+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: Devletin Unuttuğu, Milletin Sahiplendiği Büyük Şair Mehmet Akif Ersoy

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Exclamation Devletin Unuttuğu, Milletin Sahiplendiği Büyük Şair Mehmet Akif Ersoy

    Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy 1873 yılının Aralık ayında, İstanbul’un Fatih ilçesinin Sarıgüzel semtinde doğmuştur.

    Mehmet Âkif’in babası Mehmet Tâhir Efendi (doğ. 1826 / öl. 1888), annesi Emine Şerife Hanımdır (doğ. 1836 / öl. 1926). Âkif’in Nuriye adında bir kız kardeşinin olduğu bilinmektedir. Mehmet Âkif, sırasıyla; mahalle mektebi, ibtidâî (ilkokul), rüşdiye (orta okul) ve mülkiye idâdîsi (lise), Baytar Mektebi’ne (Veterinerlik Fakültesi) devam etti. 1893’te Baytar Mektebi’nin ilk mezunu ve birincisi olarak diploma aldı. Âkif; Arapça, Farsça ve Fransızca tercümeler yapacak kadar iyi biliyordu. Mehmet Âkif, aynı zamanda çeşitli sporlarla ilgilenmiş; güreş, gülle atma; ata binme ve yüzme sporlarıyla uğraşmıştır. Öğrenimini tamamladıktan sonra, Ziraat Vekâleti (Bakanlığı) Baytarlık Şubesinde göreve başladı. İlk dört sene Rumeli, Anadolu ve Arap vilayetlerinde dolaşarak baytarlık yaptı. Yirmi beş yaşında iken İsmet Hanım’la evlenen Mehmet Âkif’in üç kızı (Cemile, Feride, Suad) ve iki oğlu (Emin, Tahir) olmak üzere beş çocuğu dünyaya gelmiştir. Öğretmenlik hayatına 1906’da Halkalı Baytar Mektebi’ne “kitâbet-i resmiye” (resmî yazışma usûlü) dersi muallimliği ile başladı. 1908’den sonra ise Edebiyat Fakültesi ile Dârü’l-Hilâfe Medresesi’nde “Osmanlı Edebiyatı” müderrisliğinde bulundu.

    Mütareke devrinde, Üstad Bediüzzaman’ın da üyeleri arasında bulunduğu “Darü’l-Hikmetü’l İslâmiyye”de üye ve başkâtip (genel sekreter) olarak çalıştı (Ağustos 1918 – Nisan 1920) ve bu kuruluşun yayın organı olan “Cerîde-i İlmiyye”yi idare etti.

    İstiklâl Marşımızda, “Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hûda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüda” mısralarıyla vatana bağlılık hislerini dile getiren, “Bu millete Allah bir İstiklâl Marşı daha yazdırmasın” diye o zor yıllara vurgu yapan Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’u vatandan ayrı kalmaya iten sebep neydi? Bu sorunun cevabını en açık şekliyle Âkif’ten başka kimse bilmiyordu. O da ebediyete intikal ettiğine göre, bize tarihî vesikaların arasına dalarak bu soruya cevap aramak düşüyor. Âkif’e acaba ne olmuştu? İstiklâl Marşı’nı yazdıktan topu topuna dört yıl sonra Mısır’a gitmiş ve on yıl Türkiye’ye gelmemişti ya da gelememişti. Cumhuriyetin başında girişilen geniş çaplı tasfiye hareketinde Millî Mücadele’nin ateşli savunucusu Âkif de tasfiye mi edilmek istenmişti acaba? Dev.>> 27.12.08 Ta. YA Gz. de<<

