Konu Kapatılmıştır
1. Sayfa - Toplam 4 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 39

Konu: Kürtlerin Tarihi

  1. #1
    Müdakkik Üye Melis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Alem-i ervah
    Yaş
    35
    Mesajlar
    980

    Standart Kürtlerin Tarihi

    Celal Uslu
    Kürtlerin tarihi, dini, dili, kültürü ve coğrafyası ile ilgili bir çalışma
    08 Aralık 2007

    Kürtler, Mezopotamya'nın yerlilerinden olup Zagros dağlarından, Toros dağlarına kadar uzanan coğrafyada yaşayan 20-30 milyon kişiden oluşan etnik gruba mensup ve Hint-Avrupa dili konuşan halklardan biridir.


    Din
    Kürtler, dini bakımdan çok heterojen bir halk olup aralarında birçok farklı dine mensup gruplar vardır. Kürtlerin çoğunluğu Sünni Müslüman olup Islamiyeti kabul etmiştir. Türkiye ve İran sınırları içinde yaşayan Kürtlerin çoğunluğu sünni, diğerleri alevidir.(irandaki alevi kürtlere ehl-i hak denir.). Ayrıca Şii,Yezidi, Yahudi, Zerdüşt ve Hıristiyan Kürtler de vardır.
    Dil
    Kürtçe, Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İrani kolunun kuzey-batı İrani grubuna ait bir dildir.1 Kürtçe, dünyada tahminen 30-40 milyon insan tarafından konuşulmaktadır. Kürtlerin konuştuğu lehçeler şöyle sıralanabilir: Kurmanci, Sorani ve Kelhuri. Ayrıca Zazaca da lehçelerden biridir.
    Kürtçe, bugün Türkiye, İran, Irak, Suriye, Sovyetler Birliği, Lübnan gibi değişik devletlerin sınırları içinde yaşamakta olan Kürtlerce konuşulur. Kürtçe Irak'ta resmi dil olarak tanınmıştır. Dil içerisinde, Farsça, Arapça ve Türkçe kelimeler bulunmaktadır.
    Kürt edebiyatı; halk edebiyatı ve yazılı edebiyat olarak ikiye ayrılır. Sözlü edebiyat, yani halk edebiyatının tarihi binlerce yıl öncesine kadar dayanıyor. Yazılı edebiyat ise bin yıl öncesine kadar dayanıyor. Hemadani Baba Tahir (935-1010), Kürt edebiyatının ilk yazılı örneğini, bin 100 yıl önce İran'da Arap alfabesiyle Kürtçe yazmıştır.
    Kürtçe'nin eski ve güçlü edebi ürünlere sahip diğer bir lehçesi de Kurmanci lehçesidir. Kurmanci lehçesiyle bu güne kadar ulaşmış şiirler yazan Kürt şairleri arasında ilk akla gelenler: Elîyê Herîrî (1425-1495), Feqîyê Teyran (1590-1660), Melayê Cizîrî (1570-1640) ve Ehmedê Xanî (1650-1707)'dir. Ehmedê Xanî'nin Mem û Zîn adlı ünlü eseri ilk kez 1730'da çevrilip yayımlanmıştır.
    Ortadoğu'da Kürtler
    Kürtler yoğun olarak Toros ve Zagros dağlarının kesiştiği, Mezopotamyayı da içine alan, Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusu, Irak'ın kuzeyi, İran'ın Kurdistan, Batı Azerbaycan, Azerbaycan (Zengilan, Laçin, Kubadli, Kelbecer) Kermanşah ve Loristan eyaletlerinde yaşarlar.
    Türkiye
    Nüfus Türkiye'deki Kürt kökenli Türk nüfusuna dair sayım Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından 1965'de yapılmıştır. Buna göre, 1965'de 31.391.421 olan Türkiye Nüfusu'nun 2.219.502'si ana dili olarak Kürtçe'yi beyan etmiştir. Bu sayı, toplam nüfusun yüzde 7,07'sine tekabül etmektedir. 2000'li yıllara bakıldıığında ise Türkiye'de yaklaşık 15 milyon Kürt asıllı Türk vatandaşı olduğu belirtilmektedir. [1]

