+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: Günün Tarihi

  1. #1
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart

    Günün Tarihi

    ?stiklâl Harbini kimler ne zaman başlatt??

    4 Aral?k 1918: Merkezi ?stanbul'da bulunan Vilayât? Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti kuruldu.
    Cemiyetin kurucular?, bu tarihten sekiz–dokuz ay sonra yap?lan Erzurum Kongresinin de üyesi oldular.
    Raif Hoca ile Süleyman Nazif'in teşvikleriyle kurulan ?stanbul merkezli bu vatanperver cemiyetin Doğu Anadolu'da da peşpeşe şubeleri kuruldu. "Hadisât" ile "Albayrak" isimli gazeteleri yay?nlad?.
    Daha sonralar? "Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" ismini alan ve bir ad?m sonras?nda da "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" çat?s? alt?nda birleşen bu cemiyetin Doğu Anadolu'daki şubeleri şunlard?r: Erzurum, Elaziz, Diyarbekir, Sivas, Bayburt, (Doğu)Bayezid, Hasankale, ?spir, Narman, Bitlis, Erzincan, Şebinkarahisar, Van, H?n?s, Tercan, Tortum ve Yusufeli.

    Millî Mücadelenin isimsiz kahramanlar?

    Pekçok kimse, "Kurtuluş Savaş?" dediğimiz Millî Mücadele hareketinin, M. Kemal ve 18 Osmanl? subay?n?n 19 May?s 1919'da "Samsun'a ayak basmas?"yla başlad?ğ?n? zannediyor.
    Oysa, bu zan yanl?şt?r ve bu yöndeki bilgiler ek******, dahas? hatal?d?r. Bir k?sm? ise, kasten çarp?tmad?r.
    Zira, bir ismi de ?stiklâl Harbi olan Anadolu ve Rumeli'deki "Harekât–? Milliye", Mondros Mütarekesinden, yani 30 Ekim 1918'den hemen sonra başlad?.
    Özet olarak şunlar? söylemek mümkün: Mondros Antlaşmas?n?n şartlar? hemen ertesi gün yürürlüğe girdi. Çanakkale Boğaz? Müstahkem Mevkide bulunan Alman Askerleri, ard?ndan da Osmanl? askerleri silâhtan ar?nd?r?ld?. Antlaşma maddeleri diğer birliklere de iletilerek silâhlar?n? getirip teslim etmeleri istendi. Bu emre, Birinci Kafkas Kolordusu Kumandan? Kâz?m Karabekir Paşa uymad? ve gizliden gizliye tahkimata devam etti. ?ttihatç?lar, son kongrelerini yapt?ktan sonra kimi kaçt?, kimi gizlendi, kimi de yarg?lanmaya başlad?. ?stanbul şiddetle çalkaland?.
    Bu esnada, yani Kas?m ay?n?n daha ilk günlerinde ?tilâf (düşman) devletlerine ait müsellâh harp gemileri Ege Denizinden gelerek Çanakkale Boğaz?ndan giriş yapt?. Karş?lar?nda direnecek, harp edecek bir düzenli ordu yoktu. Ordu, antlaşma gereği zaten dağ?t?lm?şt?.
    ?şte, tam bu vasatta hiç umulmad?k bir gelişme yaşand?. Tarihe "isimsiz kahramanlar" olarak geçen ve Millî Hareketin fiilî öncüsü durumunda olan bu mahaldeki "millî kuvvetler", son derece k?s?tl? imkânlarla harekete geçerek işgalci düşman kuvvetleriyle çat?şmaya girdiler.
    Esasen, bilfiil "Millî Mücadele Hareketi" de bu tarihte ve bu mevkide başlam?ş oldu.
    Şüphesiz, yine ayn? günlerde Anadolu'nun birçok yöresinde de benzer direnişler vuku buldu ve bu "millî müdafaa" zinciri halka halka büyümeye, kuvvetlenmeye başlad?.
    Dolay?s?yla, May?s 1919'a gelininceye kadar, Çanakkale gibi Kars, Maraş, Antep, Urfa yöresi, Adana, ?zmir, Ayd?n, Antalya'n?n sâhil kesimleri gibi yerlerde de, istilâc? kuvvetlere karş? direniş hareketleri sergilenmiş ve bu uğurda pekçok şehit verilmişti.

    Diğer müdafaa cemiyetleri

    Son olarak, May?s 1919'dan evvel teşkil edilmiş bulunan Millî Hareket'in öncü konumdaki diğer kuruluşlar?n? da k?saca tan?tmaya çal?şal?m.

    1) 5 Kas?m 1918: Kars ?slâm Şûras?: Bu yörenin ?ngiliz işgaline peşkeş edilmesi üzerine, Karsl?lar, kendi millî idaresini teşkil etmiş oldu. Bilâhare Millî Mücadeleye kat?ld?.
    2) 1 Aral?k 1918: ?zmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti. Nureddin Paşan?n gayretleri ile bölgedeki birkaç cemiyetle daha birleşen bu cemiyet, ?zmir'in işgali esnas?nda merkezini Denizli'ye nakletmek zorunda kald?.
    3) 2 Aral?k 1918: Trakya–Paşaeli Heyet-i Osmaniyesi: Merkezi Edirne'de olan bu heyet, bilâhare Ankara'daki Heyet-i Temsiliyenin isteği ile ismini Trakya–Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şeklinde değiştirdi. "Yeni Edirne" ve "Ahali" isimli iki gazete neşretti.
    4) Kas?m 1918: ?stihlâs–? Vatan Cemiyeti: Manisa'da kurulan bu cemiyet, daha sonra ?zmir'le birleşti.
    5) May?s 1919: Redd-i ?lhak Cemiyeti: ?zmir'in işgali (15 May?s) esnas?nda önce Bal?kesir'de kurulan bu cemiyet, h?zla yayg?nlaşt?r?ld? ve bölge genelinde muhtelif şubeler halinde faaliyete geçirildi.
    6) May?s 1919: Heyet-i Milliye ve Müdafaa–i Vatan Cemiyetleri: Nazilli'de kurulan ve bilâhare "Nazilli Kongresi"nde birleşen Ayd?n, Muğla, Denizli, Burdur, Isparta Antalya vilayetleri ile Akhisar, Söke, Milas kazalar?n?n millî müdafaa cemiyet ve temsilcileri.
    7) 12 Şubat 1919: Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti: Bu merkezî cemiyete bağl? olarak Rize, Gümüşhane, Giresun ve Ordu'da ayn? maksatl? şubeleri aç?ld?. Cemiyet, Erzurum Kongresinden sonra "Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti"nin şubesi olurken, Sivas Kongresi'nden sonra da "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti"ne dahil olmuştur. 8) 21 Aral?k 1918: Kilikyal?lar Cemiyeti: Bu cemiyet, ?stanbul'daki Adanal?, Maraşl?, Antepli ve Tarsuslular taraf?ndan kuruldu.

