+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: Osmanlı Padişahlarının Son Sözleri Ve Vasiyetleri ...

  1. #1
    Ehil Üye Beste-i Rana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Bulunduğu yer
    Doğanın Derinlikleri
    Mesajlar
    4.544

    Standart Osmanlı Padişahlarının Son Sözleri Ve Vasiyetleri ...

    Osman Gazinin Orhan Gaziye Vasiyeti

    Ömrünü, kurucusu olduğu Devlet-i Âl-i İslâmın temellerini sağlamlaştırmak ve onu parlak bir geleceğe kavuşturmak uğrunda adayan Osman Gazi, 1326da Söğütte vefat etmeden önce oğlu Orhan Gaziye yaptığı şu vasiyet, tam bir siyasetnâme niteliğindedir:

    Allah-u Teâlânın emirlerine muhalif bir iş işlemeyesin! Bilmediğini şeriat ulemâsından sorup anlayasın; iyice bilmeyince bir işe başlamayasın! Sana itaat edenleri hoş tutasın! Askerine inâmı (nimeti), ihsanı (ikramı) eksik etmeyesin ki, insan ihsânın kulcağızıdır Zâlim olma! Âlemi adâletle şenlendir ve cihadı terk etmeyerek beni şâd et!

    Nerede bir ilim ehli duyarsan ona rağbet, ikbâl (ilgi) ve yumuşaklık göster Askerine ve malına gurur getirip müminlerden uzaklaşma Bizim mesleğimiz Allah yolu ve maksadımız Allahın dinini yaymaktır Yoksa kuru kavga ve cihangirlik dâvâsı değildir Sana da bunlar yaraşır Daima herkese ihsanda bulun Memleket işlerini noksansız gör! Hepinizi Allahu Teâlâya emânet ediyorum! Sözlerini tamamladıktan sonra tekrar yanına çağırmış ve vasiyetine hususî olarak şunu da eklemişti: İslâmbolu (İstanbulu) aç gülzâr (gül bahçesi) et




    Hest-i Nist-Nümâ



    "Müslümanın müslümana gülümsemesi sadakadır" sırrıyla espri yapıyorum...


    Hepimiz Cennette Kavuşalım...


  2. #2
    Ehil Üye Beste-i Rana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Bulunduğu yer
    Doğanın Derinlikleri
    Mesajlar
    4.544

    Standart

    Osman Gazinin Oğluna Vasiyet Gibi Nasihati

    Osman Gazi, oğluna olan vasiyetinde belirttiği hususlara, başka bir vesileyle yaptığı nasihatte, daha derinlemesine ve geniş bir biçimde şöyle dikkat çekmişti: Oğul! Din işlerini her şeyden evvel ele alıp, yürütmek gayret ve esâsını dâimâ göz önünde bulundur ve bu sakın gevşekliğe uğratma Çünkü bir farzın yerine getirilmesini sağlamak, din ve devletin kuvvetlenmesine sebep olur Din gayretine sahip olmayan, sefahate düşkün olan, tecrübe edilmemiş kimselere devlet işlerini verme! Zirâ, yaradanından korkmayan bir kimse, yarattıklarından da çekinmez Zulümden ve hangisi olursa olsun bidatten, yani İslâmiyete aykırı şeylerden son derece uzak dur! Seni zulüm ve bidate teşvik edip sürükleyenleri, devletinden uzaklaştır ki, bunlar seni yıkılışa sürüklemesinler

    Allah-u Teâlânın rızası için, devlet hizmetinde ömrünü tüketen sâdık devlet adamlarını dâimâ gözet Böyle kıymetli kimselerin vefatından sonra, aile efrâdını koru, ihtiyacı olanların da ihtiyaçlarını karşıla, tebandan hiç kimsenin malına mülküne dokunma Hak sahiplerine haklarını ver, lâyık olanlara ihsân ve ikrâmlarda bulun ve ailelerini gözet Özellikle, devletin ruhu mertebesinde olan ve en büyük dayanağı bulunan asker tâifesini (topluluğunu) güzelce idâre edip rahatlarını temin eyle

    Devletin bedeninde, kuvvet mertebesinde olan hakikî âlimleri ve fazilet sahiplerini, edip ve yazarları, sanat erbâbını gözetip koru Onlara hürmet, ikrâm ve ihsânda bulun Bir ülkede, olgun bir âlimin, bir ârifin, bir velînin bulunduğunu duyarsan, uygun ve lâyık bir usûl ve ifade ile onu memlekete getirt Onlara her türlü imkânı tanıyarak ülkene yerleştir ki, hükümetin süresince âlim ve ârifler, bilginler, memleketinde çoğalsın Din ve devlet işleri nizâma oturup ilerlesin

    Sakın, orduya ve zenginliğe mağrur olma Hakikî âlim ve âriflere, bilginlere hürmet edip, sarayında onlara yer ver Benim hâlimden ibret al ki, zayıf, güçsüz bir karınca misâli, hiç lâyık olmadığım hâlde buraya geldim ve Allah-u Teâlânın nice ihsânlarına ve inâyetlerine kavuştum Sen de benim uyduğum ve uyguladığım nizâmı uygula, Muhammed Aleyhisselâmın dinini, bu yüce dinin mensuplarını ve itaat eden diğer tebanı himâye eyle! Allah-u Teâlânın hakkını ve kullarının hakkını gözet

    Dinimizin tâyin ettiği beytülmâldeki (devlet hazinesi) gelirin ile kanaat eyle! Devletin zarurî ihtiyaçları dışında sarfiyatta bulunmaktan son derece sakın! Senden sonra geleceklere de aynı nasihatlerde bulun ve iyice tembihle Dâimâ adâlet ve insaf üzerine bulun Zulme meydan verme Herhangi bir işe başlayacağın zaman, Allah-u Teâlânın yardımına sığın! Tebanı, düşmanların ve zâlimlerin saldırılarından koru Haksız olarak hiç kimseye muamelede bulunma Dâimâ halkını hoşnut edecek şeyleri arayıp, yapılmasını sağla Onların gönlünü kazanmayı, bunun devamını ve artmasını büyük nimet bil! Tebanın sana olan güveninin sarsılmamasına son derece dikkat eyle...




    Hest-i Nist-Nümâ



    "Müslümanın müslümana gülümsemesi sadakadır" sırrıyla espri yapıyorum...