    Coğrafya

    Türkiye'deki Kürtler Cumhuriyet'in ilk yıllarında yoğunlukla Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine yayılmış halde bulunuyorlardı. Son yıllarda yaşanan iç göçler nedeniyle, bu bölgeden İstanbul, Adana, İzmir, Bursa ve Mersin gibi büyük kentlere göç etmişlerdir. Bu nedenle, özellikle Anadolu'nun batısında yaşayan Kürt kökenli nüfusun, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya göre çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir; ancak yukarıda belirtildiği gibi, nüfus sayımlarında vatandaşlık esas alındığı ve etnik köken sorulmadığı için, Kürt kökenli nüfusun nerede daha yoğun olduğu konusunda kesin bir şey söylemek olanaksızdır. Ayrıca evlenmeler sonucu da nüfus karışmıştır. Bir kısım Kürt kökenli Türk vatandaşı ise başta Almanya olmak üzere, çeşitli Batı Avrupa ülkelerine göç etmiştir.
    İran
    Nüfus İran'da yaşayan Kürtler çoğunlukla Kordestan Eyaletinde yaşamaktadırlar. Kürt nüfusunun 8 ila 9 milyonu (2000) bulduğu tahmin edilmektedir. [2]

    Suriye
    Nüfus Tahmini nüfus 1 ila 2 milyon arasındadır. [3] [4]
    Coğrafya
    Suriye'deki Kürt nüfusu genellikle Suriye-Türkiye ve Suriye-Irak sınırlarına yakın bölgelerde yaşamaktadır.
    Politika
    Türkiye ile Suriye ülke sınırlarından en rahatsız insanlar sürekli konu edilmiştir, Propaganda filmi gibi bir çok filmde konu çok fazla değişmemiştir. [5]. Günümüzde de sınır bayramlaşmaları olarak isimlendirilen bu tür buluşmaların odağında Kürtler vardır.
    Keskin politikalarıyla 'Çöl tilkisi' [6] olarak isimlendirilen Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'ın amaçlarından biri Kürt nüfusunun Suriye'den ayrılmasını engellemek ve hafif politikalarıyla nüfusu Suriye'ye entegre etmekti. Esad, Abdullah Öcalan'ı destekleyerek bazı Kürtleri arkasına alıp yıllarca kendisini desteklemeyen çeşitli Kürt gruplarını bir şekilde susturabimişti.
    Suriye Devletinin Öcalan'ın Suriye yaşantısı boyunca Kürtlerle ikili ilişkileri ve Hafız Esad'ın bu politikayı farklı kullanımı defalarca dikkat çekmiş ve hatta ciddi krizlere dönüşmüştü. Uzun bir süre sonra Türkiye Süriye'yi uyarmıştı [7] bu uyarılar Suriye'den yanıt bulmuştu ve PKK'nin en büyük ismi Abdullah Öcalan Suriyeyi terketmişti.
    Süriye'nin Kürt nüfusu üzerindeki iletişim politikası değişmiş ve artık günlük hayatta farklı şekillerde karşılaşılan bu tür baskılar nihayetinde bir futbol maçında patlak vermişti. Arap taraftarların Saddam Hüseyin lehine sloganlar atarak başladıkları olaylı bir futbol maçında Kürt ve Arap taraftarlar arasındaki kavgaya polisler müdahele etmiş ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği maçta yüzlerce insan yaralanmıştı. Onbinlerce Kürdün sokaklara döküldüğü olaylar Suriye devletinin yanlış yaklaşımlarıyla bir anda isyana dönüşmüştü [8].
    Bu olaylardan sonra özellikle yabancı basının Suriyenin Kürt Kimliğini tehlike olarak gördüğüne dair açıklamaları Suriyenin devlet politikasını bir daha değiştirecekti. [9]
    Irak
    Coğrafya Özerk bölgeyle beraber Irak genelinde Kürt nüfusu 5 milyonun üzerindedir. [10]
    Nüfus
    Irak'ta Kürt nüfusunun geneli Irak Kürdistan Özerk Bölgesi sınırları dahilinde yaşamaktadır. Geri kalan nüfusun büyük bir kısmı Bağdat'ta yaşamaktadır. 2002 yılından beridir süregelen savaştan zarar gören Bağdatlı Kürtlerin çoğunun savaşın zararlarını tekrar yaşamamak için Özerk bölgeye göçleriyle Özerk bölgenin nüfusunda değişiklikler meydana gelmiştir.

