+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Millet 17 Eylül'e Ağlıyor

  1. #1
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Post Millet 17 Eylül'e Ağlıyor

    Millet 17 Eylül'e ağlıyor

    17 Eylül 1961, 'Demokrasi Şehidi' Adnan Menderes hakkında verilen idam kararının infaz edildiği kara gün. Merhumu, oğlu Aydın Menderes'le birlikte yad ettik.

    Aydın Menderes, Cumhuriyet dönemi çok partili siyasî hayat ve demokrasi mücadelesiyle yaşıt. Merhum Başbakan Adnan Menderes’in en küçük oğlu olan Aydın Menderes, Ankara İktisadî ve Ticarî Bilimler Akademisi’nden mezun.

    Yedek subay olarak yaptığı askerlik sonrası 1970’de il başkanı olarak siyasete giren, 1977’de Adalet Partisi Konya Milletvekili ve 1978’de Genel İdare Kurulu üyeliğiyle devam eden, 12 Eylül darbesiyle 10 yıl siyasetten yasaklı kalan Aydın Menderes’in siyasî hayatı, Doğru Yol Partisi’nin ardından halen Demokrat Parti’de siyasete devam ediyor.

    Aydın Menderes, sürekli okuyor, araştırıyor, yazıyor. Bilge bir siyasetçi olarak Türkiye’nin iç ve dış gündemiyle yakından ilgileniyor. Olayların arka yüzünü aralıyor, yakın siyasî geçmişe dair dünden bugüne etraflı tesbitlerde bulunuyor.

    “Tarihte Bir Yolculuk”, “Gelenekten Güncele” ve “Devletin Alınyazısı” adlı kitapları bulunan Aydın Menderes’in www.aydinmenderes.com web sitesinde haftalık siyaset yazıları ve incelemeleri yayınlanıyor.

    Babası Adnan Menderes ve iki bakanının 16 - 17 Eylül’deki idamları yıl dönümünde Ankara’daki evinde ziyaret ettiğimiz Aydın Menderes, milletin vicdanını hicranla yaralayan 27 Mayıs ihtilâlini ve idamları konuşurken bile, milletin birlik ve beraberliği uğruna acısını yüreğine gömüyor, öfkesini yutuyor.

    Bu dikkatli tavrıyla, darbelerle siyasete kan bulaştıran, milleti kutuplaştırıp kamplara bölerek darbelere zemin hazırlayan iç ve dış ifsat odaklarının oyununu bozuyor. Milleti kutuplaştırıp siyasî kamplara itilmesi plânını boşa çıkarıyor. Hazm-ı nefs edip müteyakkız davranıyor.

    İçinde bulunduğu fizikî sıkıntıya en ufak bir itirazda bulunmayıp büyük bir tevekkül ve sabırla karşıladığı gibi, babası Menderes ve arkadaşlarının maruz kaldığı siyasî ve sosyal hadiseleri de engin bir vakar ve kararlı bir duruşla karşılıyor. Bu çerçevede iç ve dış politikaya, Türkiye’nin meselelerine ufuk açıcı ihtiyatlı analizlerde bulunuyor, dengeli siyaset mizanlarıyla etraflı değerlendirmeler yapıyor.

    “HİÇBİR ŞEY BABAMLA BULUŞMANIN YERİNİ TUTMAZDI…”

    Bütün merakının babası Adnan Menderes ile beraber olmak ve onun siyasetini anlayıp takip etmek olduğunu belirten Aydın Menderes, küçüklüğünde bütün dünyasının, “en iyi arkadaş” gördüğü babasıyla birlikte olmak, onun siyasî ve millete hizmet hedeflerini tâkip etmek olduğunu, yarım asrı aşan derin bir tahassürle anlatıyor.

