Osman Bey
Osman Bey, Osmanl? Devleti’ni ve Osmanoğullar?n? kuran ve ad?n? devletine ve soyuna vermiş bulunan ilk Osmanl? Sultân?d?r. Kendisine Kara Osman, Fahruddin ve Mu’înüddin de denmiştir. Osman Gâzî, hayat?n?n sonuna kadar emîr yani bey olarak an?lm?şt?r; vefât?ndan sonra Hân ve Sultân denmiştir. Çünkü hayat?n?n sonlar?na doğru uc beyi olmuştur.

Osman Bey, 1258 tarihinde Söğüd’de veya Osmanc?k’da dünyaya geldi. Babas? Ertuğrul Gâzî ve annesi Halîme Hâtun’dur. 24 yaş?ndayken babas?n?n yerine geçti. Osman Gâzî, önce Kastamonu’daki Çobanoğullar?na, sonra da Kütahya’daki Germiyanoğullar?na bağl? idi. Onlar da Selçuklu Sultân?na bağl?yd?lar. ?lk evliliği, 1280 civar?nda, Sultân Orhan’?n annesi ve Selçuklu vezirlerinden Ömer Abdülaziz Beyin k?z? olan Mâl Hâtun iledir. 1289 y?l?na doğru Şeyh Edebali’nin k?z? Rabî’a Bâlâ Hâtun ile evlenince, nüfuzu ve kudreti artt?. Bu han?m?ndan da Şehzâde Alâ’addin dünyaya geldi.

1281 y?l?nda babas?n?n yerine aşiret beyi olan Osman Bey, bir görüşe göre, Selçuklu Sultân? II. G?yâseddin Mes’ûd’un 1284’de Söğüd ve çevresinin kendisine tahsis edildiğine dair olan ferman? ve yan?nda hediye ettiği ak sancak, tuğ ve mehterhâne ile uc beyi olmuştur. 1288 veya 1291 tarihinde Karacahisâr’? fethetmesi ve Dursun Fakih’e kendi ad?na hutbe okutmas?, Osman Bey’in yar? istiklâlini kazanmas? demektir.

Osman Gâzi’nin Bizans s?n?r şehirlerini birer birer fethetmesi üzerine telâşa düşen Bizansl?lar onu ortadan kald?rmak için bir düğün vesilesiyle bir bask?n haz?rlarlar. Bask?na bask?nla cevap veren Osman Bey, 1299 y?l?nda Yarhisâr ve Bilecik’i fethetti ve beylik merkezini Bilecik’e nakletti ve fitneye sebep olan Yarhisâr Tekfurunun k?z? Nilüfer’i (Holofura’y?) oğlu Orhan ile evlendirdi. Bu tarih, daha önce aç?klanan sebeplerle Osmanl? Devleti’nin kuruluş y?l? kabul edildi. 27 Ocak 1300’de Selçuklu Sultân? III. Alâ’addin Keykubad’?n saltanat alâmeti olan tabl, alem ve tuğu Osman Beye bir ferman ile göndermesi ile art?k Osman Bey müstakil bir uc beyi olmuştu. 1301 y?l?nda Bursa’ya yak?n bir yerde Yenişehir’i kurdu ve saltanat merkezini buraya nakletti. Bu arada bütün bu fetihlerde kendisine yard?m edenleri de unutmad? ve kardeşi Gündüz Bey’e Eskişehir’i; oğlu Orhan Bey’e Sultânönü’nü; Hasan Alp’a Yarhisâr’?; Şeyh Edebal?’ya Bilecik’i ve Turgut Alp’e ?negöl’ü verdi ve Edebal?’n?n torunu Alâ’addin’i yan?nda götürdü. 1308 y?l?nda ?lhanl? Hükümdar? Ahmed Gazan taraf?ndan Selçuklu Devletine son verilince Osmanl? Devleti tamamen müstakil hale geldi. 1313’de Harmankaya Hâkimi Köse Mihal Bey’in Müslüman olmas?yla Mekece, Akhisâr ve Gölpazar? Osmanl?n?n eline geçti. 1320 y?l?ndan itibaren çevrede fazla görünmeyen Osman Bey, 1324 y?l?nda beyliği oğlu Orhan Bey’e devretti. 1324 y?l? Şubat ay?nda Bursa’n?n fethini görmeden 67 yaş?nda vefat eden Osman Bey, vasiyeti üzerine, geçici olarak gömülü bulunduğu Söğüd’den al?narak 2.5 y?l sonra 1326 y?l?nda Bursa’daki Gümüş Künbed’e defn olunmuştur.

