+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Tarihten Alacağımız Dersler Vardır....

  1. #1
    Pürheves mirkat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    201

    Standart Tarihten Alacağımız Dersler Vardır....

    Çağdaşlaşma Yolunda
    l930'lu yılların Türkiyesi'nin Urla gibi bir Ege şehrinde dahi açlıktan insanların öldüğünü...
    Ortalama bir memurun aylık maaşının 50 lira olduğu bu dönemde, çağdaşlaşma yolunda(!) 75 000 lira gibi büyük paranlar ödeyerek heykel yaptırdığımızı (1)

    Kendinizi Türklere Emanet Edin
    16. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile savaşa tutuşmuş olmasından dolay Katolik Avrupa tarafından kendisine "Hıristiyanlığın şövalyesi" ünvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan'ın ölüm döşeğin de, evlatlarına gayet ibretli bir şekilde:
    "Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız Asla Rus'a yanaşmayın. Haindir, sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler" diyerek nasihat ettiğini …(2)

    Talan Edilen Mirasımız
    Şanlı Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazinin mübarek anası Hayme Hatunun Domaniç’teki türbesini ulu hakan Abdülhamid Han'ın, ecdadına hürmetinin ifadesi olarak büyük bir itina ile tamir ettirip pencerelerini atlas perdelerle kaplattırdığını ve zeminini de Hereke dokuması muhteşem bir halı ile, döşettiğini . . .
    Daha sonraları iş başına gelen Halk Partisi döneminde ise o muhteşem halının türbeden gasp edilerek, partinin İnegöl ilçe yöneticilerinin kapılarına paspas yapıldığını ve atlas perdelerinin de kaymakamlık binasında kullanıldığını... (3)

    Ecdadımızın Silinmez İzleri
    1976 yılında Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde, deniz suyunu tatlı suya çeviren bir tesisin açılışından sonra meslektaşları ile sohbete girişen dönemin Türkiye Büyükelçisi Necdet Özmen'in bir ara söze: "Bu Suudi Arabistan'ın ilk tuzdan arıtma tesisidir" diye başlaması üzerine
    Fransız Büyükelçisinin hayretler içinde kalarak:"No... Sör... Bu Suudi Arabistan'ın ilk tuzdan arıtma tesisi değildir. İlki Osmanlılar'ın 1800.lü yılların sonunda yaptığıdır" diyerek ecdadımızın eşsiz mirasından habersiz yaşayan elçimizi mahcup ettiğini ,,(4)

    Bitmeyen Osmanlı Sevgisi
    Balkanlar'dan Orta Doğu'ya kadar büyük bir coğrafyanın 1. Cihan Savaşından sonra elimizden çıkmasına rağmen, o topraklarda yaşayan halkın hala büyük bir hasretle "Osmanlı, Osmanlı " diye sayıkladığını ..
    Budapeşte'den gelen bir yazarımıza bir Boşnak,ın'. "Madem ki İstanbul'a gidiyorsun Allah aşkına o şehrin toprağını benim için öp Allah benim canımı İstanbul'u görmeden . alması!" dediğini Trablusgarp'daki ihtiyar Cezayirlilerin , boyunlarına muska diye Osmanlı parası taktıklarını…(5) Biliyor muydunuz.
    Avrupa'da Akıncı Korkusu
    1534 yılında Viyana'daki St. Stephen Katedrali'nde. Osmanlı akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak haber vermekle vazifeli bir memuriyetin ihdas edildiğini ve bu memuriyetin ancak 1956 yılında, Viyana Belediye Meclisince. Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından, bu vazifenin lüzumu yoktur" diye bir karar alınarak iptal edildiğini...(6)

    Cennette Yer
    Osmanlı Devleti'nin zirvelerde şahlandığı, akıncılarının Avrupa içlerinde at oynattığı bir dönemde. kilisede bir papazın vaaz verirken"Dünya hakimiyetinin Türklere fakat Cennet'in de kendilerine ait olduğunu... " söylemesi üzerine. bu taksime aklı yatmayan cemaatten bazılarının büyük bir ümitsizlik içinde: "Dünyada bizi yurtlarımızdan çıkaran Türkler hiç Cennet'te yer bırakırlar mı?" dediklerini...(7)