    “Bir başka şey veya bir oyun hiç önemi yok; hiçbir şey benim babamla buluşmamın yerini tutmazdı” diyen Aydın Menderes, siyaset yoluyla millete hizmet arzusunun o günden bugüne milletin gönlünde taht kurmuş babası Başvekil Adnan Menderes’in izinde devam ettiğini ifade ediyor.

    “Bütün arzum babamın yaptığı şeyi öğreneyim, siyaseti öğreneyim” diyen Menderes, yarım asrı aşkındır, milletle beraber asil bir sevgi ve vefayı yaşıyor. Demokrat Parti’nin merhum Menderes’in manevî şahsiyetiyle abideleşip bütünleşen hatıraları, hasretini bir nebze dindirse de, Aydın Menderes’i teselli eden en büyük hazine, merhum Adnan Menderes ve arkadaşlarının milletin nezdinde bu dünyada olduğu gibi öbür âleme geçişlerinde hayırla yâd edilmeleri…

    Bunun içindir ki Menderes ve âilesi, asla intikam peşinde değil; Adnan Menderes’in darağacına götürenleri “Yargılamaya değmez” buluyor. “Yargılarsanız, suçlu bulsanız bile ortada Türkiye var” sorumluluğunu taşıyor.

    Aydın Menderes mefkûre olarak kalben ve fikren merhum Adnan Menderes’ten tevârüs edilen misyona hiç bigâne değil. Menderes’in ve Demokrat Parti’nin millet ve demokrasi dâvâsının dâvâcısı; bundan asla caymış değil. Aksine bütün kuvvetiyle sahip çıkıyor. Büyük bir hasretle babasına dair üzgün, sürûrlu, kürsüden halka hitap eden halini hep rüyâlarında görüyor…

    17 EYLÜL; FIRTINA, GÖK GÜRÜLTÜSÜ VE ŞİDDETLİ YAĞMURUN İKAZI…

    Aydın Menderes’i, babası merhum Adnan Menderes ve arkadaşlarına tâziye için ziyâret ettik. Zira 15 Eylül’ü 16 Eylül’e bağlayan gece, Demokrat Parti’nin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Mâliye Bakanı Hasan Polatkan; 17 Eylül’de ise Başvekil Adnan Menderes asılarak katledilmişti.

    Bu vesileyle Demokratların vatana, millete ve mânevî değerlere hizmetlerini yad ettik. Bediüzzaman’ın “Demokrat Nur talebeleri” imzasıyla yazdığı Emirdağ Lâhikası’ndaki “Sayın Adnan Menderes” hitabıyla başlayan mektubunu bir ders ve duâ olarak okuduk.

    Adnan Menderes’in siyasî istikametteki tâvizsiz hizmetlerini konuştuk. Merhum Menderes ve arkadaşlarının Yassıada’daki asil direnç ve izzetli duruşlarının yakın tarihte demokrasi mücadelesinin şeref levhası olan hâtıralarının anlamı üzerinde durduk…

    17 Eylül günü öğleden sonra saat 14.26’da Adnan Menderes’in idamıyla fırtınayla birlikte gelen gök gürültüsünün ardından yağan şiddetli yağmurun birçok işâret ve anlamı var. Gökyüzü bu cinayete âdeta ağlar. Fırtına ve yağmurun, zâlimlere bir “ikaz”, hayatını ülkesine ve milletine adamış merhum Menderes’in tertemiz ruhuna “rahmet” olduğu, sanki hava sahifesinde yazılır.

    Cellâtlarının ikrarıyla, tam bir iman, vatanperverlik, cesâret ve asâlet örneğiyle sehpaya çıkan ve idamını büyük bir itminanla karşılayan Adnan Menderes, son dakikalarında dinî telkin için gelen hocayla baş başa konuşmasına bile izin verilmez. Sözde “buna kanunlar müsaade etmemektedir.” Bunun üzerine heyetin huzurunda hocanın tövbe duâsına katılır.