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  2. #2
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Taceddin Dergâhı, İstiklâl Marşı'nın yazıldığı mekandır. Akif, Milli Mücadeleye katılmak için Ankara' ya geldiğinde ev bulmanın çok zor olduğundan dolayı Dergâhın şeyhi tarafından ikâmet etmesi için Mehmed Akif e tahsis edilmişti.
    Burası Akif in dostlarını ağırladığı, ülke sorunlarının, sanatın ve Milli Mücadele ile ilgili konuların konuşulduğu, tartışıldığı ve bağımsızlık mücadelesinin odak noktalarından biridir. Bu açıdan da Taceddin Dergâh' ı önemli ve hatırlanması, korunması gereken bir mekandır.
    Ancak Dergâh çok uzun yıllardır kendi kaderine terkedilmiş, bakımsız ve içinde sarhoşların barındığı bir yer olarak kaldı. İlk olarak 1968 yılında, Ankara Eski Valisi ve senatör Ömer Naci Bozkurt tarafından fark edilerek tamir ve tadilatı yapıldı.
    Daha sonra, bazı sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte Mehmed Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı' nın çabalarıyla Akif i anma günlerinin yapıldığı bir merkeze dönüştü.
    Ancak bizzat Hacettepe Üniversitesi sit alanı olan bu bölgede kaçak yapılarla Dergâh' ın etrafını kuşattı. Mahkemede yıkım kararı alınmasına rağmen bu binalar yıkılamıyor.
    Dergâh "Mehmed Akif Ersoy Evi" olarak hizmet veriyor.
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  3. #3
    Vefakar Üye nurlukul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    301

    Standart

    Allah razı olsun.gerçekten sebebini çok merak ettiğim bir konudur.

  4. #4
    Ehil Üye Nuru-Beril - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    bilinmiyor...
    Mesajlar
    1.360

    Standart

    İNMEMİŞTİR HELE KURAN
    BUNU HAKKIYLA BİLİN
    NE MEZARLIKTA OKUMAK NEDE
    FAL BAKMAK İÇİN...
    M.akif Ersoy (Allah ondan razı olsun)



    iza/hını bilmediğin konuda sui-zanda
    hatta hiç bir zan/da bulunma.....




  5. #5
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    BİRKAÇ SÖZ

    Mehmed Akif Ersoy'un altmışüç yıllık ömrü, bir destan güzelliğiyle geçti.
    Onun dosdoğru şahsiyetini, en insafsız muhalifleri bile alkışlamak mecburiyetinde kaldılar. Cumhuriyet devrimizin en dikkate değer fikir ve sanat öncülerimizden biri de M. Akif tir.
    O, bizim mütefekkir şairlerimizdendir; Ümidimizin, imanımızın, çilemizin, vatanseverliğimizin, hürriyet aşkımızın şairidir.
    Millî Mücadelemizin maddî ve manevî cephesini omuzlayan kahramanlar arasında, Mehmed Akif Ersoy'u görmeyenlere ve göstermeyenlere, söyleyecek sözümüz de uzatacağımız kitabımız da çoktur.
    Cumhuriyet tarihimizde, taassuba, cehalete, tembelliğe ruhsuzluğa - köksüzlüğe... Mehmed Akif öfkesiyle baş kaldırmış kaç şairimizi sayabilirsiniz?
    İkinci Mahmud zamanından beri, çağdaşlaşmak yolunda, Milletimize bazen tamamen yanlış, bazen kırk noksanla sakat reçeteler verildiğini, Akif kadar bilen ve bize doğru yolu gösteren kaç şairimizi gösterebilirsiniz?
    M. Akif'e göre, Milletimiz, ancak, marifet ve fazilet temellerine dayanarak yükselebilir. Akif'in marifetten kasti: ilimdir, tekniktir, sanattır. Fazilet ise: bizi millet haline getiren maddî ve manevî özellikleriyle kültür değerlerimizdir.
    Akif’in SAFAHAT isimli dev eseri, bilgisizliğimize, taklitçiliğimize, yanlış tevekkül anlayışımıza ve Batı Dünyası karşısında kapıldığımız küçüklük duygumuza bir isyan çığlığıdır.
    M. Âkif’e göre; "Eski, eski olduğu için atılmaz; zararlı veya faydasız olduğu için atılır. Yeni, yeni olduğu için alınmaz; doğru, güzel ve faydalı ise alınır!"
    Türkiye’mizi zaman zaman kasıp kavuran çeşitli buhranlar, bu ölçünün yokluğundan alevlenmektedir.
    Yurdumuzun huzurlu, güvenli ve güçlü olması, Mehmed Akif Fikriyatıyla mümkündür. Bugünkü ve yarın ki Türkiye'nin aydınlığı, genç nesillerimize, Mehmed Akif idealizmi vermekle sağlanabilir.
    1984 yılında, Ankara'da kurulan MEHMED AKİF ERSOY FİKİR VE SANAT VAKFI:
    Milletimize fikirleri, eserleri ve şahsiyetiyle mal olmuş bulunan mütefekkir şairimizin hâtırasını yaşatmak, eserleriyle ve örnek şahsiyetiyle yurt içinde ve dışında bilhassa genç nesillere tanıtılmasını sağlamak.
    Fikri, sanatı ve şahsiyeti üzerine yapılacak çalışmaları ve yayınlan desteklemek,
    Eserlerinin noksansız ve tenkitli baskılarını hazırlatmak ve yayımlatmak, dergilerde kalmış çeşitli yazılarını ve şiirlerini derleyerek yayın haline getirmek gayesiyle yola çıkmıştır.
    Site , bu düşünceyle hazırlanmıştır. Mehmed Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı'ı yeni çalışmalarla sizi tekrar arayacaktır.
    Selâm! Sevgi! Saygı!
    Yavuz Bülent BAKİLER
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  6. #6
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE

    Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,

    - Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya -
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

    Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde - gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı"

    Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

    Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

    Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında;
    Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!

    Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

    Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ!

    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil,
    Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,

    Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz.

    Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
    Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harâb.


    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:

    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

    Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;
    Atılan her lâğımın yaktığı: yüzlerce adam.

    Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;
    O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara, vâdîlere sağnak sağnak.

    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

    Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
    Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.

    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..

    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat imân?

    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?
    Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.


    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    Beşerir azmini tevkîf edemez sun'-ı beşer;

    Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;
    "O benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi.

    Âsım'ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.


    Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,

    Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
    Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!

    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...

    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    "Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.

    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb.
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.

    "Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
    Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,

    Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

    Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;

    Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
    Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.


    Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
    Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn'i,

    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân...
    Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;

    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;

    Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

    Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,
    Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

    ****************************
    Akif, yaşadığı ülkeye, topluma ve dostlarına her şeyini verdi ve bunların karşısında hiçbir şey almadı demek doğru değil belki ama, hiçbir şey talep etmedi. Herkesin aksine Akif, sadece ailesine karşı sorumluluğunu yerine getiremedi. Bu yüzden yoksulluğunun, fedakârlığının, kendinden vazgeçmenin maliyetini kendisi kadar eşi ve çocukları da ödedi.
    Yine bu nedenledir ki, ölümünden sonra ailesine tertemiz bir isimden, eserlerinden başka bir şey bırakmadı. Ve yoksulluğu çocuklarının hayatına yansıdı.
    Ne yazık ki, Akif'e gösterilen ihml ve ilgisizlikten çocukları da nasibini fazlasıyla aldı.
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  7. #7
    Ehil Üye HüZnÜ HaZan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar
    4.454

    Standart

    Bütün hayatı boyunca fikir çilesi çeken bir insandı...
    Onun hayatını okurken çok etkilenmiştim ve vatanını herşeyi göze alabilecak kadar çok seviyordu...
    Nur içinde yatsın mekanı cennet olsun inşallah...


    Hur bajo,Kur bajo
    Ga mêşine...








    Kendini tevil et!...






  8. #8
    Vefakar Üye hafız halime - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    475

    Standart

    ''tarihi tekerrür diye tanımlıyorlar
    hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?!''

