+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Abdülhamid ve Bediuzzaman

  1. #1
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart Abdülhamid ve Bediuzzaman


    Said Nursi ve Abdülhamid'in anlaşamadığı an
    14 Ocak 2010 / 13:28
    Yrd. Doç. Dr. Adem Ölmez, Sultan Abdülhamid’in Bediüzzaman Said Nursi ile anlaşamadığı noktayı anlattı

    Habib Yaman'ın haberi:
    Risale Haber-ŞANLIURFA
    Yrd. Doç. Dr. Adem Ölmez, Sultan Abdülhamid’in Bediüzzaman Said Nursi ile anlaşamadığı noktayı anlattı.
    Risale-i Nur Enstitüsü Şanlıurfa Şubesi tarafından düzenlenen “Hürriyet ve İsyan Günlerinde Bediüzzaman Said Nursi” seminerinde konuşan Ölmez, Bediüzzaman Said Nursi’nin 1907’de İstanbul’a gelişinden 31 Mart olayının sonrasında İstanbul’dan ayrılmasına kadar geçen süredeki tarihi olayları ve bu olaylar üzerinde Said Nursi’nin etkisini belgelere dayanarak anlattı.
    BEDİÜZZAMAN’I MUHALİF KONUMA TAŞIYAN GERÇEK
    Bediüzzaman’ın İstanbul’a ilk gelişinden itibaren, İstanbul’daki ulemaya, siyasilere ve hükümdara karşı kendine has üslubuyla alışılmışın dışında bir duruş sergilediğini belirten Ölmez, Bediüzzaman’ın bu farklılığının kendisini muhalif bir konuma taşıdığını belirtti.
    Ölmez, “Bediüzzaman, her açıdan alışılmışın dışında bir görüntü veriyordu. Mesela, ulema ile ilişkilerinde klasik bir İstanbul uleması gibi değildi. Tavırları, kıyafeti ve ilmi vukufiyeti ile kısa sürede farklı ve mümeyyiz vasıflarını kabul ettirdi. Siyasiler önerdikleri parayı kabul etmeyen ve istedikleri biçimde davranış sergilemeyen Bediüzzaman’dan hiçte memnun kalmadılar. Hükümdar ise, doğudan gelmiş ve Doğu bölgelerinin kendisine bağlanması için bir fırsat olarak gördüğü Bediüzzaman’ın fikirlerinden kısa sürede tedirgin oldu. Yani başkentte üretilen statükoya karşı direnen Bediüzzaman, bazılarını rahatsız ederken bazılarını orijinal fikirleriyle etkiledi” dedi.
    ABDÜLHAMİD ASKERİ, BEDİÜZZAMAN EĞİTİM ÇARESİ ÖNERDİ
    Rahatsız olanlardan birinin de II. Abdülhamid olduğuna dikkat çeken Adem Ölmez, “Çünkü, Bediüzzaman Doğu Anadolu’da eğitim çalışmalarına hız verilmesini isterken II. Abdülhamid bölgedeki sorunların çözümünde öncelikli konu olarak kolluk güçlerinde görüyordu. Yani kendisine sadık aşiretlerin ödüllendirilmesiyle oluşan Hamidiye Alaylarını etkin kılınmasını istiyordu. Bediüzzaman Meşrutiyetin ilan edilerek sorunların bu yolla çözülmesi gerektiğini söylerken, II. Abdülhamid istibdatın devamından yanaydı. İşte bütün bu nedenlerden dolayı, II. Abdülhamid Bediüzzaman’ı İstanbul’dan çıkarmaya ve geldiği yere geri göndermeye karar verdi. Fakat çok geçmeden II. Meşrutiyetin ilan edilmesi ve buna bağlı olarak yeni bir dönemin başlaması Bediüzzaman’ın İstanbul’dan çıkarılmasına gerek kalmadı” şeklinde konuştu.
    MEŞRUTİYET VE HÜRRİYETİN ÖNEMİNİ ANLATTI
    Yrd. Doç. Dr. Adem Ölmez, seminerini şöyle sürdürdü:
    “II. Meşrutiyet yıllarında Bediüzzaman kendisini, Meşrutiyet ve hürriyetin önemini ve İslami açıdan ne kadar önemli kavramlar olduğunu anlatmaya hasretti. Mabeynden gönderdiği telgraflarda Meşrutiyete sahip çıkılması gerektiğini belirtti. Bu çerçevedeki fikirlerini başta Selanik olmak üzere meydanlarda da tekrarladı. Ayrıca gazete yazılarında Meşrutiyetin dinin gereği olan bir yönetim biçimi olduğunu, dört halifenin de bu yolda gittiğini, Meşrutiyetin temel fikirlerinin dört mezhepten çıkarılabileceğini anlattı.
    “Bu gelişmelerden sonra, bilindiği gibi 31 Mart olayı yaşandı. 31 Mart Olayına Bediüzzaman, müdahil olmadı. Uzaktan gelişmeleri seyretti. Çünkü gelişmeler istediği gibi değildi. İsyancıların şeriat isteme biçimini onaylamadı. İsyan eden askerlere nasihat ederek onların komutanlarına itaat etmelerini istedi. Bu çabaların sonunda askerlerin bir kısmı isyandan vazgeçti.
    BEDİÜZZAMAN, MEŞRUTİYET KARŞITLARIYLA BİRLİKTE TUTUKLANDI
    “İsyanın onuncu gününden sonra, Hareket Ordusunun İstanbul’a gelerek isyancıları bastırmasından sonra Bediüzzaman İstanbul’dan ayrıldı. Bu sırada İstanbul karmakarışıktı. Kimin suçlu kimin masum, kimin Meşrutiyetçi kimin istibdatçı olduğunu anlamak mümkün değildi. Olağanüstü bir durum yaşanıyordu. İstanbul’da isyancılardan sonra ikinci bir kasırga esiyordu. O da Hareket Ordusuydu. Böyle bir ortamda konuşmaların mantıklı çerçeve içerisinde gerçekleşmesi mümkün değildi. Bundan dolayı Bediüzzaman İstanbul’u terk etti.
    İstanbul’da bütün varlığıyla meşrutiyeti savunan Bediüzzaman, meşrutiyet karşıtlarıyla birlikte İzmit’te tutuklandı. Bilahare İstanbul’a getirilerek bir süre Bekir Ağa bölüğünde tutulduktan sonra, mahkemeye çıkarıldı.
    “Bediüzzaman mahkemede bugün bizim Divan-ı Harbî Örfî diye bildiğimiz o muhteşem savunmasını yaptı. Savunmadan sonra da beraat etti. Bilindiği gibi, bu mahkemelerde pek çok kişi idam edilmiş, pek çok kişide sürgüne gönderilmiştir.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  2. #2
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    ‘Bediüzzaman, Osmanlı döneminde de statükoya karşı direndi