    Usûlen bir arzusu olup olmadığı sorulur. Menderes’in hiçbir şahsî arzusu yoktur. Son sözleri ise, “Hayata vedâ etmek üzere olduğum şu anda, devletime ve milletime ebedî saadetler dilerim” olur. Ne bir şikâyet, ne bir tazallûm-u hâl ve ne de bir tahrikte bulunur…

    Bu vakur hal, şüphesiz birçok mânâya delâlet eder. En bârizi de, “Türk milleti Müslümandır ve Müslüman olarak kalacaktır; İslâmiyetin icâplarını elbette yaşayacaktır” diyerek, Ezân-ı Muhammediyi aslına çeviren, yüzlerce Kur’ân kursunu, imam hatip okulunu, yüksek İslâm enstitüsünü hizmete açan, din eğitimi ve öğretimini yaygınlaştıran, din derslerini mekteplerde okutan Menderes’e, Bediüzzaman’ın “İslâm kahramanı” ve arkadaşlarına “İslâmiyete ciddî taraftar zatlar” takdirinin mânâsı tecellî etmiştir…

    ZORLU, HERKESİ SELÂMLADI, MEKTUP YAZDI VE ABDEST ALDI…

    Demokrat Partililere her türlü ezâ ve hakaretlerde bulunan zulmün baş aktörleri “Yassıada Neronları”nın anlattıkları, demokrasi şehidlerinin millet nezdindeki beraatidir. Ve milletin Menderes ve arkadaşlarına yaptığı takdirin âdeta resmî belgesidir.

    Bunlardan biri de, Yassıada Kumandanı Albay Tarık Güryay’ın Garnizon Komutanlığına gönderdiği “resmî kayıtlar”daki Adnan Menderes ve Hasan Polatkan’la birlikte Fatin Rüştü Zorlu’nun gösterdiği asâlet ve vakardır:

    “Fatin Rüştü Zorlu, salona bambaşka bir insan gibi geldi. Gardiyanların önünden rahat adımlarla yürüdü ve hepimizi selâmladı. Kendisine okunan idam kararını, bütün heyecanları kenara itebilmiş kesin bir metânetle dinledi. Ondan sonra âilesine mektup yazması için Başsavcıdan müsaade istedi. Kâğıt ve kalem verdiler. Oturdu, âilesine mektup yazdı. Ben ellerine dikkat ediyordum, hiç titremiyordu. Yazdığı mektubu bitirdikten sonra Başsavcıya verdi ve yine abdest almak için müsaade istedi. Abdest bitince çoraplarını giydi. Gömleğinin sıvadığı kollarını indirince kol düğmelerini takmayı unutmadı.”

    “Bir ara Başsavcıya döndü: ‘Özür dilerim, bekletiyorum’ dedi ve ilâve etti: ‘Mahkeme müddetince biz suçlu, siz de savcı mevkiinde bulunduğunuz için istemeyerek birbirimizi incittik. Buna rağmen sizden özür diliyorum’ sözleriyle Egesel’le karşılıklı helâlleşti.

    “Sonra bana döndü: ‘Kumandan Bey, sizden, hatırlarsınız ya, son bir ricam olacağını söylemiştim: Benden evvel asılmış olanların ölüme nasıl gittiklerini bilmiyorum. Fakat ben, işte gördüğün gibi, gâliba bir insanın olabileceği kadar sakin ve metinim. Senden bunu âileme ve bilhassa anacığıma bildirmeni isterim!’

    “Ardından devam etti: ‘Kumandanım bir ricam daha var: ‘Ben asılanların kaçıncısı oluyorum?’ ‘Ne baştasın, ne sonda’ dedim. Bunun üzerine gülümseyerek; ‘Elhayrû evsatuha!’ (Hayır vasat—orta—olandır) dedi.”

    “ALLAH MEMLEKETİ KORUSUN, HAYDİ ALLAHAISMARLADIK!”

