Gün geçmiyor ki diğer dinlerin lider ve mensuplarından Hz. Peygamber (s.a.v.)’e, İslâm’a ve Kur’ân’a dil uzatılmasın, çirkin laflar edilmesin. Onlar hakikatte iftiradan ibaret olan bu tür çirkin sözleri sarf ederken kendi tarihlerinden ve bu günde olduğu gibi geçmişte sebep oldukları facialardan habersizler galiba! Aslında nelere sebep olduklarını çok iyi bilmekteler; ama onlar hep bu katliamları bir yerlere medeniyet, hürriyet veya demokrasi götürmek amacıyla yaptıkları için (!) kendilerince hoş görmektedirler. Dünyaya demokrasi dersi vermeye kalkan Hristiyan Batı’nın tarihine baktığımızda, günümüzde yeniden bayraklaştırdıkları kin ve nefretlerini görmek kolaylaşmaktadır.

Papalığın yani Hristiyan âleminin, tarihte Müslümanlara karşı sebep olduğu katliamların ortak adı olan “Haçlı Seferleri” kısa ve klasik anlamda, papalığın teşvikiyle, Hristiyan Avrupalıların, Müslümanlara karşı tertip ettikleri seferlerin umumî adıdır. En önemlisi dinî olmak üzere, siyasî, sosyal ve iktisadî sebeplere dayanan Haçlı Seferleri’ni, Papa İkinci Urbanus 1095 yılında toplanan Clermont Konsili’nde yaptığı konuşmayla başlatmıştır. Bu seferler asırlarca devam etmiş, milyonlarca insanın can kaybına, devletlerin yıkılıp ülkelerin tahrip olmasına sebep olmuştur.

11. yy.’da Avrupa’da muazzam bir çöküntü mevcut iken, İslâm Dünyası her yönden gücün zirvesinde idi ve fakir Avrupa’nın iştahını kabartmaktaydı. İslâmiyet hızla yayılmakta, Müslümanların egemen oldukları coğrafya genişlemekte idi. Elbette ki papalık bu gelişmelere seyirci kalamazdı ve Papa II. Urbanus bir karar verdi. Hristiyan halkın dinî duygularını sömürüp Müslümanların mallarının kendi hakları olduğunu iddia ederek, sonucunda milyonlarca insanın hayatına mal olacağını da bilerek Hıristiyanları Haçlı Seferleri için kışkırttı. Papalığın asıl maksadı ise, dünyaya egemen olmak ve dünyayı istedikleri şekilde idare etmekti.

1071 yılında Malazgirt Zaferi’yle Anadolu’nun Müslüman Türklerin eline geçmeye ve İslâm’ın yayılmaya başlaması, papalığın aradığı fırsatı doğurdu. Türk orduları karşısında varlık gösteremeyen Bizans İmparatorluğu, Papa’dan yardım istedi. Papa, insanların hem dinî duygularını hem de maddî ihtiyaçlarını sömürerek milyonlarca Hristiyan’ı Müslümanlar üzerine yönlendirdi. Böylece hem İslâmiyet’in ilerlemesi yavaşlayacak hem de ele geçirilen topraklar papalığa bağlı kalacaktı.
11-13. yy.’lar arasında Haçlı Seferleri’nin en şiddetlileri meydana geldi. Çok büyük kayıplar yaşandı. Bu savaşlardan kısaca bahsetmek istiyoruz:

Birinci Haçlı Seferi (1096-1099)
Bu seferi Aşağı Lorraine Dükü Gedefroi Bouillon’un komutasındaki Haçlı Ordusu düzenlemiştir. Bu orduda; birçok ünlü şövalye, soylu, kont ve dukalar vardı. Avrupa’nın bütün imkânları kullanılarak hazırlanmış olan bu ordu, 600.000 kişiden müteşekkildi. Almanya’nın Rhein kıyılarında 10.000 Yahudi'yi kılıçtan geçiren bu Haçlı Ordusu, İstanbul’a doğru gelirken, ülkesinde yağma ve katliam yapılmasından endişe eden Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos, onlarla anlaştı. Haçlılar, erzak ihtiyaçlarının temini karşılığında, Anadolu’da aldıkları yerleri Bizans’a vereceklerdi. Antlaşma sonrası Anadolu’ya geçen Haçlılar, 1097 yılının Mayıs ayında Türkiye Selçukluları’nın başşehri İznik’i kuşattılar. Kanlı çarpışmalar iki taraftan da ağır kayıplara sebep oldu. Altı yüz bin kişilik Haçlı Ordusu karşısında verdiği kayıplara dayanamayan Birinci Kılıçarslan (1092-1107), çarpışarak geri çekildi. İznik, Bizans’ın eline geçti. Eskişehir istikametinden Anadolu’ya giren Haçlı Ordusu’na karşı Sultan Birinci Kılıçarslan, yıpratma savaşlarına başladı. Anadolu’da Haçlıları en stratejik bölgelerde yakalayıp, ani baskınlarla imha hareketlerine girişti, pek çoğunu kırdı.