    Hepimiz Cennette Kavuşalım...


  3. #3
    Dost jordan23k - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    26

    Standart

    Allah razı olsun

  4. #4
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Osmanlı hanedanlarından Osman Efendi'nin cenazesinde G. Kurmay'dan ne bir temsilci ne de bir çelenk gelmişti. Bu ordunun Osmanlı Sultanlarına hiç mi vefa borcu yok?


    Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın yazısı
    Sarayı ve tahtı görmüş son Osmanlı şehzadesi 26 Eylül 2009’da toprağa verildi. Osmanlı hanedanının ünvansız reisi 97 yaşındaki Ertuğrul Osman Osmanoğlu’nun cenazesi tam bir Türkiye fotoğrafı idi.
    Koç ailesi ve Yaşar Kemal’in bile gelme nezaketi gösterdiği cenazede çok büyük bir eksiklik vardı. Genelkurmayın bir temsilcisini fotoğraflarda aradım bulamadım. Maalesef yoktu.
    Gözümü yumdum 30 yıllık fiili askerlik hayatımı gözümün önünden geçirdim.
    Bir tane askeri kışlaya Fatih’in ismi verilmemişti, bir kışlada Yavuz’un ismi yoktu. Abdulhamid bize ‘Kızıl sultan’ diye öğretilmişti.

    Bu ordunun Osmanlı Sultanlarına hiç mi vefa borcu yoktu? Bir çelenk’i çok görmüşlerdi.
    Kendimden utandım, bu ordu reddi miras yapmıştı ama toplum hiç tanımadığı bilmediği New York’lu tüccar Osmanoğlu’nu dualarla ve olağanüstü coşku ile yolcu etmişti. Hatta kalabalığı gören bir turist gazetecilere “Sultanınız için çok üzgünüz” taziyesini bildiriyordu.
    Silahlı kuvvetlerimizin mensublarına tek tek sorsak hepsinin o kalabalıkla aynı hisleri taşıdığından eminim ancak işte halktan kopuk TSK yönetimine bir örnek böyle oluşmuştu.
    “Onlar bize hakkını helal etmeli”
    Sultan Ahmet Camii İmam’ı Emrullah hoca “Bizim onlara değil onların bize hakkını helal etmesi gerekir” diyerek toplumuın hissiyatına tam tercüman olmuştu.

    “O hanedan deli çıkardı ama hain çıkarmadı” diyen tarihçiler haklı imiş. Sürgündeki Hanedan hiç bir gizli servisin oyununa gelmedi ve saltanat talebinde bulunmadı hatta aile temsilcileri “Hanedanlık bitti şimdi sadece aileyiz dediler” Osmanlı atalarımıza olan saygımızı daha da artırdılar.
    “Kahrolsun Osmanlı” dönemi bitmeli
    Anadolu’da pek çok tarihi şehirde tarihi mezarlıklar ve eserler yok edildi. Gerekçesi de tek Parti Cumhuriyeti döneminde çıkarılmış olan ‘Alamet-i Osmaniyenin ref’i’ ne dair kanun yani Osmanlı hanedan üyelerini sürüm sürüm süründürmek yetmemiş hızını alamayanlar Osmanlı’nın alametlerini yok etmeye dair kanun çıkarmışlar.
    Tarihçi değilim fakat Cumhuriyetimizin siyasi ve askeri değil ama en azından sosyal tarihinin acilen yeniden yazılması gerekiyor.
    Cenazede toplum artık resmi ideolojinin Osmanlı düşmanlığını çöpe attığını gösterdi. Orgenerallerimiz görmese de.
    Çözülmemiş kimlik travmasını aşmak
    Çin’de büyük bir bina inşa ediliyor tepesinin görünümü Japon bayrağına benziyor diyen Çinli’ler mimari projeyi değiştiriyorlar. Büyük japon düşmanlığı Japon istilası sonucu oluşmuştu.

    Fakat Osmanlı’nın 400-600 yıl hükmettiği hiç bir yerde halklarda Osmanlı düşmanlığı göremezsiniz. Hatta İngiliz’lerin yazdığı resmi tarih bizde ve onlarda okutulduğu halde yaygın bir nefret hiç olmadı.

    Babasından nefret eden genç gibi
    Toplumların ortak özgeçmişlerinde yaşanan travmalar çözülürse toplumlar barış içinde yaşamayı başarabilirler. Psikiyatri’de babasından nefret eden bir çocuğu tedavi ettiğimiz gibi.
    Babasının olumlu yönlerini düşünmesini ona öğretmeye çalışırız. Genç kendi kimliğini koruyarak babası ile barışabilir.
    Cumhuriyetin halkla aynı dili konuşması için, geçmişi ile barışması ve kimlik krizini aşması için özetle çözüm için farklılıkları değil benzerlikleri dile getirmek gerekiyor. Cumhuriyetimiz Osmanlı ile çatıştı bu travmayı aşmak istiyorsak atalarımızın sadece kusurlarını değil iyi yönlerinide düşünüp gerçek atamızı sevelim.
    Cenaze de kategorize zihniyet
    Bazı köşe yazarlarını Osmanlı hanedanının hanımlarının başları açıktı, içki de içiyorlardı benzetmelerini bu halk hiç kale almadı. Çünkü resmi ideoloji ile beyni yıkanmış kişiler olaylara bilimsel, sosyopsikolojik gözle bakamıyorlar. İnsanları kategorize edip etiketleyip dost düşman tanımlaması yapıyorlar.
    “Başları kapalı olan, içki içmeyen benim düşmanımdır” zihniyeti hiç kucaklayıcı değil. Çok şükür ki bu kişiler marjinal kaldılar ve toplumun insani hisleri onları reddediyor.
    TSK’ya bu tarz marjinallerle ortak hareket etmek uymuyor. Aileyi Genelkurmaya çağırmak zorunlu oldu.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  5. #5
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Yeni Asya Gazetesi M. Latif SALİHOĞLU
    Son şehzâde ile yeni bir başlangıç