    Ermenistan
    Nüfus
    Ermenistan'da yaşayan 40.000 Kürt halkının çoğunluğu Yezidilerden oluşmaktadır. [11]

    Ve bu mektub sevdamın bir dilekçesi sana

    Bu harfler gözyaşlarımın tek şahidi şimdi.


    Harflerimi bağışla, sevdamı mazur gör, ümmetine hoş gör bizi…


  2. #2
    Müdakkik Üye Melis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Alem-i ervah
    Yaş
    35
    Mesajlar
    980

    Standart

    din kardeşimiz olarak kürtler.!!!!
    Kürt anasını görmesin!
    Kimdir Kürt? Kimlerdendir? Dağdan mı gelmiştir, yoksa bağdan mı kovulmuştur? Kürt kelimesi, bizim toplumsal skalamızda nereye oturuyor? Bu, kimliği olmayan 'sözde vatandaş' yaşamımızın hangi köşesinde kendine bir yer buluyor? "Türkiye Türklerindir", "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" vs. cümlelerinin ülkenin dağını/taşını, köyünü/kentini, caddesini/mahallesini, gazetesini/televizyonunu kapladığı bu diyarda, Kürt ne anlam ifade ediyor bizler için, herkes için? Sahiden "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" derken, "Türk'ün Türk'ten başka dostu vardır; o da Kürt'tür" diyebilecek olgunluğa erişebilecek mi bu topraklar?
    Türkiye'de yaşayanlar, Kürtler üzerine hayata kazınmışları bilirler. İşte onlardan birkaçı: "İstanbul'a gelmesinler, Ankara ya da başka büyük kentlere de gelmesinler, tatil bölgelerine de gitmesinler, Irak'taki soydaşlarıyla gönül bağı kurmasınlar, kendilerine ait bir dilleri olduğunu öne sürmesinler, DTP'ye oy vermesinler, Meclis'te temsil edilmesinler, işportacılık yapmasınlar, tezgâhtarlık da yapmasınlar, bir araya gelmesinler, sokaklarda çok dolaşmasınlar, aralarında Kürtçe dedikleri şeyi konuşarak alenen ortaklıkta olmasınlar, yurtdışına filan gitmesinler, gidenleri de bir araya gelip dernek filan kurmasınlar, maazallah Irak'a da gitmesinler, oturdukları yerlerdeki ekonomik ve sosyal koşullardan şikâyet etmesinler, dırdır yapmasınlar, mümkünse tiplerini değiştirsinler; sarışın ve yakışıklı olsunlar". Kürtlerin şehirlerde, dağlarda, Kerkük'te ve dünyanın her yerinde bir sorun olarak karşımıza dikilmesinin ardında ne var sizce?
    Farkında mıyız, ötekileştiriyoruz...
    'Yahudi Psikanalist' Freud, Slovaj Zizek'in altını çizdiği gibi, Nazi ideolojisinin tırmanış dönemine denk düşen Monoteizm ve Tek Tanrılı Dinler'de Yahudi kimliğinin mihenk taşı olan Peygamber Musa'nın kökeninin gerçekte Mısır olduğunu yazmıştı. Eğer Musa Mısırlı ise, Yahudi kimliğinin otantikliği yok demektir. Başka bir deyişle, "Yahudi yoktur" diyor Freud anti-Semitizm'e cevaben. Musa'nın kökenine ilişkin tezin doğruluğu-yanlışlığı bir yana, ilginç soru şu: Niçin bu stratejiyi seçerek en başta Yahudi'yi kimliğinden ediyor Freud? Bu soruyu ilk aşamada Zizek'in milliyetçiliği tartışmak için kullandığı, tren seyahatinde karşılaşan bir Polonyalı ile bir Yahudi'ye dair 'Yahudi fıkrası' ile yanıtlayalım.