    “Fatin Rüştü Zorlu, ölüme gerçekten zorlu bir metânetle gitti. O kadar ki, hatta mahut gömleğin üzerine giydirilişinden sonra, kendisine dinî telkinde bulunan hocanın, Arapça kelimeleri telâffuzda düştüğü hataları düzeltti. Kollarını arkadan bağlarken Başsavcıya son bir ricâda bulundu: Ellerinin önden bağlanmasını istedi. Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.

    “Beraberce sehpaya doğru yürüdük. Ne masaya, ne de masa üzerindeki sandalyeye çıkarken yardım istemedi. Hatta heyecandan eli titreyen Cellâda; ‘Oğlum, ne titreyip duruyorsun? İlmik senin değil, benim boynuma geçecek’ dedi. Peşinden âdeta kendini uçsuz bucaksız bir boşluğa atar gibi; ‘Allah memleketi korusun, haydi Allahaısmarladık!’ dedikten sonra ayaklarının altındaki sandalyeyi itmek işini de kimseye bırakmadı. Boyu uzun olduğu için ayakları masaya basmıştı...”

    Cellâtlarının dahi takdir ettiği böylesine mert, beyefendi; Londra ve Zürih Antlaşmalarıyla Kıbrıs dâvâsını Türkiye’ye kazandıran örnek bir diplomat ve Dışişleri Bakanının Yassıada’da hakaret görüp hırpalandığı yetmiyormuş gibi ihtilâlciler tarafından kurulan darağacında asılması, tek başına 17 Eylül’le sonuçlanan 27 Mayıs darbesinin dehşetli zulmünün içyüzünü deşifre etmekte.

    Mahut idam gömleğini giydiği anlarda bile, idam fermanını hazırlayanlara Başvekili Menderes gibi insanlık dersini veren Zorlu’nun en acımasız kalpleri bile sızlatacak idam sahnelerinin üzerinden yarım asra yakın zaman geçtiği halde, hâlâ darbecilerin korunup kollanması, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk barometresini ortaya koymakta…

    Cevher İlhan





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  2. #2
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart Mukaddes Emanetleri Sırtında Taşıdı

    MUKADDES EMANETLERİ SIRTINDA TAŞIDI

    Demokrat Parti iktidara geldiğinde Başvekil Menderes, İstanbul'a ilk gittiğinde bir gece müze müdürüne, tıpkı Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ın fethindeki gibi, 'Emanet-i Mukaddese nerede?' diye sorar. Müze müdürü yerini gösterince, Menderes abdest alır ve yine Yavuz gibi, bu mukaddes emânetleri büyük bir ihtiramla tek tek omuzlayıp bizzat taşıyarak hazırlanan yerlerine koyar.

    MİLLETİN CAMİYE RAĞBETİ, FEVKALÂDE
    SEVİNDİRMİŞTİ…

    Mübârek Ramazan ayının ortasına düşen bu acılı günde merhum Menderes’in din ve vicdan
    hürriyetine, din eğitimi ve öğretimine yaptığı hizmetleri hatırlattık. “Rahmetli babam İstanbul’a geldikçe beni yanına çağırtırdı. Yürüyüşe giderdik, bazen başkaları da olurdu” diyen Aydın Menderes, bir kandil gecesine denk gelen yılbaşı gecesinde yaşananları anlattı:

    “O vakit İstanbul’un açılan yollarıyla, bulvarlarıyla yakından ilgilenirdi; Vatan, Millet caddeleri ve Sahil Yolunda çamurlara bata çıka incelemelerde bulunur, bizzat tâkip ederdi. Yine böyle bir günün akşamüstünde 31 Aralık 1959’da beni çağırdı yanına; o zaman yatılı okuldayım. Kendisiyle epey yolları, inşaatları gezdik. İstanbul’daki imar incelemelerinin ardından Babam rahmetli, “Ben şimdi camileri gezeceğim, bakalım millet camiye mi itibar ediyor, yılbaşına mı?” diye sordu…

    Peşinden de “Haydi seni de götüreyim; gel istersen” dedi. Üç araba peş peşe yola koyulduk. Ben babamın arabasında idim. Dönemin İstanbul Belediye Başkanı Rahmetli Kemal Aydın ve hâfız’ül-Kur’ân belediye imamıyla karşıya geçtik. Özellikle büyük selâtin camilere uzaktan bakarak dakikalarca seyretti.