    Batışın Remzi
    Yükseliş dönemimizin ruhunu yansıtan mütevazı Topkapı Sarayına karşılık, yıkılışımızı remzeden Varsay taklidi Dolmabahçe Sarayının Avrupa'dan borç alınan para ile, 9 ton altın ve 41 ton gümüş kullanılarak inşa edildiğini... (

    Şefzade'nin Dolmabahçe Sefası
    İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemde, oğlu Ömer İnönü nün gerek talebelik gerekse daha sonraki yıllarda koskoca Dolmabahçe Sarayını ikametgah olarak kullanıp, yattığı bir oda için bütün sarayın kaloriferlerini yaktırdığın ve ayrıca bu şefzadenin sarayda kadınlı kızlı gece alemleri düzenlediğini...
    Bütün bu olanların dönemin Millet Meclisinde ciddi tartışmalara yol açtığını ve o gün mecliste bulunan baba İnönü nün kulaklığı takılı olduğu halde müzakereleri işitmemezlikten geldiğini (9)

    Ağaca Asılan Zekat Parası
    Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslümanın. günlerce dolaşıp yıllık zekatını verebileceği fakir birini arayıp bulamadığını
    Bunun üzerine zekatının tutarı olan parayı bir keseye koyarak Cağaloğlu'ndaki bir ağaca asıp, üzerine de:
    "Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekatımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al" diye yazdığını..
    Ve bu kesenin üç ay kadar o ağaçta asılı kaldığını

  2. #2
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Tarihe Gömülenler

    Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Konya'nın tek gazetesi olan "Babalık" gazetesinin başyazarı olan pederinden işittiği tüyler ürpertici, ibretlik bir hatıra ile mukaddeslere dil uzatanların akıbetini gözler önüne seriyor:

    1920'de Saruhan mebusu olarak TBMM'ye giren Mustafa Necati (1894-1929), Cumhuriyetin ilk Maarif vekillerinden (Milli Eğitim Bakanı) biri olarak Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Harf Devrimi olarak adlandırılan Latin harflerinin kabulünde etkin rol oynamasıyla bilinir.

    Mustafa Necati, bu faaliyetler çerçevesinde Hazreti Mevlana beldesi Konya'ya gelmiş ve Latin harflerinin üstünlüğünü (!) anlatmak üzere bir konferans düzenlemişti.

    Şehrin her tarafına yapıştırılan ilanlarda:

    —“Eski Harflerle Birlikte Kur'an'ı da Tarihe Gömdük" yazıyor ve konferansın ertesi gün saat 10'da verileceği belirtiliyordu.
    Akşam, mükemmel bir ziyafet verilde. Yemekten sonra Bay Necati, ani bir apandist krizine yakalandı ve hemen hastaneye kaldırılarak ameliyat edildi.

    Gösterilen itinayı anlatmaya lüzum yok; bütün hastahane hatta Konya ayakta idi. Bay Necati kurtulmuş, fakat ne çare ki haddini aşarak Kur'an'a dil uzatmıştı.

    Gece yarısı, imkânsız denebilecek bit şey oldu ve Bay Necati'nin yattığı yatak yan demirinden kırıldı. Hasta yere düşmüş ve ameliyat yeri patlamış.

    Ertesi gün saat 10'da, yani konferansın yapılacağı bildirilen saatte Bay Necati öldü (tarihe gömüldü).


    Şefzade'nin Dolmabahçe Sefası

    İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemde, oğlu Ömer İnönü nün gerek talebelik gerekse daha sonraki yıllarda koskoca Dolmabahçe Sarayını ikametgah olarak kullanıp, yattığı bir oda için bütün sarayın kaloriferlerini yaktırdığını ve ayrıca bu şefzadenin sarayda kadınlı kızlı gece âlemleri düzenlediğini...

    Bütün bu olanların dönemin Millet Meclisinde ciddi tartışmalara yol açtığını ve o gün mecliste bulunan baba İnönü nün kulaklığı takılı olduğu halde müzakereleri işitmemezlikten geldiğini...

    Gürkan, Ahmet; İsmet Paşa'nın Beytülmali, Ayyıldız mat. A.Ş. Ankara/ 1970, 5. 22





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  3. #3
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Milletin Sigorta Lambası

    Tarihçi Reşat Ekrem Koçu, Sultan Vahideddin'in kaderi ile ilgili oldukça orijinal bir değerlendirme yapmıştır:

    -Mazileri çok temiz olan ve memleketleri felaket girdabına düştükten sonra işbaşına geçen, ağır mesuliyetler yüklenen, yenik milletleri daha fazla çiğnetmemek için nefret edilen galip düşmanlara dostane el uzatmak durumunda kalan o kara bahtlı insanlar, milletlerin tarihlerinde sigorta lambalarına benzerler. Kendilerinin yanması büyük tesislerin kurtulmasını temin eder.