    Vagonda Yahudi'yle karşılıklı oturan Polonyalı, hazır rastlamışken punduna getirip, Yahudi'den zengin olmanın sırlarını öğrenmek istemektedir ve sonunda merakını yenemeyip, muhabbetin bir yerinde sorar: "Söyler misin, siz Yahudiler insanların cebini son kuruşuna kadar boşaltıp servet biriktirmeyi nasıl başarıyorsunuz?" Yahudi cevap verir: "Tabii söylerim; ama bedavaya olmaz, önce bana 5 zloty ver." Yahudi bu parayı aldıktan sonra anlatmaya başlar: "Önce ölü bir balık bul, kafasını kes ve içine içi su dolu bir bardak yerleştir. Sonra gece yarısı, ay tam tepedeyken, bir bardağı bir kilisenin bahçesine göm..." Polonyalı açgözlü bir tavırla, "Ee" diye sözünü keser, "Bütün bunları yaparsam, ben de zengin olur muyum?" "Öyle hemen olmaz" diye cevap verir Yahudi, "Daha başka şeyler de yapman lazım; ama geri kalanını öğrenmek istiyorsan 5 zloty daha vermelisin!" Yahudi parayı aldıktan sonra hikâyesine devam eder: "Seni aşağılık herif, ne yapmak istediğini anlamadım mı sandın? Bu işin sırrı mırrı yok, sen sadece cebimi son kuruşuna kadar boşaltmaya çalışıyorsun!" Yahudi sakin sakin, uysal bir tavırla cevap verir: "İşte şimdi biz Yahudilerin bu işi nasıl yaptığını anladın..."
    Bu fıkrada, Zizek'in önemli bulduğu nokta, Yahudi'nin Polonyalıyı aldatmamış olması, sözünü tutup ona insanların cebini nasıl boşaltabileceğini öğretmesi ve Polonyalının farkında olmaksızın gerçeği söylemesidir; bu gerçek orada 'sır' olmadığı gerçeğidir. Çünkü Yahudi'nin 'sırrı', "Polonyalının Yahudi hakkındaki fantezisinden -ya da 'bizim', 'onların' davranış kalıplarına, kimliğine özgü beklentilerimizden- başka bir şey değil aslında. Aynı nedenle, Polonyalının aldatıldığını söyleyemeyiz; aldatılıyorsa bile, bunun nedeni Yahudi değil, kendisinin 'ötekine' (Yahudi'ye) ait fantezileridir." Bizim de Kürtlere karşı beslediğimiz duyguların temelinde, onları ötekileştirip fantezi dünyamıza hapsettiğimiz gerçeği olmasın? Ya da onlara karşı hissettiğimiz şey, tam anlamıyla 'içimizdeki terör'ün bir yansıması olmasın?
    İnsanı gıdıkladığı kadar işaret ettiği tuhaf insanlık hali nedeniyle derin derin düşündüren bir fıkra da bizden verelim: Bir Lazla bir Kürt birlikte idam sehpasına çıkarılır. Cellât, iki kurbanından önce Kürt'e son arzusunu sunar. Kürt, "Anamı görmek isterim" der. Cellât, "Kabul" deyip Laz'a döner; "Senin son arzun nedir?" Laz cevaplar; "Kürt, anasını görmesin."
    Bu iki fıkranın bize gösterdiği şu: Semptom yoksa kimlik de yoktur. Yahudi figürü olmasaydı Nazi milliyetçiliğinin söyleyebileceği pek bir şey de olmayacaktı. Aynı şekilde, Kürtler de olmasaydı, Türklerin söyleyecek hiçbir şeyleri olmayacaktı. "Kimliğin ardındaki travmatik boşlukla karşılaşmayı semptom sayesinde (ve 'öteki' pahasına!) yapay bir şekilde önleyerek illüzyonlarla yaşayabilir insan; bunu seçmeyenler içinse, semptomu yorumlamak tek çare." Ve semptomu yorumlamanın mantıki uzantısı, semptomla özdeşleşmek (ki Lacancı etik de bu şekilde beliriyor): "Biz hepimiz Kürt'üz" diyebilmek. Ya da: Biz hepimiz zenciyiz, Ermeni'yiz, Alevi'yiz...