    Yeni Asya 04.12.2006

    E-Posta: latif@yeniasya.com.tr

    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  2. #2
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart



    Günün Tarihi





    5 Aralık 1934: Anayasa'da (Teşkilât–ı Esasiye KÃ*nunu) yapılan bir kÃ*nun değişikliğiyle, Türk kadınlarına milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.


    Millet Meclisi tarafından 3 Nisan 1930'da kabul edilen bir kÃ*nunla, kadınların belediye seçimlerine katılma hakkı, 26 Ekim 1932'de ise kadına muhtar, köy ihtiyar heyeti âzalığına seçilme ve seçme hakkı tanınmış oldu.


    Bu yöndeki bir diğer kÃ*nun değişikliği de, 8 Ekim günkü Meclis oturumunda kabul edildi. Yeni kÃ*nun, 5 Aralık'ta yürürlüğe girdi.


    8 Þubat 1935'te ise, milletvekili genel seçimleri yapıldı. (1 Mart'ta toplanan Meclis'te tam 18 kadın milletvekilinin yer aldığı tesbit edildi.)


    Bu yılki seçime de, yine tek parti, yani bir tek CHP katıldı. Zaten başka parti yoktu. Çünkü, Türkiye'de demokrasi denen sosyal nimet yoktu.


    Buna rağmen, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmiş olması, adeta demokrasiden de üstün bir gelişme imiş gibi lanse edildi.


    Evet, kadınların da tıpkı erkekler gibi seçme ve seçilme hakkı kâğıt üzerinde tanınmış oldu.


    Ancak, bu tarihlerde (1923–1946) ne kadınların, ne de erkekleri herhangi bir partiyi seçme hakları bulunuyordu.


    Evet, bu traji–komik duruma göre, yaşı müsait olan her vatandaşın seçme ve seçilme hakkı vardı güyâ; ancak, hiçbir vatandaşın farklı bir partiyi tercih etme gibi bir hakkı yoktu.


    Bu garabet, 1946 seçimlerine kadar devam etti.


    Avrupa ülkelerinin zorlamasıyla çok partili hayata geçildiği bu dönemde ise, daha başka garabetlere, tuhaflıklara şahit olundu.


    '46 seçimlerine, birden çok parti iştirak etti. Ne var ki, seçim sistemi "Açık oy, gizli tasnif" şeklinde işliyordu.


    Yani, vatandaş oyunu hangi partiye vereceğini açıktan açığa beyan etmek durumundaydı. Ardından, oyların sayım ve döküm işlemine geçildiğinde ise, bu iş tamamen gizli yapılıyordu.


    Dolayısıyla, 1950'ye kadar da dürüst bir seçim yapılamadı. Diğer partiler üzerinde, özellikle DP'ye yönelik çok şiddetli bir baskı uygulanıyordu.


    14 Mayıs 1950'de yapılan genel seçimlerde ise, DP büyük bir zafer kazandı. Bu zafer "Beyaz İhtilâl" şeklinde isimlendirildi.
    Yeni Asya 05.12.2006
    E-Posta: latif@yeniasya.com.tr
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  3. #3
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart



    Günün Tarihi





    Ekmek karneye bağlandı





    19 Aralık 1941: Tek parti hükûmetinin almış olduğu olağanüstü bir kararla, ekmek sarfiyatı karneye bağlandı.


    Ocak ayı başlarında Türkiye genelinde fiilen uygulanmaya başlanan bu karara göre, isteyen istediği kadar fırınlardan ekmek alamıyor. Her aileye düşen ekmek miktarı, aile reislerinden alınan ve muhtarlıkların tasdikinden geçen beyannamelere göre belirleniyor.


    Bu beyannameler esas alınarak, her aile adına bir "ekmek karnesi" düzenleniyor ve ekmek miktarı ona göre veriliyor.





    Yüzde 106 zam





    Gariptir ki, aynı gün içinde hükûmetin almış olduğu bir başka kararla da, ekmek fiyatlarına % 106 gibi çok yüksek oranda zam yapılıyor.


    Buna göre, 19 Aralığa kadar 8 kuruş olan ekmeğin fiyatı, o günden itibaren 16.5 kuruşa çıkartılmış oldu.








    Hububata el konuldu





    O günkü hükümetin bir diğer icraatı da şu oldu: Yurt genelinde yetiştirilen arpa, yulaf ve özellikle buğday gibi temel hububat miktarı, ilgili devlet ünitelerine mutlaka bildirecek. Bildirmeyenler veya yanlış bilgi verenler hakkında cezai işlem yapılacak.


    Bu arada, 25 Aralık günü İstanbul çevresinde yetiştirilen yulaf, buğday ve arpaya devlet tarafından el konuldu.





    Beş yıllık kaht û gÃ*lâ





    Türkiye'nin hemen her tarafında uygulanan bu "karneli ekmek" politikası, yaklaşık beş sene müddetle aralıksız devam etti.


    İlk rahatlama belirtisi 9 Eylül 1946'da görüldü. Bu tarihte, üç büyük şehirde (İstanbul, Ankara ve İzmir'de) "karne ile ekmek" uygulamasına son verildi.


    Sıkı ekmek politikası, o yıllarda başgösteren kıtlık ve kuraklığın yanı sıra, Türkiye dışında cereyan eden II. Dünya Harbi sebebiyle tatbik ediliyordu.


    Ne var ki, o dehşetli savaş sona erdikten sonra da, yaklaşık bir yıl müddetle aynı sıkı politikaya devam edildi.


    İşin en acıklı tarafı ise, hükümetin zorla toplattırdığı buğday ve sair hububatın depolarda, silolarda çürümeye terk edilmesiydi.


    Tek parti hükümeti, bu büyük nimetin çürümeye başladığını gördüğü halde, bunları aç ve sefil durumdaki vatandaşa dağıtma cihetine gitmedi, olduğu yerde çürümesine seyirci kaldı.





    Sahte karneler





    Yaklaşık beş yıl süren karneli ekmek döneminde, ayrıca pekçok yerde sûistimaller yaşandı.


    Bir yandan, kalbur üstü kimseler bol miktarda ekmek bulup tüketebiliyor ve hatta "bale ve opera" gibi oyunların kesintisiz devamını "gururla ve iftiharla" sağlama başarısını gösterebiliyorken, bir yandan da "sahte karne" basıp dağıtanlara şahit olunuyordu.


