+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 27

Konu: Bildiğimiz ve Bilmediğimiz Atatürk

  1. #1
    Müdakkik Üye ErekNUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Van-Horhor
    Yaş
    39
    Mesajlar
    854

    Standart Bildiğimiz ve Bilmediğimiz Atatürk

    NTV Dergisi ezber bozdu
    "Ali Rıza Efendi fotoğraftaki kişi değil. Atatürk pembe ev'de doğmadı, oraya sonradan geldi..."

    Bu şaşırtıcı bilgiler NTV Tarih Dergisi'nin Şubat sayısında yer alıyor.

    Öteden beri Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi olarak sunulan fotoğraf için Falih Rıfkı Atay, Çankaya kitabının 2. baskısında sayfa 17'de şöyle yazıyor:

    "1876'da ilk Kanun-i Esasi'nin ilan edildiği güne rastlayan 23 Aralık'ta Selanik'te kurulmuş Asakir'i Milliye Taburu'ndaki gönüllü subaylardan biri babası olarak öne sürülmüştür.

    Resmi ötekilerden ayrılarak büyütülmüştür. İstanbul Hürriyetçilerine yardım etmek için toplanan bir milli kuruluşa babasının da bulunmuş olması Mustafa Kemal'in hoşuna gidecek bir şeydi ama inanmış mıdır, sanmıyorum.



    Hatta bir gün alaycı bir dille: Bu bizim peder değildir" dediği kulağıma gelir..."

    10 Kasım 1939 tarihli Ulus Gazetesi'nin 13. ve 14. sayfalarındaki iki fotoğraf var. Birinin altında "Atatürk Selanik'te doğduğu ev", diğerinde "Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evin cephesi" yazılmış.

    İddialar şöyle devam ediyor:

    Atatürk'ün babasının vefatından sonra annesi Zübeyde Hanım'ın maddi olanaklarının çocuklarıyla birlikte kardeşlerinin kahyalık yaptığı çiftliğe sığınacak kadar zayıf olduğunu bilenler için tahmin yapmak zor olmasa gerek.

    Ama Atatürk'ün resmi tarihini yazanlar alçak gönüllü evi Atatatürk'e yakıştırmamış olaCaklar ki, daha hali vakti yerinde olanı "Atatürk'ün doğduğu ev" ilan etmişlerdir.

    Bu evin Atatatürk'ün bir süre yaşadığı, Manastır'da öğrenciyken ve sonrasında Selanik'e geldiğinde yattığı evi olduğu da doğru. Ama bu ev, annesinin daha sonra evlendiği Ragıp Bey'in eviydi.

    İki evin Atatürk'ün hayatında nasıl yer değiştirebildiklerini de biliyoruz. Evler yan yana daha doğrusu arka arkayaydılar. Selanik Belediyesi'nce 12 Şubat 1937'de Atatürk'e hediye edilen mülk üzerindeki küçük ev, 1950'lerin başındaki restorasyon sırasında yıkılmıştır.

    Pembe Ev'de doğmadı, oraya sonradan geldi. Bu şaşırtıcı bilgiler NTV Tarih Dergisi'nin Şubat sayısında yer alıyor.

    Öteden beri Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi olarak sunulan fotoğraf için Falih Rıfkı Atay şöyle yazıyor:

    1876'da ilk Kanun-i Esasi'nin ilan edildiği güne rastlayan 23 Aralık'ta Selanik'te kurulmuş Asakir'i Milliye Taburu'ndaki gönüllü subaylardan biri babası olarak öne sürülmüştür.

    Resmi ötekilerden ayrılarak büyütülmüştür. İstanbul hürriyetçilerine yardım etmek için toplanan bir milli kuruluşa babasının da bulunmuş olmlası Mustafa Kemal'in hoşuna gidecek bir şeydi ama inanmış mıdır, sanmıyorum.