Babas?ndan 4800 km2 olarak ald?ğ? topraklar? 16.000 km2’ye ç?karan Osman Bey’in Orhan ve Alâ’addin d?ş?ndaki çocuklar? şunlard?r: Fatma Hâtun, Savc? Bey, Melik Bey, Hamîd Bey, Pazarl? Bey ve Çoban Bey. Bugünkü mülkî taksimata göre, Osman Bey zaman?nda Osmanoğullar?n?n ülkesi, Bilecik, Eskişehir merkez, Sakarya’ya bağl? Geyve, Akyaz? ve Hendek, Kütahya-Domaniç ve Bursa ilinin Mudanya, Yenişehir ve ?negöl ilçelerini kaps?yordu.

Osman Bey zaman?ndaki büyük âlimler ve şeyhlerden baz?lar?n? da hat?rlatmakta yarar vard?r: Âlimlerden en önemlileri Mevlânâ Şeyh Edebal?, Dursun Fakîh ve Hattâb bin Ebî Kâs?m Karahisârî’dir. Maneviyât reislerinden ise, Şeyh Muhlis Baba, Şeyh Âş?k Paşa, Şeyh Ulvân Çelebi, Şeyh Hasan Çelebi ve Baba ?lyas mutlaka zikredilmelidir.
KAYNAK-OSM araşt?rmalar? vakf? web sitesi

Sultan II. Abdülhamid HanSultân Abdülhamid Hân, Osmanl? Padişahlar? aras?nda en uzun süre tahtta kalanlardan biridir; Osmanl? Devleti’ni yak?ndan ilgilendiren çok önemli olaylar?n saltanat?nda meydana geldiği nadir padişahlardand?r ve en önemlisi de hakk?nda en çok eser bulunan bir devlet adam?d?r. Bir iki sayfada onun şahsiyetini ve devrindeki olaylar? özetlemek mümkün değildir. Bu sebeple sadece baz? olaylar?n ana hatlar?n? vermeye çal?şacağ?z.

II. Abdülhamid, I. Abdülmecid’in 4. Kad?nefendisi olan Çerkez as?ll? Tîr-i Müjgan Kad?nefendi’den Ç?rağan Saray?nda Eylül 1842 y?l?nda dünyaya gelen oğludur. 10 yaş?nda annesini kaybeden Abdülhamid, manevi annesi Başikbal Perestû Han?mefendi’nin terbiyesi alt?nda büyümüştür. 28 y?l II. Abdülhamid’in vâlide sultânl?ğ?n? ifa etmiştir. Milletin Sultân Hamid dediği II. Sultân Abdülhamid, şehzâdeliğinin ilk günlerinde musiki dersleri alm?ş; 1850’den itibaren devrinin âlimlerinden hat, Arapça, Farsça, Osmanl? Edebiyât? ve diğer ?slâmi ?limleri ders alm?şt?r. Özellikle hadisden Buhari okuyan Abdülhamid, devrin Maârif Bakan?ndan politika ve iktisad, Vak’anüvis Lütfi Efendi’den Osmanl? Tarihi derslerini dinlemiştir. Kendinden önceki padişahlardan farkl? olarak, Şâzelî tarikat?na intisap eden Abdülhamid, 1879’dan itibaren Kadiri tarikat?n?n derslerini almaya başlam?ş ve ömrünün sonlar?na doğru Nakşibendi tarikat?na da intisap eylemiştir. Bu bir kaç sat?rl?k bilgiden anlaş?lacağ? üzere, Sultan Abdülhamid Han, bütün hayat?n? tam bir ?slâm âlimi ve siyâset ve devlet adam? olmaya vermiştir. Amcas? Abdülaziz zaman?nda ziyâretlerde ve seyahatlerde bulunan Abdülhamid, Frans?z ?mparatoriçesi, Avusturya Kral?, Prusya Veliahd?, Galler Prensi, Fransa Prensi, Şeyh Şâmil ve Emir Abdülkadir gibi, bat?l? ve doğulu devlet adamlar?yla tan?şm?ş ve onlardan istifade etmesini bilmiştir. Babas?n?n tabiriyle kuşkulu ve sükûtî oğul olan Abdülhamid, kurulduğu y?l Yeni Osmanl?lar Cemiyetine girmiş ve ancak gayelerinin bozuk olduğunu anlay?nca ayr?lm?şt?r. Hayat tarz? itibariyle Sultân Abdülaziz’e benzeyen, şarkl?, tam bir Müslüman, tam bir Osmanl? ve tam bir Müslüman Türk olan Abdülhamid Han, takvâ ve dindarl?ğ? sebebiyle halk aras?nda veliyyullah olarak bilinmiştir. Dedesi II. Mahmûd’a ve Reşid Paşa’ya hayran olduğu ifade edilen II. Abdülhamid, babas? I. Abdülmecid ile ağabeyi Murad’?n alafranga hayat?n?n devlete ve millete zarar verdiğine inan?yordu. 31 Ağustos 1876’da, ak?l hastas? olan V. Murad’?n yerine, Midhat Paşa ve Mütercim Rüşdü Paşa’y? ikna ederek Osmanl? taht?na oturan II. Abdülhamid, d?ş ve iç düşmanlar?n bütün gayretlerine rağmen, 27 Nisan 1909 y?l?na kadar Osmanl? taht?nda oturmay? ba’şârm?şt?r.