    çok beğendiğim bir sözü Allah rahmet eylesin...
    Aşk imiş her ne var alemde
    İlm bir kil ü kal imiş ancak !
    Fuzuli

  9. #9
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Selim GÜNDÜZALP
    Mehmed Âkİf Ersoy




    Şıp, şıp, şıp…
    Ve damlacıklar, ard arda sıralandılar. Gözlerimden yaş olup çağladılar. Duygularım şahlanmıştı âdeta. Dayanamıyordum o sese. Dudaklardan dökülen, o ateşîn sözlere.
    Karşımdaki adam ise, hiç durmadan, hiç takılmadan ezberinden okuyordu. Yok, yok okumuyor, belki şakıyordu. Bir yandan da ağlıyordu. Belli ki gönülden inandığı, sevdiği bir şeyi yapıyordu. Kimdi bu adam?
    Sevgili okuyucu bu adam, babamdı. O yıllar ki, ben 18 yaşının baharında, o ise 45 yaşlarındaydı. Okuduğu şiir, Mehmet Âkif Ersoy’undu.
    Rahmetli babacığım sevecen, şen şakrak bir adamdı. Semtimizin Ağa Camiinde, zaman zaman fahrî müezzinlik yaptığı olurdu, ama sesi hep titrerdi. O ses, kulağıma ürkek ve zayıf gelirdi. Oysa bu şiiri okurken; o insan gitmiş, yerine bambaşka bir adam gelmişti. El kol işaretleriyle coşmuş bir hatip gibiydi. Davudî ve tam bir erkek sesiyle, yeri göğü inletiyordu âdeta:
    “Zulmü alkışlıyamam, zâlimi asla sevemem
    Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem...
    Biri ecdadıma saldırdı mı, hattâ, boğarım...
    — Boğamazsın ki!
    — Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
    Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
    Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
    Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
    Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle
    Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
    Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boynum.
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
    Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
    Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu...”
    diye devam ediyordu.
    Sevdimdi bu sesi ve bu sesin okuduğu şiiri. İlerde bu şiirin şairini de sevecektim. Ne kadar içten ve yürekten gelen sözlerdi bunlar. Şairin samimiyeti ve içtenliği şiirine de sinmiş, mısralarında da hissediliyordu. Hayat ne kadar büyük bir okul. Ne kadar zengin ve engin derslerle dolu.
    Evet, okulda öğrendiklerimizden çok daha fazlasını hayattan öğrenebiliriz. Bazen hayatın bir gün içindeki bir dersi, ömrün yıllarına bedel olabiliyor. İşte o gün ben de, yeni bir şey öğrenmiştim hayattan, ya da baba okulundan.
    Meselâ, güzel şiirler ezberlemeyi, onları hıfzıma almayı ve yeri geldiğinde babam gibi haykırıp okumayı, hakkı ve hakikati anlatmayı o gün öğrenmiştim. O gün bitmez tükenmez derslerle doluydu benim için.
    M. Âkif’in “İstiklâl Marşı” şiirinin dışında bildiğimiz bir şeyi yoktu. Bir karede ebedî mahkûm, altın bir lâleydi o. Çerçevenin dışına çıkmak, hayatına da bakmak gerekliydi, ama olmamış, yapamamıştım. Sadece ben mi? Sanmıyorum. Bu bilgiç ve ezberci tavır, maalesef hepimizde olan bir şeymiş. Bunu da çok sonra öğrendim ve ona ne kadar haksızlık ettiğimizi o gün anladım.
    Babama hayran kalmıştım o gece. İnsanın duygularını yücelten, gönlündeki güzellikleri yansıtan şiirler bilmesi ve yeri geldiğinde de onlardan bir demet gül sunması ne kadar da anlamlı bir davranıştı. Babam gözümde bir kere daha büyümüş, ben ise yeniden çocuk olmuştum. O gün, onun gibi olmayı, şiirler okumayı ne kadar arzulamışımdır. Artık yeni bir sayfa açılıyordu hayatımda. Mehmet Âkif hem hayatıyla, hem de şiiriyle ideal bir örnek teşkil ediyordu.
