+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: Adnan Menderes: Hayatım Pahasına Yüksek İslam Enstitüsünü Açacağım

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart Adnan Menderes: Hayatım Pahasına Yüksek İslam Enstitüsünü Açacağım

    Menderes: Hayatım pahasına yüksek İslam enstitüsünü açacağım

    İlahiyat fakültelerinin ilk adımı olan yüksek İslam enstitülerinin açılışı için Adnan Menderes'in büyük gayret gösterdiği öğrenildi. Enstitü talebi ile gelen heyeti Başbakanlık'ta kabul eden Menderes'in "Hayatım pahasına bile olsa imam hatip okullarının yüksek kısmını açacağım." dediği ortaya çıktı.





    Heyette bulunan Prof. Dr. Cevat Akşit, o gün yaşananları Zaman'a anlattı. Menderes'le gece yarısı gizli bir görüşme yaptıklarını söyleyen Akşit, Başbakan'ın toplantı esnasında ağlayarak şu sözleri söylediğini aktarıyor: "Eğitim-öğretim sahasında din konusuna önem veremiyoruz. Bunu laikliğe aykırı sayıyorlar. Arkadaşlarım beni yalnız bırakıyorlar. Yalnızım, müsteşarım bile meşrıkı a'zam (masonların başkanı). Burnumun dibine bile böyle adamlar koydular."

    1960 darbesine adım adım yaklaşıldığı 1957 yılında enstitü talebiyle kendine gelen heyeti geri çevirmeyen Menderes, heyeti ikişer kişilik gruplar halinde kabul etmiş. Prof. Dr. Akşit, görüşmenin nasıl gerçekleştiğini şöyle anlatıyor: "Demokrat Parti grup başkan vekili olan amcam aracılığı ile randevu aldık.

    Darbenin ayak sesleri yavaş yavaş geliyordu. Rahmetli Menderes hiçbir heyeti kabul etmiyordu. Çok sıkıntılı bir dönemden geçiliyordu. Amcama 'İmam hatip okuluna hayır diyemem' demiş. 'Ama gece gelsinler. Toplu girmesinler, ayrı ayrı kapılardan girsinler. Ben tembih edeceğim. Kapıdan birer ikişer alacaklar.' diyerek bizi gizlice kabul etti." Heyeti gece geç saatlerde Bakanlar Kurulu toplantı salonunda ağırlayan Menderes, özel personelini de odadan çıkartıp kapıyı kilitleyerek görüşmeye başlar. Görüşme samimi bir ortamda geçer. Talepleri dinleyen Başbakan duygulu bir konuşma yapar.

    Memleketin iman olmadan ayakta duramayacağını dile getirerek, "Milletimizin mayası ahlaktır, imandır, İslam'dır. Eğer biz bugün ayaktaysak, ak sakallı bir dedenin kucağında büyüdüğümüz için ayaktayız. Eğitim-öğretim sahasında din konusuna önem veremiyoruz." der ve ağlamaya başlar.

    Rahmetli Başbakan Adnan Menderes bütün girişimlerine rağmen o yıl enstitüyü açtıramaz. Başta bakanları buna karşı çıkar. Ertesi yıl Milli Eğitim bakanını görevden alır, yerine vekaleten Tevfik İleri'yi atayarak İslam enstitüsünü kurmayı başarır. Açılış 59 öğrenci ile yapılır.



    Mükremin Albayrak - Zaman
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Menderes’in göz yaşları

    Geçtiğimiz aylarda bir vesile ile bir araya gelen “İlk İmam Hatip Lisesi mezunları” önemli hatıraların gün yüzüne çıkmasına sebep oldular. İlk mezunlardan konuşma yapanların hemen hemen hepsi, o dönemde bu okulların açılması için büyük emekleri geçen dönemin Başbakanı Adnan Menderes ve Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri’yi rahmetle yadetmişler.

    İmam hatip liselerinin ilk mezunlardan olan Prof. Dr. Cevat Akşit’in hatırası, hem bir dönemi anlatması bakımından, hem de bu günlere nasıl gelindiğini gözler önüne sermesi bakımından da dikkat çekici. Hatırayı özetleyerek sunmak istiyorum:

    “Yüksek İslâm Enstitüsü açılma çalışmalarının yapıldığı günlerle ilgili bir hatıramı anlatmak istiyorum. Bazı gerçekler bilinsin diye anlatıyorum bunları. Hiç yorum yapmıyorum. Yorumu tarihçilere bırakıyorum. Benim amcam Demokrat Parti Grup Başkan Vekiliydi. Yüksek İslâm Enstitüsü’nün açılması için Türkiye genelinden bütün dernek üyeleri Ankara’da toplanıp girişimlerde bulunmak istedik. İstanbul’dan da İhsan Bey ve beni aldılar. İhsan Bey meşhur vaiz. Beni de amcam grup başkan vekili olduğu için Adnan Menderes’ten randevu almamız kolay olur diye seçtiler. Hakikaten amcama söyledim, randevuyu aldı. O zaman 1957 yılıydı. İhtilâlin ayak sesleri duyuluyor. Çok sıkıntılı bir dönemden geçiliyordu. Adnan Menderes hiçbir heyeti kabul etmiyordu. Durumu çok sıkışıktı. Amcama ‘İmam Hatip Okuluna hayır diyemem’ demiş. ‘Ama gece gelsinler. Toplu girmesinler, ayrı ayrı kapılardan girsinler. Ben tembih edeceğim. Kapıdan birer ikişer alacaklar’ demiş.

    “Akşam saat 10’dan sonra başbakanlığa geldik. Menderes’in tarif ettiği gibi ayrı ayrı kapılardan birer ikişer içeriye aldılar. Bakanlar kurulu toplantı salonunda uzun bir masa vardı. Baktım, Menderes için masanın baş tarafında bir yer ayrılmış. Ben de onu iyi göreyim diye tam karşısına gelecek şekilde oturdum.

    “Gittiğimiz grupta tam ters partiden adamlar da vardı ve giderken Menderes’in aleyhinden bile konuştular. ‘Bizi rey için kabul ediyor’ diyenler bile oldu. Adnan Menderes geldi ve özel personele ‘siz çıkın oğlum’ dedi. Anahtarı aldı ve kapıyı içerden kilitledi. Herkes ayağa kalktı. Nazik bir şekilde ‘Oturun oturun’ dedi. Sözcümüz ayağa kalktı ve niye geldiğimizi anlatmak için birkaç kelime söyledi. Menderes kibar bir şekilde ‘oturun oturun’ dedi ve konuşmaya başladı. Öyle bir konuştu ki hâlâ unutamıyorum.

    “– Bu memlekette iman, ahlâk, İslâm olmazsa biz ayakta duramayız. Bizim milletimizin mayası ahlâktır, imandır, İslâmdır. Eğer biz bugün ayaktaysak, ak sakallı bir dedenin kucağında büyüdüğümüz için ayaktayız. Eğitim-öğretim sahasında din konusuna önem veremiyoruz. Bunu laikliğe aykırı sayıyorlar. Arkadaşlarım beni yalnız bırakıyorlar” dedi ve ağlamaya başladı. Tabi bu kadar basit değil, çok güzel konuştu. Bu arada üniversitelerdeki masonik, solcu faaliyetlerden ayrıntılarıyla bahsetti.

    “– Yalnızım, benim müsteşarım bile meşrıkı a’zam (Mason/FÇ). Burnumun dibine bile böyle adamlar koydular. Yalnızım, ama hayatım pahasına bile olsa İmam Hatip okullarının yüksek kısmını açacağım” dedi. Bir taraftan da sürekli ağlıyordu. O bizimle gelen ters düşüncedeki arkadaşlar bile ağlıyorlardı. Hem ağladı hem de hepimizi ağlattı.

    “O sene Yüksek İslâm Enstitüsü’nü açamadı. Yalnızım diyordu ya, bakanları bile karşı çıktı açamadı. Başbakana rağmen açtırmadılar. Ertesi sene Millî Eğitim Bakanını görevden aldı, devlet bakanı yaptı. Rahmetli Tevfik İleri’yi vekâleten Millî Eğitim Bakanlığına getirdi ve o yıl açmak nasip oldu. Allah hepsine rahmet eylesin.” (Altınoluk dergisi, Kasım 2008)

    Bu hatıra aslında sadece bir ‘hatıra’ olarak görülmemeli. Hatıra, kimlerin gerçekten ‘İslâm kahramanı’ olduğunu da göstermesi bakımından dikkat çekici. Bakanlarının ve müsteşarların bile karşı çıkmasına rağmen ‘bedel ödemeyi’ göze alan bir tavır. Türkiye’yi ‘idare edenlere’ örnek olması temennisiyle...


