Habip BALCI

Bir Osmanlı şehzâdesi olan Süleyman Paşa -bazı kaynaklarda Süleyman Şah olarak da geçer- 1316 yılında Bursa'da dünyaya gelmiştir. Orhan Gazi'nin büyük oğludur. Annesi, Yarhisar tekfurunun kızı Nilüfer Hatun'dur (Holafira).


Orhan Gazi'nin 1324 yılında Osmanlı'nın başına geçmesiyle sekiz yaşında veliaht olan Süleyman, devletin kurulduğu ilk dönemlerde gerçekleşen ve son derece önem arz eden fetihlerde büyük emeği olanlardandır. Onun kumandanlığında Osmanlı ordusu, ilk defa Rumeli'ye geçerek Balkan topraklarını Müslüman Anadolu'yla birleştirmiştir.


İLK ASKERÎ TECRÜBE: İZNİK'İN FETHİ

Süleyman Paşa'nın ilk askeri tecrübesi, İznik'in fethi olmuştur. O dönem itibariyle Bizans'ın en önemli şehri ve eski başkenti (1204-1261) olan İznik, konum itibariyle Kocaeli Yarımadası'nın hemen girişinde bulunduğundan askerî açıdan çok önemli bir şehirdir. Orhan Gazi, şehrin bu hususi durumunu göz önünde bulundurarak İznik'in fethi hâlinde, İznik Körfezi ile Kocaeli Yarımadası'nda da hâkimiyet sağlanacağını düşünerek şehri muhasara altına alır. Bu hâdise üzerine Bizans İmparatoru 3. Andronikos Paleologos, kuvvetleriyle Orhan Gazi'nin üzerine yürüyünce, iki ordu Gebze-Darıca taraflarında Pelekanon (bazı kaynaklarda bugünkü Maltepe ve civarı olarak da geçiyor) denen yerde karşı karşıya gelir. Savaşta Osmanlı kuvvetleri, Bizans ordusunu bozguna uğratır.

Bu zafer sonrası 1331'de İznik'i fethetmek üzere harekete geçen Orhan Gazi, kuşatma altındaki şehre yardım için gönderilen düşman kuvvetlerine karşı oğlu Süleyman Paşa'yı göndermiş; Süleyman Paşa, Yalova-İznik arasında bir bölgede, âni bir baskınla düşman kuvvetlerini bozguna uğratmıştır. Bu hâdise sonrası muhtemel bir yardımdan ümidi kesen kale halkı teslim olur ve İznik, Osmanlı hâkimiyetine geçer.


İLK OSMANLI MEDRESESİ

İznik'in fethi sonrası Orhan Gazi, bu şehri devletin geçici merkezi yapmış ve oğlu Süleyman Paşa'ya vezirlik vazifesi tevdi etmiştir. Orhan Gazi'nin isteği üzerine şehre Türk-İslâm hüviyeti kazandırmak için faaliyetlere girişilmiş; cami, mektep, medrese, imaret, zaviye ve kervansaray gibi çok sayıda eser yapılmıştır.

1332'de Süleyman Paşa'nın kendi adına yaptırdığı Süleyman Paşa Medresesi İznik'teki Türk-İslâm eserlerinden biridir. Halk arasında "Sâhibü'l hayrât ve'l hasenât" olarak bilinen Süleyman Paşa, eğitime açtığı bu medreseyle ilme değer veren bir devlet adamı olduğunu herkese göstermiştir. O, her geçen büyüyüp gelişen genç devletin bürokrasisinin oluşması için bu tür müesseselerin önemini bilmekteydi.

Süleyman Paşa, yeni nesilden beklentileri olan bir kişiliktir. Cenk meydanlarında omuz omuza savaştığı çocukluk arkadaşı Gazi Fazıl ile arasında yaşanan şu fikir teatisi bunu çok güzel anlatmaktadır:

"(......)

Fetihlerin tek kanatlı olmayacağına inanan Gazi Fazıl, Süleyman Paşa'nın yanına yaklaşır ve 'Şehzâdem!' der, 'Bu kiliseyi (İznik-Ayasofya) camiye çevirdik; ama bence bu yeterli değil. Biz, bu caminin yanına orada yapılan ibadetlerin daha şuurlu yapılmasını sağlamak için bir eğitim yuvası yapmalıyız.'

'Peki, ne yapmayı düşünürsün?'

'Şehzâdem, geçenlerde şehrimize büyük bir âlim geldi. Davud-i Kayserî diyorlar adına. Sadece dinî ilimlerde değil, fen ilimlerinde de gayet mahir bir âlim. Buraya büyük bir medrese kurup onu da baş müderris olarak tensip buyurursanız?'