    Cumartesi günü dedelerinin yanına defnedilen 97 yaşındaki "son şehzâde" Ertuğrul Osman'ın cenaze merasimi, mahşerî bir kalabalığa sahne oldu.
    Cenaze namazının kılındığı Sultanahmet Camii ile defin merasiminin yapıldığı Çemberlitaş'taki Sultanlar Türbesi arasında hüzünlü, ama aynı zamanda coşkulu bir insan seli oluştu.
    Şehzadenin tabutu parmakların ucunda taşındı. Cenaze merasimine katılan insanlar bol bol duâ etti, hem merhuma, hem de ceddine rahmetler okudu.
    İnsanlarımız, oradan adeta ayrılmak istemiyordu. Cenaze vesilesiyle gelenler, Osmanlıyı ruhunda, vicdanında, dem ve damarlarında doyasıya hissetmek istiyordu. Zaman zaman polisin müdahalesi kaçınılmaz oldu.
    Bütün bunlar neden acaba?
    Belli ki, bu millet Osmanoğullarını unutmadı. Her türlü menfî propagandaya rağmen, onları aklından çıkarmadı, kalbinden silmedi.
    Saltanat kaldırılalı 85 sene oldu. Saltanat devam etseydi şayet, Sultan II. Abdülhamid'in torunu olan Şehzade Ertuğrul padişah olacaktı. Zaten, padişahlara yakışır bir törenle uğurlandı.
    Ne var ki, kader–i İlâhî başka türlü tecelli etti. Osmanlı Hanedanının bütün fertleri 1924 Martında hudut harici edildi. Nereye gidecekleri belli değildi. Nasıl geçinecekleri, güvenliklerinin nasıl sağlanacağı, onları sürgün edenlerin umurunda bile değildi.
    Çok vahşî ve zalimane bir yöntemle bütün hanedan sınırdışı edildi.
    Oysa, burası onların asıl vatanlarıydı. Hatta, şu mübarek Anadolu ve Rumeli toprakları onların sevk ve idare ettiği İslâm orduları tarafından fethedilmişti.
    Buna rağmen, insanlık dışı bir muameleye tabi tutularak meçhûl bir gurbete gönderildiler, hatta meçhûl bir âkıbete sevk edildiler.
    Onları bilinmezler diyarına gönderen zihniyete göre, "Ne halleri varsa görsünler." Gitsinler ve bir daha da geri dönmesinler.
    Hakim zihniyet, onları muvakkaten bu diyârdan sürdü, ancak onlara duyulan sevgi ve saygıyı yüreklerden silemedi; bundan sonra da silemez.
    Zira, o hanedan 600 küsûr sene bu vatanda icraat yapmış, dünyanın neredeyse yarısında fütûhatta bulunmuş ve İslâm tarihi boyunca dine en büyük hizmeti şerefle ve iftiharla ifa etmiş bir hanedandır.
    Esasında, onlara revâ görülen muamelenin ardındaki maksat, İslâma hizmetlerinden dolayı onlara en ağır cezayı vermekten başka birşey değil.
    Padişahları gören son şehzâde gittiyse de, Osmanlı nesli devam ediyor. Saltanattan sonra dünyaya gelen ve halen hayatta olan yirmiden fazla "şehzade" var.
    Hepsi de asil, vakur, müeddep insanlardır. Bugüne kadar, bunların hiçbiri Türkiye'nin aleyhinde bulunmadı. Ülkelerinin aleyhinde propaganda yapma tenezzülünde de bulunmadı. O derece ciddiyet ve asâlet sahibidirler.
    Son şehzadenin gidişi, ümit ve temenni ederiz ki, yeni bir gelişmenin de başlangıcı olsun. TC devleti, Osmanlı ile barışsın ve dünyanın muhtelif merkezlerinde olan hanedan mensuplarını Türkiye'ye dâvet etsin. İsteyen gelsin, kendi öz vatanında yaşasın, yaşama hak ve hürriyetine sahip olsun.
    Yani, her meselede açılımdan söz ediliyor da, bir "Osmanlı açılımı"ndan niçin söz edilmesin?
    İnşaallah sıra buna da gelir diye ümit ediyoruz.

    Rahşan Hanımın son partisi

    Seksen altı (86) yaşındaki Rahşan Ecevit'in yeni bir parti kurma hazırlığı içinde olduğundan söz ediliyor.
    Hayırdır İnşaallah...
    Haberi duyduğumda aklıma şunlar geldi: Acaba, Türkiye'de şimdiye kadar çıkmayan, yahut uygulanmayan herhangi bir af türü kaldı mı?
    Mâlûm, Rahşan Hanımın siyasette etkin olduğu hemen her dönemde bazı aflar çıktı: Komünist–anarşistlerin affı, canilerin–katillerin affı, hırsız–soyguncu–kapkaççıların affı, vesaire...
    Bilemiyorum, Türkiye'de çıkarılması muhtemel başka türlü aflar kaldı mı?
    Yoksa, bu yaşta yeniden siyasete meyletmenin, hatta yeni parti kurarak aktif şekilde siyasete girmenin başka maksadı mı var?
    Bu muammalı noktayı çözemeyince, Rahşan Hanımın kim ve nasıl bir şahsiyet olduğunu araştırmaya koyulduk.
    Uzun araştırmanın kısacık bir özeti şudur: Rahşan Hanım, 1923'te Bursa'da doğmuş. Babası Namık Zeki (Aral) dedesi ise Makinist Halil Efendidir. Halil Efendi, bir Selanik göçmenidir. Selânik'ten Şebinkarahisar'a, oradan da iş bulmak ümidiyle İstanbul'a gelip yerleşmiş.
    Özel Amerikan Robert Koleji mezunu olan Rahşan Hanım, 1946'da aynı okuldan mezun olan mektep arkadaşı Bülent Ecevit'le evlendi.
    Rahşan Hanım, CHP'nin yayın organı Ulus gazetesinde yazılar yazan (1950...), 1955'te aynı partinin Çankaya Ocağında siyasî faaliyete başlayan ve 1957'de yine aynı partiden milletvekili seçilen Bülent Ecevit'e var gücüyle destek oldu. Tıpkı, daha sonraki yıllarda ve ölüm tarihi olan 2006 yılına kadar destek olduğu gibi...
    Hatta, zaman zaman siyasette kocasının önüne geçtiği de oldu. Meselâ, 1985'te aile partisi DSP'nin başına geçtiği gibi.
    Rahşan Hanım, kurucu başkanı olduğu DSP ile yollarını geçtiğimiz Haziran ayı başında ayırdı. Kongrede, istediği aday seçilemeyince, birkaç milletvekili ile birlikte partiden ayrıldı.
    Geçtiğimiz hafta, Rahşan Hanımın yeniden siyasete döndüğü haberi gündeme damgasını vurdu. Açıklamalarına bakılacak olursa, Ecevit'in idealleri doğrultusunda siyaset yapacak yeni bir partiyi vücuda getirme çabası içindeymiş.
    Bakalım, Türkiye'nin en yaşlı siyasetçisi olan Rahşan Ecevit, önümüzdeki günlerde nasıl bir performans gösterecek.