    Faruk Çakır



    E-Posta: cakir@yeniasya.com.tr





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  3. #3
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  4. #4
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Faruk ÇAKIR
    Menderes’in göz yaşları

    A+ | A-



    Geçtiğimiz aylarda bir vesile ile bir araya gelen “İlk İmam Hatip Lisesi mezunları” önemli hatıraların gün yüzüne çıkmasına sebep oldular. İlk mezunlardan konuşma yapanların hemen hemen hepsi, o dönemde bu okulların açılması için büyük emekleri geçen dönemin Başbakanı Adnan Menderes ve Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri’yi rahmetle yadetmişler.
    İmam hatip liselerinin ilk mezunlardan olan Prof. Dr. Cevat Akşit’in hatırası, hem bir dönemi anlatması bakımından, hem de bu günlere nasıl gelindiğini gözler önüne sermesi bakımından da dikkat çekici. Hatırayı özetleyerek sunmak istiyorum:
    “Yüksek İslâm Enstitüsü açılma çalışmalarının yapıldığı günlerle ilgili bir hatıramı anlatmak istiyorum. Bazı gerçekler bilinsin diye anlatıyorum bunları. Hiç yorum yapmıyorum. Yorumu tarihçilere bırakıyorum. Benim amcam Demokrat Parti Grup Başkan Vekiliydi. Yüksek İslâm Enstitüsü’nün açılması için Türkiye genelinden bütün dernek üyeleri Ankara’da toplanıp girişimlerde bulunmak istedik. İstanbul’dan da İhsan Bey ve beni aldılar. İhsan Bey meşhur vaiz. Beni de amcam grup başkan vekili olduğu için Adnan Menderes’ten randevu almamız kolay olur diye seçtiler. Hakikaten amcama söyledim, randevuyu aldı. O zaman 1957 yılıydı. İhtilâlin ayak sesleri duyuluyor. Çok sıkıntılı bir dönemden geçiliyordu. Adnan Menderes hiçbir heyeti kabul etmiyordu. Durumu çok sıkışıktı. Amcama ‘İmam Hatip Okuluna hayır diyemem’ demiş. ‘Ama gece gelsinler. Toplu girmesinler, ayrı ayrı kapılardan girsinler. Ben tembih edeceğim. Kapıdan birer ikişer alacaklar’ demiş.
    “Akşam saat 10’dan sonra başbakanlığa geldik. Menderes’in tarif ettiği gibi ayrı ayrı kapılardan birer ikişer içeriye aldılar. Bakanlar kurulu toplantı salonunda uzun bir masa vardı. Baktım, Menderes için masanın baş tarafında bir yer ayrılmış. Ben de onu iyi göreyim diye tam karşısına gelecek şekilde oturdum.
    “Gittiğimiz grupta tam ters partiden adamlar da vardı ve giderken Menderes’in aleyhinden bile konuştular. ‘Bizi rey için kabul ediyor’ diyenler bile oldu. Adnan Menderes geldi ve özel personele ‘siz çıkın oğlum’ dedi. Anahtarı aldı ve kapıyı içerden kilitledi. Herkes ayağa kalktı. Nazik bir şekilde ‘Oturun oturun’ dedi. Sözcümüz ayağa kalktı ve niye geldiğimizi anlatmak için birkaç kelime söyledi. Menderes kibar bir şekilde ‘oturun oturun’ dedi ve konuşmaya başladı. Öyle bir konuştu ki hâlâ unutamıyorum.
    “– Bu memlekette iman, ahlâk, İslâm olmazsa biz ayakta duramayız. Bizim milletimizin mayası ahlâktır, imandır, İslâmdır. Eğer biz bugün ayaktaysak, ak sakallı bir dedenin kucağında büyüdüğümüz için ayaktayız. Eğitim-öğretim sahasında din konusuna önem veremiyoruz. Bunu laikliğe aykırı sayıyorlar. Arkadaşlarım beni yalnız bırakıyorlar” dedi ve ağlamaya başladı. Tabi bu kadar basit değil, çok güzel konuştu. Bu arada üniversitelerdeki masonik, solcu faaliyetlerden ayrıntılarıyla bahsetti.
    “– Yalnızım, benim müsteşarım bile meşrıkı a’zam (Mason/FÇ). Burnumun dibine bile böyle adamlar koydular. Yalnızım, ama hayatım pahasına bile olsa İmam Hatip okullarının yüksek kısmını açacağım” dedi. Bir taraftan da sürekli ağlıyordu. O bizimle gelen ters düşüncedeki arkadaşlar bile ağlıyorlardı. Hem ağladı hem de hepimizi ağlattı.
    “O sene Yüksek İslâm Enstitüsü’nü açamadı. Yalnızım diyordu ya, bakanları bile karşı çıktı açamadı. Başbakana rağmen açtırmadılar. Ertesi sene Millî Eğitim Bakanını görevden aldı, devlet bakanı yaptı. Rahmetli Tevfik İleri’yi vekâleten Millî Eğitim Bakanlığına getirdi ve o yıl açmak nasip oldu. Allah hepsine rahmet eylesin.” (Altınoluk dergisi, Kasım 2008) Bu hatıra aslında sadece bir ‘hatıra’ olarak görülmemeli. Hatıra, kimlerin gerçekten ‘İslâm kahramanı’ olduğunu da göstermesi bakımından dikkat çekici. Bakanlarının ve müsteşarların bile karşı çıkmasına rağmen ‘bedel ödemeyi’ göze alan bir tavır. Türkiye’yi ‘idare edenlere’ örnek olması temennisiyle...