II. Abdülhamid’in saltanat y?llar?n? ikiye ay?rmak ve meseleleri ona göre değerlendirmek şartt?r:

B?R?NC? SALTANAT DEVR? (31.8.1876-13.2.1878); M?DHAT PAŞA VE EK?B?N?N ?DAREY? EL?NDE TUTTUĞU ÇÖKÜŞ YILLARI: II. Abdülhamid, Midhat Paşa ve ekibini taltif ederek tahta ç?km?ş ve maalesef Meclis-i Mebusan’?n kapat?ld?ğ? Şubat 1878’e kadar da, idarede hep onlar?n sözleri geçerli olmuştur. Neticede bu bir buçuk y?l kadar zaman, Osmanl? Devleti’nin çöküş ve hatta y?k?l?ş y?llar? olmuştur. Rus askerlerinin Yeşilköy’e kadar geldiği bu ac?l? günlerin faturas?n? II. Abdülhamid’e yüklemek çok büyük hata olacakt?r. Bu devrenin en önemli olaylar?n? şöylece özetlemek mümkündür:

Midhat Paşa ve Rüşdi Paşa’lar?n meşrutiyetle alakal? şartlar?n? kabul ederek II. Sultân Abdülhamid Hân ünvan?n? alan Sultân Abdülhamid, Aral?k 1876’da Midhat Paşa’n?n entrikalar?ndan b?karak istifa eden Rüşdi Paşa’n?n yerine Midhat Paşa’y? sadrazaml?ğa getirdi. Osmanl? Devleti tam bir isyan ülkesi haline gelmiş ve bu durum aç?k denizlere girmek isteyen Rusya’n?n iştah?n? açm?ş olmas?ndan dolay?, Düvel-i Muazzama, ?stanbul’da Tersane Konferans?n? tertip etmişlerdir. ?ngiliz baş mürahhas? ve Türk dostu olan Lord Salisbury ?srarla Rus-Osmanl? savaş?na taraftar olmad?klar?n? söylemesine ve Rus Çar? II. Aleksandr da, bar?şç? bir tav?r izlemesine rağmen, Midhat Paşa, padişahla münakaşay? bile nazara alarak Rusya’ya harp ilan edilmesini savunmuştur. Midhat Paşa ile ayn? fikirde olanlar, sadece Rusya’daki Panslavistlerdi.

