Mehmet HÂLEOĞLU

Kanunî Sultan Süleyman devrinde, siyasî münasebetlerimizin ağırlık noktası Avrupa ülkeleri olmuştur. Osmanlı fütuhatının Avrupa'da devam ediyor olması, Osmanlı diplomasisinin de bütün dikkatini buraya çevirmesine vesile olmuştur. Bu dönemde, İspanya Kralı Charles-Quint'in aynı zamanda Alman imparatoru olması ve Osmanlı'ya karşı papa ile ittifak yaparak Avrupa devletlerini hareketlendirmesi dikkatlerden kaçmamaktaydı.


Charles-Quint'in Avrupa'daki rakibi olan Fransa kralını yenerek hapsetmesi üzerine, kralın annesi, oğlunun kurtarılması için Kanunî'den yardım istedi. Kanunî bunun üzerine Barbaros Hayreddin Paşa idaresindeki donanmayı Fran*sa sularına gönderdi. Bu sırada Almanya'da ortaya çıkan Luther isimli rahibin başlattığı mezhep mücadeleleri, Avrupa'yı kana bulamakta; Katolik ve Protestanlar birbirlerini katletmekteydi.

Kanunî Sultan Süley*man'ın Macaristan'a yöne*lik 3. Sefer-i Hümâyunu Av*ru*pa'yı telâşlandırdı. Avr*u*pa'nın yardımları Ma*carla*rı kurtarmaya yetmedi. 29 Ağustos 1526 tarihinde meydana gelen Mohaç Sa*vaşı'nda, Osmanlı kuvvetleri kesin bir zafer kazandı. Budin fethedildi. Viyana tazyik edilmeye başlandı; 1529 yılında kuşatıldı ise de fethedilemedi. Ancak bu yıl, Osmanlı tarihinin belki de en büyük akın hareketleri yaşandı. Avusturya, Güney Almanya, Moravya, Bohemya, Slovakya, Çekoslovakya, Slovenya gibi ülkeler İsviçre'ye kadar Osmanlı akıncılarının faaliyetlerine sahne oldu. Karşılarına hiçbir güç çıkamadı. 1530-31 yıllarında Almanlar karşı taarruza geçtilerse de, bir netice elde edemediler. 1532 yılında padişah 2. Almanya seferine çıktı. Kanije ve Güns gibi onlarca kale fethedildi. Meydan muharebesine davet edilen Alman ordusu buna yanaşmadı.

Neticede; Almanların sulh isteyen elçileri İstanbul'a geldi. 5 ay 12 gün süren müzakereleri, Sadrazam Makbul İbrahim Paşa idare etmekteydi. Padişahın İran üzerine bir sefer plânlaması anlaşmanın imzalanmasında tesirli olmuştur. Buna göre; Almanlar tarafından geri alınan ve son derece stratejik bir yer olan Yanık Kale iade edilecekti. Avusturya imparatoru, padişahı metbu'u olarak kabul edecek ve Macaristan topraklarındaki haklarından vazgeçecekti. İmparator protokolde Osmanlı sadrazamına eşit olacaktı ve yazışmalarda "kardeşim" diye hitap edecekti. Bu anlaşma ile Çekoslovakya ve Almanya fiilen olmasa bile Osmanlı'ya tâbi olmuşlardır. Bu hâdiselerin yaşandığı dönemler, tarihlerimizde "şevket asırlarımız" olarak isimlendirilir.

Haziranda Yaşanmış Bazı Hâdiseler

1 Haziran 1453 Ayasofya'da İlk Cuma Namazı,
4 Haziran 1876 Sultan Abdülaziz Han'ın Şehadeti,
17 Haziran 656 Hz. Osman'ın Şehit Edilmesi.


SORULARLA OSMANLI

Savaş Meydanında Şehit Olan İlk Osmanlı Padişahı Kimdir?
Balkanlar'daki Osmanlı fetihleri sonrasında Haçlı ittifakı ortaya çıkınca, harekete geçen 1. Murad'ın liderliğindeki ordu, 15 Haziran 1389'da Kosova Ovası'nda yapılan savaşta net bir zafer kazandı. Mağrur Sırp Hükümdarı Lazar da savaşta ölenler arasındaydı. Bu muhteşem zaferle beş asır sürecek Balkan hâkimiyeti adına çok önemli bir mevzi kazanıldı. Artık Balkanlar'da Macarlardan başka Osmanlı'ya karşı koyabilecek bir güç kalmadı; ama bunun için büyük bir bedel ödendi.

Osmanlı padişahları içinde bir ruh insanı, büyük bir askerî ve idarî dahi olarak görülen Murad Hüdavendigâr ordusunun muzaffer, kendisinin şehit olması için Allah'a (celle celâluhu) dua ederek çıktığı bu savaşın sonunda Miloş Obiliç isimli bir Sırp askerinin hançer darbesiyle ağır şekilde yaralandı. İncelerden ince bir Hakk dostu olan ve ölüm ânında bile "Attan inmeyesüz, kılıcınızı kınına koymayasuz." diyerek askerlerine fetih ufku aşılayan Murad Hüdavendigâr, Kosova sahrasında son nefesini verdi.