    14.05.2009

    E-Posta: cakir@yeniasya.com.tr


    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  5. #5
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart


    “İmam hatiplere hayır dıyemem”

    "İlk imam hatip mezunlarından Prof. Dr. Cevat Akşit, 1957'de Yüksek İslâm Enstitüsünün açılması talebiyle görüşmek istedikleri Başbakan Adnan Menderes'in, giderek artan CHP baskısı sebebiyle sıkıntılı ve gündemi de çok sıkışık olduğu halde “İmam hatiplere hayır diyemem” diyerek randevu verdiğini anlattı."
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  6. #6
    Vefakar Üye avrasyam_seker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    İSTANBUL
    Mesajlar
    496

    Standart

    islam kahramanı Adnan Menderes taviz vermedi
    Ve bedel ödemeye hazır değiliz demedi
    Ve bedeli başıyla ödedi...
    Allah ebeden razı olsun kendilerinden, amin,amin,amin...
    TARİHİN ÇAĞLARINDAN...
    SÜZÜLEREK GELEN....
    ÇAĞA BOMBA GİBİ İNEN NUR...
    RİSALE-İ NUR....



  7. #7
    Pürheves @y$€nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar
    177

    Standart

    Heyette bulunan Prof. Dr. Cevat Akşit, o gün yaşananları Zaman'a anlattı. Menderes'le gece yarısı gizli bir görüşme yaptıklarını söyleyen Akşit, Başbakan'ın toplantı esnasında ağlayarak şu sözleri söylediğini aktarıyor: "Eğitim-öğretim sahasında din konusuna önem veremiyoruz. Bunu laikliğe aykırı sayıyorlar. Arkadaşlarım beni yalnız bırakıyorlar. Yalnızım, müsteşarım bile meşrıkı a'zam (masonların başkanı). Burnumun dibine bile böyle adamlar koydular."

    ,
    Memleketin iman olmadan ayakta duramayacağını dile getirerek, "Milletimizin mayası ahlaktır, imandır, İslam'dır. Eğer biz bugün ayaktaysak, ak sakallı bir dedenin kucağında büyüdüğümüz için ayaktayız. Eğitim-öğretim sahasında din konusuna önem veremiyoruz." der ve ağlamaya başlar.

    Allah'ım ondan razı olsun..ne zor şartlarda hizmet yapmış.
    mekanı cennet olsun .Peygamber efendimize komşu olsun inşallah...
    Evet, fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ezelî ve ebedî bir Zâtın aynası olan ve nihayetsiz derecede nâzik ve letâfetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir latîfe-i Rabbâniye, şu kasâvetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümâtlı ve boğucu olan ahvâl-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pekçok muhtaçtır. Ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.


  8. #8
    Müdakkik Üye ErekNUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Van-Horhor
    Yaş
    39
    Mesajlar
    854

    Standart Menderes, İmam-ı Azam'ın türbesinde neler düşündü?

    Geçen hafta 1921'de Suriye sınırı çizilirken Hasan Basri Çantay'ın, topraklarımızın peşkeş çekildiğini söylediğini aktarmış ve sormuştum: Bilin bakalım Çantay bugün hangi partinin sıralarında oturuyor? Sayın Aydın Menderes arayarak bu soruyu bana yöneltti. Kendisine fakirin de o cevabın hasretiyle yandığını söylemekle yetindim.
    Hazır Aydın Bey'i yakalamışken sormadan edemedim: Rahmetli babanızın Bağdat'ta İmam-ı Azam'ın türbesini ziyaretinde söyledikleri doğru mudur? Sağ olsun, kendisi birkaç koldan teyit etti olayı.

    Olayı anlatan kişi, başlangıçta CHP'den meclise girmiş olup 1954 seçimlerinde DP'den milletvekili seçilmiş olan Sebati Ataman. (Nazlı Ilıcak'ın "Menderes'i Zehirlediler!" (1989) adlı kitabında Ataman'la yaptığı söyleşiden aktaracağım.) Siz ne söylediğini merak ededurun, ben o sözleri bir çerçevenin içine yerleştirmek istiyorum ki, tesadüfen söylenmediği anlaşılabilsin.

    İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığı devrinde Araplarla ilişkilerin geliştirilmesi için tek bir adım dahi atılmamış, daima olumsuz tavır takınılmıştır. 28 Mart 1949'da İsrail'i tanıyan ilk Müslüman devlet olduğumuzu ve bu tutumun bizi Arap aleminden iyice koparttığını bilmekte fayda vardır. Prof. Hüseyin Bağcı'nın da belirttiği gibi İsrail'i tanımış olmak, Menderes'in CHP'den devraldığı bir 'dış politika yükü'ydü. Bu yük, ancak ileriki yıllarda ortadan kaldırılacaktı.

    İşte Türkiye ile Irak arasında 24 Şubat 1955'te imzalanan ve sonradan İngiltere, Pakistan ve İran'ın da katılımıyla Ortadoğu'nun Türkiye'nin önderliğinde toparlanması çabasının arkasındaki dış politika manzarası buydu.


    Menderes'in kuruluşunda katkıları olduğu Libya'yı ziyareti sırasında Turgut Reis'in türbesinde Fatiha okurken çekilmiş bir fotoğraf (15 Şubat 1957).

    Menderes, Türkiye'nin mutlaka bir Ortadoğu politikası olması gerektiğine inanıyordu. Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü'den bu politikanın belirlenmesini isterse de sonuç alamaz. Bu arada Mısır büyükelçimizle görüşen ABD Dışişleri Bakanı Dulles'ın "Mısır siyasetiniz nedir?" sorusuna elçinin "Bilmiyorum" diye cevap vermesi bardağı taşıran damla olur. Menderes tam anlamıyla yalnızdır. Dışişleri Bakanlığı'nı kendisi sürüklemek zorundadır. İpleri eline alır ve harekete geçer.

    Şu sözler kendisine ait: "Biz Arap komşularımızla dostuz. Eğer bazen bu hisler bir sis perdesi altında gizlenmiş gibi görünmüş ise de bunun geçici sebeplerden ileri geldiğine ve bundan böyle bütün bütün yok olmasının da mukadder bulunduğuna hiç şüphe etmiyoruz." Araplarla dostluğumuzun arasındaki engellerin kaldırılması kaçınılmazdır ona göre.

    Öyleyse ne yapılmalıdır?

    Önce İngiltere'nin, ardından da ABD'nin tutumunu yoklayan Başbakan, Ortadoğu gezisine çıkan Dulles'ı, programda yokken Ankara'ya davet eder ve uzun bir görüşme sonunda onu da ikna eder. Menderes, Nasır'a karşı harekete geçmiş ve İngiltere ile ABD'yi de ikna etmiştir. İlk hedef, Irak'la işbirliğidir. 6 Ocak 1955'te Bağdat'a giden Menderes, bir fırsatını bulup Nuri Said Paşa'yla baş başa görüşür. 13 Ocak'ta Türkiye-Irak ortak bildirisi yayınlanır. Uzun zamandır uyuşuk bir dış politika güden Türkiye'nin gösterdiği bu inanılmaz ataklık, İngiltere ve ABD'yi bile şaşırtmıştır. Daha çok şaşıran ise Mısır ve İsrail'dir. İkisi de Türkiye'nin aleyhine döner. Anlaşmayı bozmak için uğraşırlar. İsrail Devlet Başkanı Ben Gurion, şoka girmiştir. Menderes 23 Şubat'ta tekrar gider Bağdat'a ve ertesi gün, Bağdat Paktı haberi, ajanslardan dünyaya yayılmaktadır. İngiltere davet edilir pakta, sonra da ABD. Birincisi girerken, ikincisi dışarıda kalmayı tercih edecektir.

    Anlattıklarımızdan çıkarılması gereken sonuç şudur: Türkiye, Atatürk döneminden sonra ilk defa Ortadoğu'da 'bir şey' yapmaya çalışmakta, öncülüğü ele almaktadır.

