+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Mescid-i Nebevî'ye Hizmet Âşığı Sultan Abdülmecid Han

  1. #1
    Pürheves gerceklervebiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2014
    Mesajlar
    273

    Standart Mescid-i Nebevî'ye Hizmet Âşığı Sultan Abdülmecid Han

    Murat DUMAN

    İslâm tarihi boyunca Haremeyn'i himaye eden devletlerin hükümdarları tarafından pek çok hizmet ortaya konuldu; ama hiçbiri Osmanlı sultanlarının Mekke ve Medine'ye yaptıkları hizmetlerin seviyesine ulaşamadı. Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) nurlu beldesi Medine'ye hizmet hususunda öne çıkan padişahların başında Sultan 2. Mahmud'un büyük oğlu Sultan Abdülmecid Han geliyordu. Osmanlılar devrinde Mescid-i Nebevî'deki en kapsamlı genişletme faaliyetleri bu padişah zamanında gerekleştirildi.

    Saltanat yıllarında Medine'de yaptırdığı imar hizmetleriyle dikkat çeken Sultan Abdülmecid, Medine Şeyhü'l-Haremi Davut Paşa'nın, "Mescid-i Nebevî'nin büyük bir imara ihtiyacı olduğu" yönündeki mektubundan sonra, o tarihe kadar yapılan en kapsamlı çalışmaların başlatılması için emir verdi. Mimar Abdülhalim Efendi'nin başında bulunduğu inşa heyeti 1850 Ağustos'unda işe başladı. Fakat onun aynı yıl hac mevsiminde Mekke'de vefat etmesi üzerine, yerine Mehmed Raif Paşa tayin edildi. 11 yıl süren ve 1861'de tamamlanan çalışmalar neticesinde Mescid-i Nebevî tamamen yenilendi. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından "Cennet bahçelerinden biri" olarak tavsif buyrulan "Ravza-i Mutahhara"nın ve "Kubbetü'l-Hadra"nın (Yeşil Kubbe) mevcut hâlinin muhafazası ve mescidin özel durumundan dolayı plân Sultan Abdülmecid'in hayal ettiği gibi uygulanamadı. Oysa o, Mescid-i Nebevî'nin tıpkı İstanbul'daki selâtin camileri gibi, dört sütun üzerine tek kubbeli bir mimariye kavuşmasını arzu etmişti.

    Mescid-i Nebevî yeni baştan yapılırken Allah Resulü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliği zamanında, vahyin en çok geldiği mekânlardan biri olan Ravza-i Mutahhara'da, İslâm'ın ilk yıllarından hatıralar taşıyan sütunların üzerine adları yazıldı. Ayrıca Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem), Mescid-i Nebevî ile ilgili hadîs-i şerîfleri yazılıp, bu sütunların diğerlerinden farklı olduğu vurgulandı. Yapılan çalışmaların neticesinde sütun sayısı 327'yi bulan Mescid-i Nebevî, 11 bin m2'lik büyüklüğe ulaştı. Birbirine kirişlerle bağlanan sütunların baş kısımları altınla süslendi. Revakların sayısı arttı ve zemin mermerle kaplandı.

    Diğer yandan Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gece namazlarını eda ettiği yerde bulunan "Teheccüd Mihrabı" ile "Babü's-Selâm, Babü'r-Rahme, Babü'l-Mecidi, Babü'n-Nisa ve Babü'l-Cibril" kapıları yenilendi. Mescid-i Nebevî'nin kuzeybatısında "Mecidiye", güneybatısında "Babü's-Selâm", batısında "Babü'r-Rahme" adıyla anılan minareler yapıldı. Memluklar devrinde yapılan Reisiyye minaresi dışında kalan bu minareler, tamamen Osmanlı mimarisini yansıtıyordu. Mescid-i Nebevî'de yapılan tadilat sırasında Peygamber Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hazreti Ebû Bekir (ra) ve Hazreti Ömer (ra) ile birlikte medfun bulundukları türbeleri de tamir edildi. Bu sırada kabr-i şerîflerinin bulunduğu türbenin temelinden mübarek bir su çıkmış ve Medineliler bu güzel sudan dört gün istifade etmişlerdi. Ancak, "Efendimize saygısızlık olur." düşüncesiyle suyun üzeri kapatıldı. Bunun öncesinde padişaha gönderilmek üzere son defa meşin bir keseye bu sudan dolduruldu. Yine Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek kabir topraklarından bir miktar toprak küçük cam bir kavanoza konulup Hilâfet merkezi İstanbul'a gönderildi. Bütün bunlar Topkapı Sarayı'ndaki Mukaddes Emanetler arasında yerini alarak günümüze kadar muhafaza edildi.