    Ardından bu dünyaya komşu olan, aynı karakterde diğer isimleri keşfedişim başlayacaktı. Önce Necip Fazıl ardından Sezai Karakoç ve sonra Ziya Osman Saba... O gün bir şiirle, bir adımla başlayan o yolculuk, bu gün de sürüyor. O çocuk, hâlâ öğrenmeye devam ediyor. Okumak için seçtiği yazar ve şairlerde o kristal ölçüyü; “eylem ve söylem” beraberliğine dikkat ediyor. O hayırlı günün hatırası, yâd-ı cemîlidir bunlar.
    Okul sıralarında bir iki şiiriyle tanıdığımı zannettiğim M. Âkif’i babam o gün okuduğu o tek şiiriyle, bir abide gibi önüme dikmişti.
    Hayatını merak edip öğrenince; M. Âkif’e karşı sevgim ve saygım bir kat daha arttı. Artık o benim gözümde bir ideal ve dâvâ adamıydı. O benim semâmın yıldızıydı. Hayatı şiirinden daha ileriydi.
    Nice kuyruklu yıldızlar vardır, hızla gelirler, ama aynı hızla da geçip giderler. Bir de yıldızlar vardır semâda, sönmeyen yıldızlar. Hep güneş gibi parlarlar. Mehmet Âkif onlardandı işte.
    Evet, o günlerde birçok yazılar yazan nice kalem erbabı unutulup gitti bugün. Bunlardan geriye tek bir satır, tek bir kelime bile kalmadı hafızalarda yaşayan, ama Mehmet Âkif öyle değil. Hayatımızı ve ruhumuzu süsleyen nice ifadeleri var bizimle beraber yaşayan ve hâlâ yolumuza ışık tutan...
    Gerçekçiydi Mehmet Âkif. Halk ve toplumu ilgilendiren her olayın içindeydi. Devrinin en aydın, en okumuş sayılı şahsiyetlerinden biriydi. Ama hep Hakla ve halkla birlikteydi, aydın kimliğiyle beraberdi. İnancıyla, azmiyle, çırpınışıyla hep vardı. Kıyıda köşelerde olmamış, menfaat peşinde koşmamıştı.
    Şiir ve yazı onun için bir araçtı. Derdi vardı. Iztırabı vardı. Bu derdi bu ıztırabı şiiriyle, mızrabıyla dile getirmişti. Edebiyatın, edep ve erkânını çok iyi bilmesine rağmen şairlik derdinde değildi. Dâvâsının peşindeydi. Kendi ifadesiyle; hesabını bilmese de haddini bilirdi.
    Arapça’yı, Farsça’yı ve Fransızca’yı da en ileri derecede bilirdi. Bu çöküş ve yıkılış devrinde Mehmet Âkif inancın kalesini bekleyen nöbetçilerden biriydi. İnancını sözüyle, sohbetiyle, hayatıyla savunan bir kahramandı. Onun içindir ki; ona “millî mücadelenin mânevî lider”lerinden biri denilmiştir.
    Evet, Aralık ayının o esrarlı gecesinde, dışarıda yağmurun semadan rahmet olup indiği bir geceydi. Evimizin küçük odasında da durum aynıydı. Gözyaşlarımız rahmet olup akmıştı, taşmıştı. Evet:
    Geceler gündüz arar,
    Kışlar bahar arar,
    Nehirler deniz arar,
    Denizler umman arar,
    Bir damlacık gözyaşı,
    Akacak gözler arar.
    İnsanlar ilgi arar,
    Akıllar bilgi arar,
    Gönüller sevgi arar,
    Günahlar silgi arar,
    Bir damlacık gözyaşı,
    Akacak gözler arar.
    Aramızda sımsıcak bir ilgi, bir irtibat noktası daha oluşmuştu o gece babamla. Gençlik yılları malûm, her şeyi bildiğimizi zannettiğimiz uçarı yıllar. İki günde âlim, bir günde cahil olduğumuz yıllar. En yakınlarımıza, ne yazık ki, en uzak olduğumuz çağlar. Babamla ikimizin arasında o gece başlayan yeni bir ilişki ağı Mehmet Âkif’in bu şiiriyle olmuştu. Kendisini rahmetle ve duâyla anarım hep.
    Yine ilginçtir, kütüphanemin imzalı ilk kitabı, o yıllarda Bayram Bulut kardeşimin hediyesi Mehmet Âkif’in “Safahat”ı olmuştu.
    Mehmet Âkif, rahmetli babam ve o şiir; yıllardır bu üçünü birden aynı karenin içinde düşünmeden edemiyorum.
    Gerçi biz çocukluk yıllarında da Mehmet Âkif’i, İstiklâl Marşı şairimizi o geniş ve apaçık alınlı, beyaz sakallı resmiyle de tanıyıp sevmiştik. İşte vatanımızın masmavi semaları kadar berrak, tertemiz bir alın ve hayatın sahibi diye bilmiştik.