    “Milletin camileri yılbaşı eğlencesine tercih ettiğini gördükçe, kandil gecesine ve camiye rağbeti müşâhede ettikçe fevkalâde memnun oluyor; sîreti ve sureti bir olan bir insan olarak memnuniyeti, sevinci pırıl pırıl parlayan nâsiyesinde okunuyordu…”

    Ramazan’la bütünleşen Eylül ayı vesilesiyle merhum Menderes’i anma adına Aydın Menderes’in aktardığı bu hâtıra, Demokrat Parti misyonunun ve Menderes’in içi bir dışı bir “maskesiz siyaseti”nin âdeta bir aynasıydı.
    Belli ki merhum Menderes, bir yılbaşı gecesinde milletin dine olan meylini merak ediyordu.

    Aydın Menderes’in de maksadı ve kendi ifâdesiyle “bütün merakı” babasıyla beraber olmak”tı. “Babasının yaptığı işi öğrenmek, siyasî misyonunu bilmek ve hizmetlerini tâkip etmekti…” Bu sebeple yakın siyaset ve kader arkadaşlarının bile çoğundan daha iyi Adnan Menderes’i tanırdı.
    Bundandır ki milletin, vatandaşların, sevmiş insanların hayattayken onu iyi anladığını, vefatından sonra da nasıl bir kara sevda ile sevdiğini çok iyi anlamıştı. Zira Menderes vatandaşlarla konuşurken iki arkadaş gibi konuşurdu. 1950’de başlayan süreç, giderek milletle bütünleşmeye, özdeşleşmeye dönüşmüştü...

    RESÛLULLAH’IN HUZURUNDAYMIŞ GİBİ…

    Ramazan sohbetinde merhum Menderes’in Topkapı Sarayındaki Mukaddes Emânetlerin gün yüzüne çıkarılması hizmetini de konuştuk. Aydın Menderes, “Mukaddes Emânetler açıldığı zaman, Menderes sanki o an Resûlullah’ın huzurundaymış gibi, ellerini bağlamış; büyük bir saygı ve huzurla emânetleri taşıdığını naklediyor:

    Demokrat Parti iktidara geldiğinde Başvekil Menderes, İstanbul’a ilk gittiğinde bir gece Müze Müdürüne, tıpkı Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ın fethindeki gibi ‘Emânet-i Mukaddese nerede?’ diye sorar. Müze Müdürü yerini gösterince, Menderes abdest alır ve yine Yavuz gibi bu Mukaddes Emânetleri büyük bir ihtiramla tek tek omuzlayıp bizzat taşıyarak hazırlanan yerlerine koyar.

    Demokrat Parti milletvekillerinden Gıyasettin Emre’nin anlattığına göre, “Menderes 1959’un sonunda Emânet-i Mukaddeseyi Sultan Eyüp’e nakletme kararına varır. Dünyadaki hâfızları çağırıp, Mukaddes Emânetler Kur’ân tilâvetiyle buraya taşınacak ve Eyüp’te Kur’ân okunmaya devam edilecekti. 1960 yılının 15 Hazirandaki bu taşıma işlemi için hâfızlara dâvetiyeler bile gönderilmişti. Ne var ki, 27 Mayıs İhtilâli bir çok hayırlı hizmeti akamete uğrattığı gibi bunu da akamete uğratmıştı.