    İşte Sebati Ataman'ın aşağıdaki hatırasını bugünlerin gazete sayfalarının arasına koyarak okuyun lütfen. Adnan Menderes, Bağdat'ta İmam-ı Azam hazretlerinin türbesini ziyarete gitmiştir. Sonrasını beraber okuyalım:

    "Dualarımızı okuduk, ayrılacağız. Adnan Bey kımıldamıyor. Öylece kaldı, âdeta murakabeye daldı. Nihayet silkinip kendine geldi. Dışarı çıkarken yanına yaklaştım ve sordum: "Beyefendi, bir murakabeye daldınız, merak ettim, o esnada ne düşündünüz?" Kolumdan tutup bir kenara çekti ve şu cevabı verdi: "Sebati, bu mezarını ziyaret ettiğimiz şahsiyet, burada ve yakın şarkta, bizim memleketimiz de dahil bütün İslam ülkelerinde ebedî olabilecek bir nizam kurmuştur. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra bu nizam da yıkılmış, darmadağın olmuştur. Şimdiki İslam ülkelerinin vaziyetini görüyorsun. Bu nizamın başka esaslar dahilinde yeniden kurulması, sulh ve sükûnun avdet etmesi lâzımdır. Biz de buraya bunun için geldik."

    Menderes'in sözlerini dinlerken, gözüm yaşlar içinde kalmıştı. Bana "Ağlıyor musun?" diye sordu ve sözlerini sürdürdü: "Ağlama, bu olacak, muhakkak olacak, biz görmeyeceğiz ama torunlarımız muhakkak görecek."

    Sebati Ataman ekliyor: "Menderes çok büyük adamdı."

    Atatürk bu sözü demiş mi?

    Artık Osmanlı İmparatorluğunun eski bünyesiyle ihyasına elbette ki imkân yoktur. Çünkü Balkanlı milletler bugün artık istiklâllerine kavuşmuşlardır. Bu sebeple teşkil edilecek Balkan Antantı zamanla işi idare edilirse yerini belki bir Balkan Devletleri Federasyonuna bırakabilir. Bu federasyonda devletler istiklâllerini yine muhafaza ederler. Ancak dış temsilde ve orduların idaresinde bir teşrik-i mesai bahis mevzuu olabilir. Bu böyle olunca federasyon ordularının tabii başkumandanı sanırım benden başkası olamaz... Yine sanırım ki bu, Osmanlı İmparatorluğunun yeniden fakat günün icaplarına uygun şekilde ihyası demektir.

    mustafa armağan zaman



    Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa,
    bunun sırrı işte budur. Said yoktur.
    Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur.
    Konuşan yalnız hakikattir,
    hakikat-i imaniyedir
    çünkü DAVAM DEVAM iledir
    vanasyanur


  9. #9
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Alıntı ErekNUR Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    Adnan Menderes, Bağdat'ta İmam-ı Azam hazretlerinin türbesini ziyarete gitmiştir. Sonrasını beraber okuyalım:

    "Dualarımızı okuduk, ayrılacağız. Adnan Bey kımıldamıyor. Öylece kaldı, âdeta murakabeye daldı. Nihayet silkinip kendine geldi. Dışarı çıkarken yanına yaklaştım ve sordum: "Beyefendi, bir murakabeye daldınız, merak ettim, o esnada ne düşündünüz?" Kolumdan tutup bir kenara çekti ve şu cevabı verdi: "Sebati, bu mezarını ziyaret ettiğimiz şahsiyet, burada ve yakın şarkta, bizim memleketimiz de dahil bütün İslam ülkelerinde ebedî olabilecek bir nizam kurmuştur. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra bu nizam da yıkılmış, darmadağın olmuştur. Şimdiki İslam ülkelerinin vaziyetini görüyorsun. Bu nizamın başka esaslar dahilinde yeniden kurulması, sulh ve sükûnun avdet etmesi lâzımdır. Biz de buraya bunun için geldik."

    Menderes'in sözlerini dinlerken, gözüm yaşlar içinde kalmıştı. Bana "Ağlıyor musun?" diye sordu ve sözlerini sürdürdü: "Ağlama, bu olacak, muhakkak olacak, biz görmeyeceğiz ama torunlarımız muhakkak görecek."

    Sebati Ataman ekliyor: "Menderes çok büyük adamdı."

    “Üstad Menderes için “İslam kahramanı” dedi.

    Bir başka zamanda “Kardeşim Hamza, Adnan Menderes bu memlekete Yavuz Sultan Selim kadar hizmet etti” diyerek İslamiyet’e ve Risâle-i Nur'a yaptığı hizmetlerden takdirle bahsetti.

    Menderes Risâle-i Nur'ların basılması için Fabrikaya talimat vererek kâğıt tahsis ettirmişti.”