    Çıkış noktası olarak, toplumu ve toplumsal bağları homojen, antagonizm içermeyen statik bir 'bütünlük' olarak görmekten vazgeçmek gerekiyor. Vazgeçmemiz gereken bu 'makro' bakış, ister istemez, bir semptom olarak 'öteki' figürüne ihtiyaç duyacaktır. Bunun tersine, sadece Lacan, Zizek değil, Levinas, Derrida gibi birçok başka filozofun da öne sürdüğü gibi, toplumsallığı 'ötekine' karşı duyulan bir sorumluluk çerçevesinde yeniden tariflemek gerekiyor. Etik/politik tavır da, böylece, 'millet', 'biz' gibi bağların gerektirdiği/dayattığı normları, kuralları ve inançları izlemekte değil, bunları öteki ile karşılaşma çerçevesinde yeniden gözden geçirmekte belirecektir. 'Öteki' sadece yakınımızda oluşandan ötürü bile bizi bu yeniden düşünmeye, 'refleksiyona' zorlayan kişi.
    İçimizdeki terörle yüzleşmek...
    Etik tavır, 'biz' ya da 'ötekinin' kimliğine ilişkin sorulardan ve hatta 'toplum'dan önce gelen bir tavır. Öteki ile karşılaşma, toplumsal bağın kendisinin kurulması için yapısal olarak gerekli; zira yabancı figürü olmadan ne 'biz'den ne de 'onlar'dan söz edebiliriz. Öteki olmazsa, tam da varlığını öteki ile karşılaşmaya dayandırdığı için, toplumsal bağ da yok olmaya mahkûm (Bu nedenle Yahudi kıyımı, Nazizm'in de yıkımı ya da toplumsal akışkanlığın kendini yok etmeye yönelen 'ölüm çizgileri'ne dönüşmesi anlamına gelmiyor mu?).
    Kürtler şu anda çıplak ve çıplaklık, gerçek bir kimliğin oluşumu engellendiğinde ortaya çıkar. Bu çıplaklık, toplumsal bağlam tarafından imkânsız kılındığında dağılan performansa dayalı sahte bir kimliğin parçasıdır. Bu noktadan sonra, Kürtleri sevdiğimizi söylememiz de, bu sahte kimliği yeniden üretmekten başka bir işe yaramayacaktır. Peki, bütün bu belirtilenlerden sonra, içimizdeki terör nereye oturuyor? Kürtler neden sürekli 'içimizdeki terör'ün ve 'içimizdeki faşizm'in görünür/gönüllü kurbanları oluyorlar? Neden onlardan nefret ediyoruz? Sürekli böyle düşünmekle, Kürtleri ağır ağır öldürmekte olduğumuza inanmıyor muyuz? En büyük kötülük bu değil mi, insanın ağır ağır ölmekte oluşu? Bu tersine dönüş, ruhumuzun derinliklerine işlemiş durumda. Bunun çözülmesinin tek yolu, ardında gizlenen terörle yüzleşip onu güncelleştirmektir. Çünkü her birimiz, gerçekle karşılaşmaktan duyduğumuz korkunun tutsağıyız. Bachmann ne demişti: "İnsanın gerçek ölümü, hastalıklardan değildir, insanın insana yaptıklarındandır."
    İçimizdeki terörle yaşanılacak yüzleşme, kendiliklerin de daha bir güzel ortaya dökülmesini, ifade alanları bulabilmesini sağlayacak. Kendiliğimizin asıl kurbanı 'içimizdeki terör', 'içimizdeki yabancı' ve 'içimizdeki faşizm' çözülecek. Bu kendilik, tüm sürecin gerçeğini görmeyi neredeyse imkânsız hale getiren bir itaat tarafından çarpıtılmış bir kendilik olmaktan çıkacak. İşte tam da burada, biz Kürtleri yeniden göreceğiz. O zaman içimizdeki yabancı olan Kürtlerle ilişki kuracak ve böylece kendimizi yeniden tanıyacağız. Çünkü unutmayalım ki, bir yabancıyı nasıl düşündüğünüz, onunla nasıl ilişkili olduğunuzdan bağımsız değildir; yabancıyla nasıl ilişkili olduğunuz da kendinizle nasıl ilişkili olduğunuzdan bağımsız değildir. Yani, Kürtleri tanımakla aslında kendinizi tanıyacaksınız. Kürtlere bakın, onlarda kendinizi göreceksiniz.