    İnancı ve milleti için terleyen bir insanı Allah sevdirdi mi seviliyor. Hiç kimsenin methine, sevdirmesine, övmesine gerek kalmıyor.
    Eseri kadar hayatı da gözönünde bir insandır Mehmet Âkif.
    Hz. Peygamberi (asm) seven, Asr-ı Saadeti modern çağda görmek isteyen bir ideal adamıydı. Onun sözüyle ve eylemiyle ya da şiiriyle yaptığını kaç kişi yapabilmiş? Kaç faniye böyle bir şeref nasip olmuştur?
    En küçük haksızlık karşısında asla eğilmemiş, dosdoğru kalabilmiş. Kıyamdan rukûa; Allah’ın huzurundan başka hiçbir yerde eğilmemiş. Her yönüyle o apayrı bir örnek karakterdir.
    Ömür boyu geçim darlığından kurtulamadığı için; garibin, fakirin hâlini de çok iyi bilirdi. Ankara’nın o şiddetli kışlarında, üzerinde bir paltosu bile olmadığı ve üstelik şiddetli geçim sıkıntısı çektiği halde, İstiklâl Marşı için konulan 500 lira’yı (bu 1921 yılının parasıdır) almadığı gibi, bu parayı yetimler ve fakirler yurduna hibe etmekten de zerrece çekinmemiştir. Bu kadar izzetli ve cömert bir insandı.
    Bir yandan Baytar mektebinin en başarılı öğrencisi ve ilk mezunlarından olup mesleğini de fennî bilgiler ışığında en iyi şekilde uygulamaya çalışıyor, diğer yandan da ilim tahsil etmekten yılmıyor, yorulmuyordu. Bir yandan İstanbul Üniversitesinde dersler veriyor, bir yandan da yazılarıyla, şiirleriyle milletini, vatan evlâtlarını asırlar süren uykudan, cehaletten, tembellikten, sefahatten uyarıyor ve uyandırıyordu.
    Maddî ve manevî tehlikelere karşı üzerine düşeni yapıyor, akıllı adam felâketler gelmeden önce feryat ediyor, bağırıyordu. Ama sağır kulaklarımız duymuyordu. O zaman da, üzerimizdeki o gaflet yorganını çekip alıyordu. Elindeyse kalkma. İşte Âkif budur sevgili okuyucu.
    O tam İlâhî bir görev insanıydı. Bunu ne kadar da içten ve samimî yapıyordu. Nerede bir görev varsa küçük büyük dememiş her okula, her cepheye koşmuş sayılı nefeslerini boş yere tüketmemiştir. Sözün odun gibi olsa da, doğru olması için çalışmış, asla taviz vermeden yaşamıştır.
    Mısır’dan, Medine’ye, Berlin’den Bingaziye kadar her yere koşmuş, üzerine düşen görevleri hakkıyla yapmıştır.
    Çanakkale Savaşı’nda “Çanakkale Destanı” adlı şiiriyle milletin acısını paylaşmış, o acılı millete şevk ve ümit vermiştir. Bursa’nın Yunanlılar tarafından işgali sırasında da “Bülbül” adlı şiiriyle “Sus ey bülbül,” diyerek üzerimizdeki ölü toprağını kaldırmış, ümidimizi ve şevkimizi kamçılayıp, cesaret ve azmimizi güçlendirmiştir.
    Bu güzel insanın ömrü de güzel bir tevafukla Hz. Peygamber’in (asm) yaşında bitmiştir. Allah gani gani rahmet eylesin.
    Ömür biter, ama etkisi devam eder. Sahibinin yaptığı hayırlar geride bıraktığı güzel eserler onun adeta ikinci bir hayatı olur. Mehmet Âkif bu açıdan bakıldığında ise ailesine ve milletine zerrece borcu olmayan, ama çok kıymetli bir “miras” bırakmış insandır. 80 yıldır hâlâ bu mirastan payımıza düşeni almaya devam ediyoruz… Şimdi sıra sende nasip de sende ey okuyucu…
    Şairimizin dediği gibi;
    “Bir insan ölürse ondan geriye kalır eseri.
    Bir eşek öldü mü de ondan geriye kalır semeri.”
    Eser-semer arası tercih bizim ibret alalım ibret alınan olmayalım…
    Onu yine yakın dostu Mithat Cemal Kuntay’ın “Mehmet Âkif” kitabının en sonundaki en nefis yazıyla yâd etmek istiyorum:
    “Vitam Impendere Vero”
    Bu Lâtince lâfı, bu Türkçe faslın başında tuhaf görmeyin, aziz karilerim! Bu Lâtince ibare benim için çok sevimliydi : Mânâsından dolayı değil, sesinden dolayı sevimli.