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  4. #4
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Hasib yılanlıoğlu Kastamonunun 90 yıllık târihinin en önemli şahitlerinden biri. Güçlü bir hafızası, doğruluklardan sapmayan sağlam bir şahsiyeti var. Bir gün bana dedi ki:

    -Ankara buraya bir vâli gönderdi.O yıllarda Kastamonu'da tamâmen vakıf eseri olan 44 câmimiz vardı.Vâli, câmilerimizden 33 tanesini satışa çıkardı. Biz, kendi paramızla yaptığımız câmimizi, devletten kendi paramızla yeniden satın aldık ve onu ibadete açık tuttuk. Yâni, başkaları gibi, câmiyi yıkıp yerine ev yapmadık, bahçemize katmadık.

    Vâlimiz, 33 câmimizi satmakla kalmadı.Harf inkilabı yapılır yapılmaz vâlimize gün doğdu. Bir yandan, câmilerimizdeki, medreselerimizdeki eski türkçe ile yazılmış kitapları alel-acele toplattırıp bir yere yığdırdı.Halk korkmaya başladı. Ben, o eserlerin, belediyenin çöp arabalarına doldurularak meydanlara taşındığını ve oaralarda, halkın gözü önünde cayır cayır yakıldığını gözlerimle gördüm...

    Dayak, işkence, hakâret, hapis, sürgün...halkı yıldırdı. Cemaatleri azalmaya başladı. Kimse korkusundan câmiye adım atamıyordu.Hiç aklımdan çıkmaz; ben bizim Yılanlı Câmii'nin müezziniydim..Tabii, birde imamımız vardı. Cumâ vakti girince ezân okuyor ve bekliyordum.Cum'a namazı en az üç kişi ile kılındığından bir üçüncü kişi gelmediği için namaza başlayamıyorduk..

    Yavuz Bülent Bakiler
    Türkiye Gazetesi
    14.12 1996





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  5. #5
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Yıl 1946......

    Rizenin İkizdere ilçesinde doğmuşum. Rahmetli babamdan dinlemiştim:

    -Oğlum! 1946'ya kadar, seçim nedir bilmezdik. Merkezin ve bağlı 36 köyün oyunu, bir kişi (Cemal Ağa) verirdi. Kimsenin, seçimden ve seçilenden haberi olmazdı. Zâten 'Sandık' da Cemal Ağa'nın iki dizi arasında dururdu. Nâhiyeye 15 günde tomarla Ulus gazeteleri, Cemal Ağa adına gelir, oda onları koynunda iksir gibi saklardı. Yörenin tüm iletişimi, Cemal Ağa'nın gazeteden edinip, söyleyeceklerinden ibâretti. Zâten dinleyenide yoktu. Yalnız yaşardı. Ömrü boyunca câmide hiç görülmedi. 1946 seçimlerinde, sandık Cemal Ağa'nın dizi dibinden alınıp, meydan yerine kondu. Ancak, 'Açık oy, gizli tasnif' gibi bir garâbetle karşı karşıya idi millet..Sandık müşâhidi, yine Cemal Ağa idi. Herkes ona, hangi partiye oy verdiğini göstermek zorunda idi. Oy tasnifi de gizlice gönüllerince yapılırdı...1950 seçimlerinde, mâhut garâbet giderilmiş, 'Gizli oy, açık tasnif' bahşedilmişti millete...

    Türkiye Gazetesi

    1.3.1997





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Mirac'tan Dersler
    By alaaddin in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 96
    Son Mesaj: 18.10.19, 16:03
  2. Kur'ân'dan Aldığım Dersler
    By SeRV-i SiMiN in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 07.09.09, 10:53
  3. Bunlari Biliyor muydunuz...Tarihten Alacağimiz Dersler Var..
    By asyanur_filiz in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 16.12.08, 16:52
  4. Tarihten Günümüze Yansımalar
    By Muntesip in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 19.10.08, 12:19
  5. Tarihten Bir Bilinmeyen Gerçek Daha
    By aşur in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.08.06, 14:00

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0