Altı yüz bin kişilik kuvvetle Anadolu’ya geçen Haçlı Ordusu’nun sayısı, Türklerin imha hareketi sonucu, Antakya Kalesi önlerine geldiklerinde 100.000’e gerilemişti. 1097 yılı Ekim ayında Antakya’yı kuşatan Haçlılar, kale içindeki Hristiyan ahaliden birinin ihaneti sonucu, dokuz ay sonra, Haziran 1098’de şehre girebildiler.

Antakya’yı alan Haçlılar, kırk bine düşen kuvvetleriyle Kudüs’e hareket ettiler. Şiî-Fâtımîlerin elinde olan şehir, kısa sürede Haçlıların eline geçti. Müslüman, Musevî ve Hristiyanların yaşadığı ve her üç din mensuplarınca da kutsal olan Kudüs, Haçlıların eline geçince, büyük bir katliama uğradı. Yetmiş bin Müslüman ve Yahudi'yi, mabetlere sığınan kadınlar ve çocuklar dâhil, acımasızca kılıçtan geçirdiler. Şehrin sokakları, kan ve cesetlerden geçilmez oldu.

Birinci Haçlı Seferi neticesinde Kudüs’te Katolik Latin Krallığı, Antakya ve Urfa’da birer Haçlı devleti kuruldu. Hristiyanlar, Ortadoğu’yu bu vesile ile tanıyıp, Doğu Akdeniz kıyılarına yerleştiler. Müslümanlarca Mekke ve Medine’den sonra en mukaddes şehir olan Kudüs’ün, Şiî-Fâtımîlerce Haçlılara teslimi, büyük üzüntüye yol açtı. Müslümanlar, Haçlıları Ortadoğu’dan atmak için hemen teşebbüse geçtiler. 1144 senesinde Musul Atabegi İmâdeddin Zengî, Urfa’yı geri aldı. Bu durum İkinci Haçlı Seferi’ne sebep oldu.

İkinci Haçlı Seferi (1147-1149)
Urfa’nın Müslümanlar tarafından geri alınması üzerine, Papa Eugenius’un teşviki ve Papaz Saint Bernard’ın propagandası neticesinde İkinci Haçlı Seferi başlatıldı. Seferin komutanlığını, VII. Louis ile Almanya İmparatoru III. Konrad yapıyordu. Alman İmparatoru komutasında 75.000 kişilik ilk kafile, Konya Ovası’na geldi. Bu ordu, Türkiye Selçukluları Sultanı I. Mesud tarafından imha edildi.

Alman İmparatoru, canını zor kurtararak, beş bin kişiyle İznik’e sığındı. Fransa Kralı VII. Louis, 150.000 kişi ile yola çıktı. Alman İmparatoru’nun geriye kalmış döküntü kuvvetleriyle İznik’te birleşti. Bu kalabalık orduya karşı meydan muharebesi yapmayı uygun bulmayan Sultan Mesud, Haçlıları, Toroslar Geçidi’ne çekti. Burada büyük kayıplara uğratılan Haçlıların artıkları, Antakya’ya sığındılar. Şam’ı muhasara ettilerse de, Türkler tarafından mağlup edildiler.

Üçüncü Haçlı Seferi (1189-1192)
Selahaddin Eyyûbî, Şiî-Fâtımî Devleti’ni ortadan kaldırıp, Eyyûbî Devleti’ni kurduktan sonra, Haçlılara karşı harekete geçti. 1097 senesinden beri Haçlıların elinde bulunan Kudüs’ü, 1187 senesinde Hattin Zaferi’nden sonra ele geçirdi.
Hristiyanların birkaç kıyı şehir hariç, Ortadoğu’dan atılmaları, Avrupalıları endişelendirdi. Papa Üçüncü Clemens’in teşvikiyle Fransa ve İngiltere Kralları ile Alman İmparatoru, Üçüncü Haçlı Seferine katıldılar. Sonu hezimet olmasına rağmen, Avrupa’nın en ünlü kral, imparator ve kumandanlarının katıldığı bu sefer, meşhurdur.

Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa, kara yolu; Fransız Kralı Philippe Auguste ile İngiliz Kralı Arslan Yürekli Richard, deniz yoluyla hareket ettiler. Alman İmparatoru’na, Türkiye Selçukluları Sultanı II. Kılıçarslan, elçileriyle Anadolu’ya girmemesini teklif etmişse de, kabul etmedi. Türkleri dinlemeyen İmparator Friedrich Barbarossa, ordusunun büyük bir kısmını Selçuklu askerlerinin elinde kaybetti. Sonunda, Akdeniz’e ulaşamadan nehirde boğuldu. Başsız kalan ve ağır zayiat veren haçlılar, perişan bir vaziyette Filistin’e ulaştılar.

İngiltere Kralı, deniz yoluyla Kıbrıs’a varıp, Bizans valisini adadan kovarak Latin Krallığı’nı kurdu. Kıbrıs’tan Akka’ya geçen Arslan Yürekli Richard ve deniz yoluyla Akka’ya varan Fransız Kralı, uzun süren muhasaradan sonra kaleyi aldı. Kudüs’ü yeniden almak için savaştılarsa da muvaffak olamadılar. Fransa ve İngiltere kralları, acı tecrübeler ve ağır kayıplar neticesinde, Kudüs’ü alamayacaklarını anlayınca, ülkelerine döndüler.

Dördüncü Haçlı Seferi (1204)
Papa Üçüncü Innocentius’un çağrısı, Foutges de Neville’nin propagandası neticesinde Bonifacio’nun tertip ettiği bu Haçlı Seferi’ne Almanya İmparatoru Altıncı Heinrich katıldı. Papa’nın itiraz etmesine rağmen Haçlılar, Venedik gemileriyle İstanbul önüne geldiler. 1204 yılında, Ortodoks Bizanslılardan İstanbul’u aldılar. Şehrin zenginliği, Katolik Hristiyanları şaşkına döndürdü. İstanbul’u yağmalayıp, tahrip ettiler. Dindaşlarına her türlü zulmü, her çeşit kötülüğü yaptılar. Bizans İmparatoru, tahtını İstanbul’dan İznik’e taşıdı. Bu olay, Bizans tarihinde ilk defa oluyordu. Nihayet İstanbul’da 1261 senesine kadar devam eden Latin İmparatorluğu kuruldu.

Haçlılar, dindaşları olan İstanbul’un Ortodoks Hristiyanlarına, çok zulüm ve eziyet yaptılar. İstanbul’un sanat eserleri, zengin olmak hırsıyla tahrip edilip evler yağmalandı. Binlerce İstanbullu, şehrin tarihinde görülmemiş insanlık dışı tecavüzlere uğradı, soyuldu ve işkenceyle öldürüldü. Dördüncü Haçlı Seferi’nden, Müslümanlardan ziyade, Ortodoks Hristiyanlar zarar gördü.

Beşinci Haçlı Seferi (1217-1221)
Papa Üçüncü Honorius’un teşvikiyle Macar Kralı İkinci Andrias tarafından düzenlendi.

Altıncı Haçlı Seferi (1228-1229)
Papa IX. Gregorius’un teşvikiyle Alman İmparatoru Üçüncü Frederich tarafından tertip edildi. Alman İmparatoru Kudüs’e kadar geldi. Eyyubî Sultanı Melik Kâmil’in dış baskılardan bunaldığı bir devrede, Haçlıların Kudüs’e gelmeleri antlaşma zemininin doğmasına sebep oldu. Antlaşma ile Kudüs, Haçlıların eline geçti; fakat Türkler tarafından mağlup edilmeleri sonucunda şehir, tekrar Eyyûbîlere teslim edildi.

Yedinci Haçlı Seferi (1248-1254)
Kudüs’ün Müslümanlar tarafından alınması üzerine, Fransa Kralı St. Louis tarafından tertip edildi. Mısır’da yeni kurulan Memlûklüler, Haçlıları, 1250 senesinde, Mansûre Meydan Muharebesi’nde mağlup edip Fransa Kralı’nı da esir aldılar. Haçlılar dağıldı. St. Louis, Dimyat’ı Müslümanlara verip ülkesine döndü.