    Rüşdiyede Fransızca hocamızın öğrettiği bu cümleyi, çocukluğumda, mânâsını anlamayarak, bir şarkı gibi şahsî bir besteyle okurdum. (Çocukların bir kişiye mahsus olan besteleri malûmdur.) Fakat bu güzel şarkının “hakikat uğruna hayatını vermek” mânâsına geldiğini öğrendiğim gün, ibareden sıtkım sıyrıldı. Sesi o kadar sevimli olan bu cümlenin mânâsı, nasıl, bu kadar korkunç olurdu?
    Kelime olan “hakikat”e vücudumun her zerresinde bir başka lezzet olan “hayat” nasıl verilirdi? Böyle düşünmekte, acaba yalnız mıyım, diye evvelâ korktum. Fakat başkalarına da gizli gizli baktım: Onlar da, aşağı yukarı, benim gibi düşünüyorlardı. Demek ki, bu cümle yalandı; ve bu yalanı, çocukluğumdaki başka yalanların arasına fırlattım, attım.
    Derken, bir gün, bu ibare bir insan olarak karşıma çıktı. Bu sefer bu insana inanmadım: Bu adam, benim çocukluğumdaki mânâsız bir şarkıydı; ve ben, artık bu şarkıyı sevecek kadar çocuk değildim. Fakat karşımdaki o kadar sahici adamdı ki, onun yanında, her ayda bir yıl küçülerek, az zamanda yeniden çocuk oldum. Ve çocukluğumun eski şarkısını yeniden ve bu sefer anlayarak, sevdim.
    Aziz karîlerim, bu adam, Âkif’ti. “Hakikat uğruna hayatını vermeli” diyen Lâtin şairi gibi, bu Türk şairi de:
    Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam!
    Diyordu. Seciyesi de, san'atı da iç içe duran iki dağdı:
    Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
    Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
    Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam.
    Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
    Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
    Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle.
    Yumuşak başlı isem kim demiş uysal koyunum
    Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boynum.
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
    Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım,
    Çiğnerim çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
    (Altıncı Safahat, syf. 65)
    ...
    Evet;
    “Hanümanlar sönüyor, zelzele yalnız bana mı?
    Ortalık can çekişirken açamam ben yaramı.”
    Diyen sevgili Âkif'imiz,
    “Ölüler dini değil, sen de bilirsin ki bu din
    Diri doğmuş, duracak dipdiri, durdukça zemin”
    diyen de sendin.
    “Ecdadını zannetme asırlarca uyudu.
    Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?
    Üç kıtada yer yer kanayan izleri şahid:
    Dinlenmedi bir gün o büyük nesli mücahid”
    Diyerek bizi uyandıran da sendin.
    Dört bir yandan vatan evlâtları ümitsizlik içinde kıvranırken, geleceğin neslinden, bizlerden umutluydu. “Âsım’ın Nesli, geleceğimizi kurtaracak nesil, işte o nesildir” diyordu. Onun bu ümidini o nesil boşa çıkarmadı.
    Hatta, üç beş kişiden ibaret olan cenazesinin cemaati, o neslin haber almasıyla ve üniversite gençliğinin sahip çıkmasıyla, cenaze arabasına bile lüzum görülmeden, değil eller üstünde, âdeta başlarının üstünde duâlarla taşındı; tâ Beyazıt’tan Edirnekapı’ya kadar.
    O gün toprağa verilirken mübarek cesedi, bir gencin sesi duâ olup yankılandı kulaklarda; gök kubbenin tavanında çınladı durdu. Öyle diyordu o gün, o son görevinin başındaki o genç. Her şeyi anlatıyordu, her şeyi; hayatını, dâvânı, çileni, ıstırabını.. Ne diyordu o genç, bir kere değil, bin kere daha dinleyelim o sözü:
    “Ey Çanakkale şehitleri! Sizi terennüm eden Âkif, misafirinizdir. Ona iyi bakınız.” Evet, kader-i İlâhînin bir işaretidir. Bu mübarek vatan toprakları, o acılı günde, onu, evlâdını göğsüne alırken, aynı toprağın üzerinde, değerli bir neslin yetişmekte olduğunu görmekle acısı biraz olsun diniyordu...