    Ömer Çiçek





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  10. #10
    Müdakkik Üye ErekNUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    Van-Horhor
    Yaş
    39
    Mesajlar
    854

    Standart Ne acı ki ikisi aynı güne denk geldi

    Uzun zamandır dün için yazmayı planladığımız yazı “AKP ve Gülen’i bitirme planı” başlıklı skandal gelişme konusunda bir çift kelam etme zaruretine kurban gidince, ele almayı düşündüğümüz konuyu bir yıl tehir etmek icap etti..
    Bazı yazılar sene-i devriyesinde yazılırsa bir anlam ifade ediyor. Algıdaki seçicilik bağlamında dikkatlerin o mevzuya yoğunlaşmasına ancak katkıda bulunabiliyor. Yoksa gündem keşmekeşinde heder olup gidiyor emekler.
    Dün 16 Hazirandı...
    Tam 59 yıl önce dün, yani 16 Haziran 1950 de, 1933 yılından beri Türkçe olarak okutulan ezanın Arapça orijinal haliyle okunabilmesine imkan sağlayan kanun Meclis’te kabul edildi.
    Meclis’in aldığı karar radyolardan ilan edilince, Türkiye’nin dört bir yanında halk sevinçten sokaklara döküldü. Tüm gözler minarelere çevrildi ve ilk ezan sesi beklenmeye başlandı. Halk sevinçten çılgına döndü. Gözyaşları tüm Türkiye’de sel olup aktı. O gün ne olduğunu ayrıntılı anlatacağım. Ama önce, gündemin değişmesi nedeni ile “bari gelecek yıl yazalım” diye düşündüğümüz konuyu neden bugün buraya birgün gecikmeli taşıma ihtiyacı duyduğumuza gelince...
    Dün medyada bir haber yer aldı. “İmama tehdit: Sabah ezanını okuma!” başlıklı haberde, Muğla'nın Milas ilçesinde sabah ezanını okuduğu için tehdit edildiğini iddia eden bir imamın, savcılığa suç duyurusunda bulunduğu bilgisine yer verildi. Milas'a bağlı Gökçeler Köyü Camisi'nde görev yapan imam Süleyman Akgedik, sabah ezanını okuduğu için köyün eski muhtarı M.P'nin kendisini ''dövmek ve köyden atmakla'' tehdit ettiğini iddia ediyordu.
    Bu tür hadiselere ender rastlanır ülkemizde... Ama düşünün ki, 40 yılın başında ancak rastlanan bir olay, Türk halkının ezan dinlemek için sokaklara döküldüğü bir günün tam da sene-i devriyesine denk geldi.
    Milli marşında;
    Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
    Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
    yazan ve bu memleket ezansın kalmasın diye milli mücadele veren ülkede bir muhtar çıkıyor ve ezan okunmasın diye baskı yapıyor.
    Mevzuyu bilenler hatırlayacaklardır. Diyanet İşleri Başkanlığı, 18 Temmuz 1932 tarih ve 636 sayılı genelge ile, ezan ve kametin Türkçe okunacağını bildirdi. O tarihten 16 Haziran 1950’ye kadar bu ülkede ezanlar,
    ‘‘Tanrı uludur, Tanrı uludur
    Şüphesiz bilirim, bildiririm
    Tanrı’dan başka yoktur tapacak.
    Şüphesiz bilirim, bildiririm
    Tanrı’nın elçisidir Muhammed.
    Haydin namaza, haydin namaza
    Haydin felâha, haydin felâha
    Tanrı uludur, Tanrı uludur
    Tanrı’dan başka yoktur tapacak.’’
    şeklinde okundu.
    Sultanahmet Meydanı’nda tarihi gün...
    Yasanın 17 Haziran 1950 tarihli resmi gazetede yayınlandığı gün, aynı zamanda Ramazan ayının da ilk günüdür. Bu durum halktaki duygu yoğunluğunu daha da artırır.
    O güne ait canlı hatıralara sahip olanlardan biri de, daha sonraki yıllarda Diyanet İşleri Başkan Vekilliği de yapan Yaşar Tunagür Hocaefendidir. O günü gözyaşları içinde şöyle anlatır:
    “Ben o zaman Sultanahmet Camii’nin tam karşısında bulunan Kadastro Fen Müdürlüğü’nde çalışıyordum. Biz abdestlerimizi aldık, camiye gideceğiz. Olan bitenden haberimiz yok. Sultanahmet çevresi kalabalık… Herkes fevc fevc namaza gidiyor.