    RİSALE-İ Nur Enstitüsü Şanlıurfa Temsilciliğinde Yrd. Doç. Dr. Adem Ölmez tarafından “Hürriyet ve İstibdat Yıllarında Bediüzzaman Said Nursî” adlı bir seminer sunuldu.
    Ölmez, seminerinde Bediüzzaman Said Nursî’nin 1907’de İstanbul’a gelişinden 31 Mart Olayının sonrasında İstanbul’dan ayrılmasına kadar geçen süredeki tarihî olayları ve bu olaylar üzerinde Bediüzzaman Said Nursî’nin etkisini arşiv vesikalarına dayanarak aktardı.
    Bediüzzaman’ın İstanbul’a ilk gelişinden itibaren, İstanbul’daki ulemaya, siyasilere ve padişaha karşı kendine has üslûbuyla alışılmışın dışında bir duruş sergilediğini, Bediüzzaman’ın bu farklılığının da kendisini muhalif bir konuma taşıdığını belirten Yrd. Doç. Dr. Ölmez, “Bediüzzaman, her açıdan alışılmışın dışında bir görüntü veriyordu. Meselâ, ulema ile ilişkilerinde klâsik bir İstanbul uleması gibi değildi. Tavırları, kıyafeti ve ilmi vukufiyeti ile kısa sürede farklı ve mümeyyiz vasıflarını kabul ettirdi. Siyasiler önerdikleri parayı kabul etmeyen ve istedikleri biçimde davranış sergilemeyen Bediüzzaman’dan hiç de memnun kalmadılar.” dedi.
    PADİŞAH TEDİRGİN OLDU
    Padişahın, doğudan gelmiş ve Doğu bölgelerinin kendisine bağlanması için bir fırsat olarak gördüğü Bediüzzaman’ın fikirlerinden kısa sürede tedirgin olduğunu anlatan Ölmez, başkentte üretilen statükoya karşı direnen Bediüzzaman’ın, bazılarını rahatsız ederken bazılarını orijinal fikirleriyle etkilediğini vurgularken, rahatsız olanlardan birisinin de hiç kuşkusuz padişah II. Abdülhamid olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Çünkü Bediüzzaman Doğu Anadolu’da maarif çalışmalarına hız verilmesini isterken II. Abdülhamid bölgedeki sorunların çözümünde öncelikli konu olarak kolluk güçlerinde görüyordu. Yani kendisine sadık aşiretlerin ödüllendirilmesiyle oluşan Hamidiye Alayları’nı etkin kılmak istiyordu. Bediüzzaman, Meşrûtiyetin ilân edilerek sorunların bu yolla çözülmesi gerektiğini söylerken, II. Abdülhamid istibdatın devamından yanaydı. İşte bütün bu nedenlerden dolayı, II. Abdülhamid Bediüzzaman’ı İstanbul’dan çıkarmaya ve geldiği yere geri göndermeye karar verdi. Fakat çok geçmeden II. Meşrûtiyetin ilân edilmesi ve buna bağlı olarak yeni bir dönemin başlaması Bediüzzaman’ın İstanbul’dan çıkarılmasına gerek kalmadı.
    ”II. MEŞRÛTİYETİN İSLÂMî AÇIDAN ÖNEMİ
    II. Meşrûtiyet yıllarında Bediüzzaman’ın kendisini, Meşrûtiyet ve hürriyetin önemini ve İslâmî açıdan bunların ne kadar önemli kavramlar olduğunu anlatmaya hasrettiğini, mabeynden gönderdiği telgraflarda Meşrûtiyete sahip çıkılması gereğini vurguladığını kaydeden Yrd. Doç. Dr. Ölmez, Bediüzzaman bu çerçevedeki fikirlerini başta Selanik olmak üzere meydanlarda da tekrarladığını, gazete yazılarında Meşrûtiyetin dinin gereği olan bir yönetim biçimi olduğunu, dört halifenin de bu yolda gittiğini, Meşrûtiyetin temel fikirlerinin dört mezhepten çıkarılabileceğini anlattı.