    Osmanlılar zamanında Mescid-i Nebevî'nin tefrişine de özel bir önem verildi. Önceleri Hint seccadelerinin yaygın olduğu mescide Uşak, Gördes ve Hereke işi dokumalar konuldu. Sultan Abdülmecid devrinde yapılan kapsamlı imar faaliyetinin ardından İstanbul'dan seccade gönderilmeye başlandı. 2. Abdülhamid'in saltanat yıllarında (1901) dokunan 27 parça özel halı, Kral Abdülaziz devrine (1950'li yıllara) kadar kullanıldı. Mescidin aydınlatılmasında altın ve gümüşten yapılan kandil ve buhurdanlıklar uzun zaman kullanıldı. Aydınlatmada elektrik kullanımına ilk defa 1908'de başlandı.

    Sultan Abdülmecid devrindeki çalışmalarda harcanan para 700 bin mecidiyeyi buldu. Peygamber âşığı Abdülmecid Han, çok arzu ettiği hâlde bizzat Medine'ye kadar gidip vesile olduğu hizmetleri göremedi. Genç Osmanlı sultanının Mübarek Beldelere duyduğu hasreti gidermek ve gönlünde yanan ateşi az da olsa hafifletmek gayesiyle Medine'de Mescid-i Nebevî'nin bir maketi hazırlandı. Bu maket o kadar gerçekçi yapılmıştı ki, Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Kabr-i Şerifi'nin kubbesi çıkarılınca binası, o da çıkarılınca mübarek sandukaları görülebiliyordu. İstanbul'a gönderilen bu emsalsiz hediye padişaha takdim edildi. Hediyenin mânevî değeri karşısında çok mutlu olan ve memnuniyetini dile getiren Sultan Abdülmecid, Haremeyn'e gidememenin özlemini Mescid-i Nebevî'nin maketini öpüp koklayarak gidermeye ve yüreğindeki Medine hasretini hafifletmeye çalışıyordu. Topkapı Sarayı, Mukaddes Emanetler Dairesi'nde muhafaza edilen bu maket günümüze kadar ulaştı.

    Mescid-i Nebevî'de yapılan çalışmalarda Allah Resûlü'ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve ashab-ı kiram efendilerimize ait hatıralara saygıda en ufak bir kusur gösterilmiyordu. Ustalar ve işçiler her gün gusül abdesti alarak işlerine başlıyor; ihlâs ve samimiyetle tekbirler, selât-ü selâmlar getirerek ve dua ederek çalışıyorlardı. Kullandıkları eşyalara ve malzemelere, dünyevî isimler hâricinde dinî kavramları tedai ettiren farklı isimler koyuyor ve bu vesileyle mümkün mertebe dünya kelâmı konuşmuyorlardı. O tarihlerde yapılan imar faaliyetlerinden bugüne orijinal olarak halen üzeri büyük şemsiyelerle kapatılan iç avlu ile 86 metre uzunluğundaki kıble duvarı arasında kalan ve Ravza-i Mutahhara'yı da içine alan bölüm kaldı. İç avludan kıble istikametine bakıldığında, mescidin Sultan Abdülmecid zamanında inşa edilen kısımlarını, sütunları ve tuğraları hâlâ görmek mümkündür. Ravza-i Mutahhara ve Kubbetü'l-Hadra'nın içeriden en güzel görüldüğü yer olan bu avluya o zamanlar bir de havuz tasarlanmıştı. Ama sonradan bundan vazgeçildi. Medine'de Osmanlılar zamanında şehri muhafaza ile vazifeli askerî birliklerin sancaklarına nişan takma merasimi Mescid-i Nebevî'nin iç avlusunda, Hazreti Peygamber'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Kabr-i Şerif'lerinin huzurunda yapılıyordu. Kabri örten Kubbetü'l-Hadra'nın altında, dikdörtgen şeklindeki bir levhaya da şu hâdis-i şerif meali yazılmıştı: "Benim şu mescidimde kılınan namaz, Mescid-i Haram hâriç, diğer mescidlerde kılınan namazlardan bin kat daha faziletlidir."