    Yeni Asya Gazetesi Osman ZENGİN
    Osman Gazi’den, Osman Ertuğrul’a Osmanlı….


    Son Osmanlı şehzadesi Osman Ertuğrul Osmanoğlu’nun vefat haberi yerli TV ve gazetelerde gerekli önemde yer bulmadı. Oysa BBC’nin de dahil olduğu yabancı ajanslar ise bu gelişmeyi birkaç defa haber olarak vermiş. Duyduğumuza göre de “Osmanlı’nın son sultanı” mânâsında bir şeyler söylenmiş haberlerinde…
    Şanlı ecdat, asırlar önce Kur’ân'a hürmetkâr, Osman Gazi tarafından kurmuştu Osmanlı Devletini...
    Yaklaşık yedi asır yaşadı koca İmparatorluk. Bir göçebe çadırından başlayıp, yedi düvele hükümran olan bir İmparatorluktu bu. Kur’ân'a hürmetkârlıkla başlayıp, Kur’âna dayanarak devam ettirmişti saltanatını, ömrünü..
    Bugün dünyadaki birkaç süper güce karşı o, bundan bir asır önceye kadar, dünyanın en büyük ve tek devletiydi. Ve asırlarca bu ünvanını muhafaza etti. Kur’âna ve İslâma dayandıkça muvaffak oldu ilerledi, fütuhatlar yaptı yükseldi..
    Adalet ve merhameti ile, bir çok kavmin İslâmla müşerref olmasına da sebep oldu. Hatta merhamette o kadar ileri gitti ki, dünyada meskenet ve zillete düşmüş, yurtsuz-vatansız Yahudileri; kendilerine eziyet eden milletlerin elinden kurtarıp, onları bir yurt sahibi yaptı, Selanik’e getirdi, yerleştirdi. Ne bilecekti ki bu yer, ileride onun başına belâ olacak, koca İmparatorluğunun sonunu, onlara oradan getirecek? Ve birçok fitnenin kaynağının da orası olacağını bilemedi.
    Osmanlı’nın son zamanlarında başına musallat olanlar İngiliz ve Rus devletleri ile,Yahudi kavmiydi. Hele Yahudiler, dünyanın her tarafına kök salıp, yerleştikleri her devlette kilit noktalarını ele geçirdiklerinden, hep söz sahibi olmuşlardır. Osmanlı’da da öyleydi. Emanuel Karasso haini, Sultan Abdülhamid’in yanına çöreklenmiş, adeta onu muhasara altına almıştı. Bediüzzaman Hazretlerinin Abdülhamid ile görüşmesine mani olanların başında da o geliyordu. Ve maalesef Sultanın tahttan düşürülmesi oyunları ve padişaha bunu tebliğ heyetinin başında da o geliyordu. ”Harekât ordusu” diye bilinen Selânik dönmelerinin yönlendiricisi de oydu. Ne hazindir ki, yok edilmek istenen bir kavimken, Yahudileri sahiplenen ve onlara yurt veren Osmanlı’nın başına belâ olan o Yahudiler eliyle de Osmanlı yıkılmıştı.
    Cumhuriyet idaresinde de, Cumhuriyetin idarecilerinin yanında yine aynı o şahsiyet, Karasso görünüyordu. Öyle ki, orada da “Kahraman hoca bize lâzımdır” denilerek İstanbul’dan ısrarlı ve şifreli telgraflarla Ankara’ya dâvet edilen; Birinci Dünya Savaşı gönüllü alay komutanı, savaş gazisi, kahramanlar kahramanı Bediüzzaman Said Nursî’nin devlet erkânı ile görüşmelerine engel olan, takoz koyan yine onlardı.
    Neyse, neticede Osmanlı yıkıldı. Osmanlı idaresi tekrar ihya olsun demiyoruz, eski hal muhal. Ama Osmanlı’yı da unutmak mümkün mü? İşte Osman Gazi ile başlayıp adeta son Osmanlı olarak bilinen Osman Ertuğrul ile biten bu nesil unutulur mu, unutturulur mu? Unutulmayacağını, unutturulmayacağını cenaze namazına iştirak eden aziz milletimiz bunu çok güzel göstermiştir.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  6. #6
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Babası Burhaneddin Efendi’nin cenazesi yurda sokulmamıştı









    ESKİ DEVRİN SON TEMSİLCİSİ ERTUĞRUL OSMAN EFENDİ’YE ELVEDÂ
    Sultan Abdülhamid Han’ın torunu Ertuğrul Osman Efendi, doğduğu yerde defnedildi. Babası, Burhaneddin Efendi ise kendisi kadar şanslı değildi, cenazesinin İstanbul’a defnine izin verilmeyince Şam’a götürülmüştü.




    Osmanlı hanedanının reisi, yani en yaşlısı Ertuğrul Osman Efendi 97 yaşında vefat etti. Kalabalık bir cenâze merâsimiyle dedesi Sultan Hamid’in de medfun bulunduğu büyük dedesi Sultan Mahmud Türbesi hazîresine defnedildi. 12 yaşında sürgüne çıkan şehzâde, ömrü boyunca vatansız yaşamış; 91 yaşında iken zamanın başbakanı Receb Tayyib Bey’in talimatıyla tekrar Türk vatandaşlığına alınmıştı. New York’ta yaşıyor; yazlarını İstanbul’da Nişantaşı’nda geçiriyordu. Osman Gazi’nin 22. kuşaktan torunu idi.