    Bu gelişmelerden sonra, bilindiği gibi 31 Mart olayının yaşandığının altını çizen Ölmez, “31 Mart Olayına Bediüzzaman, müdahil olmadı. Uzaktan gelişmeleri seyretti. Çünkü gelişmeler istediği gibi değildi. İsyancıların şeriat isteme biçimini onaylamadı. İsyan eden askerlere nasihat ederek onların komutanlarına itaat etmelerini istedi. Bu çabaların sonunda askerlerin bir kısmı isyandan vazgeçti. İsyanın onuncu gününden sonra, Hareket Ordusunun İstanbul’a gelerek isyancıları bastırmasından sonra Bediüzzaman İstanbul’dan ayrıldı. Bu sırada İstanbul karmakarışıktı. Kimin suçlu, kimin masum, kimin Meşrûtiyetçi, kimin istibdatçı olduğunu anlamak mümkün değildi Olağanüstü bir durum yaşanıyordu. İstanbul’da isyancılardan sonra ikinci bir kasırga esiyordu. O da Hareket Ordusuydu. Böyle bir ortamda konuşmaların mantıklı çerçeve içerisinde gerçekleşmesi mümkün değildi. Bundan dolayı Bediüzzaman İstanbul’u terk etti” diye konuştu.
    DİVAN-I HARBİ ÖRFİ SAVUNMASI
    İstanbul’da bütün varlığıyla meşrûtiyeti savunan Bediüzzaman’ın, Meşrûtiyet karşıtlarıyla birlikte İzmit’te tutuklandığını da hatırlatan Ölmez, onun bilahare İstanbul’a getirilerek bir süre Bekir Ağa bölüğünde tutulduktan sonra, mahkemeye çıkarıldığını, o mahkemede bugün bizim Divan-ı Harbî Örfî diye bildiğimiz o muhteşem savunmasını yaparak beraat ettiğini ifade etti. Ölmez, seminerin son kısmında burada Osmanlı arşivlerinden elde ettiğimiz vesikalar ve müellifin eserlerinde verdiği bilgilerle birlikte bir sunum yaptığını, zaman içerisinde, şu anda karanlık kalan pek çok noktanın elimizdeki vesikaların yayınlanması ve daha sonra elde edeceğimiz vesikalarla daha da aydınlanacağını sözlerine ekledi. Şanlıurfa / Yeni Asya


    15.01.2010

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Abdülhamid'in Siyonizme Oynadığı Oyun
    By Ahsen Nur in forum Tarih
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 20.08.09, 14:08
  2. Abdülhamid'in Yatak Odasındaki Sır
    By hafız halime in forum Tarih
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 26.11.08, 22:15
  3. II. Abdülhamid'in Fotoğraf Arşivi...
    By Majâz in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 29
    Son Mesaj: 15.11.08, 14:56
  4. Sultan Abdülhamid'in Arşivi Kitaplaştı
    By muhibbülkurra in forum Kitap, Dergi, Albüm Tanıtımları ve E-Kitap Paylaşımları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.10.08, 08:49
  5. Sultan Abdülhamid'in Dış Politikası
    By Mahkum in forum Tarih
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 30.07.08, 12:48

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0