    Hatta bir gün alaycı bir dille: "Bu bizim peder değildir" dediği kulağıma gelir" Çankaya 2. baskı İstanbul 1969, s17

    10 Kasım 1939 tarihli Ulus Gazetesi'nin 13. ve 14. sayfalarındaki iki fotoğraf var. Birinin altında "Atatürk Selanik'te doğduğu ev", diğerinde "Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evin cephesi" yazılmış.
    http://www.samanyoluhaber.com/haber-135654.html

  2. #2
    Dost müverrih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesajlar
    14

    Standart

    bilgiler değerli tşkk ederiz. fakat diyelim ki Atatürkün babası Ali Rıza efendi değil bu neyi değiştirir. kurtuluş savaşı,ilk tbmm,M.Kemalin Cumhurbaşkanlığı yapılan inkılaplar bu yaşananların hiç birini değiştirmeyecek bu bilgiler. fakat bizlere neden yalan söyleniyo acaba tarih neden farklı şekilde bize anlatılıyo. bizim tarihimizden başka övünülcek(maniviyatımızdan başka, ki zaten tarihimizi şanlı kılan da dinimiz) neyimiz var bari bunu adam gibi öğretin. yine de ümitsiz olmayalm hakikatlar ortaya çıkacak inşallah. üstad da geleceğin hakikatperest tarihçilerine havale ediyoruz diyor millete karşı oynanmış oyunları.Allah hakikatperest tarihçileri çoğaltsın inş. dua ile
    bugün ihtimal,yarın vaat

  3. #3
    Dost burak_k - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    31

    Standart

    neyi degiştirecek?? cok şeyi degiştirebilir. o adamin hakkında anlatılanların cogunun gercek olmadıgnı degiştirebilri???

  4. #4
    Gayyur arnavut_samet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    85

    Standart

    Alıntı müverrih Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bilgiler değerli tşkk ederiz. Fakat diyelim ki atatürkün babası ali rıza efendi değil bu neyi değiştirir. Kurtuluş savaşı,ilk tbmm,m.kemalin cumhurbaşkanlığı yapılan inkılaplar bu yaşananların hiç birini değiştirmeyecek bu bilgiler. Fakat bizlere neden yalan söyleniyo acaba tarih neden farklı şekilde bize anlatılıyo. Bizim tarihimizden başka övünülcek(maniviyatımızdan başka, ki zaten tarihimizi şanlı kılan da dinimiz) neyimiz var bari bunu adam gibi öğretin. Yine de ümitsiz olmayalm hakikatlar ortaya çıkacak inşallah. üstad da geleceğin hakikatperest tarihçilerine havale ediyoruz diyor millete karşı oynanmış oyunları.allah hakikatperest tarihçileri çoğaltsın inş. Dua ile
    kardeşim haklısın allah hakperest hakikatperest tarihçileri attırsın...çünkü yakın tarihimizin anlatılmaya ihtiyacı var çünkü adı üstünde "yakın" inşallah aydınlatılacaktır...selam ve dua ile..
    EZELİ SIRLARI NE SEN BİLİRSİN NEDEN BEN...
    BU MUAMMALI HARFİ NE SEN ÇÖZEBİLİRSİN NEDEN BEN
    PERDE ARDINDA BİR SEN VE BEN DEDİKODUSU VAR AMMA...
    PERDE KALKTIMIYDI NE SEN KALIRSIN NEDE BEN...!

  5. #5
    Gayyur *azize* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar
    64

    Exclamation

    Alıntı arnavut_samet Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    kardeşim haklısın allah hakperest hakikatperest tarihçileri attırsın...çünkü yakın tarihimizin anlatılmaya ihtiyacı var çünkü adı üstünde "yakın" inşallah aydınlatılacaktır...selam ve dua ile..
    inşaallah,
    Madem çok sevab istersin, ihlâsı esas tut ve yalnız rıza-yı ilâhîyi düşün.