'Doğru söylersin Fazıl! Bir yandan kılıçlarımızla kaleler, topraklar fethederken, diğer yandan ilimle ve tasavvufla gönüllere hükmetmeliyiz. Gönülleri fethedecek kişiler yetiştirmeliyiz. İnşallah kuracağımız medresede dedem Osman Gazi'nin kurduğu devleti yüceltecek gençler yetişecektir.'

Gazi Fazıl parmağıyla Keşiş Dağları'nı işaret ederek:

'Görüyor musun Şehzâdem?' Şu Keşiş Dağları'nda yaşayan Geyikli Baba var ya, hem o hem büyük atamız Edebali, Konya ilinde Mevlâna, Anadolu'nun her köşesini karış karış gezen Yunus Emre'nin şeyhi Taptuk ve Hacı Bektaş... Bütün bu kişiler Allah dostu, Allah'ın sevdiği kullarıdır. Gittikleri her yerde gönüllere giriyor, gönüller yapıyor, adımlarını attıkları her yere huzur ve güven götürüyorlar.'

'Ne demek istiyorsun şimdi?'

'Demem o ki şehzâdem, demin saydığım Allah dostları kurdukları dergâhlarında dervişleri yetiştiriyorlar. Hamken alıyorlar, ateşleriyle yakıyor ve piştim dediklerinde Anadolu'nun her köşesine gönderiyorlar. Davud-i Kayseri'nin müderris olacağı medresemizde bizim çocuklarımız fen ilimleriyle beraber kalb ilimlerini de öğrenecekleri gibi etrafımızda sayıları her geçen gün artan kimsesiz ecnebi çocukları da yetiştireceğiz...'

'Yani?'

'Yani, bu çocukları da böyle yetiştireceğiz ki tamamı ile bizim kültürümüzle yetişecekler. Müslüman olacak ve sadece Anadolu değil, Anadolu'nun ötelerine de ulaşmamızı sağlayacaklar.'

'Evet, evet! Yetişkin bir kelebeğin ömrü yirmi dört saat olmasına rağmen, o kendisine verilen vazifeyi yerine getirmek için hiç durmadan uçabiliyor. Sürekli kanat çırpıyor. Bizim ömrümüz de kısa, bizim de bir idealimiz var. Kalblerimiz Allah rızasına kilitlenmeli, dünyadan semere beklememeliyiz... İdeal bir nesil yetiştirmeliyiz. Bir değil, binlerce Alperen yetiştirmeliyiz kelebekler misali...'" 1

Günümüzde orta ve yükseköğrenim kurumu diyebileceğimiz Osmanlı'nın ilk medresesi Süleyman Paşa Medresesi'nin ilk baş müderrisliğine (profesör) Davut-i Kayserî atanmış, medresede hadîs, fıkıh gibi dinî ilimlerin yanında astrofizik, felsefe ve mantık gibi aklî ilimlerde de dersler verilmiştir.

RUMELİ'NİN FETHİ

14. yüzyılın ortalarına doğru bütün Bitinya* havalisini idareleri altına alarak Bizans'ın aleyhine genişleyen Osmanlılar, batı sınırlarında ise Karesi Beyliği'ne ait topraklar üzerinde de nüfuz kurmayı başarmış, 1345 yılında bu beyliği de kendi idaresi altına almıştır. Edremit Körfezi ile Kapıdağ arasındaki havali "Karesi Vilayeti" olarak teşkil edilerek idaresi Süleyman Paşa'ya verilmiştir.

Şehzâde Süleyman Paşa, hâkimiyeti altına aldığı bu beyliğin meşhur komutanlarından Gazi Fazıl, Ece Halil, Evrenos ve Hacı İlbeyi gibi beyleri de maiyetine alarak, Bizans ve Balkanlardaki gelişmeleri dikkatle takibe başlamıştır.

Osmanlıların Balkanlara nüfuz arayışları ile 1341 yılında 3. Andrononikos'un ölümü üzerine, Bizans tahtında hak iddia eden ve bu sebeple de Balkanlar'da faaliyet gösteren 3. Kantakuzenos'un destek arayışları aynı noktada buluşunca, Kantakuzenos, Aydınoğlu Umur Bey'in tavsiyesiyle Orhan Bey'e ittifak teklifinde bulunmuştur. 1346'da kızı Theodora'yı Orhan Bey'le evlendirerek daha önce gerçekleştirilen ittifakı akrabalık bağlarıyla da güçlendirmiştir. Karşılıklı menfaat münasebetine dayanan bu ittifak kısa zamanda tesirini göstermiş, Kantakuzenos, Orhan Bey'in desteğiyle 1347'de Bizans tahtına ortak imparator olmuştur.