    BİR DEVRİN KAPANIŞI
    Şehzâdenin vefatı çeşitli cihetlerden dikkate değerdir. Bir kere 97 (hicrî 100) senelik ömrü, Osmanlı hânedanında bir ilktir. Bu zamana kadar bu yaşa erişen olmamıştı. Şehzâde, hayattaki son padişah torunu idi. Şimdi doğrudan padişah torunu olan şehzade kalmamıştır. Şehzâde, hânedanın saltanat devrinde dünyaya gelen son mensubudur. Şimdi hânedan reisi olan Osman Bayezid Efendi (1924), yurt dışında doğan ilk şehzâdedir. Artık saltanat devrini ve saray geleneklerini hatırlayan şehzâde ve sultan kalmamıştır. Memlekette en son 1918 yılında Sultan Reşad’ın cenâze merasimi olmuştu. Şehzâdeninki, bundan sonra ilk hânedan reisi cenâzesidir. Bu bakımlardan Ertuğrul Efendi’nin vefatı bir bakıma bir devrin kapanışı, ama eskiyle barışık yeni bir devrin açılışı gibidir.
    Ertuğrul Osman Efendi, Almanca, Fransızca ve İngilizce’yi ana dili gibi bilir; Türkçe’yi de uzun zaman yurt dışında yaşadığı halde, fevkalâde güzel konuşurdu. Yakışıklı, güzel giyinen, kibar, kültürlü, esprili ve karizmatik bir zât idi. Yaşına rağmen hâfızasına en ufak halel gelmemişti. Saltanat yaşasa idi padişah olması gereken bu şehzâdenin heybet ve meziyetlerine bakıp, çok sıradan bazı cumhurbaşkanlarını düşündükçe, insanın acı acı gülesi geliyordu.

    EN SEVGİLİ EVLAT
    Şehzadenin babası Burhaneddin Efendi, Sultan Abdülhamid’in oğludur. Padişah kendisine genç yaşta vefat eden sevgili kardeşinin ismini vermiştir. Burhaneddin Efendi çok yakışıklı, kültürlü, güzel giyinen, güzel konuşan ve yazan bir şehzâde idi. Musikişinas olup harika çocuk sıfatıyla 7 yaşında iken bir Bahriye Marşı bestelemiştir. Bahriye zâbiti idi. Meziyetleri sebebiyle padişah en çok bu oğlunu sever; hatta Cuma selâmlıklarında arabasına yalnızca onu alırdı. Avrupa’daki gibi tahta gençlerin çıkmasını temin etmek maksadıyla verâset usulüne değiştirerek bu oğlunu yerine veliahd yapmayı düşündüğü bile söylenmiştir. Burhaneddin Efendi’ye, 1913’te müstakil olan Arnavutluk tahtı teklif edildi. Ama kabul etmedi. 1921’de Iraklı zabitlerce Irak tahtına davet edildiyse de, İngiltere karşı çıktı. Babasının tahttan indirilmesi üzerine muhtemelen şerlerinden korunmak için İttihatçılarla dostluk kurdu. Bir müddet sonra işkillenen İttihatçılar, kendisini göz hapsine aldılar. Bunun üzerine çocuklarını alıp İsviçre’ye gitti. Bir daha da dönmedi. Ticaretle meşgul oldu. Geniş bir çevre edindi. 1924 senesinde halifelik kaldırılıp hanedan yurt dışına sürüldüğünde 39 yaşında bir miralay (albay) idi. Bu esnâda yurt dışında bulunmaktaydı. Nice‘e, oradan Paris’e gitti. 1930’da New York’a yerleşti. Büyük bir petrol şirketinde 2000 dolar maaşla idare meclis âzâsı idi. Bu sebeple hanedanın diğer mensupları gibi maddî sıkıntı çekmedi. New York’un en zengin muhiti 5. Caddede otururdu. Hususî otomobili vardı. Memlekette iken iki defa evlenmiş, ikisinden de boşanmıştı. 1925’te Quensberry Markizi ile yaptığı kısa evlilikten sonra, 1933’te Elsie Jackson (1879-1952) adında zengin bir Amerikalı dul ile evlendi. 1949’da kalp krizi geçirerek vefat etti. Cenâzesini gemiyle İstanbul’a getirdilerse de iniş izni verilmeyince, Şam’a götürülüp, Sultan Vahideddin’in de bulunduğu Sultan Selim Câmii hazîresine defnettiler.
    Burhaneddin Efendi’nin iki oğlu vardır: Hidayet Hanım’dan 1911’de dünyaya gelen Mehmed Fahreddin Efendi, sürgün sırasında Viyana’da meşhur Theresianum Kolejinde tahsilde idi. Paris Academie des Beaux-Art (güzel sanatlar akademisi) mezunudur. Münih ve Roma’da kaldı. Sonra New York’a yerleşti. Burada 1968’de vefat etti. 1933’de Catherine Papadopulos (1914-1945) ile kısa bir izdivaç yaptı. Çocuğu olmadı.

    ÇOK İYİ YETİŞMİŞTİ
    Ertuğrul Osman Efendi, Burhaneddin Efendi’nin ikinci hanımı Çerkes asıllı Aliye Nazlıyar Hanım’dan 1912 senesinde babasının Nişantaşı’ndaki konağında dünyaya geldi. Aliye Hanım şehzâdeden ayrılıp, İttihatçıların meşhur maliye nâzırı Câvit Bey ile evlendi. Ondan şair Şiar Yalçın dünyaya geldi. Şehzâdenin anne-bir kardeşidir. O zamana kadar şehzâde anneleri dul bile olsalar başkasıyla evlenemezlerdi. İleride padişah olacak birisinin üvey babası ve üvey kardeşleri olması düşünülemezdi. Bu, hânedanda bir ilktir. Câvit Bey, İzmir suikastına katıldığı gerekçesiyle cumhuriyet devrinde asıldı.
    Ertuğrul Efendi doğduğunda, dedesi Sultan Hamid tahttan indirilmiş; Selânik’te sürgünde idi. Selânik’in sukutundan sonra Beylerbeyi Sarayı’na hapsedildi. Şehzâde, dört-beş yaşlarında iken burada dedesini bir iki defa ziyaret ettiğini anlatırdı. Ayrıca babasından da çok hatıralar naklederdi. Meselâ Hitler’in seçim kazandığı zaman babasını otelde ziyarete gelişini bizzat görmüştü. Ertuğrul Efendi sürgün esnasında babasıyla yurt dışında idi. Viyana Theresianum Koleji ve Paris Sciences Politiques (mülkiye) mezunudur. Münih’e, sonra babasıyla Nice, Roma, Paris, Londra, Washington’a gitti. Babasının vefatından sonra Kanada‘ya gitti. Maden işiyle uğraştı. Maddî bir sıkıntı çekmedi. 2003’te Türk pasaportu verilinceye kadar haymatlos (vatansız) olarak yaşadı. 1947’de Güney Afrikalı İngiliz bir ailenin kızı Gulda Twerskoy (1915-1985) ile evlenip boşandı. 1991’de Afgan hükümdar ailesinden Zeyneb Tarzi (1940) ile evlendi. Çocuğu olmadı. Zeyneb Tarzi, Türkiye’nin ilk kadın jinekoloğu Pakize Tarzi’nin kızıdır.