  6. #6
    Dost naccan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    4

    Standart

    samet memleket nere kardes

  7. #7
    Gayyur arnavut_samet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    85

    Standart

    belli olmuyormu kardeş=)
    EZELİ SIRLARI NE SEN BİLİRSİN NEDEN BEN...
    BU MUAMMALI HARFİ NE SEN ÇÖZEBİLİRSİN NEDEN BEN
    PERDE ARDINDA BİR SEN VE BEN DEDİKODUSU VAR AMMA...
    PERDE KALKTIMIYDI NE SEN KALIRSIN NEDE BEN...!

  8. #8
    Dost jordan23k - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Mesajlar
    26

    Standart

    Teşekkür ederiz kardeş

  9. #9
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Yeni rejimin sembolü heykeller (1)


    Sarayburnu'ndaki (İst.) M. Kemal heykeli, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görünür yere dikilen ilk heykeldir.
    Avusturyalı heykeltraş Heinrich Krippel'e yaptırılan bu heykelin açılışı için, seksen üç yıl evvel bugün, yani 3 Ekim 1926'da resmî tören düzenlendi.
    Heykelin masrafları, İstanbul Belediyesi tarafından karşılandı. Bu tarihteki belediye başkanı Muhittin Üstündağ'dı. Açılış merasimini organize eden de oydu. (CHP Genel Sekreterliği de yapmış olan Mustafa Üstündağ'ın babası.)
    Bu heykel, aynı zamanda yeni rejimin ideolojisini de sembolize ediyordu.
    İstanbul'un deniz tarafına, Marmara Denizi ile İstanbul Boğazı'nın kavşak noktasına, özellikle Avrupa'dan gelecek diplomat ve turistlerin en rahat görebilecekleri mevkiye yerleştirilen bu bronz heykel ile Türkiye'den dünyaya, hasseten Batı'ya çarpıcı bir mesaj veriliyordu: "Bakın biz değiştik. Artık eskisi gibi değiliz. Size benzemeye başladık. Haberiniz olsun. İşte görüyorsunuz."
    Yapım ve döküm işi Avusturya'daki bir atölyede tamamlanarak İstanbul'a getirilen ve bundan 83 yıl evvel Sarayburnu'na dikilen 3 metre yüksekliğindeki bu heykelin "açılış merasimi" vesilesiyle, Birinci Reis M. Kemal'den de bir tebrik mesajı gelir.
    Telgrafla gelen mesajda şu ifadeler kullanılıyor: “Muhterem İstanbul halkının ilk defa heykelimi dikmek suretiyle gösterdiği yüksek kadirşinaslıktan ve resm–i küşat (açılış töreni) münasebetiyle hakkımda izhar buyurulan necip hissiyattan dolayı samimi teşekkürlerimi arzederim. Sözün bundan sonrası heykeltıraşlarındır.” (Gültekin Elibal, Atatürk ve Resim–Heykel, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1973, s. 194.)
    Aynen öyle de oldu. Heykeltraşlar, bu tarihten sonra Türkiye'de söz sahibi oldular, çok heykel diktiler ve bu işten çokça ekmek yediler.
    Seksen üç yıldır devam eden heykelcilik faaliyeti, Türkiye'yi muhtemelen dünya birincisi olma noktasına getirmiştir.
    Şimdi biraz gerilere doğru gidelim ve yeni Türkiye'de ilk heykelcilik teşebbüsünün ne zaman ve nasıl başladığını irdelemeye çalışalım.