Böyle bir dönemde, Osmanl? Devleti Midhat Paşa ve ekibinin ?srar?yla, 23 Aral?k 1876 tarihinde I. Meşrutiyet’i (Tacl? Meşrutiyet veya 93 Meşrûtiyeti de denmektedir) ilan etti ve temel itibariyle 1960 y?l?na kadar yürürlükte kalacak olan ilk yaz?l? Anayasas?n? yani Kanun-? Esâsî’yi ilan etti. Bundan cesaret alan, Midhat Paşa ve ekibi, ordunun harp istediğini, Rusya’n?n yenileceğini ve ?ngiltere’nin Osmanl? Devleti’nin yan?nda harbe kat?lacağ?n? iddia ederek, harp ilan?na karş? olanlar? vatan hâini ilan ettiler. II. Abdülhamid bunlardan hiç birini kabul etmiyordu ve ancak çaresizdi. Harp tekliflerini incelemek üzere Ocak 1877’de toplanan Meclis-i Meb’usân’?n 240 üyesinden 60’? gayr-i müslim idi. Karar, harp ilan?n?n lehine ç?kt? ve Osmanl? Devleti’ni y?k?l?şa götüren bu karar, Rusya ile Osmanl? Devleti’nin başbaşa kalmas?na sebep oldu. Memleketin felakete gittiğini gören II. Abdülhamid, Midhat Paşa’y? Şubat 1877’de azletti ve sürgün etti. Bu arada Düvel-i Muazzama, evvela büyükelçilerini ?stanbul’dan çektiler ve sonra da Mart 1877’de Londra Protokolünü imzalad?lar. Tersane Konferans?ndan daha hafif teklifler ihtiva eden bu konferans?, Rus Çar? kabul etti ve sadece harp isteyen aş?r? milliyetçileri teskin için Karadağ’a Nikşi Kazas?n?n b?rak?lmas?n? istedi. Bunu Kanun-? Esâsi’ye ayk?r? bularak reddeden Bâb-? Âli, Nisan 1877’de büyük Rus-Osmanl? Savaş?n?n yani halk?n ifadesiyle 93 Harbi’nin başlamas?na yol açt?. Fiilen Haziran 1877’de başlayan bu harb Ocak 1878’de Osmanl? Devleti’nin her şeyini kaybetmesiyle sonuçland?. 93 felâketi, Şubat 1878’de Meclis-i Meb’ûsân’?n kapat?lmas?n? ve II. Abdülhamid’in ikinci saltanat devresinin başlamas?n? netice verdi. Tarihçilere göre bu bir buçuk y?ll?k devreden II. Abdülhamid sorumlu değildi.

II. ABDÜLHAM?D’?N ?K?NC? SALTANAT DEVRES?=ŞAHS? ?DARE DEVR? (13.2.1878-27.4.1909): 30 y?l kadar süren bu devreye, II. Abdülhamid’in şahsî idare devri veya muhâliflerinin ve maalesef Cumhuriyet dönemi tarihçilerinden bir çoğunun ifadesiyle istibdâd devri (devr-i istibdâd) denmektedir. Bilançolar? çok ağ?r olan 93 felâketinin devleti yok edeceğini gören basiretli devlet adam? II. Abdülhamid, Meclis-i Meb’ûsân’?n bağ?ms?z Ermenistan, Pontus ve Kürdistan gibi devletlerin kurulmas?n? tart?şt?ğ?n? görünce, 13.2.1878’de Meclis’i fesh etti. Alman Devlet Adam? Bismark, “bir devlet millet-i vâhideden mürekkeb olmad?kça, meclisin faydadan ziyade zarar vereceğini” ifade ederek tasvip etti. Rus Çar? zaten memnundu. Durumdan rahats?z olan ?ngiltere, V. Murad’? padişah ve Midhat Paşa’y? sadrazam yapmak için Genç Osmanl?lardan Ali Suavi’yi tahrik ederek, tarihe Ç?rağan Bask?n? veya Ali Suavi Vak’as? olarak geçen elim olay? patlatt?. Arkas?nda, ?ngiliz Büyükelçisi Lord Elliot ve yerine gelen Lord Layard ile Ali Suavi’nin ?ngliz ajan? olan han?m? Mary vard?. 23 ihtilâlcinin ölümü ile sonuçlanan bu sonuçsuz darbe, II. Abdülhamid’i hafiyye denilen gizli teşkilât?n? kurarak daha s?k? idareyi ele almas?na mecbur etti.