    Yeni hanedan reisi Osman Bayezid Efendi Sultan Abdülmecid’in torunu İbrahim Tevfik Efendinin oğludur. Sürgünden sonra doğan ilk şehzadedir. New York’ta yaşıyor.

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  7. #7
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    M. Latif SALİHOĞLU
    Son torunların vefatı


    Sultan II. Abdülhamid'in torunu "son şehzâde" Osman Ertuğrul Efendinin ardından, Şeyh Said'in "son torunu" Abdülmelik Fırat da vefat etti. Yaşları farklı olmakla birlikte, vefatları aynı hafta içinde gerçekleşti: 23 ve 29 Eylül günleri...
    Bu iki renkli şahsiyetin hayatında bir dizi benzerlik noktaları var; şöyle ki:
    * İkisi de tarihe mal olmuş şahsiyetlerin torunuydular. Bir bakıma, onların son temsilcileriydiler.
    * Dedeleri samimi dost idiler. Şeyh Said, İslâm halifesi Sultan Abdülhamid'e sadâkatle bağlıydı. Hürriyet ve meşrûtiyetten hoşlanmamakla beraber, ikisi de şahsî kemâlât ve fazilet sahibiydiler.
    * Ne var ki, her ikisinin dedesi de "bozuk İttihatçıların" hışmına uğramış; biri sürgün ve hapis (1909–1918), diğeri ise idam cezasına (1925) çarptırılmıştı.
    * Ertuğrul Efendi ile Abdülmelik Bey, tâ çocukluk devresinden itibaren sürgünle başlayan çileli bir hayata mahkûm edildiler. Haksız yere zulme, gadre uğradılar.
    * Kemalist rejimin nazarında ikisi de "sakıncalı kimseler" listesinin başında bulunuyordu. Dedelerinin "suç"u bir bakıma onlara da yüklenmişti. Onlara, her an suç işleyebilirler nazarıyla bakılıyordu.
    * Ancak, onlar yine de suç işlemediler. Devlet düşmanı olmadılar. Daima ülkenin huzur ve barış ortamı içinde olmasını istediler. Milletin kardeşliğini savundular.
    * Tabiî, aralarında bazı farklılıklar da yok değildi. Özetlemek gerekirse:
    Ömrünün yaklaşık seksen yılı gurbette geçen Ertuğrul Efendi, siyasetten hep uzak durdu, kendi halinde mütevazı bir hayat yaşamayı tercih etti.
    Abdülmelik Fırat'a gelince.... 1950'de yedi yıl yaşını büyüterek Demokrat Partiden milletvekili seçildi. 1927 Mayıs (1960) Darbesinden sonra Yassıada'da yargılandı, hapis cezasına çarptırıldı. Ancak, yine de siyasetten kopmadı. 1991'de DYP'den milletvekili seçildi. 1993'ten sonra bazı milliyetçi kimselerin parti içine sızması ve Çiller'in etrafını kuşatmasına tepki göstererek DYP'den ayrıldı. Bu tepkili ayrılış, onu bir ölçüde etnik ağırlıklı "Kürt siyaseti" çizgisine doğru sürükledi. Hatta öyle ki, 2002'de kurucu genel başkanı olduğu Hak ve Özgürlükler Partisinin (HAKPAR) resmî kuruluş gününü tam da Şeyh Said Hareketinin patlak verdiği güne denk getirtti.
    Bununla beraber, âlim, fâzıl ve dindar bir şahsiyet olan Abdülmelik Fırat, Kürtlerin PKK ile özdeşleştirilmemesi ve mutlaka ayrı tutulması gerektiğini hep savuna geldi. Birçokları gibi ona göre de, PKK Kürtlerin temsilcisi değildi ve olamazdı. PKK'nın hariçte Ermeni (Asala) ve Yahudi (İsrail) bağlantısı ile dahilde Ergenekonvari derin odaklar ve uyuşturucu şebekeleriyle olan bağlantılarını iyi bilenlerdendi. Bundan dolayı da, ekseriyetle Kürt gençlerini militan, taşeron ve tetikçi olarak kullanan "Kürt görünümlü Ermeni terör örgütü" PKK ile daima mesafeli durdu.
    * Herşeye rağmen, Ertuğrul Efendi gibi, Abdülmelik Bey de yıkıcı değil, yapıcı yönü ağır basan kimselerdi.
    Cenâb–ı Hak, her ikisine de ganî ganî rahmet eylesin ve taksiratlarını affeylesin.
    .................................................. ..

    Haşiye: Diğer Kürt ileri gelenleri gibi, Şeyh Said'in yeğeniyle evli kızından torunu olan Abdülmelik Fırat'ı Demokrat Parti listesinden Meclis'e taşıyan Adnan Menderes, fevkalâde isabetle bir siyasî dehâ örneğini ortaya koydu. 1950–60 seneleri arasında Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri gibi, Türkiye genelinde de, siyasî, ideolojik veya ayrılıkçı mânâda bir tek "Kürt hareketi" yoktur. Türkiye o yıllarda harikulâde bir huzur, sükûn ve barış devresini yaşadı.

    İki önemli konu

    Düşündürücü olduğu kadar endişe verici iki önemli gündem maddesi var önümüzde.
    Birincisi: Kayseri'de bayram şekeri toplamaya çıkan ve kayıplara karışan 6–8 yaşlarındaki üç çocuğun organ mafyası tarafından kaçırılmış olması ihtimali. Bu son derece vahim, insanlık dışı ve tüyler ürpertici bir durum. Ülkemizin insanları, gözlerine baka baka mâsum çocukların canına kıyacak kadar vahşileşmişse ve bu vahşeti organize şekilde yapıyorsa "İnsanlık eyvâh!" diyerek ortalığı ayağa kaldırmaktan başka çare kalmamış demektir.
    İkincisi: Eylül ayının son haftasında Türkiye'nin doğusunu etkisi altına alan mevsimsiz kar yağışları. Sonbaharın başında ülkenin batısında sel, doğusunda kar yağışı, acaba önümüzdeki kış mevsiminin çok çetin geçeceğinin bir işareti mi? Yaşanan tabloların fizikî ve maddî sebepleri gibi, şüphesiz bunun mânevî olarak da sebep ve hikmetleri vardır.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  8. #8
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Osmanlı'nın ayağının tozu olamazsınız!