    Lozan görüşmeleri devam ederken

    Heykelcilik tartışması, Türkiye'den henüz Cumhuriyet kurulmadan başladı.
    Bizim tesbitlerimize göre, ilk büyük tartışma 1923 yılı başlarında M. Kemal ile Said Nursî arasında yaşanmış.
    Bu noktaya "Son Şahitler"den Vanlı Tevfik Demiroğlu, ilk Meclis'te Siverek mebusu Abdülgani Ensari, Av. Hulusi Bitlisî Aktürk ve Afyon'da Jandarma komutanı Hasan Ergen, müştereken parmak basıyorlar. Onların görüp anlattıkları birbirini fazlasıyla teyid ediyor.
    Bu şahısların, gerek bizzat müşahade ederek ve gerekse Said Nursî'nin kendisinden dinleyerek aktardıklarına göre, 1923 yılı başlarında Ankara'da bulunan Bediüzzaman Said Nursî ile Meclis Başkanı Mustafa Kemal arasında dört konuda çok sert tartışmalar ve münakaşalar yaşandı.
    Bunlar, sırasıyla şöyledir:
    1) Said Nursî'nin mebuslara hitap ederken öncelikle imandan söz etmesi ve namazın ehemmiyetini nazara vermesi.
    2) M. Kemal'in içkiye dair fetva istemesi.
    3) Aynı şekilde, kadınların açık gezebilmelerine dair fetva istenmesi.
    4) Heykellerin dikilebileceğine dair fetva istenmesi.
    Son üç madde ile ilgili fetvanın istendiği tarih, tam da II. Lozan görüşmelerinin Türkiye ve Avrupa gündemini işgal ettiği günlerdir.
    Belli ki, gizli Lozan görüşmeleri esnasında, Türkiye'de bir "dinî reform" hareketinin başlatılması ve bazı örneklerinin âcilen sergilenmesi istenmiştir.
    Bu süreçte, henüz Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmamıştır. Ankara, Şeyhülislâmlık makamından da kopmuş olduğundan, bu konuda en yetkili, en otoriter şahsiyet olarak Dârü'l-Hikmeti'l–İslâmiye âzâsı olan Said Nursî görüldüğü için, fetva da ondan istenmiştir.