Sekizinci Haçlı Seferi (1268-1270)
Antakya’nın Müslümanlar tarafından fethedilmesi ve Yedinci Haçlı Seferi’nin öcünü almak için Fransa Kralı St. Louis tarafından düzenlendi. Bu seferin hedefi, Kudüs olmayıp, Akdeniz kıyılarındaki Müslüman denizciler üzerineydi. St. Louis, Tunus’a çıktıysa da, salgın hastalıktan öldü. Fransa ordusu geri döndü. Bu sefer de başarısızlıkla sonuçlandı.

Haçlı Seferleri sonucu, pek çok kan döküldü ve milyonlarca insan can verdi; nice ülkeler harap oldu. Bu seferler, dinî, siyasî, sosyal, kültürel, iktisadî birçok hâdiselere sebep oldu. Müslümanlara karşı savaşa katılmaya teşvik için, Avrupa’da birçok Hristiyan tarikatları kuruldu. Seferlere iştirak için Avrupalıların dindarına, maceraperestine, işsiz-güçsüzüne ayrı ayrı vaatlerle propaganda yapılarak düzenlenen bu seferlerin, Müslümanlar karşısında boş çıkması neticesinde, papalığın ve kiliselerin otoritesi sarsıldı.

SONUÇLARI:
Bu seferler sonunda Hristiyanlar, Müslümanları yakından tanıdılar. Harp meydanlarında aslanlar gibi cesurca dövüşen Müslümanların, aslında çok merhametli, iyiliksever, misafirperver olduklarını yakından gördüler. Müslümanların, papazların bahsettikleri gibi olmaması, Avrupalı Hristiyanların daha önceki düşüncelerini değiştirdi.

Haçlı Seferleri’nden günümüze, Haçlı ruhu kaldı. Bundan sonra Müslümanlara kin ve nefret besleyen her Hristiyan bu ruhun esiri oldu ve günümüzde de adlarını koyamadıkları birçok savaş ve mücadeleleri bilinçaltına itilmiş bu ruhları sayesinde gerçekleştirmektedirler.

Haçlılar 1364 Sırp sındığı, 1389 Birinci Kosova, 1396 Niğbolu, 1444 Varna, 1448 İkinci Kosova, 1538 Preveze, 1571 Kıbrıs, 1683 Viyana Kuşatması ve diğerlerinde Müslümanlara karşı cephe aldılar. Hatta Kudüs’ün elimizden çıkması üzerine, müttefikimiz olan Almanlar, bayram yaptılar.

Batılıların geçen asırlarda ve günümüzde, İslâm ülkelerine karşı tatbik ettikleri yayılmacılık ve sömürgecilik hareketleri, İslâm dinine saldırmaları ve Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak için yaptıkları bütün dejenerasyon faaliyetleri, geçmişteki Haçlı Seferleri’nin, hâlen soğuk savaş, kültürel ve ekonomik savaş olarak devam ettiğini göstermektedir.

Dinî değerlerimize saldırı!
Tüm insanlığın zararından nasibini aldığı yukarıda zikrettiğimiz bu tarihi hadiselerde olduğu üzere bu gün de özellikle Hristiyan ve Yahudî kesimlerden dinimize ve mukaddes saydığımız değerlere karşı saldırılar devam etmektedir. Papa’nın sözleri ile Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) hakaret içeren karikatür (vs.) saldırıları arasında da bir ilişkinin var olduğunu görmek çok zor olmasa gerek. Müslümanların değerlerine yetersiz sarılmaları sebebiyle, sürekli yapılan bu çirkin çıkışlara karşı, “Hangi birine cevap vereceksin, boş ver konuşsunlar!” mantığının onlar arasında git gide yaygınlaştığını da gözden kaçırmamak gerekir.

Evet, bütün bu çirkinliklerin baş aktörü papalık, hiç utanmadan Sevgili Peygamberimiz’e, dinî mukaddesatımıza dil uzatabilmekte ve bizlerin tepkilerinin bir öncekine göre daha zayıf kaldığını gözlemledikçe kinlerini her fırsatta daha da belirginleştirmektedirler. Bundan sonra gelecek yeni saldırının şiddeti de, bizim bu sözlere vereceğimiz tepki oranında olacaktır elbette. Bu nedenle Müslüman, sürekli ayık olmak ve üzerine aldığı vazifelerin, taşıdığı kimliğin sorumluluğunu yerine hakkıyla getirmek zorundadır.



Ayhan ÖZKAN