    Ertuğrul Osman öldü. Cenazedeki kalabalık birilerini çok rahatsız etti. Bu millet Osmanlı'yı sever ilay-ı kelimetullah için çabaladığı için. Bilir misin nedir ilay-ı kelimetullah?





    Öncelikle... "Kubbelerde uğuldar Baki / Çeşmelerden akar Sinan / An gelir -La ilahe illallah- Kanuni Süleyman ölür..."
    Sonra...
    "Bize ne başkasının ölümünden diyemeyiz / Çünkü başka insanların ölümü / En gizli mesleğidir hepimizin / Başka ölümler çeker bizi/Ve bazen başkaları / ölümü çeker bizim için..."
    Şimdi...
    Ertuğrul Osman öldü.
    Rahmetlinin cenaze merasimine katılımın yüksek olması bir kısım çevreleri ve Osmanlı düşmanlarını rahatsız etti.
    Milletin Osmanlı'ya saygısının "Saltanat goygoyculuğu" anlamına geldiğini söyleyenler oldu.
    Oysa bunu söyleyenler "Saltanat goygoyculuğu"nun ne olduğunu bilmezler. Bu deyimin patenti Nuray Mert'e aittir. Ondan öğrenmiştir.
    Bu milletin Osmanlı'yı sevmesi, tarihine sahip çıkması milletin saltanat istediği anlamına gelmez.
    O iş bitti. O devir bitti. O saltanat bitti.
    Gitti gelmez Nazo gelin!
    Bu millet Osmanlı'yı sever ilay-ı kelimetullah için çabaladığı için.
    Bilir misin nedir ilay-ı kelimetullah?
    Allah'ın ismini yüceltmek, İslam dinini yaymak...
    Kim ilay-ı kelimetullah için harp ederse, o Allah yolunda savaşmış olur. (Hadis)
    Osmanlı'ya elbette saygı göstereceğiz. Bu saygı putperest atalarımıza olan saygı anlamında değildir.
    Osmanlı sadece çok uluslu bir toplum kurduğu ve bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nden bile daha çok bütün dinlere ve kültürlere saygı gösterdiği için saygıya değer.
    Osmanlı'dan başka bütün imparatorluklar yıkıldıktan sonra bile işgal ettikleri yerlerde saltanatlarını sürdürüyorlar. Bakınız, Sovyet İmparatorluğu, bakınız Britanya İmparatorluğu...
    Dostum... Olay saltanat goygoyculuğu değil. Vatandaş sevgisini gösteriyor. O kalabalık milletimizin Osmanlı'ya olan vefa duygusunun yansıması o kadar. Yoksa kimse aman Cumhuriyet gitsin saltanat geri gelsin, Osmanoğulları'ndan biri başa geçsin padişah olsun demiyor.
    Diyorsa zaten cehaletini ortaya koymuş oluyor!
    Murat Bardakçı doğru yazdı: "Artık Osmanlı Hanedanı değil, Osmanoğlu ailesi var."
    Kimse Osmanlı Hanedanı mensuplarını evliya sanmıyor.
    "Büyük Osmanlı Ailesi" demek hiçbirimizin ailesini küçültmez.
    Elbette Allah katında Abdülhamit'in torunu olmakla terzi Recai'nin torunu olmak arasında fark yoktur.
    Bir cenaze merasimine katılımın yüksek olmasından Türk milletinin "Soylu yalakalığı" ya da "Hanedan tapınıcılığı" anlamına gelmediğini nasıl anlatsak da anlasanız!
    Can Dündar, Karacoğlan gibi...





    Bu ve buna benzer haberler Habertürk Gazetesi çıkmadan önce söylenen "Operasyon gazetesi olacak" yorumlarını doğru çıkarıyor.
    Sebebi ne olabilir:
    1- Türkiye ilk defa Ergenekon örgütünü Dündar'ın programında duydu. Erol Mütercimler, Can Dündar'ın 7 Ocak 1997 yılında Show TV'de yayınlanan programda "Ergenekon örgütü adlı yasadışı yapılanmayı General Memduh Ünlütürk'ten duyduğunu" söyledi.
    2- Can Dündar, HSYK üyesi Ali Fuat Ertosun'un Sabancı Suikastı sanığı Mustafa Duyar bağlantısını deşifre etti.
    3- Tabii ki Mustafa... Can Dündar'ın Mustafa filmi ile Tanrı Atatürk'ü insanların hizasına getirmesi...
    Bu günahlar Can Dündar'ın Habertürk adlı operasyon gazetesi için hedefe konmaya yeter de artar bile.
    Ama sıkma canını Can Dündar, ne demiş Can Yücel: "Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek sevdiği acıtabilir."


    Rahmi Turan geyiği...

    Türk basınında 'asparagasın kralı' şüphesiz Rahmi Turan'dır.
    Rahmi Turan geçenlerde asparagas konulu bir yazı yazdı. Oysa bu konuda yazacak en son kişi Rahmi Turan olmalıdır.
    Neyse yazdı bir şeyler. O yazıyı okuyunca, rahmetli Ferdi Yücedağ'ın anlattığı bir hatıra geldi aklıma.
    Rahmi Turan, Tan Gazetesi'ni yönetirken tiraj almak için İmam Şibli'nin "Cinlerin Esrarı" adlı kitabını dizi şeklinde yayınlamaya başlarlar. Gazete gerçekten tiraj alır. Hem de ciddi bir tiraj. Ama 15 günün sonunda kitap bitmiştir. Rahmi Turan ve arkadaşları tirajdan olmamak için oturup "Cinlerin Esrarı"nın devamını yazarlar.
    Turan "Sakallı bebek" asparagasının da babasıdır. Öyle veya böyle Tan Gazetesi ile basın tarihimize geçmiştir.