    (ç)alıntı

    Ve bu mektub sevdamın bir dilekçesi sana

    Bu harfler gözyaşlarımın tek şahidi şimdi.


    Harflerimi bağışla, sevdamı mazur gör, ümmetine hoş gör bizi…


  3. #3
    Müdakkik Üye KeKe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    the earth
    Yaş
    32
    Mesajlar
    941

    Standart

    bu kadarcıkmı ?

    “Hüda meru şaş dike, kaş neke. Kaş dike, fahş neke. Fahş dike, purş neke. Purş dike, perişan neke. Perişan dike, müşevveş sergerdan neke.”

    Meali: "Allah, adamı şaşırtırsa, süründürmesin. Süründürürse, fahşetmesin. Fahşederse, dilenci vaziyetine getirmesin. Dilenci vaziyetine getirirse perişan etmesin. Perişan ederse, başıboş sergerdan etmesin.”

    Bediüzzaman Said Nursi





  4. #4
    Müdakkik Üye Melis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Alem-i ervah
    Yaş
    35
    Mesajlar
    980

    Standart

    ekleyecekriniz varsa buyurun...

    Ve bu mektub sevdamın bir dilekçesi sana

    Bu harfler gözyaşlarımın tek şahidi şimdi.


    Harflerimi bağışla, sevdamı mazur gör, ümmetine hoş gör bizi…


  5. #5
    Müdakkik Üye DERMAN25 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    35
    Mesajlar
    705

    Standart

    islami anlayişa sahip insanların birbirine dğer vermesi önemsemesi ve hangi ırkta olursa olsun ona değer vermesi heleki islam şuuruyla yetişmiş kürd kökenli kardeşlerimiz ise....içinden selahaddin i eyyubiler ahmed xaniler, Bedüüzaamanlar,çıkmış ise böyle milletleri sevmememk hoşgörüsüz davranmak insanın kendine verdği en büyük zarardır,en büyük zülümdür....islam kardeşliğin temelinde din vardır- aynı dini yaşayan her millet bizm en iyi kardeşimiz olmalıdır...bizi bir birimize bağlayan dindir....bu bilinçle anlamaya çalişmak ...
    Dünyada iki şeyi sevdim:Bi o nu Bi de özgürlüğümü,,,özgürlüğüm için canımı onun için özgürlüğümü feda Ederim..



  6. #6
    Müdakkik Üye nuRNK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    611

    Standart

    Alıntı DERMAN25 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    islami anlayişa sahip insanların birbirine dğer vermesi önemsemesi ve hangi ırkta olursa olsun ona değer vermesi heleki islam şuuruyla yetişmiş kürd kökenli kardeşlerimiz ise....içinden selahaddin i eyyubiler ahmed xaniler, Bedüüzaamanlar,çıkmış ise böyle milletleri sevmememk hoşgörüsüz davranmak insanın kendine verdği en büyük zarardır,en büyük zülümdür....islam kardeşliğin temelinde din vardır- aynı dini yaşayan her millet bizm en iyi kardeşimiz olmalıdır...bizi bir birimize bağlayan dindir....bu bilinçle anlamaya çalişmak ...

    Bir nokta-i kemale şitab üzre kâinat,

    Ol noktaya teveccüh ile yükselir hayat.

    Kahriyyât



  7. #7
    Ehil Üye yuşaa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    kendi dünyamdan
    Mesajlar
    1.808

    Standart

    kur.anı kerimde de bir kaç ayet kürt çe Allah teala tarafından yazılmış
    fars ça ve arap çadan türemiş bir dil dir
    bunu hala kimse kabullenmiyor
    çavreşamın delalamın ji testede birindarım

  8. #8
    Dost zeynelabidin hudabin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    35

    Standart

    Biz de zazayız.
    Zaza demek de has müslüman olmak demektir.Zira bir taraftan Türkçü inkarı diğer taraftan Kürtçü asimilasyonu varken yine de ben müslümanlardanım demek , müslüman zazalara düşmektedir.

  9. #9
    Ehil Üye yuşaa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    kendi dünyamdan
    Mesajlar
    1.808

    Standart

    TBMM, Kürt Özerkliğini Kabul Etti[10 şubat 1922]


    Fotoğrafta, Mustafa Kemal ve Dersim'in Mebusu Diyap Ağa (22 Mart 1921). Diyap Ağa, Dersim'in ileri gelenlerinden etkili bir Kürt aşiret lideriydi. Mustafa Kemal ile Sivas Kongresi'nde tanışmışlardı. Kürt liderleri yanına çekmek isteyen Mustafa Kemal ile sıkı bir dostluk kurdular. İlk TBMM'de mebus olarak Mustafa Kemal tarafından seçtirildi (Bu dönemde Koçgiri İsyanı patlak vermişti). Soyadı Kanunu'yla birlikte Yıldırım soyadını aldı. Meclisteki ateşli konuşmaların hatibiydi, Kürtler ve Türklerin ortak vatan kurduklarının fotoğraflardaki çok az yansımasından biri olarak hafızalarda yer etti. 4 Kasım 1922 tarihli meclis tutanaklarından anlaşıldığı kadarıyla Bitlis Mebusu Yusuf Ziya Bey ile Lozan ile ilgili istişare toplantılarında Türk-Kürt ortaklığının savunucularındandı ve Kürtlerin Türklerle ortak vatanda kalmaları gerektiğini savunuyorlardı lakin Yusuf Bey, 1925'te Bitlis'te idam edilecekti. 1926'da ölen Diyap Ağa'nın damadı Seyid Rıza ise 11 yıl sonra baş kaldıracaktı.