    22.03.2009

    E-Posta: sgunduzalp@yeniasya.com.tr


  10. #10
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Hatta, üç beş kişiden ibaret olan cenazesinin cemaati, o neslin haber almasıyla ve üniversite gençliğinin sahip çıkmasıyla, cenaze arabasına bile lüzum görülmeden, değil eller üstünde, âdeta başlarının üstünde duâlarla taşındı; tâ Beyazıt’tan Edirnekapı’ya kadar.
    O gün toprağa verilirken mübarek cesedi, bir gencin sesi duâ olup yankılandı kulaklarda; gök kubbenin tavanında çınladı durdu. Öyle diyordu o gün, o son görevinin başındaki o genç. Her şeyi anlatıyordu, her şeyi; hayatını, dâvânı, çileni, ıstırabını.. Ne diyordu o genç, bir kere değil, bin kere daha dinleyelim o sözü:

    “Ey Çanakkale şehitleri! Sizi terennüm eden Âkif, misafirinizdir. Ona iyi bakınız
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Mehmet Akif Ersoy
    By Lailaheilallah_47 in forum Edebiyat
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 13.05.11, 16:30
  2. Mehmet Akif Ersoy
    By tunae in forum Tavsiye Edilen Siteler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.09.08, 18:24
  3. Mehmet Akif Ersoy
    By hakka âşık in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.08.08, 17:40

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0