    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  9. #9
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Hanedan üyeleri yurtdışına sandık sandık altın kaçırdı mı?
    Vatanında ölüm nasip olan Osmanlı hanedanının reisi Ertuğrul Osman (97), 23 Eylül'de hayata veda etti. Son saraylı, vasiyeti doğrultusunda dedesi II. Abdülhamid'in kabrinin bulunduğu II. Mahmud Türbesi Haziresi'ne defnedildi.
    Sultanahmet Camii'nde 26 Eylül'de düzenlenen cenaze törenine on binlerce seveni katıldı. Osman'ın vefatının ardından ailenin yeni reisinin kim olacağı tartışılıyor. Saray kayıtlarına göre son sultan kabul edilen Neslişah Sultan, "Artık bir hanedan değil, bir aileyiz." dese de hanedan kendine yeni bir reis arıyor. Yaş olarak şu anda hanedanın en büyüğü olan Sultan Abdülmecid'in torunu Paris doğumlu Osman Beyazid'in (85) ailenin reisi olması bekleniyor. Ancak medyada yer almayı sevmeyen ve sakin kişiliğiyle tanınan Beyazid'in, reisliği kabul etmeyeceği söyleniyor. Beyazid'den sonra ailenin yaş olarak en büyüğü II. Abdülhamid'in Suriye'de yaşayan torununun oğlu Dündar Abdülkerim Efendi (79). Fakat onun da ciddi sağlık problemleri dolayısıyla bu görevi İstanbul'da yaşayan kardeşi Harun Osmanoğlu'na (77) bırakması bekleniyor. Harun Efendi'nin oğlu Orhan Osmanoğlu (46) da babasının ailenin yeni reisi olabileceğini söylüyor. Amcası Dündar Efendi'nin ailenin en büyüğü olduğunu hatırlatan Osmanoğlu, "Ancak amcamın sıhhati buna müsaade etmediği için reislik babama kalıyor. Önümüzdeki günlerde bunu herkese deklare edeceğiz." diyor.
    Ertuğrul Efendi'nin ardından saray kültürü yeniden gündeme geldi. Hayatlarının büyük bir kısmı sürgünde geçen hanedan üyelerinin yaşam tarzı, en fazla merak edilen konular arasında. Padişah torunlarının kimi lala ve dadıların refakatinde aldıkları müzik ve dil eğitimiyle özel olarak yetiştirilirken kimileri de ekmek parası için çok küçük yaştan itibaren çalışmak zorunda kalmış. En çarpıcı şehzade hikâyeleri ise II. Abdülhamid'in oğlu Selim Efendi'nin çocuklarına ait. Selim Efendi'nin torununun oğlu olan Orhan Osmanoğlu (46), babası gibi Şam'da doğmuş. Ailesini geçindirebilmek için işportacılık dahil birçok işte çalıştığını anlatan Osmanoğlu, "Mürebbiyeler eşliğinde özel dersi bırakın, hayat şartları nedeniyle üniversiteye bile gidemedik." diye konuşuyor. Şehzade, büyük büyük dedesi II. Abdülhamid gibi marangozluğa meraklı. Evdeki bütün tamir işlerini kendisinin yaptığını belirtiyor. İlk kez tanıştığı insanlara şehzade olduğunu söylemeyen Osmanoğlu, yaşantısı nedeniyle birçok kişinin, ailesinin asil olduğuna inanmakta güçlük çektiğini vurguluyor.
    Orhan Osmanoğlu'nun dedesi Abdülkerim Efendi, 1935'te Amerika'da öldürüldüğünde babası Harun Efendi henüz 1 yaşındaymış. Hanedan sürgünden dolayı dünyanın farklı bölgelerine dağılırken onlar da Suriye'ye göç etmek zorunda kalmış. Aileye en çok da yaşadıkları yoksulluk ağır gelmiş. "Giderken sandık sandık altın götürdüler, sarayın bütün servetini kaçırdılar." yönündeki söylentilerin aksine aileden birçok kişi şahsi eşyalarının dışında hiçbir şey alamadan yurtdışına çıkmış. Hayatlarının büyük zorluklarla geçtiğini kaydeden Şehzade Orhan, büyük dedesi Selim Efendi'nin, çocuklarına bakabilmek için madalyonlarını bile sattığının altını çiziyor. Ailenin Suriye Evkaf Bakanlığı'ndan bağlanan az bir maaşla uzun yıllar ayakta kalabildiğini söylüyor. Yoksulluk nedeniyle ilkokuldan beri çalıştığını aktarıyor: "Sabah erkenden çıkar, gece geç saatlerde eve dönerdim. İlk işim apartmanda oturan kadınlara çorap satmaktı."
    ŞEHZADE KÜLTÜRÜYLE YETİŞTİM
    Türkiye'ye ilk kez 13 yaşındayken geldiğini belirten Osmanoğlu, yaz tatillerinde Arapça bildiği için rehberlik yaptığını dile getiriyor ve ekliyor: "En çok Dolmabahçe, Çırağan ve Topkapı Sarayı'nı gezdirmeyi severdim. Sarayları anlatırken gurur duyardım." Hayat mücadelesine rağmen şehzade kültürüyle yetiştiklerine de değiniyor. Ailesinin hanedanın kültürünü kendisi ve kardeşlerine aktarabilmek için sarf ettiği emeği şu sözlerle anlatıyor: "Babaannem, saray terbiyesi aldığı için bize bunları aktarmak için çok çalıştı. Çocukluğum, şehzadelerin yalan söylemeyeceği, kızlara bakmayacağı yönündeki ikazlarla geçti."
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  10. #10
    Gayyur @deniz@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Bulunduğu yer
    ankara
    Yaş
    28
    Mesajlar
    86

    Standart

    vermiş olduğunuz bilgiler çok faydalı yeşekkürler

    ...Sermayem Rahmetin, İlacım Cemalindir...

    YARSIN… CANSIN… ŞİFASIN


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Osmanlı evi,Osmanlı İnsanı....
    By gamze-i_dilruzum in forum Tarih
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 23.05.14, 21:30
  2. Osmanlı Padişahlarının İftar Menüsü
    By ehlenvesehlen in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.09.08, 00:40
  3. İyi Kimselerin Son Sözleri
    By fem_ in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 23.02.07, 09:08

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0