    Osmanlı zamanında Mescid-i Nebevî'yi ziyaret eden Müslümanlar evvelâ Ravza-i Mutahhara'da namaz kılıyor; sonra kemal-i edep ve hassasiyet içinde Kâinatın Efendisi'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hazreti Ebû Bekir'in (ra) ve Hazreti Ömer'in (ra) kabirlerini ziyaret ediyorlardı. Muvacehe-i Şerif'te dua edip hallerini arz eden müminler, Resulüllah Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kabri başında âdeta pervane oluyor ve gözyaşları içinde şefaat talebinde bulunuyorlardı. Yatsı namazını müteakip vazifeli memurlar Mescid-i Nebevî'nin içerisinde dolaşarak içeride kimsenin kalmadığına emin olduktan sonra kapıları kapatıyor ve başlarında bulunan "bina emini" ile birlikte Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) selât-ü selâm getiriyorlardı.

    Gönlü peygamber sevgisi ile dolu Abdülmecid Han, Mescid-i Nebevî'nin inşa çalışmalarının devam ettiği günlerde İstanbul'da bir hat yarışması tertip ettirdi. Onun gayesi, Peygamber Mescidi'nin en güzel hat yazılarıyla donatılmasını sağlamaktı. Düzenlenen hat yarışmasında birinciliği kazanan Abdullah Zühdü Efendi Medine'ye geldi ve üç yıl büyük bir aşkla çalışarak Mescid-i Nebevî'nin kubbe kasnaklarını, duvarlarını, kapılarını, mihrap ve sütunlarını bir kuşak hâlinde celî sülüs hatla âyetler, hadîsler, Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek isim ve sıfatları ile tezyin etti. Hattat Abdullah Zühdü Efendi çalışması sırasında Mescid-i Nebevî'nin Hazreti Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) zamanındaki bölümünün tezyinatına ayrı bir önem verdi. Bu mekânın sınırları sütun başlarındaki yazılarda belirtildi. Kıble duvarı ile doğu ve batı taraflarındaki duvarlara da celî sülüs yazılar işlendi. Bu kısımdaki kubbelerin içine binlerce gül çizildi. Çünkü Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) remzi ‘gül'dü.

    Netice itibariyle denilebilir ki; İslâm tarihinin Asr-ı Saadet'ten sonraki en ihtişamlı devirleri Osmanlılar zamanında yaşandı. İ'lâ-yı kelimetullah mülâhazasını esas alarak fetih ve gazâ siyaseti takip eden Osmanlı'yı, bu hedeflerinde motive eden unsurların başında Kur'ân ve Peygamber yolunda hizmet düşüncesi geliyordu. Bu manâda kendilerini sahabe mesleğini icra eden, "Nâm-ı Celil-i Muhammedî"yi cihana duyurmayı hedefleyen gönüllüler olarak görüyor; bu uğurda maddî ve mânevî hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyorlardı. Başta padişahlar olmak üzere, Osmanlı hanedanında ve Müslüman halkta Kur'ân'a, Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve mukaddes değerlere karşı her dâim muazzam bir saygı vardı. Bu değerleri temsil eden ve Allah Resûlü'ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) duyduğu hürmeti, muhabbeti her fırsatta ifade eden ve bunu fiilen gösteren Sultan Abdülmecid, 1861'de 39 yaşında veremden hayatını kaybetti. Büyük dedelerinden Hâdimül'l-Haremeyn Yavuz Sultan Selim'in türbesinin yanına defnedilen Abdülmecid Han, Peygamber âşığı ve Hicaz'a hizmet götürme sevdasını iliklerine kadar hisseden bir Osmanlı sultanı olarak tarihe geçmiştir.