    TBMM, Kürt Özerkliğini Kabul Etti [10 Şubat 1922]


    Fransız arşivlerindeki bir belgede* 1921 Haziran ayında Kürt liderler ile Ankara hükümeti arasında küçük çaplı çatışmalar sonunda karşılıklı delegelerin anlaştığından ve imzalanan bir protokoldan söz ediliyor. Mardin’deki aşiret liderlerinden Pirizade Bekir, Derwîn’den Musa Beg ve Millî Aşiret Reisi Mirliva İbrahim Paşa, Kürt tarafının önde gelenleri olarak bu belgede ismi geçiyor. Mustafa Kemal liderliğindeki hükümet tarafından otonom bir Kürt devletinin resmen tanınmasından bahseden bu tutanağın Haziran’ın son günlerinde karşılıklı olarak imzalandığı belirtilmektedir.Fransız arşivlerindeki belgeye göre antlaşma şu noktalardan oluşuyordu:

    1-Ankara hükümeti tarafından Kürtlerin yaşadığı bölgede otonom bir Kürt devletinin tanınacaktır.
    2-Sınırlar Kürtler tarfından çizilecektir.
    3-Türk jandarmalarının ve Türk devlet görevlilerinin Kürdistan’ın sınırları dışına çağrılacaktır.
    4-Otonom Kürdistan örgütlenme işlerinden Türkiye elini çekecektir.
    5-Ankara hükümeti tarafından toplanan tüm askeri vergilerin ve askeri bağışıklıklar Kürtlere tahsis edilecektir
    6-Türkiye toprakları içinde kalan Kürtler dış mihraklara karşı korunacak ve orduda bulunan Kürtler özgür bırakılacaktır. (Haziran 1921)*

    İngiltere’nin o tarihlerde güneyde Kürt sorununu gündeme getirdiği biliniyor. M.Kemal de İngiltere’nin elindeki Kürt kozunu geçersiz kılmak için Kürt otonomisini dar bir çevrede konuştu. 10 Şubat 1922 tarihinde Kürt otonomisi yasalaştı. Fakat her ne hikmetse bu yasa ve yasaya ait meclis müzakereleri ne açık ne de gizli meclis zabıtlarında yok. 9 ve 11 Şubat tarihli zabıtlar var fakat 10 Şubat 1922′ye ait zabıtlar ortada yok.

    O günlere dönecek olursak, 14 Ocak 1922 günü yurt gezisine çıkan Mustafa Kemal Paşa, 17 Ocak 1922 günü İzmit’teki durağında İzmit Kasrı’nda gazetecilerin sorularını yanıtlamıştı. Akşam Gazetesi yazarı Falih Rıfkı’nın (Atay soyadını alacaktı daha sonra) bir sorusu üzerine Musul ve Kürtler konusuna değiniyordu ve şöyle konuşuyordu:

    “… Musul’u da kendi topraklarımız içine alan sınıra ulusal sınır demiştim. Gerçekten o zaman Musul’un güneyinde bir ordumuz vardı. Fakat biraz sonra bir İngiliz kumandanı gelmiş ve İhsan Paşa’yı aldatarak orada oturmuş. Musul bizim için çok önemlidir. Birincisi, Musul’da sınırsız servet oluşturan petrol kaynakları vardır. (….) İkincisi onur kadar önemli olan Kürtlük sorunudur. İngilizler orada kendilerine bağımlı bir Kürt hükümeti kurmak istiyorlar. Bunu yaparlarsa, bu düşünce bizim sınırlarımız içindeki Kürtlere de yayılır. Buna engel olmak için sınırı güneyden geçirmek gerekir…”