    Gıyasettin Emre devam ediyor: “1980 yılının başlarında Demirel Başbakanken ben bunu kendisine anlattım. ‘Siz Menderes’in ve DP’nin devamısınız. Ramazan geliyor, hiç değilse bunu bu ayda ihya edin. Siz hem Menderes’in yolunda olduğunuzu söylüyorsunuz, hem de onun yaptığı bir iş akamete uğramıştır’ dedim. Belki başkaları da demiştir. Demirel bunu, ihya etti ve o Ramazan ayında fâsılasız Kur’ân tilâveti okunmaya başlandı.

    “Emanet-i Mukaddesede Kur’ân okunması 12 Eylül’e kadar sürdü. 12 Eylül darbesiyle kesildi. Tıpkı Menderes’in başlattığı Kur’ân tilâvetinin 27 Mayıs’la kesilmesi gibi...”

    Menderes’in Emânet-i Mukaddeseye hizmeti ve hürmeti tek başına, Demokrat Parti’nin milletin duâsına ve senâsına neden mazhar olduğunun ve Bediüzzaman’ın merhum Adnan Menderes’e “İslâm kahramanı” dediğinin anlamlı bir izâhıdır.

    “BEN BAŞVEKİL MENDERES, SULTAN
    HANIMEFENDİNİN ELİNİ ÖPMEYE GELDİM”

    Adnan Menderes muhaliflerinin kendisi hakkında “önce iyiydi de sonra bozuldu” saptırmalarına karşı Aydın Menderes, “Hayır, Menderes her geçen yıl daha iyidir, icraat olarak da iktidar olarak da. Yaradılışı buna müsâit; aklı ve kalbi hiçbir gelişmeye kapalı değil. Çünkü temeli sağlam” diyor. Görüşmede Adnan Menderes’in Osmanlı hanedanına özel ilgisi, 1952’de bütün Osmanlı hanedanı hanım mensuplarının Türkiye’ye geri getirilmesi, 57-59’da erkek Osmanlı neslinin de yeniden yurda dönebilmeleri çabası da gündeme geldi.

    Adnan Menderes’in 700 yıl şanla şerefle hükmetmiş muazzam devlet Osmanlıya hayranlığını hatırlatan Aydın Menderes, milletin de çok sevdiği bir hanedanın ele güne muhtaç edilmesine asla râzı olmadığını belirtiyor. Menderes’in, Osmanlı paşalarının, sultanlarının soyuna, torunlarına “Merak etmesinler onları da bir gün vatana kavuşturacağız” diye haber gönderdiğini söyleyen Aydın Menderes, “Ne yazık ki 1960’da 27 Mayıs darbesi araya girdi ve olmadı” diyor.

    1969 ve 1972’de erkek hanedan mensuplarının getirilmesinin yeniden Türkiye’nin gündemine geldiğini, lâkin Türkiye’nin 1952 şartlarına dahi dönemediğini anlatan Aydın Menderes, “Efendim o zaman şöyle olmuş böyle olmuş; zamanı geri gidip saati geri alır gibi geri gidemiyoruz. Her şey olduğu yerde kalır” diye geçmişe anlamlı bir yorum getiriyor.

    Aydın Menderes, Adnan Menderes’in Osmanlıya saygısını, Sultan Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu’nun hâtıratında yer verdiği şu hâdise ile açıklıyor:

    “Bir sabah çok erken saatte şafak vaktinde Rahmetli Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan’ın İstanbul’da oturduğu apartman dairesindeki evinin zili çalar. Ayşe Sultan, ‘Kızım kim bu bak’ diye seslenir. Kapıyı çalan, oldukça edepli, terbiyeli bir adam, büyük bir nezâketle, ‘Ben Başvekil Adnan Menderes’im, Sultan Hanımefendiyi rahatsız etmeyeceksem, elini öpmeye geldim’ diye kendini tanıtır.

    “Başvekil Menderes, tek başına bir Osmanlı Sultanı Hanımefendinin kapısında ziyaret etmek istemektedir. Menderes’i yakından tâkip eden ve Osmanlı’ya olan hürmet ve hizmetini bilen Ayşe Sultan, hızla hazırlanır ve ‘Hoş geldiniz bu ne büyük bir devlet!’ diye buyur eder.