    HIRKA-İ ŞERİF CAMİİ
    Sultan Abdülmecid Han'ın, peygamber sevgisini yansıtan önemli hizmetlerinden biri de Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait mübarek hırkanın muhafazası ve ziyaret edilmesi için payitahtta yaptırdığı cami oldu. İstanbul'da Peygamberimiz'e ait iki hırkadan biri, Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) Yemenli Üveys el-Karanî'ye hediye ettiği hırka idi. Hırka-i Şerif 1611'de, ailenin o tarihteki reisi Şükrullah Üveysî tarafından Sultan 1. Ahmed'in fermanı gereğince İstanbul'a getirilmişti. Pek çok ilim ve din adamı çıkaran Üveysî ailesinin Fatih'te bir evde ikamet etmeye başlamasıyla İstanbul halkı tarafından hırka ziyaret edilmeye başlanmıştı. Sultan Abdülmecid Han, bu mukaddes emanetin şanına lâyık bir cami yaptırmaya karar verdi. Dört yıl süren çalışmalar sonunda 1851'de caminin inşası tamamlandı. Bulunduğu semte adını veren Hırka-i Şerif Camii'nde Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek emanetinin muhafazasına ve ziyaretine mahsus birimlerin yanında hünkâr mahfili ve geniş kapsamlı bir hünkâr kasrı yer aldı. Caminin çevresine Üveysî ailesinin en yaşlı ferdi (reisi) için bir meşruta, vekil dairesi, Hırka-i Şerif'i korumakla görevli bir bölük jandarma için kışla ve vazifeli memurlar için çeşitli odalar inşa edildi. Caminin kubbe ve duvarları devrin meşhur hattatlarından Mustafa İzzet Efendi tarafından fevkalâde nefis yazılarla süslendi. Hırka-i Şerif Camiî'ndeki Hünkâr Kasrı'nın duvarında eski İstanbul müftülerinden merhum Şeref Güzelyazıcı'ya ait şu levha bilhassa dikkati çekmektedir:

    "Ziyâret kılsın ümmetler, ridâ-i can behâdır bu,
    Cenâb-ı Üveys'e ihsân atây-ı Mustafâ'dır bu.
    Eşiğinde şeref, rûy-i siyâhın sür niyâz eyle,
    Makâm-ı Hırka-i pâk-i Habîb-i Kibriyâ'dır bu."

    -----------------

    KAYNAKLAR
    - Hilmi Aydın, "Hırka-i Sâadet Dâiresi ve Mukaddes Emânetler", Kaynak Kitaplığı, İstanbul, 2004.

    - İbrahim Rifat Paşa (Tuğgeneral), "Mir'âtü'l Harameyn / Bir Generalin Hac Notları", Yitik Hazine Yayınları, İstanbul, 2010.

    - Mihr Ali Süleyman, "Kutlu Şehir Medine-i Münevvere", Nil Yayınları, İstanbul, 2002.

    - Muhammed el-Emîn el Mekkî, "Osmanlı Padişahlarının Haremeyn Hizmetleri", Çamlıca Basım Yayın, İstanbul, 2009.

    - Murat Duman, "Aşk, Hasret ve İbadet Diyarı Hicaz", Işık Yayınları, 2007.

  2. #2
    Müdakkik Üye Ahmet.Ramazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2017
    Mesajlar
    686

    Standart

    güncel

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kardeşim Abdülmecid!
    By fanidünya... in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.11.15, 04:51
  2. Aşığı Olduğum 3 ü 1 Arada
    By _vatan_ in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 21.06.14, 13:20
  3. Mescid-i Nebevi-de Secde Anında İken Vefat Etti‏
    By sükran in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 24.12.08, 21:51
  4. Mescid-i Nebevi'yi Genişletme Çalışmaları
    By gündüzalp_58 in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.11.08, 15:29
  5. Mescid-i Nebevi'nin İçini Görmek İstermisiniz?
    By ahmetmustafa in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 09.12.07, 19:29

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0