona hizmet edendir.” beyanını kendisine düstur edinmelidir: “İnsanların iyisi, kendi menfaatini bırakıp, zahmet yüklenerek, başkalarının faydasını düşünen kimse demektir .İnsanlar ondan bir iyilik görmezlerse, onun yaşadığı nereden belli olur

Başkalarının yükünü yüklenmeli, fakat onlara yük yüklememeli, cefa edenlere karşı ses çıkarmadan, vefa göstermelidir .Mal dağıtmak cömertlik değildir; asıl cömert insan, canını, tenini feda eden insandır” (10)

Sonuç

Kutadgu Bilig’de vazife istenmez, verilir anlayışı hakimdir. Hükümdar istişare ve nasihatlere açıktır.İdarecilerin birbirlerini rakip görerek, başarısızlıklarından memnun olmaları söz konusu bile değildir. Hükümdar, methini duyduğu bir insanı vazifeye getirmek için defalarca elçi gönderir ve inzivada ibadet sevabının idareci olarak hizmet etmekten daha az olduğunu anlatır. Vazifelerin liyakate göre verilmesine dikkat edilir. Fikir ayrılıklarında asla kavga edilmez, tartışmalar belirli bir seviyenin altına inmez.

Kutadgu Bilig’de en çok üzerinde durulan husus günümüzde de çok muhtaç olduğumuz siyasi ahlaktır. Hükümdarın takva sahibi, adaletli, dürüst, fedakâr ve vefâlı olmasının üzerinde ısrarla durulur.

Eser bu yönüyle batılı benzerlerınden tamamen farklıdır. Bertand Russel’in ‘İktidar ve Machiavelinin ‘Prens’ kitaplarını okuduğıımuzda ‘iktidar’, uğrunda her şeyin feda edilebileceği, elde edebilmek için her yolun mubah olduğu bir ‘tatmin vasıtası’ olarak karşımıza çıkar. Yusuf Has Hacib’in eserinde ise “iktidar”, Allah rızasını kazanma yolunda bir vesile olarak görülür.

Mevki ve makam için entrika çevirmek, aldatmak, adam kayırmak şöyle dursun, ona talip bile olunmaz ve âhireti berbat etmesinden korkulur. Buradaki fark, hayatın gayesini idrak ediş farklılığından kaynaklanmaktadır. Sadece dünyaya bakan tek bir gözü bulunan filozofların yazdığı eserler menfaat ve mücadele etrafında dönüp dururken, Kutadgu Bilig yardımlaşma ve fazileti teşvik etmiştir.

Devletlerin tarihlerinde taht kavgaları ve iktidar mücadelelerinin ne kadar büyük bir insan, kaynak ve zaman kaybına vesile olduğu göz önünde bulundurulursa, idareci zümresinin siyasi ahlâka sahip olmasının bir ülke için güçlü ordulardan bile daha mühim olduğu anlaşılır. Halbuki günümüzde, idari bilimlerde, ahlâkın izafiliği derslerde anlatılmakta ve siyasi ahlâka ehemmiyet verilmemektedir. Üniversite yıllarında rüşvetin önlenme yollarını anlatan hocamızın “Bazıları da ahlak ve inancın rüşveti önlemede tesiri olduğunu söylerler, diyerek meseleyi geçiştirmesi bu konuda bizzat yaşadığım misallerden birisidir. Başka bir misalde Kutadgu Bilig’de “elçinin içki içmemesi, içtiği takdirde devletini aklı başında temsil edemeyeceği anlatılmasına rağmen, bazı üniversitelerimizde Uluslar arası ilişkiler derslerinde hangi yemekle hangi şarabın içileceğinin anlatılıyor olmasıdır. Bu tarz yaklaşımlarla ne meclisimizdeki yumruk yumruğa kavgalardan ne de yolsuzluk skandallarından kurtulmamız mümkün olacaktır. Çünkü fertleri, -özellikle idarecileri-ahlaki bir eğitim almamış milletleri, içine düştükleri sosyal bunalımlardan en mükemmel hukuki düzenlemeler bile kurtaramaz.

Kutadgu Bilig fert ve cemiyetin ıslahı hakkında yaklaşık 1000 yıl önce yaşamış bir atamızın bir miras ve emanetidir. Karşılığında ise sadece bir şey istemektedir:

“Ben kendime şan ve şöhret vcya iyi ad dilemedim; yakın olsun-uzak olsun, ben herkesin iyiliğini istedim. Bunu okuyan okudukça, beni hatırlayıp belki bana da bir dua eder diye düşündüm.” (11)


Dipnotlar:

1) Yusuf Has Hacib, Çev. R. Rahmeti Arat, Kutadgu Bilig, Türk Tarih Kurumu, 1998, s.463-465.

2) a.g.e., s.1.

3) a.g.c., s.16ı.

4) a.g.e.. s.391.

5) a.g.e., s.392-394.

6) a.g.e., s.420.

7) a.g.e., s.75,134.

8) a.g.e., s.108,112.

9) a.g.e., s.375,158.

10) a.g.e., s.238,247,250,285.

11) a.g.e., s.466

www.sizinti.com.tr den alıntıdır.