?ç buhranlarla perişan olan ve her iki cephede de mağlup duruma düşen Osmanl? Devleti, Yeşilköy’e kadar gelen Ruslarla, ?ntihar Andlaşmas? denilebilecek olan 3.3.1878 tarihli Ayastafanos Muâhedesini imzalad?. Ancak düvel-i muazzama denilen ?ngiltere, Fransa ve Avusturya yani Almanya’n?n bundan rahats?z olmalar? üzerine, 4,5 ay sonra bu andlaşma yok say?ld? ve 13.7.1878’de Berlin Muâhedenâmesini imzalayarak varl?ğ?n? 30-40 y?l daha uzatm?ş oldu. Berlin Muâhedenâmesi de, Osmanl? Devleti’ni, Romanya, S?rbistan ve Karadağ’a tam istiklâliyet vererek Avrupa’dan tasfiye ediyordu. Bosna-Hersek Eyâleti Avusturya’ya verilirken, otonom bir Bulgaristan Prensliği kuruluyordu. Karadağ’a bir kaza b?rakmamak uğruna, devlet, Avrupa’dan siliniyordu.

Berlin Muâhedenâmesinden cesaret alan Ermeniler, 1895-1896 y?llar?nda Doğu Anadolu’da katliamlara ve bağ?ms?z bir Ermenistan kurma teşebbüslerine giriştiler. II. Abdülhamid, teşkil ettiği Hamidiye Alaylar? ile bu tehlikeyi bertaraf etti ve dahi denecek kadar mükemmel olan d?ş politikas?yla, büyük devletlerin işe kar?şmas?na mani oldu. Ermeni isyanlar?na karş? sert tedbirler alan II. Abdülhamid, Ermeniler taraf?ndan K?z?l Sultân diye an?lmaya başland?. ?ttihâdc?lar ve Cumhuriyet dönemindeki sözüm ona baz? ayd?nlar da, aynen Ermeniler gibi, bu ünvan? kullanmaya devam etti. Ermenilerle ilgili bat?l? devletlerin bask?lar?n?, imtiyaz ve maddi menfaat gibi her çeşit imkân? kullanarak durdurdu ve ?ngiltere bu diplomatik girişimler üzerine Çanakkale Boğaz?na kadar getirdiği Akdeniz filosunu geri çekti.

Ermenilerden bir netice alamayan ?ngiltere, d?ş borç batağ?na saplad?ğ? Hidiv ?smail Paşa’dan Süveyş Kanal? tahvillerini de sat?n ald?. Bunun üzerine M?s?r’a bask? yapmaya başlad?. 1879’da Hidiv’in azledildiği M?s?r, yine sükûn bulmad?. ?ngilizlerin M?s?r’a hücum etmesi üzerine, II. Abdülhamid’in M?s?r’a başbakan tayin ettiği Arabî Paşa’ya bağl? ordu Eylül 1882’de ?ngilizlere yenildi. Art?k M?s?r, fiilen ?ngiliz işgali alt?ndayd?.

Bu arada büyük devletlerin tahriki ile iyice ş?maran Yunanistan, Epir (Yanya) ve Girit Eyâletlerine göz dikerek Osmanl? Devleti’ne harp ilan etti. Ancak Osmanl? ordular? Yunanl?lar? bir kaç defa mağlup ettikten sonra Atina’ya kadar yaklaşt?lar. Yunanistan’?n sulh talebi üzerine, araya yine büyük devletler girdi ve son söz yine onlar?n oldu. Aral?k 1897’de imzalanan ?stanbul Andlaşmas?na göre, Tesalya geri veriliyor ve Girit’e muhtâriyet tan?n?yordu.