    İşte bir misâl: 08.02.1945 tarihli Yeni Asır gazetesinde çıkan "Sahte ekmek karnesi basımına iki yıl hapis" başlıklı haberde aynen şu ifadeler yer alıyor: "Millî Korunma Mahkemesi, hakikisinden ayrılamayacak kadar mükemmel sahte 'ekmek karnesi' basan ve bunları piyasaya süren beş kişilik şebekeyi, ikişer sene hapse mahkûm etmiştir. Sahtekârlar, fırınlara muhtarların halka dağıttığının çok üzerinde karne gelmesiyle harekete geçen polisin haftalar süren takibiyle yakalanmıştır."


    Evet, bugün için çok garip, çok tuhaf karşılansa da, yakın tarihimizde böyle bir vak'anın aynen yaşandığını bilmemiz gerekir.
    Yeni Asya 19.12.2006
    E-Posta: latif@yeniasya.com.tr
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  4. #4
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart



    Günün Tarihi








    Büyük imam İmam Gazali








    18 Aralık 1111: Büyük imam, büyük müceddid İmam Gazali Hazretlerinin vefâtı.


    1058–1111 yıllarında yaşayan İmam Gazali, yaşadığı asırda sadece Müslümanların değil, başka dinden olan insanların da takdir ve hayranlığını kazanmış, hem büyük bir imam, hem müceddit, hem de müçtehid biz şahsiyettir.


    Kelimenin tam anlamıyla, yaşadığı çağı üstün ahlâkı ve ilmî vukufiyetiyle aydınlatmış, kalp ve akılları nurlandıracak harikulâde eserler telif ederek tarihe mal olmuş ender bir şahsiyettir.


    Yaklaşık 200 kadar kitabın müellifidir. Ayrıca, yaşadığı devirde küçükten büyüğe, çobandan sultanlara kadar sayısız insana tesirli nasihatlerde bulunmuş, yahut nasihat dolu mektuplar göndererek insanları adalet ve hidayet yoluna sevk etmeye çalışmıştır.


    Burada, insanlık camiasının tanıdığı ve hürmetle yâdettiği bu büyük imamın, önemli bir–iki nasihatini aktarmaya çalışalım.


    İşte, umuma hitap üslûbuyla yaptığı nasihatlerden biri. Þunları söylüyor İmam Gazali:


    "Belâya da şükretmek lâzımdır. Çünkü, küfür ve günahlardan başka belâ yoktur ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allah, senin iyiliğini senden iyi bilir."


    "Bir sözü söyleyeceğin zaman, düşün! Eğer o sözü söylemediğin zaman mesul olacaksan söyle. Yoksa sus!"


    "İnsanlar birbirinin dışını görür. Allah ise, hem dışını hem içini görür. Bunu bilen bir kimsenin işleri ve düşünceleri edepli olmalı."





    Sultana nasihat





    İmam Gazali Hazretlerinin Büyük Selçuklu hakanı Sultan Sencer’e nasihat için aşağıdaki mektubu yazmış ve göndermiş:


    “Cenâb–ı Hak, İslâm beldesinde muvaffak eylesin, nasibdâr kılsın. Ahirette de, yanında dünya padişahlığının hiç kalacağı mülk–i azim ve sultanlığı ihsan etsin.


    "Cenâb–ı Hakk’ın, ahirette bir insana ihsan edeceği şeylerin yanında, bütün dünya bir ker*** gibi kalır. Yeryüzünün bütün beldeleri, vilayetleri, o kerpicin tozu toprağı gibidir. Kerpicin ve tozunun toprağının ne kıymeti olur? Ebedî sultanlık ve saadet yanında, yüz senelik ömrün ne kıymeti vardır ki, insan onunla sevinip mağrur olsun?


    "Ebedî sultanlığa kavuşmak, herkes için güç bir şey ise de, senin için kolaydır. Çünkü Resulullah (asm) buyurdu ki: 'Bir tek gün adaletle hükmetmek, altmış senelik ibadetten efdaldir.' İşte, bu senin için bundan iyi fırsat olamaz!"
    Yeni Asya 18.12.2006
    E-Posta: latif@yeniasya.com.tr
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  5. #5
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart



    Günün Tarihi





    Sarı Selim ve Kıbrıs'ın fethi





    15 Aralık 1574: Sultan II. Selim'in vefatı.


    "Sarı Selim" diye de tarihe geçen ve 50 yaşının içinde hayata vedâ eden II. Selim'in, hamamda düşerek vefat ettiği biliniyor.


    Diğer Osmanlı Sultanları gibi, Sultan II. Selim de kendine has bazı özelliklere sahipti.


    Bunların bir kısmını aşağıdaki başlıklar altında hülâsa edebiliriz.





    Sancakbeyliğinden padişahlığa





    Önce Konya’da, ardından Manisa’da ve son olarak da Kütahya’da sancakbeyliği yaptı.


    1566'da babası KÃ*nunî Sultan Süleyman vefat ettiğinde Kütahya'daydı. 23 gün sonra İstanbul'a geldi, hemen ardından babasının cenazesinin bulunduğu Belgrad'a giderek cülûs merasimi yaptırdı ve babasının yerine tahta geçti.


    Yeniçeriler, gerek cülûs bahşişinin azlığı, gerekse şahsî dirayetsizliği sebebiyle, ilk kez bu padişaha karşı itaatsizlik belirtileri göstermiş oldu.





    Ordunun başına geçmedi





    II. Selim zamanında muhtelif memleketlere seferler düzenlendi, çeşitli savaşlar yaşandı. Meselâ, Yemen'e, Rusya'ya, Endonezya'ya, Kıbrıs'a, İnebahtı'ya...


    Ancak, yeni padişah KÃ*nunî'nin oğlu Sarı Selim, bu sefer ve savaşların hiçbirisine bilfiil katılmadı. Bu yönü itibariyle bir "ilk" sayılır.


    "İnebahtı Bozgunu" onun zamanında yaşandı. Devletin çok güçlü olması hasebiyle, yakılıp yıkılan Osmanlı Donanması yeniden ve çok kısa bir sürede inşa edildi.





    Kıbrıs'ın fethi





    Sarı Selim zamanında yaşanan en mühim hadiselerden biri de Kıbrıs'ın fethidir.


    Adanın fethi için, padişah ile üst rütbeli paşalar aynı fikirde ittifak içindeydi.


    1571'de Þeyhülislâm'dan alınan fetvâdan sonra, Venedik Krallığının elinde bulunan Kıbrıs adası üzerine bir "Sefer–i Hümayûn" düzenlendi.


    1 Ağustos'ta ada tümüyle fethedilerek Osmanlı'ya bağlandı.


    Ne var ki, nüfuslandırma hususunda bazı hatalar işlendi. O tarihten itibaren Kıbrıs, adeta bir "sürgün adası" haline getirildi.