    “Menderes, ‘Sadece elinizi öpmek, hatırınızı sormak için uğradım; kusura bakmayın, mahallenin köpekleri uyanmadan ziyaretinize geldim, bu saatte sizi rahatsız ettim’ diye özür diler. Bir ihtiyaç ve arzularının olup olmadığını sorar; Ayşe Sultan’ın bütün ricâlarına rağmen ayrılır. Kendi tâbiriyle “mahallenin köpekleri uyanmadan…”

    MENDERES’İN MUVAFFAKİYETİ;
    İHLÂS VE SAMİMİYETİ …

    Menderes’in ve Demokrat Parti’nin zor şartlara rağmen çok doğru şeyler yaptığını, lâkin bunların kolay olmadığını anlatan Aydın Menderes, bu muazzam hizmetlerdeki muvaffakiyetin, ihlâs ve samimiyetlerindeki sırda saklı olduğunu söylüyor.

    Ve bu sırrı şöyle izâh ediyor: “Bir husus da var ki bir insanın iyilik yapması da kötülük yapması da sonunda Allah’ın takdirine bağlı. Ona rağmen hiçbir şey olmaz. Ancak Allah her kuluna hizmet nasip etmez. İyilik, sevap ve hizmetleri yapmaya hak kazanmanın da bir sırrı vardır. Kişinin öyle bir hizmeti, ihlâsı ve samimiyeti olacak ki buna hak kazanacak. Adnan Menderes’te bu sırrı görüyoruz” diyor. “Bu sırdandır ki millet Menderes ve Demokrat Parti ile bütünleşmiştir” tesbitini yapıyor.

    Adnan Menderes ve Demokratların başına gelen akıbetin de bu hizmetlerini ebedileştirmek ve mânen değerli kılmak adına bir nev'î kaderin bir cilvesi ve bir imtihanı olduğunu belirtiyor.

    Adnan Menderes’in bilhassa din eğitimi ve öğretimine yaptığı hizmetlerden dolayı mâruz kaldığı tehdit ve tehlikelere karşı, “Ben korkmam, beni böyle anlamayın; bu ülkede başka başbakan da olsa korkmaz, korkmaması gerekir” dediğini aktaran Aydın Menderes, “Adnan Menderes korkmadı, çekinmedi; ne var ki Başbakan’ın asılması halkta büyük bir irkilmeye sebebiyet verdi” diyor. Bunun tesirinin devletin üzerinden 50 yılda dahi kalkmayacağına dikkat çekiyor…

    MENDERES VE DEMOKRATLARIN
    KAZANIMLARI KALICI OLDU…

    Daha ilk günde Demokrat Parti’nin “Arapça Ezânı okuyana karışılmayacak” tâlimatı verdiğini ve iktidara gelir gelmez ilk icraat olarak Ezân-ı Muhammedînin aslına çevrildiğini misal veren Aydın Menderes, merhum Adnan Menderes’in vatan, millet ve inanç değerlerine yaptığı hizmetin mânevî makbuliyetini şu cümlelerle tasrih ediyor:

    “O dönemde din ve vicdan hürriyeti adına milletin demokratik inancındaki bütün kazanımlar büyük bir çoğunlukla kalıcı oldu. Çok şükür ki hiçbirinde geri dönüş olmadı. Ezânın aslına çevrilmesi, yüzlerce imam hatip okulu, yüksek İslâm enstitüleri, binlerce Kur’ân kursu, mekteplere din derslerinin konulması... “

    Bu başarıyı Menderes’in ve Demokratların ihlâs ve samimiyetine bağlayan Aydın Menderes, şu tahlilde bulunuyor:

    “Bu hizmetler öyle bir ihlâs ve samîmiyetle yapıldı ki hepsi hâlâ devam ediyor. Bir evde Kur’ân okunsa, imam-müezzin ezân okusa, Kur’ân okusa jandarmanın bastığı devir artık tarihe karıştı. Allah’a şükür dört tane askerî müdahaleye rağmen bir geri dönüş olmamıştır. Demek ki onun nasibine hep bu hizmetler düşmüş…


    “Yani Menderes’in yaptığı değişiklikler, bu ihlâsa binaen kalıcı olmuş. Bugün hâlâ dış politikası az çok kalıcıdır. Türkiye’nin Kıbrıs dâvâsı Menderes ve Zorlu’nun Zürih ve Londra Antlaşmalarıyla sağladığı garantörlük üzerine bina edilmektedir. Demokrasi inancı kalıcıdır. Din ve vicdan hürriyeti adına yapılan hizmetler kalıcıdır.

    “Devletin radyosunda Kur’ân okunması, mehterin askerî törenlere girmesi hep 50’den sonra olmuştur. Oysa Demokrat Parti’den önce radyoda Kur’ân okunması bir yana, türküler, “yurttan sesler” ve hatta klâsik Türk mûsıkisi bile yoktu. Cuma sabahları, iftar saatleri, kandil geceleri okunan Kur’ân ve mevlidler, hep Demokrat Parti’nin eseri olarak kaldı. Kazanılan haklar kaybettirilmedi…”

    “14 MAYIS 1950, BİR ELMAS
    HANÇER GİBİ ZAMANI BÖLDÜ….”

    Bir eski Millî Birlik Komitesi üyesinin, “Biz aslında ezânı yasaklamak kararındaydık; kararını da aldık, tam dağılmak üzereydik, toplantıda olmayan bir üye geldi ve ‘Bu konuyu yeniden konuşalım’ dediğini; ve devamında ‘Ezânın yasaklanması haberleri asılsızdır, millet inanmasın, herkes istediği gibi ezân okusun, ibadetini yapsın’ kararının çıktığını nakleden Aydın Menderes, bu ibretli olayın büyük bir anlamı olduğunu belirtiyor.

    Buna rağmen, 14 Mayıs 1950’yi, Demokrat Parti iktidarını, “devletin tarihiyle, milletiyle barışması, kapıların vatandaşa açılması” olarak târif eden Aydın Menderes, “13 Mayıs–15 Mayıs; ‘ak’la ‘kara’. Hangisi ‘ak’, hangisi ‘kara’, isteyen istediğini seçsin. ‘Gece’ nedir, ‘gündüz’ nedir; o kararı milleti versin” diyor. Devamında da Demokrat Parti’ye ve devamı Adalet Partisi’ne yüzde 57’lere varan desteğin anlamını, “milletin kararı”nın bir nişânesi olarak nazara veriyor.

    “Demokrat Parti 14 Mayıs 1950'de bir elmas hançer gibi zamanı böldü. Gündüz bir taraf, gece bir taraf” diyen Aydın Menderes, “Bütün bunlar, Menderes olmazsa olmayacak işlerdi” değerlendirmesinde bulunuyor. Bugün bunlardan daha ehven işlerin başarılmamasını, siyasetin samimiyet ve ehliyet noksanlığının göstergesi görüyor. Menderes ve Demokratların millete hizmetteki muvaffakiyeti, ihlâs ve samimiyetlerine bağlıyor. —SON—

    Cevher İLHAN
    18.09.2008





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  3. #3
    Vefakar Üye yuksek-Sadakat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    313

    Standart

    Allah rahmet eylesin Menderes Basvekile..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kerbela Ağlıyor
    By BiRDüNYaUMuT in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.11.13, 23:12
  2. Filistin Kan Ağlıyor
    By Melis in forum Gündem
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 10.01.09, 11:48
  3. Hz. Aişe Ağlıyor...
    By Muntesip in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 17.10.08, 13:44

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0