    Nitekim Mustafa Kemal’in, bir diğer gazeteci olan Vakit Gazetesi başyazarı Ahmet Emin’in (Yalman soyadını aldı) sorusuna verdiği cevap tutanaklara geçmesine rağmen gazetede yayımlanmamış ve dönemin belgelerini açıklayan Türk Tarih Kurumu bu sorunun cevabının yayınlanması için 12 Eylül darbecilerinden izin alamamıştı. 64 yıl boyunca gizlenen cevap 1987 yılında 2000′e Doğru dergisinde yayımlanacaktı. Tarih Kurumu-Atatürk Devrim Araştırma Merkezi mührü taşıyan ve 1089 numaralı tutanağın 15. sayfasında şu diyalog yer alıyordu:

    Ahmet Emin “Kürt meselesine değişinmiştiniz. Kürtlük sorunu nedir? Bir iç sorun olarak değinseniz iyi olur.” diye soruyordu.

    Gazi Paşa’nın yanıtı şöyleydi:

    “Kürt sorunu, bizim, yani Türklerin çıkarları için kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt öğeleri öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını da kaybede ede, Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşmuştur ki Kürt adına bir sınır çizmek istersek Türkiye’yi mahvetmek gerekir. Örneğin, Erzurum’a giden Erzincan’a, Sivas’a giden Harput’a kadar giden bir sınır çizmek gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürtleri de göz önünde tutmak gerekir. Bu nedenle başlı başına bir Kürtlük düşünmekten çok Anayasamız gereğince zaten bir çeşit özerklik oluşacaktır. O halde hangi bölgenin halkı Kürt ise onlar kendi kendilerini özerk olarak yöneteceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendileri için sorun çıkarırlar. Şimdi Büyük Millet Meclisi hem Kürtlerin hem de Türklerin yetkili temsilcilerinden oluşmuştur. Ve bu iki öğe bütün çıkarını ve bütün kaderlerini birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki bu ortak bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmek doğru olmaz.”


    *Bu belge Robert Olson’un, Kürt milliyetçiliği ve Şeyh Said adlı kitabında ilk olarak yer aldı. İngiltere Dışişleri Bakanlığı belgelerinden aktarmıştı bu belgeyi Robert Olsun. Siyaset Felsefesi Tarihi Uzmanı Hasan Yıldız ise Fransız arşivlerinde bu yasa ile ilgili belgeleri ve bu konudaki yazışmaları bulmuştu…
    çavreşamın delalamın ji testede birindarım

  10. #10
    Müdakkik Üye KeKe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    the earth
    Yaş
    32
    Mesajlar
    941

    Standart

    Alıntı zeynelabidin hudabin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Biz de zazayız.
    Zaza demek de has müslüman olmak demektir.Zira bir taraftan Türkçü inkarı diğer taraftan Kürtçü asimilasyonu varken yine de ben müslümanlardanım demek , müslüman zazalara düşmektedir.
    bende yarı zazayım yani kürdüm. böyle oyunlara gelmeyelim kardeşim bize birlik lazım. zazalar kürttür..türkçülerin oyununa gelipte zazalar ayrıdır demesin kimse..aramıza nifak atıyorlar..

    “Hüda meru şaş dike, kaş neke. Kaş dike, fahş neke. Fahş dike, purş neke. Purş dike, perişan neke. Perişan dike, müşevveş sergerdan neke.”

    Meali: "Allah, adamı şaşırtırsa, süründürmesin. Süründürürse, fahşetmesin. Fahşederse, dilenci vaziyetine getirmesin. Dilenci vaziyetine getirirse perişan etmesin. Perişan ederse, başıboş sergerdan etmesin.”

    Bediüzzaman Said Nursi





Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bediüzzaman'ın 'Kürtlerin tabiatı' yorumu
    By YİĞİDO in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.09.11, 09:19
  2. Tarihi Yapılar
    By HüZnÜ HaZan in forum Tarih
    Cevaplar: 41
    Son Mesaj: 18.09.08, 20:57
  3. Dinler Tarihi
    By *TUĞBA* in forum Tarih
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 23.03.08, 23:58
  4. Mevlid'in Tarihi
    By *TUĞBA* in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 19.03.08, 12:59
  5. Tarihi Referandum!
    By emaneten in forum Gündem
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.10.07, 14:42

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0