    Selimiye Camii





    Sultan II. Selim'in en hayırlı hizmetlerinden biri, belki de birincisi, Edirne'deki "Selimiye Camii"ni yaptırmasıdır.


    Mimar Sinan'a inşa ettirdiği bu cami, eşsiz bazı özelliklere sahip olmasının yanında, koca mimarın da kendi ifadesiyle "ustalık eseri"dir.
    Yeni Asya 15.12.2006
    E-Posta: latif@yeniasya.com.tr
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  6. #6
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart



    Günün Tarihi





    Liman Paşa ve orduyu ıslâh ihtiyacı








    14 Aralık 1913: Osmanlı ordusunun ıslâh edilmesi maksadıyla dâvet edilen Alman General Liman Von Sanders, başında bulunduğu 42 kişilik subay grubuyla birlikte İstanbul'a geldi.


    Osmanlı ordusunun yenilenmeye, hatta modernize edilmeye şiddetle ihtiyacı vardı.


    Ancak, uzun yıllardır bu meyanda herhangi bir teşebbüste bulunulamamıştı.


    Kolay değildi; zira, en ufak bir değişiklik söylentisi bile askeri rahatsız ediyor, bazı paşaları isyan noktasına dahi getirebiliyordu.


    Oysa, orduda yeni bir düzenleme yapmaya şiddetle ihtiyaç vardı.


    Zira, bu ordu çok uzun zamandan beri katılmış olduğu savaş meydanlarından hep mağlubiyetle ayrılıyordu.


    Neredeyse 200 yıldır devam edip gelen bu mâkus talihi bir şekilde değiştirme cihetine gitmek gerekiyordu.


    İşte, başta Enver Paşa olmak üzere, ordunun ileri gelenleri bu yönde ciddi bir teşebbüste bulunmak istediler.


    Özellikle, 1911'deki İtalyan Harbi, 1912 ve 13'teki Balkan Harplerinde yaşanan perişaniyet, orduda yeni bir düzenlemeyi zaruri kılmıştı.


    Nihayet, Osmanlı ordusunun komuta kademesi bu işe karar verdi ve Almanya ile özel bir anlaşma yaptı.


    Bu esnada, ordudaki yaşlı subayların emekliye sevk edilmesi ve ordunun gençleştirilmesi de gündeme geldi.


    Hiç çekinilmeden, bu uygulamaya da gidildi. Binlerce subay emekliye sevk edildi.


    Ne var ki, bu konuda tam isabet kaydedilemedi. Çünkü, ileri yaşta olsa da, bazı subaylar cidden aktif, dinamik ve hepsinden önemlisi büyük tecrübe sahibiydi.


    Onların kritik bir zamanda emekliye zorlanması, Osmanlı ordusu için büyük kayıp oldu.


    Genç subayların, Birinci Dünya Savaşında canla başla mücadele etmesine rağmen, muhtelif cephelerde mağlup düşmesinin bir sebebi de, harp sanatında tecrübe sahibi olamamalarıydı.





    Liman Paşanın gelişi





    Otto Liman, 1855 yılında Stolp’da dünyaya geldi. 1884 yılında orduya kaydoldu. 1911'de Tümgeneralliğe yükseldi.


    1913 yılında ise, Türkiye’deki Alman askeri heyetinin başkanı olarak İstanbul’a geldi.


    Yapılan anlaşma gereği, Orgeneral rütbesiyle Osmanlı ordusunda yapılacak olan reform hareketinin başına getirildi.


    Aynı zamanda, karargâhı İstanbul'da bulunan I. Ordu Kumandanlığı ile Yüksek Askerî Þûra üyeliğine atandı.


    Birinci Dünya Savaşının başladığı 1914 yılında mareşalliğe de getirilen Liman Paşa, Çanakkale Muharebeleri esnasında ise (1915), bölgede teşkil olunan 5. Ordunun Komutanlığına getirildi.


    Mareşal Liman Von Sanders, Birinci Dünya Savaşının sonlarına doğru, yani 1917–1918 yıllarında bu kez Filistin Cephesi’nde IV., VII. ve VIII. ordulardan oluşan Yıldırım Orduları Grubu Kumandanlığına getirildi.


    Eylül 1918’de Filistin Cephesi kaybedilince, kuvvetlerini Halep’e kadar geri çekti.


    Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı, bilahare M. Kemal Paşaya devredildiyse de, herhangi bir galibiyet vuku bulmadığı gibi, bölgede çöküş üstüne çöküş hadiseleri yaşanmaya devam etti.


    Liman Paşa, Mondros Mütarekesinin imzalanmasından (30 Ekim 1918) hemen sonra, emri altındaki diğer Alman subaylarla birlikte Türkiye'den ayrıldı.


    1929 yılında Münih'de ölen Liman Paşanın iki–üç adet hatıra kitabı var. Bunlardan biri de "Türkiye'de Beş Sene" ismini taşıyor.





    Tarihten ders çıkarmak





    Yaklaşık 90 yıldır, Liman Paşanın Türkiye'ye gelişi ve Osmanlı Ordusunun 1911–1918 yıllarındaki mağlubiyetleriyle ilgili tartışmalar yapılıyor.


    Osmanlı Devletinin sırf bunların yüzünden savaşı kaybettiğini savunanlara karşı, 600 yıllık bir devlet için yaşanan mağlubiyetlerin bir mukadderat olduğunu ve zaten ordunun yaklaşık 200 yıldır hiçbir savaşı kazanmadığını savunanlar da var.


    Tarihe sürekli tenkit nazarıyla bakmak ve bir tarafı şiddetle suçlamak yerine, olup bitenlerden bir ders–i ibret çıkarmaya çalışmak, en iyisi.
    Yeni Asya 14.12.2006
    E-Posta: latif@yeniasya.com.tr
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  7. #7
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart

    Günün Tarihi


    16 Aral?k 1474: Yaşad?ğ? asr?n en büyük ilim ve fen adam? Ali Kuşçu'nun vefat?.

    Birkaç ilim dal?nda mütehass?s olmuş tarih içindeki ender âlimlerden biri say?lan Ali Kuşçu'nun doğum tarihi tam olarak bilinemiyor. Tahminlere dayanan kay?tlara göre, 1403 senesinde Semerkant’ta (Türkistan) doğdu.
    Babas? Muhammed, Timur'un torunlar?ndan Maveraünnehir Emiri Uluğ Beyin "Kuşçubaş?"s?yd?. Kendisine "Kuşçu" lâkab?n?n verilmesi de buradan, yani baba mesleğinden kaynaklan?yor.

    Bir ilim âş?ğ?