    Bir önceki yazıda ismi geçen şahitlerin anlattıklarından çıkan ortak fikir ve kanaate göre, heykel meselesinde 1923 yılı başlarında M. Kemal ile Said Nursî arasında—en az iki kere olmak üzere—şöyle bir diyalog hali yaşanmış:
    M. Kemal: "Molla Said! Heykel meselesindeki fikrin nedir? Ben Sarayburnu’na bir heykelimin dikilmesini istiyorum. Buna ne dersin? Bunun bir fetvasını bulabilir misin?"
    Said Nursî: "Paşa! Biz sana heykel dikmen için mi yardım ettik? Millet bunun için mi harbetti? ...Büyük Kur'ânımızın bütün hücumu heykelleredir. Müslümanın heykelleri camiler, medreseler, hastahaneler, yetimhaneler gibi mâbedler ve hayır müesseseleridir."
    (Bkz: Son Şahitler'den Tevfik Demiroğlu'nun hatıraları ile Av. Hulusi Bitlisî'nin Afyon Mahkemesi Müdafaasından nakille, N. Şahiner'in Bediüzzaman'ın biyografisine—BTBSN—dair eseri; ilk baskı, s. 250.)
    Birbirine taban tabana zıt iki düşünce akımı, işte bu tarihlerde ve böylelikle gün yüzüne çıkıyordu.
    Said Nursî, Lozan'daki dayatmaların Ankara'da ma'kes bulacağı kanaatiyle, "bâb–ı hükûmet"ten izzet û ikbâl ile ayrılarak, trenle Ankara'dan Van'a gider.
    Görgü şahidi Tevfik Demiroğlu'nun anlattığına göre, o esnada tren garında bulunan M. Kemal, heykel meselesini tekrar açarak Said Nursî'nin hem fikrini sordu, hem de yaptığı parlak tekliflerle onu gitmekten caydırmaya çalıştı. Ancak, bu son teşebbüs de neticesiz kaldı. Said Nursî, orada yine kesin bir kararlılıkla hem değişmeyen fikrini tekrarladı, hem de artık birlikte çalışamayacağı yönünde kararlılık ifadesinde bulundu. (Son Şahitler–I, s. 219)
    Aynı kaynakta, heykel dikme teşebbüslerinin farkına varan Av. Abdunnâfi Efendi ismindeki bir zâtın, İstanbul'dan Ankara'ya "Hilâfet merkezine heykeller dikilemez" diye telgraf üstüne telgraflar gönderdiği ifade ediliyor.
    Ne var ki, bir yıl kadar sonra (3 Mart 1924) Hilâfet makamı da lağvedilerek Avrupaî tarz icraatın önü açıldı. Bundan bir sene sonra da, Avusturyalı heykeltraş Krippel Türkiye'ye dâvet edilerek muhtelif yerlere dikilecek heykeller hakkında para ve proje bazında mutabakat sağlandı.
    Aslında ilk heykelin mânevî iklimi yüksek Konya'da yapılması düşünülmüştü. Konya Belediyesi, 1925'te kolları sıvadı ve Krippel'le anlaştı.
    Ne var ki, bütçesi daha kuvvetli olan İstanbul Belediyesi elini çabuk tutarak Konya'nın önüne geçti ve 3 Ekim günü açılış törenini düzenledi. Konya Belediyesi ise, bu işi ancak 29 Ekim 1926'da tamamlayabildi.
    Son olarak (tr.wikipedia.org/wiki/Heinrich_Krippel) kaynağından aktaracağımız bilgilerle bu bahsi kapatalım.
    Heinrich Krippel, 17 Eylül 1883’de Viyana’da dünyaya geldi. I. Dünya Savaşı’na topçu subayı olarak katıldı. 1925 yılında Atatürk anıtları yaptırılmak amacı ile Ankara hükümetinin dâvetlisi olarak Türkiye’ye geldi. 1938’e kadar on üç yıl Türkiye’de kalarak Atatürk heykelleri yaptı.
    Atatürk, san'atçıyı Köşk'te misafir ederek, hazırlayacağı tüm heykeller için kendisine pozlar vermiştir. Krippel, yapacağı heykel ve anıtların ön çalışmaları ile taslaklarını Türkiye’de hazırladı. Bu taslaklardan tasarlanarak hazırlanan heykel kalıpları, san'atçının Viyana’daki atölyesinde üretildi ve Viyana Birleşik Maden İşletmelerinde bronza döküldü. Bu heykeller daha sonra parçalar halinde Türkiye’ye getirilerek yerlerinde monte edildi.
    San'atçı Viyana’ya dönmeden Ulus’ta Martin Elsaesser tarafından projelendirilerek inşa edilen Sümerbank binasında taştan bir Atatürk heykeli yaptı ve 1938 yılında yeniden Türkiye’ye gelebilmek umudu ile Viyana’ya döndü. Ne var ki, Krippel, II. Dünya Savaşı’nın başlaması sebebiyle bir daha Türkiye’ye dönemedi ve 5 Nisan 1945’te Viyana’da geçirdiği mide ameliyatı sonrasında öldü.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  10. #10
    Gayyur Tek Yol İSLAM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Bulunduğu yer
    Devlet-i Aliye-i Osmaniye
    Mesajlar
    52

    Standart

    Her sabah milyonlarca çocuklarımız kardeşlerimiz önünde onun yolunda yürümek için and içiyor !


    hala bişeyleri değiştirebiliriz!

    selametle

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 23
    Son Mesaj: 01.10.15, 13:47
  2. Bildiğimiz Ayetlerin İnfak Eksenli Okunuşu - Senai Demirci
    By SeRDeNGeCTi in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.06.11, 09:58
  3. Hangi Hal Üzere Öldüğünü Bilmediğimiz Bir Yakınımız Vefat Ederse?
    By abdussamedfani in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 04.05.08, 23:51
  4. Anlamını Bilmediğimiz Kelimeler
    By yeşil elma in forum İstek, Öneri ve Forum Yardımı
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 19.01.08, 22:26

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0