?çte ve d?ştaki bütün menfiliklere, Ermenilerin püskürtülmesi ve Yahudilere Filistin’de arazi verilmeyerek geri çevrilmeleri sebebiyle bütün Bat?l? devletlerin ve lobilerin aleyhteki faaliyetlerine rağmen, II. Abdülhamid, hiç bir zaman vazgeçmediği ittihâd-? ?slâm (?slâm Birliği) siyâseti sebebiyle halk? taraf?ndan sevildi ve tutuldu. Neticede Devleti de ayakta durdurdu. 1902-1903 y?llar?nda Vilâyât-? Selâse denilen Kosova (Üsküb merkezli), Selanik ve Manast?r çevrelerinde, Makedonya ?htilâli başlad? ve yine büyük devletler araya girerek Osmanl? Devleti’ne bask? yapmaya başlad?. Ermeni komitac?lar? ve milletleraras? siyonizmin temsilcileri, davalar?na engel gördükleri II. Abdülhamid’i yok etmek üzere, terörist Belçikal? Jorris ile anlaşt?lar. 21 Temmuz 1905’de Cuma Selaml?ğ?nda patlayan bomba, Padişah? yok etmek için patlat?lm?şt?; ama Allah korudu. ?ngilizler de boş durmuyordu; 1905’de Yemen’de isyan ç?kard?klar? gibi, II. Abdülhamid’in Akabe Kasabas?na asker göndermesine müsaade etmek istemeyen ?ngiltere ile de savaş için burun buruna gelindi. ?ngilizlerin alt?n verdiği Arap kabileleri Osmanl? ordusuna sald?rd? ise de bunlar bertaraf edildi. ?ngilizler Hicaz demiryolu ile Bağdad demiryolunun ac?s?n? böylece ç?karmak istiyorlard?. Neticede Tâbe ve Akabe aras?ndaki s?n?r, M?s?rl? ve Osmanl? subaylar? taraf?ndan yeniden çizildi.

D?ş ve iç bask?lara rağmen 30 y?l Osmanl? Devleti’ni büyük s?k?nt?larla ayakta tutan II. Abdülhamid, bu idareyi devam ettirmek için baz? zecrî tedbirlere baş vurmak mecburiyetinde kalm?şt?. Ancak bundan da önemlisi, Ermeni ve Yahudi meselesi yüzünden bütün bas?n ve Avrupa kamuoyu tamamen aleyhine geçmişti. Bu aş?r? propagandalara rağmen, Müslüman halk, veli bildiği Padişaha itaat etmeyi ibadet telakki ediyordu. Ancak menfi güçlerin tahriki ile genç ayd?nlar ve askerler aras?nda, 93 felaketi ile memleketi sürüklediği uçurum unutularak, körü körüne bir Midhat Paşa hayranl?ğ? yeniden başlam?şt?. Yeni Osmanl?lar veya Genç Türklerin fikirleri yeniden dirildi. 1890 y?l?nda bir k?s?m Harbiye ve Askerî T?bb?ye talebelerinin teşebbüsü ile gizlice kurulan ?ttihâd ve Terakki Cemiyeti, II. Abdülhamid’in azlini gaye edinen bir hareket idi ve asker siyâsete yine kar?şt?r?lm?şt?. Ermenilerin ortaya att?ğ? K?z?l Sultân iftiras?, bunlar taraf?ndan da kullan?lmaya başland?. Daha sonra anlatacağ?m?z gibi, ?ttihâdc? Prens Sabahaddin Bey, Abdülhamid’in Ermeni kâtili olduğunu söyleyecek kadar az?tt?. III. Ordudaki Tal’at Bey, Enver Bey, Niyazi Bey ve benzeri genç subaylar? da aras?na katan ?ttihâd ve Terakki Cemiyeti, kazand?ğ? gücü teröre transfer edecek kadar dengeyi kaybetti. Hareketlerine karş? koyanlara mürteci damgas?n? vuran ?ttihâd ve Terakkiciler, II. Abdülhamid’e temel hükümleri zaten yürürlükte olan Kanun-? Esâsi’yi tamamen yürürlüğe sokmak ve Meclis’i açmak üzere bask? yapt?lar. 23 Temmuz 1908’de II. Meşrûtiyet ilan edildi. Bu iç kargaşadan istifade eden Bulgaristan ve Bosna-Hersek Osmanl? Devleti’nden ayr?ld? ve ?ttihâdç?lar?n ittihâd-? anâs?r fikrinin ilk ac? meyvesi bu oldu. ?ttihâdc?lar?n basiretsizlikleri yüzünden, 240 üyeli meclisin sadece 140’? Türk olmak üzere Meclis-i Meb’ûsân 17 Aral?k 1908’de aç?ld?. Az?nl?klar, demokrasi geldi diye devlete bağlanmad?lar ve bilakis devlete isyan etmeye başlad?lar. Müslümanlar?n kan?na giren S?rplar, Bulgarlar, Ermeniler ve benzeri az?nl?klar için af ilan edildi. ?stanbul’da Ermeni ihtilâli yap?ld?; ama suçlu Müslümanlar oldu. Bunu f?rsat bilen ?ngilizler ve diğer Osmanl? düşmanlar?, Üçüncü Ordudan ?stanbul’a sevk edilen avc? taburlar? taraf?ndan 31 Mart Vak’as? denilen ihtilali ç?kard?lar. Asker ve bunlara kat?lan hamallar gibi s?radan insanlar, şerî’at elden gidiyor diyerek devlete karş? ayakland?lar. ?ttihâdç?lar?n hem Abdülhamid’den kurtulmak ve hem de muhâliflerini ve samimi dindarlar? ezmek için tertip ettiği bu olay, ?stanbul’a gelen Hareket Ordusu taraf?ndan kanl? bir şekilde bast?r?ld?.