    Sultanahmet Camii’nde altı tane minare ve zannederim on dört adet de şerefe var. Baktık ki şerefelerde bizim an layamadığımız bir hareketlilik var. Sadeddin Kaynak, her şerefeye güzel sesli birer müezzin bulup çıkarmış. Bizim hiçbir şeyden haberimiz yok. Tam camiye girmek üzereyiz, ezan da başlamak üzere. Bekliyoruz ki “Tanrı Uludur, Tanrı Uludur” diye ezan başlayacak. O zamana kadar hep Türkçe Ezan okundu. 18 yıl boyunca okunan bu Türkçe ezanı, bütün müezzinler hep alçak sesle yavaş yavaş okudu, aşağıya indi camide aslını okudu ve kameti yine kendi bildiği gibi yaparak namazı yine aynı şekilde kıldı. Kimse de ezanlar Türkçe okunuyor diye camilere dolup taşmadı. Namazını kılanlar yine camiye geldi ve nasıl biliyorlarsa öyle kıldılar. İçinden veya kendi duyacağı kadar bir sesle herkes “Allahü Ekber, Allahü Ekber” diyordu.
    Avluda bir hareket olduğunu sezip baktığımızda gördük ki her şerefede bir müezzin var. Evvela bu durum bize garip geldi. Fakat bir emirle hepsi bir ağızdan öyle başladılar ki “Allahü Ekber, Allahü Ekber” diye haykırınca Beyazıt, Süleymaniye, Fatih derken İstanbul bir anda ezan sesleriyle dalgalandı. Aynı makamda biri bırakıyor öbürü başlıyor. Bir tek Ayasofya’da okunmuyordu. O öylece öksüz kalmaya devam ediyor. Onun vebalini kim verecek bilemiyorum.
    Her şerefeden 14 müezzinle aralıklı ve makamlı okunarak yarım saat süren o ezanın okundu ğu o Cuma günü bir baktık ki camiye Cuma namazı için girmiş bulunan cemaat “ne oluyoruz” diyerek bir anda camiden çıkarak avluda toplandı. Herkes heyecandan tir tir titriyor, pür dikkat gözü şerefelerde ezanı dinliyorlardı. Şimdi manzara buydu yani. Etraftaki küçük cami ve mescitlerden yükselen ezan sesleri ile millet hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kimse camiye girmek istemiyordu. Yarım saat süren ezanı iliklerine kadar gözyaşları içinde duymak, yudumlamak istiyorlardı. Ezanlar bitene kadar millet avluda oturdu kaldı, adeta bir şaşkınlık içindeydik. Ezan bitti ve arkasından yüksek sesle bir ezan duası yapıldı. Çünkü “Tanrı Uludur, Tanrı Uludur” ezanından sonra ezan duası yapılmıyordu. Kimdi o bilemiyorum ama avazının çıktığı kadar yüksek sesle ezan duasını okudu. Herkes bir yandan “âmin” diyor, bir yandan da hüngür hüngür ağlıyordu.”
    Sözü şu şekilde bağlayalım. Ülkemizde yapılan ilk demokratik seçimlerin hemen ardından ezanın orijinaline uygun bir şekilde okunmasına fırsat doğdu. Demokrasimizi kesintiye uğratmak isteyenlerin tek parti döneminin baskıcı rejimini hayal ettiklerinde ve o günleri aradığında kuşku yok. Türkçe ezana takma nedenleri de bu...
    Son andıç tartışmalarının bugünlere denk gelmesi bile ilginç bir tevafuk. Bugün demokrasiye sahip çıkmak ve güçlü kalmasını sağlamak halk iradesinin hemen her açıdan tecellisi açısından da önem taşımaktadır. Ezan konusu bu konuda çarpıcı bir örnektir.

    Not: Merhum Yaşar Tunagör’ün hatıralarından bir kısmına yer verdiğimiz yukarıdaki anekdotu, Dr. Ramazan Cihan tarafından kaleme alınan ve Kaynak Yayınları’nda çıkan, "Bir Yasak Devir Beyefendisi" üst başlığıyla sunulan Yaşar Tunagür biyografisinden aktardık.
    Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber7



    Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa,
    bunun sırrı işte budur. Said yoktur.
    Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur.
    Konuşan yalnız hakikattir,
    hakikat-i imaniyedir
    çünkü DAVAM DEVAM iledir
    vanasyanur


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Adnan Menderes ve Bediüzzaman Said Nursi
    By fezapilotu in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.06.12, 20:35
  2. İslâm kahramanı Adnan Menderes
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 28.12.11, 16:34
  3. Seni Unutmadık Adnan Menderes
    By Şahide in forum Tarih
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 25.09.09, 15:24
  4. Adnan Menderes Gibi Bir İslâm Kahramanı İle Sohbet Etmek İsterdim
    By 1kul in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 15.05.09, 06:16
  5. İslam Kahramanı Adnan Menderes
    By aşur in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 22.09.06, 17:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0