    Ali Kuşçu, küçüklüğünde çok iyi bir eğitim gördü. F?trat?nda var olan şiddetli merak saikas?yla da, ilmini k?sa sürede geliştirme şans?na sahip oldu.
    En çok ilgi duyduğu ilim dallar? aras?nda matematik ve astronomi başta geliyor. Bu şiddetli ilgi ve merak? sebebiyle, devrin en büyük âlimlerinden olan Bursal? Kad?zâde Rumî, G?yâseddin Cemşîd ve Muînuddîn Kâşî gibi zâtlardan matematik ve astronomi dersi almaya yöneldi.
    Ancak, bununla yetinmedi. ?lmini daha da geliştirmeye devam etti. Bu maksatla Kirman şehrine gitti. Burada Kamerin Safhalar? ile Şerh-i Tecrîd isimli eserleri kaleme ald?.
    Semerkant ve Kirman'daki ilmî tahsil ve tâlimini tamamlad?ktan sonra, Emir Uluğ Beyin yard?mc?s? oldu. Ayn? zamanda rasathaneye müdür s?fat?yla tayin edildi.
    Rasathanede gece gündüz demeden çal?ş?yor, bu sahadaki ilmî keşif ve buluşlara yenilerini katmak için âzami gayret gösteriyordu.
    Semerkant'taki Uluğ Bey Rasathanesi, bu dönem itibariyle dünyan?n en gelişmiş, en donan?ml? ve hayranl?k uyand?ran bir seviyeye gelmiş durumdayd?.

    Dönüm noktas?

    Yaklaş?k otuz sene müddetle astronomi sahas?nda çal?şan Ali Kuşçu, 1949'da her şeyi bir tarafa b?rakarak hacca gitmeye karar verdi. Bu davran?ş?n?n sebebi, en olmayacak bir zamanda ve en olmayacak bir vukuatla, değerli hükümdar? Uluğ Beyin 1449'da öldürülmesiydi.
    Ne yaz?k ki, büyük âlim ve kudretli bir hûkümdar olan Uluğ Bey, kendi öz oğlunun ihânetine uğram?şt?.
    Uluğ Beyin bir ihanete kurban gitmesi Ali Kuşçu'nun da dünyas?n? değiştirmeye sebebiyet verdi.
    Bu fecî hadise, onu fazlas?yla sarst?ğ? için, çoluk çocuğunu da alarak Tebriz'e göçtü. Burada, Akkoyunlu devletinin sultan? olan Uzun Hasan'?n yan?na gitti ve bu kez onun hizmetinde çal?şmaya başlad?.
    Uzun Hasan, Ali Kuşçu'ya çok büyük sayg? gösteriyor ve ona ayn? derecede itimat ediyordu. Öyle ki, Konstantiniye fatihi, Fatih Sultan Mehmed ile olan ihtilâf?nda bile Ali Kuşçu'dan arac?l?k rolü üstlenmesini istedi.
    Ali Kuşçu, Sultan Fatih'in de kendini iyi yetiştirmiş bir mühendis ve bir ilim adam? olduğunu biliyordu.
    Ali Kuşçu, kendisine bunca itibar eden Uzun Hasan'?n dileğini k?rmayarak, ?stanbul'a gitmek üzere yol haz?rl?klar?na başlad?. Günün birinde yola ç?kt? ve Osmanl?'n?n hükümet merkezi olan ?stanbul'a geldi.
    Padişah?n huzuruna ç?kan Ali Kuşçu, Sultan Fatih'ten de çok büyük iltifatlar gördü. Hem de, bugüne değin hiç görmediği kadar?yla...
    Zira, kendisinden evvel, Sultan Fatih'e ilim sahas?nda şöhreti ve hatta eserleri gelmişti.
    Haliyle, o da bu duruma hayret etti ve hayranl?kla karş?lad?. Demek ki, Osmanl? Sultan? ilme, fenne pek büyük bir k?ymet veriyordu.

    ?stanbul'da bir elçi bilgin

    Ali Kuşçu, ?stanbul'a Uzun Hasan'?n elçisi s?fat?yla gelmişti. Padişaha sebeb–i ziyaretini anlatt?. Padişah da dinleyip bunlar? kayda geçirdi.
    Ancak, Sultan Fatih, bilgin elçinin hemen Tebriz'e dönmesini istemedi. Ona şöyle bir teklifte bulundu: "Bir müddet ?stanbul'da kal?n. Rasathanemizi de görün. Bilginlerimizle müşterek çal?şmalar yap?n. Ayr?ca, sahip olduğunuz ilmî vukufiyetle, medreselerinde tahsil -gören ilim heveslisi gençleri yetiştirmeye çal?ş?n."
    Ali Kuşçu, bu teklifi beklenmedik bir iltifat olarak kabul etti.
    Her bak?mdan kendini yetiştirmiş olarak gördüğü Sultan Fatih'in bu arzusunu bir nevi emir olarak telakki etti.
    Ama, ahlâkve dürüst bir ilim adam? olduğu için, Sultan Fatih'e şu sözlerle mukabelede bulundu: “Hünkâr?m, izin verirlerse önce Tebriz'e döneyim. Çünkü burada bulunuşumun gerçek sebebi, Akkoyunlu Hükümdar?'n?n elçisi olmakt?r. Elçiye zeval yoktur. Gerektir ki, hünkâr?m?n lütûfkâr dâvetini kabul etmeden önce, vazifemi iyi bir neticeye ulaşt?rd?ğ?m?, itimat ederek beni gönderen insana bildireyim.”
    Fatih, Ali Kuşçu'nun bu yaklaş?m tarz?ndan da hoşnut oldu ve hatta takdirle karş?lad?: Zira, hem yap?lan dâveti reddetmiyor, hem de üzerine ald?ğ? vazifenin hakk?n? vererek dürüst bir davran?ş sergiliyordu.
    Bir müddet sonra geri dönen Ali Kuşçu, Sultan Fatih'e verdiği sözünü tuttu. Yaklaş?k iki y?l sonra, ailesini de alarak Tebriz'den ?stanbul'a doğru yola ç?kt?.
    Osmanl? hududunda büyük bir ihtişam ile karş?lanan Ali Kuşçu, aile efrad?yla birlikte ?stanbul'a getirildi.
    ?stanbul'da hemen ders vermeye başlad? ve rasathaneyi de günden güne geliştirmeye azmetti.
    Bu gayretlerini, vefat tarihi olan 1474'te kadar da aral?ks?z şekilde devam ettirdi. Mezar? Eyüp Sultandad?r.