Neticede Meclis’i toplayan ?ttihâdc? Tal’at Bey, 27 Nisan 1909 tarihinde, silah tehdidi alt?nda Meclis’den hal’ karar?n? ç?kard? ve içinde hiç Müslüman Türk bulunmayan dört kişilik heyetle (Yahudi Emanuel Karaso, Ermeni Komitecisi Aram Efendi, Arnavud Es’ad Toptani Paşa ve Gürci Ârif Hikmet Paşa) hal’ karar?n? II. Abdülhamid’e tebliğ ettirdi. Böylece Osmanl? Devleti’nin y?k?l?ş trendi, maalesef h?z kazanm?şt?.

KADIN EFEND?LER?: 1- Nâzik-edâ Baş Kad?n Efendi.; 2- Bedr-i Felek Baş Kad?n Efendi; Sâfi-nâz Nur-efzûn 2. Kad?n Efendi; 4- Bîdâr 2. Kad?n Efendi; 5- Dilpesend 3. Kad?n Efendi; 6- Mezîde Mestân 3. Kad?n Efendi; 7- Emsâl-i Nûr 3. Kad?n Efendi; 8-Ayşe Dest-i Zer Müşfika (Kay?hân) 4. Kad?n Efendi. ?KBALLER?: 9- Sâz-kâr Han?mefendi; Baş ikbal; 10- Peyveste Han?mefendi; ?kinci ?kbaldir; 11-Fatma Pesende Han?mefendi; Üçüncü ?kbal; 12- Behîce (Maan) Han?mefefendi; Dördüncü ?kbâl; 13- Sâliha Nâciye Han?mefendi; 4. ?kbal. GÖZDELER: 14- Dürdâne Han?m; Baş Gözde; 15- Câlibos Han?m; 2. Gözde; 16- Nazl?yâr Han?m; 3. Gözde

ÇOCUKLARI: 1- Mehmed Selim Efendi; 2- Mehmed Abdülkadir Efendi; 3- Ahmed Nuri Efendi; Ulviyye Sultân; 5- Nâile Sultân; 6- Zekiyye Sultân; 7- Fatma NâimeSultân; 8- Seniyye Sultân; 9- Senîha Sultân; 10-Şâdiye Sultân. 11- Hamîde Ayşe Sultân (Babam Sultânhamid adl? kitab?n yazar?). 12- Refî‘a Sultân; 13- Hatice Sultân. 14- Aliyye Sultân; 15- Cemîle Sultân; 16- Sâmiye Sultân. 17- Mehmed Burhânüddin Efendi. 18- Abdürrahim Hayri Efendi. 19- Ahmed Nureddin Efendi. 20- Mehmed Bedreddin Efendi. 21- Mehmed Âbid Efendi .
Allah raz? olsun kardeşim gerçekten başta tereddüt ettim okuyup okumamakta ama okuduğuma pişman olmad?m gerçektende okumaya değer...