1349'da Sırp Kralı Stefan Duşan'ın Selanik'i kuşatması üzerine Bizans İmparatoru 3. Kantakuzenos'un isteği ve babası Orhan Gazi'nin emri üzerine yirmi bin kişilik bir kuvvetle Rumeli'ye geçen Süleyman Paşa, Bizans donanmasının da yardımıyla Selanik'i kurtarmıştır. Böylece Osmanlılar, Kantakuzenos'a yardım maksadıyla da olsa ilk defa Rumeli'ye geçmişlerdir.

Osmanlı'nın Kantakuzenos'a desteği ilerleyen zamanlarda da devam etmiştir. Sırp ve Bulgar güçlerine karşı Osmanlı'dan destek alan Kantakuzenos, Süleyman Paşa'nın maiyyetinde bulunan kuvvetleriyle birlikte 1352'de bu defa Sırp-Bulgar ordusunun üzerine yürümüş, Meriç ırmağı boyunca Dimetoka önlerinde yapılan savaşta düşman bozguna uğratılmıştır.

Süleyman Paşa'nın Rumeli'deki bu tür faaliyetleri sadece Bizans'taki iktidar mücadelelerine taraf olmayla sınırlı olmamıştır. Bunun dışında da her zaman Rumeli'yle ilgilenmeye devam etmiş, babası Orhan Bey'le yaptığı görüşmelerle kısa sürede Bolayır ve Çimbi'yi de alarak Gelibolu'nun Trakya ve İstanbul'la olan bağlantısını kesmiştir. Süleyman Paşa, ele geçirdiği yerlere Anadolu'dan getirdiği Türkmenleri yerleştirince Kantakuzenos, bu gelişmelerden rahatsız olmuş ve Orhan Bey nezdinde girişimlerde bulunmuştur. Ancak istediği tarzda olumlu bir cevap alamayınca ve bununla yetinmeyip geçmişte mücadele ettiği hasımları Sırp ve Bulgarlara da müracaat etmişse de bir netice elde edememiştir.

Osmanlılara karşı Avrupa devletlerinden destek alamaması ve ülkede çıkan karışıklıklardan dolayı Kantakuzenos'un tahttan çekilmesi (1355) ve oğlu Matthaeos'un da 5. Yuannis'e yenilmesi (1357), Süleyman Paşa için artık Bizans'ın saltanat mücadelesine taraf olmak değil, Osmanlı adına ve bu toprakları yurt edinmek üzere Rumeli'ye geçiş fırsatına dönüşmüştür. Süleyman Paşa, maiyetindeki kuvvetlerle birlikte hemen fetih hareketlerine girişmiş, 1356'da Rumeli'nin anahtarı durumundaki Gelibolu yarımadasına yürüyerek, Bolayır ve Konurhisarı da almıştır. Malkara-İpsala ve Dimetoka yolunu da açan Süleyman Paşa'nın karşısında tutunamayacağını anlayan tekfurun kaleyi teslim etmesiyle Gelibolu da fethedilmiştir. Fetihlerin ardından Rumeli'de harap olan yerler yeniden imar edilip iskâna açılmış ve buraların muhafazası için de özellikle Karesi vilayeti havalisinden nüfus nakledilerek yerleşimler tamamlanmıştır.

Osmanlının Rumeli'ye geçişini sağlayarak tarihe "Rumeli Fatihi" olarak geçen Şehzâde Süleyman Paşa, kahramanlığı, üstün harp kabiliyeti ve hoşgörüsü ile Osmanlı kimliğini Avrupa'ya tanıtmıştır. Rumeli'nin fethi, Türk-İslâm tarihinin akışını değiştirmiş, Avrupa'ya yönelik fetihlerin durmaksızın devam etmesine zemin hazırlamıştır.

----------------

* Bitinya: Bugünkü Bursa, Kocaeli, Sakarya, Bilecik, İznik, Düzce, Yalova, Bolu, Kastamonu, Bartın ve Zonguldak illerinin bulunduğu coğrafî alanın, Antik Çağ ve sonrasındaki adıdır.

DİPNOT
1. Mahmut Açıl, Rumeli Fatihi Süleyman Şah "Şehit Şehzâde", Yitik Hazine Yayınları, İstanbul, 2013, Sayfa 118-120.

KAYNAKLAR
- Bilgehan Pamuk, "Rumeli Fatihi Şehzâde Süleyman Paşa", Erzurum, 2004, Doç. Dr. Günay Çağlar Armağanı, Editör, Mehmet İnbaşı, Cilt XIV, Sayı 292, Sayfa 106-119

- Salih Pay, "Rumeli Fatihi, Osmanlı Şehzâdesi Gazi Süleyman Paşa", Bursa, 2009, Uludağ Ünv. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt XVIII, Sayı I, Sayfa 279-297.