    Eserleri

    Matematik ve Astronomi

    1- Risâle Fi'1 Fethiye (Fetih Risâlesi)
    2- Şerhi Tici Uluğ Bey
    3- Risâle-i Muhammediye (Cebir ve Hesap konular?ndan bahseder)
    4- Risâle-i fi'l Hey'e (Astronomi Risâlesi)
    5- Risâle-i Hisap (Aritmetik Risâlesi)
    6- Risâle-i Adudiye Unkud-üz zvehir fi Man-ül Cevahir (Mücevherlerin Dizilmesinde Görülen Salk?m) Vaaz ?stiara.

    Kelâm ve Usul-i F?k?h

    1- Eş-Şerhu'I Cedid ale't-Tecrid
    2- Haşiye ale't-Telvin

    Dil ve Gramer

    1- Şerhu'r-Risâlet-i-vaz'iyye
    2- Risâle fi vazi'l-müfredat
    3- Unkudü'z-Zevahir
    4- Şerhuş-Şafiye li'bni I-Hacib
    5- Fa'ide li-tahkiki lami't-târif
    6- Risâle ma ene kultü 7- Tecrid'ül Kelâm (Sözün Tecridi)

    Yeni Asya 16.12.2006

    E-Posta: latif@yeniasya.com.tr

    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  8. #8
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart

    Günün Tarihi



    12 Aral?k 1925: Millet Meclisinde bir konuşma yapan Başbakan ?smet Paşa, son "gericilik olaylar?" hakk?nda geniş mâlumat verdi.
    Paşa, kendince hepsi de tertip eseri olan hadiselerin büyük ölçüde bast?r?ld?ğ?n?, suçlular?n en ağ?r şekilde cezaland?r?ld?ğ?n? söyledi.
    ?smet Paşan?n bu konuşmas?nda kast ettiği gericilik olaylar?, başta "Şeyh Said hadisesi" olmak üzere, "şapka giyme mecburiyeti"ne karş? duyulan alerji ve rahats?zl?k sebebiyle bir çok vilayette gösteriye dönüşen olaylard?r.
    O günün moda tabiriyle, şapka giyenler "ilerici", giymeyen veya giyilmesine karş? gelenler ise kesin olarak "gerici"dir; hatta yobaz ve mürtecidir.
    Bu tuhaf damgac? modan?n dinamik ömrü 25 y?l (1950'ye kadar) sürdü; statik ömrü ise, henüz yeni yeni doluyor.
    Özellikle, son günlerde peşpeşe cesurâne aç?klamalarda bulunan baz? ayd?nlar?n "1925–50 aras?" dönemi tarif ederken, bunun ilericilikten çok "gericiliğe tekabül ettiğini" söylemeleri, 80 y?ll?k ilericilik–gericilik modas?n?n günümüz Türkiye'sinde yavaş yavaş tersine dönmeye başlad?ğ?n? gösteriyor.

    Sertlik yanl?s? hükûmet

    11 Şubat 1925'te Şeyh Said hadisesi patlak verdiğinde, devlet yönetiminde Başbakan Fethi Okyar kabinesi vard?.
    Bu kabine, hadisenin mümkün olduğunca fazla kan dökülmeden yat?şt?r?lmas?ndan yanayd?.
    Ancak, o günkü Meclis çoğunluğu sertlik yanl?s?yd? ve âsilerin üzerine olabildiğince y?k?c? bir kuvvetle gidilmesini istiyordu.
    Fethi Okyar ise, görüşülmekte olan "Takrir–i Sükûn Kànunu"na dayan?larak, özellikle Şark vilayetlerinde bir katliâma girişilmesinden korkuyordu ve böyle bir vebâlin alt?na girmek istemiyordu.
    Muhalefetin baş? konumundaki ?smet Paşa, Başbakan Fethi Beyi pasiflikle suçlad? ve âdeta "Ben bu işi kökten bitirmeye haz?r?m" demeye getirdi.
    Bu konuşmadan sonra, Meclis'te daha fazla itirazc? "çatlak sesler" duyulmaya başlad?.
    Fethi Okyar, bu itirazc? seslere dayanamayarak yeni bir "güvenoylamas?"na gitme ihtiyac?n? duydu.
    Meclis'teki güvenoylamas?, 2 Mart günü yap?ld?. Netice Fethi Beyin aleyhine oldu. Kabine, 60'a karş? 93 oyla güvensizlik ald?.
    Ayn? gün, hükümeti kurmakla ?smet Paşa görevlendirildi.
    Yeni ?smet Paşa hükümeti, hemen iki gün içinde "Takrir–i Sükûn Kànunu"nu ç?kartt?rd?. Buna göre, hükümet iki sene müddetle olağanüstü yetkilerle donat?lm?ş oldu. Sansür ve sürgün yetkisi de dahil olmak üzere...
    Ayn? hafta içinde, şapka giyilmesine şiddetle muhalefet eden Şeyh Said ve taraftarlar? üzerine ağ?r silâhlarla donat?lm?ş birlikler gönderildi. Başta Diyarbak?r olmak üzere Doğu vilayetlerinin birkaç yerinde ortal?k kan revan oldu. On binlerce vatan evlâd?, bir hiç uğruna birbirini k?rmaya, yekdiğerinin kan?n? dökmeye yönlendirildi.
    Netice itibariyle, o günlerde hadiseler bir cihette yat?şm?ş olmas?na rağmen, aç?lan yara bir türlü kapanmad?; kanama halen de devam ediyor.

    Diğer bölgelerde durum

    1925 y?l? Türkiye'sinde moda tabirler haline gelen "gericilik, irtica, yobaz" türü yaftalar, sadece Şeyh Said taraftarlar? ve Doğu vilayetlerdeki dindar vatandaşlar için kullan?lmad?.
    Ayn? türden aşağ?lay?c? damgalar, ülkenin diğer bölgelerinde yaşayan ve özellikle şapkaya karş? ç?kan say?s?z derecedeki vatandaşlar için de kullan?ld?.
    ?şte bunlardan resmî tarih (TTK) kay?tlar?na da geçen sadece 20 günlük olaylardan birkaç misâl:
    1) 14 Kas?m: Sivas'ta "şapka ink?lâb?"na karş? gerici ayaklanma. Elebaş? durumundaki ?mamzade M. Necati, ?stiklâl Mahkemesi taraf?ndan idama, diğerleri ise çeşitli hapis cezalar?na çarpt?r?ld?.
    2) 22 Kas?m: Kayseri'de Mekkeli Ahmet Hamdi öncülüğünde şapkaya karş? gerici ayaklanma. Hadise ?stiklâl Mahkemesine intikal ettirildi.
    3) 24 Kas?m: Erzurum'da, şapkaya karş? gelen gericilerin eylemleri sokak gösterisine dönüştü. Bu hadise sebebiyle 13 kişi idama mahkûm edildi.
    4) 25 Kas?m: Şapka Kànunu Meclis'te kabul edildi. Ayn? gün, Rize'de bir gerici ayaklanmas? yaşand?. Hadisede elebaş?l?k yapan 8 kişi idam edildi. Diğerleri çeşitli cezalara çarpt?r?ld?.
    5) 27 Kas?m: Maraş'ta şapka karş?t? gerici ayaklanma. Elebaş? durumundaki Şükrü ve Hasip adl? kişiler başta olmak üzere, birçok kişi idam edildi.
    6) 4 Aral?k: Giresun'da şapkaya muhalefet eden gerici gösteriler, ağ?r şekilde cezaland?r?ld?.