Savaş meydanında şehadet mertebesine erişen gazi padişahımızın iç organları, Kosova Ovası'nda vefat ettiği yere dualarla gömüldü. Cesedi ise, tahnit edilerek Bursa'ya nakledildi ve Çekirge semtinde kendi adına yaptırılan caminin haziresine defnedildi. Şehit olduğu yere daha sonra bir türbe yapıldı ve burası "Meşhed-i Hüdavendigâr" adıyla yâd edildi.

Sultan 1. Murad'a Verilen "Hüdavendigâr" Unvanının Mânâsı Nedir?
G azi Hünkâr 1. Murad'a verilen Farsça "Hüdavendigâr" unvanı "hükümdar" mânâsına geliyordu. Rumeli Fatihi 1. Murad, babası Orhan Gazi ve dedesi Osman Gazi gibi sadece "bey ve gazi" unvanlarıyla anılmadı, hükümdar olarak da yâd edildi. Sonradan Bursa'nın merkez olduğu sancak da Osmanlı taşra idaresinde "Hüdavendigâr Sancağı" adını aldı.

Sultan 1. Murad, kendini fetih ve gazâ faaliyetlerine adamış bir hükümdar ve aksiyon insanı olmasının yanında, çok iyi bir teşkilâtçı ve komutandı. Rumeli fetihleri sonrasında merkezde güçlü ve daimî bir ordu ihtiyacı artınca, Hristiyan esirlerden ve devşirme sistemi tatbik edilerek gayrimüslim kökenli kabiliyetli gençlerden istifade edilmeye başlandı. Böylece Yeniçeri Ocağı'nın da içinde yer aldığı "Kapıkulu Ocakları"nın temeli atıldı.

Diğer yandan Osmanlı maliye teşkilâtı, tımar sistemi, pençik sistemi ve süvari ocağı da Sultan 1. Murad'ın saltanat yıllarında tesis edildi. Kısacası 1. Murad malî, adlî, idarî, askerî ve sosyal teşkilâtlanmasını büyük oranda tamamlamış bir devleti, oğlu Yıldırım Bayezid'e emanet etti.

Sultan 1. Bayezid'e Neden "Yıldırım" Unvanı Verildi?
Murad Hüdavendigâr'ın ilk oğlu ve veliahdı olan Yıldırım Bayezid, Bursa'da 1360'da Gülçiçek Hatun'dan dünyaya geldi. O da diğer şehzadeler gibi dinî, fennî ve askerî sahada ciddi bir eğitim aldı ve sancakbeyliği yaparak tecrübe kazandı. Pek çok seferde kendini ispat eden Şehzade Bâyezid, babası Kosova Savaşı'nda şehit olunca (1389) devlet adamlarının ortak kararı ile hükümdar ilân edildi. Osmanlı tarihinde savaş meydanında tahta çıkan ve yine bir savaşın sonunda (Ankara Savaşı-1402) tahtından olan ilk ve tek padişah, Yıldırım Bayezid oldu.

Osmanlı Devleti'nin dördüncü hükümdarı olup, hem Osmanlı hem de Batılı kaynaklarda "Yıldırım" unvanıyla anılmıştır. Şehzadelik yıllarından itibaren katıldığı savaşlarda gösterdiği üstün cesaret ve sürat kabiliyetinden dolayı ona bu lâkap verilmişti. Babası Murad Hüdavendigâr'ın 1387'de Karamanoğulları Beyliği üzerine yaptığı seferde Şehzâde Bayezid, Rumeli Beylerbeyi Timurtaş Paşa ile birlikte savaşta ordunun sol kanadını idare etmiş; cesaret ve şecaatiyle göz doldurmuş, savaşın kazanılmasında ciddi rol oynamıştı. İşte bu münasebetle kendisine "Yıldırım" unvanı lâyık görülmüştü.

Hiç durmaksızın hem Anadolu hem de Rumeli'de fetih ve gazâ faaliyetlerinde bulunan Yıldırım Bayezid, bu unvanı taşımaya lâyık bir hükümdar olduğunu hayatıyla ispat etti. Zîrâ devrin ulaşım imkânları nazara alındığında, onun seferleri akıllara durgunluk verecek bir mahiyetteydi. Tahta geçtikten sonra, ilk olarak Batı'da Sırbistan seferine çıkarak işleri yoluna koyan Yıldırım, daha sonra Karamanoğulları üzerine yürüdü. Osmanlı Devleti'nin Kosova'da Haçlılarla yaptığı mücadeleyi fırsat bilerek Osmanlı topraklarını işgal eden bu beyliğe haddini bildirdi. Germiyanoğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğulları beyliklerini himaye altına alarak Anadolu'da siyasî birliği sağlama adına önemli bir adım attı. Saltanat yıllarında üç defa İstanbul'u muhasara altına almasına rağmen, Batı'da ve Doğu'da Osmanlı'ya karşı gelişen askerî ittifaklar yüzünden başarıya ulaşamadı. Her defasında kuşatmayı gevşetip sefere çıktı. 1396'da hem Niğbolu'da Haçlılara karşı kazandığı zaferle hem de Arnavutluk, Yunanistan ve Ege adalarında yaptığı fetihlerle Osmanlı'nın sınırlarını genişletti.