    Not: Şapka giyilmesi ve bu yöndeki gelişmeler, ilgili kànun henüz ç?kmadan başgöstermişti. Bu da, Anadolu'nun hemen her taraf?nda ciddî rahats?zl?klara yol açm?şt?. Bu sebeple, yukar?da s?ralad?ğ?m?z olaylar?n benzerleri Bursa ve Uşak gibi Bat? Anadolu vilayetlerinde de yaşanm?şt?.

    FIKRA


    Pinochet gitti, f?kras? kald? yadigâr

    Önceki gün ölen ve "Şili diktatörü" s?fat?yla tarihe geçen darbeci Augusto Pinochet'ye atfedilen "darbe ve turşu" başl?kl? bir f?kra var.
    Bu f?kra, Türkiye'de ilk kez "12 Eylül darbesi" döneminde yay?nlanm?ş.
    Ali Baransel'in Evren Paşa taraf?ndan bütün bas?n ve yay?n işlerinden sorumlu tutulduğu günlerden birinde bir gazetede ç?kan ve bu ikiliyi karş? karş?ya getiren f?kra şöyledir:
    Şili diktatörü Pinochet'e sormuşlar: "Darbe yapmak m? daha zor, yoksa h?yar turşusu kurmak m??"
    Darbeci cevap vermiş: "Turşu kurmak daha zor. Çünkü, ayn? boylarda bir sürü salatal?k bulacaks?n, suyunu haz?rlayacaks?n, sar?msak, sirke, limon, tuz gibi katk?lar? tam k?vam?nda koyacaks?n. Vesaire... Ama, darbe yapmak için 'üç h?yar'? yanyana getirmek yeterli."
    Bu f?kran?n f?kras? da şöyle: Kenan Paşa Baransel'e bu f?kray? k?zg?nl?kla göstererek demiş: Nedir bu? Neden müdahale etmedin?"
    Baransel karş?l?k vermiş: "Paşam, gördüğünüz gibi bu f?krada 'beş h?yar' demiyor ki, 'üç h?yar' diyor. Dolay?s?yla, f?kran?n sizinle bir ilgisi yok." Bunun üzerine, Evren Paşa "Doğru ya, bak bu ayr?nt?y? yeni fark ettim" diyerek sakinleşmiş.

    Yeni Asya 12.12.2006

    E-Posta: latif@yeniasya.com.tr

    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  9. #9
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart



    Günün Tarihi





    İstanbul'da dondurucu soğuklar








    11 Aralık 1953: Dondurucu soğuklar, etkisini göstermeye başladı. Yoğun kar yağışı ve şiddetli soğuklar sebebiyle, İstanbul'daki Haliç ve Boğaz suları yer yer kalın buz tabakalarıyla kaplandı.


    Özellikle Haliç'te, insanların donmuş deniz suyu üzerinden karşıdan karşıya geçtikleri tesbit edilirken, aynı yüzeyin pekçok noktasında ise, insanların kartopu oynadıklarına şahit olundu.


    Bu dondurucu soğuklar sebebiyle, yük gemileri limanlara, yolcu gemileri ise iskelelere yanaşmakta uzun süre zorluk çektiler.





    Geçmişte ve günümüzdeki durum





    Tarihî kaynaklar, İstanbul'da kış mevsiminde dondurucu soğukların defalarca yaşandığını bildiriyor.


    Tarih kitapları, gerek Bizans döneminde ve gerekse Osmanlı döneminde, bütün Haliç ve Boğaz sâhillerinin donduğuna ve bilhassa uzak denizlerden gelerek İstanbul'a erzak ve hububat getiren gemilerin açıklarda kalarak limanlara yanaşamadıklarına dair müşterek bilgileri aktarıyor günümüze.


    Osmanlı zamanında kaydedilen ve deniz suyunu donduran en şiddetli kış mevsiminin 1621, 1755 ve 1893 yıllarında yaşandığı belirtiliyor.


    * * *


    Günümüzde ise, umumî manzara çok farklı bir mahiyet arz ediyor.


    Günümüzde, yurt genelinde olduğu gibi, mevsim itibariyle İstanbul'da da hava son derece ılık ve kurak geçiyor.


    Hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyrederken, yağışlar itibariyle de endişe uyandırıcı bir kuraklığa şahit olunuyor. Barajların suyu azaldı, yer yer dibe vurdu.


    Anadolu'nun bazı yörelerindeki durum, İstanbul'dan da vahim görünüyor. Bazı göller bataklığa yüz tutmuş iken, bazıları ise suyu tamamen kurumuş ve yüzey tabakası çatlayan topraklara dönüşmüş.





    Buzlar erir





    Bugün bir "yalancı bahar" havasının hakim olduğu İstanbul, tarihte aynı mevsimlerde dondurucu soğuklara da sahne olmuş.


    İşte, bundan 52 sene evvelki kış mevsiminde buzlarla kaplı Haliç ve Boğaz'da tesbit edilmiş bazı görüntüler.


    Bu görüntüleri seyrederken, çekilen bütün sıkıntılara rağmen, insanın yine de "Ah! Nerede o eski kışlar" diyesi geliyor.


    Zira, kuraklık ve yağışsızlık, kısa ömürlü buzlanmaya nazaran çok daha büyük fâcialara, dramlara yol açabiliyor.


    Soğuk havalarda, giyinerek de olsa korunmak mümkün; ancak, kuraklığın çaresini bulmak, adeta imkânsız.
    Yeni Asya 11.12.2006
    E-Posta: latif@yeniasya.com.tr
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  10. #10
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart

    Günün Tarihi


    9 Aral?k 1920: Sakall? Nureddin Paşa, Orta Anadolu Merkez Kumandanl?ğ?na atand?.

    Onun Merkez Komutanl?ğ?na atand?ğ? bu dönem, gerek iç çat?şmalar ve gerekse d?ş taarruzlar itibariyle, Anadolu halk?n?n yaşam?ş olduğu en kritik günlerdi.
    Ayn? günlerde, Seyyar Kuvvetler Kumandan? Çerkez Ethem, M. Kemal ve M. ?smet Paşalar taraf?ndan gözden ç?kar?lm?ş ve tamamiyle devre d?ş? edilmeye çal?ş?l?yordu.
    Sonunda, Albay ?smet Beye bağlanmak (ve asl?nda bitirilmek) istenen Ethem Bey, maiyetiyle birlikte ittirile ittirile Yunanistan üzerinden kaçmaya mecbur edildi. (22 Ocak 1921)
    Ethem Beyin çekilmeye başlad?ğ? 1920 y?l? Aral?k ay?nda, bu kez iç isyanlar cümlesinden olarak Demirci Efe k?yam? (ayaklanmas?) başgösterdi.
    Anadolu'nun iç k?s?mlar?nda ortaya ç?kan yeni isyanlar? bast?rmak ve hariçten gelen tehlikeleri bertaraf etmek için, dirayeti ve kahramanl?ğ? tescil edilmiş bir kumandana ihtiyaç has?l oldu.
    ?şte, tam bu noktada bütün gözler, bütün dikkatler Nureddin Paşa üzerinde topland?. ?stiklâl Harbine en ön safta iştirak eden kumandanlar aras?nda tek sakall? olduğu için, ona "Sakall? Nureddin Paşa" ismi verildi.

    ?ki farkl? özelliği, sonradan cinayet say?ld?

    Nureddin Paşay? sakal? d?ş?nda onu diğer Millî Mücadele dönemi silâh arkadaşlar?ndan ay?ran iki önemli hususiyeti daha vard?.
    Bu özelliklerinden biri, tek parti CHP'li olmak istemeyip, seçimlerde bağ?ms?z aday olmas?yd?.
    Paşan?n diğer özelliği ise, "Şapka ink?lâb?"na şiddetle karş? gelmesiydi.
    Şimdi, bu hadiselerin detay?na bakal?m:
    1) Nureddin Paşa, 1923'te yap?lan genel seçimlerde Bursa'dan bağ?ms?z aday oldu, ancak seçilmeye muvaffak olamad?.
    Bir sene sonra ise, tekrar bir "ara seçim" yap?ld? ve Nureddin Paşa da bunu f?rsat bilerek tekrar CHP'ye karş? Bursa'dan bağ?ms?z aday oldu.
    Sand?klar aç?ld?ğ?nda ise, Nureddin Paşan?n ezici bir çoğunlukla seçimi kazand?ğ? ortaya ç?kt?. (Bu da muhaliflerini ürküttü.)
    Mazbatas?n? al?p Meclis'e girdi. Tek baş?na adeta bir muhalefet görevini üstlenmeye başlad?. Onun muhalefet ettiği meselelerden biri de, "şapka ve k?l?k–k?yafet kânunuydu.
    2) Mareşal Fevzi Paşan?n hiçbir inisiyatif kullanmadan şapka kànunu lehinde kesin tav?r almas?na mukabil, en az onun kadar kahramanl?k nişanesi bulunan Nureddin Paşa ise, vargücüyle şapkan?n aleyhinde bir vaziyet tak?nd?.
    Mebuslar?n büyük bir ekseriyetle şapka kànununa taraf olmaya zorlanmas? yüzünden desteksiz kalan Nureddin Paşa, o günden sonra siyasetten soğudu ve t?pk? Karabekir Paşa gibi bir kenara çekilmeye mecbur oldu.
    Vaktiyle Balkanlar'da, Bağdat'ta, Yemen'de, Konya'da, Dumlup?nar'da ve bilhassa ?zmir Savaşlar?nda büyük kahramanl?klar gösteren Nureddin Paşa, siyaseten ters düştüğü eski silâh arkadaşlar?n?n zorlamas?yla, hem Paşal?ktan istifa, hem de Meclis'teki görevinden ayr?larak, kendi halinde yaşamaya âdeta mahkûm edildi.
    Vefat tarihi olan 1932 y?l?na kadar da, siyasete dönmeyerek ayn? istikamet üzere yaşad?.

    Nureddin Paşan?n k?sa biyografisi

    Kurtuluş Savaş? kahramanlar?ndan olan Nurettin Paşa, 1873'te Bursa'da doğdu. 1893'de Harbiyeyi bitirdi. 9. Piyade Alay? komutan? olarak Balkan Savaş?na kat?ld?.
    Birinci Dünya Savaş?nda Irak Cephesi komutan?yd?. Bağdat'ta, bilâhare Yemen'de büyük yararl?l?klar gösterdi.
    ?zmir ve Ayd?n valiliklerinin yan? s?ra, 17. ve 25. Kolordu Komutanl?ğ? vazifelerinde de bulundu. Üstün başar? sağlad?.
    Millet Meclisi ile ?stanbul Hükümetini uzlaşt?rmaya çal?şt?. Başar?l? olamay?nca, Kurtuluş Savaş?na kat?lmak üzere 1920'de Anadolu'ya geçti. Yunan cephesinin güneyinde, Konya çevresinde komutan oldu.
    1920 y?l? sonlar?na doğru Orta Anadolu Merkez Ordusuna komutan s?fat?yla atand?. 1922'de 1. Ordu komutanl?ğ?na atand? ve bu görevle Büyük Taarruza kat?ld?. Zaferden sonra korgeneralliğe yükseldi ve ?zmit'e tayin edildi.
    I. Ordu'nun lağvedilmesi üzerine, 1924'te Yüksek Askerî Şûra üyeliğine atand?ysa da, Bursa milletvekili seçilmesiyle üyelikten çekildi. 1925'ten sonra, askerlikten de, ard?ndan siyasetten de istifa etti. Vefat tarihi 1932.

    ÇEVRE

    Akan nehir; yakan zehir

    – Bak, şu gördüğün yeşil vâdide y?llar önce tertemiz bir nehir ak?yordu. – Doğrudur; ama şimdi git bak gör ki, orada nas?l da öldürücü bir zehir ak?yor.

    Yeni Asya 09.12.2006

    E-Posta: latif@yeniasya.com.tr

    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Günün Hadisi
    By Bîçare S.V. in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 22.04.14, 17:35
  2. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 10.11.11, 10:42
  3. Günün Tarihi: Kurban Bayramı'nın 4. Günü Cennet Yolunda Yolculuğa Var mısınız?
    By YİĞİDO in forum İnanca ve Düşünceye Özgürlük Platformu
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.11.11, 12:47
  4. Günün Fıkrası:)
    By samuelboils in forum Mizah
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 21.11.07, 14:29
  5. Günün Tarihi 9 Nisan 1588
    By bEtüL in forum Tarih
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 29.04.07, 02:08

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0