+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: Sekülerleşme Tarihine Kısa Bakış.

  1. #1
    Müdakkik Üye mevlanahalid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    633

    Standart Sekülerleşme Tarihine Kısa Bakış.

    "Laik" kelimesi bir sıfattır. İngilizcesi "secular"; Latincesi ise "saeculum" kelimeleridir. "Şimdi","burada" der gibi bir anlama sahiptir. Yani bu kelimenin bir zaman bir de mekan boyutu vardır. "Şimdi"den kasıt, bulunduğumuz an veya bulunduğumuz çağdır;"bura"dan kasıt da bulunduğumuz mekan veya yaşadığımız dünyadır.
    "Laikleşme (sekülerleşme); insan aklı ve düşüncesinin-genel olarak-dini ve metafızik denetimden kurtarılması süreci olarak tanımlanabilir. Toplumsal hayatın tüm branşlarının; siyasetin, kültürün, bilimin dine dayanan değerlerden arındırılması ve bağımsızlaştırılması olayıdır. (M.Nakıb E1-Attas, s.29-30)

  2. #2
    Müdakkik Üye mevlanahalid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    633

    Standart

    Sekülerleşme sürecini toplumlar bazında ele aldığımızda "katı sekülerleşme" ve "yumuşak sekülerleşme" şeklinde iki tarihsel sürece ayırabiliriz. Meselâ İngiltere, ABD, Japonya ve Almanya'da "yumuşak sekülerleşme" süreçleri yaşanmışken, Türkiye'de, Rusya'da, Fransa'da, Bulgaristan'da "katı sekülerleşme" süreçleri yaşanmıştır. Aynı anlama gelmekle birlikte "laikleşme" ile "sekülerleşme" kavramları sanki ayrışmakta; birinci ülkelerde sekülerleşme, ikinci ülkelerde laikleşme süreçleri yaşanmaktadır. Bu farklılığa dikkat çekmek amacıyla incelemede kültür ve bilim konularında "sekülerlesme" kavramı,siyaset konusunda "laikleşme" kavramı kullanılacaktır.

  3. #3
    Müdakkik Üye mevlanahalid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    633

    Standart

    Weber'in yaklaşımını ünlü Weber yorumcusu Turner'den özetleyelim: Avrupa’nın tarihsel özgürlükleri Weber tarafından rasyonellik ve sekülerleşme kavramları altında özetlenir. Rasyonellik, insan hayatının bütün yönlerinde geleneksel normlara ve karizmatik duygudaşlığa başvurmayı saf dışı bırakan ve genel kurallara ve talimatlara dayanarak insan hayatında hesaplılık ve sistematik denetimin artması olayıdır. Seküler hayatta geleneksel kurumlara bağımlığı engelleyecek olan bürokratik denetim ve gözetim araçları, endüstriyel ve siyasal faaliyetlere giderek hakim olacaktır. Seküler hayatta toplumsal ilişkiler gayri şahsicilik ve resmiyet temeline dayalı olacaktır. Çünkü bürokrasi tayin edilmiş amaçlara ulaşmak için insanlara en etkili yolları sunmaktadır. Hukukta rasyonel hukuki sistemler, kutsal geleneklerin, "kadı adaleti"nin ve hukuki karar çıkarmaktaki keyfiliğin yerini alacaktır. Toplum bir bütün olarak gittikçe örgütlenme ve rasyonel bir yapıya kavuşma açısından fabrika şartlarının hükmü altına girecektir. (B. Turner, s. 201.)

  4. #4
    Müdakkik Üye mevlanahalid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    633

    Standart

    Weber'in söz konusu tezini eleştiren ünlü ateist ve Marksist yorumcu Maxime Rodinson ise İslam konusunda Weber gibi düşünmez. Kur'ân' la diğer kutsal kitapları karşılaştırarak "Kur'ân, rasyonelliğin çok büyük bir yer tuttuğu kutsal bir kitaptır" sonucuna ulaşır. İslâm’ın rasyonellik özelliğinin sadece Kur'ân'la sınırlı kalmadığı tüm bilim ve kültürü kuşattığını ileri sürerek, "Ortaçağ; İslâm kültürünün rasyonalist karakteri, gerçekte çok belirgindir. Şüphesiz alabildiğine çözümleyici bir akıl söz konusudur... Eserleri binlerce cilt tutan ve eleştirici bir temele, belgelerin karşılaştırılmasına dayanan bir tarihçiliği geliştirmek için Ortaçağ'da binlerce Müslüman aydının sırf ettikleri muazzam rasyonel çaba karşısında insan sadece saygı ve hayranlık duymaktadır. Sanata varıncaya dek her şey düşünceye ve rasyonel bir yaratıcılığa dayanır." (M. Rodinson, s. 91-113.)

  5. #5
    Müdakkik Üye mevlanahalid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    633

    Standart

    Yukarıda da ifade edildiği gibi laiklik kurumu, burjuva değerler sisteminin bir ürünüdür. Burjuvaların eğilim, beklenti, arzu ve özlemlerinin belli alanlarda şekillenmesi, kristalleşmesidir. İnsan akıl ve vicdanına karşı kilisenin dayanılmaz baskı ve dayatmasına karşı, bu duyguları devlet tarafından sağlanan bir "güvenlikli bölgedir. Bilindiği gibi kilise sadece dini ve sosyal bir organizasyon değil, aynı zamanda ekonomik, siyasal, dinsel ve sosyokültürel bir organizasyon; hatta bir "imparatorluk" tur. "İmparatorluk" niteliği, ekonomik, siyasal ve dini-ahlâki faktörlerle desteklenmekte, garantiye alınmakta idi. Ortaçağ'da, mesela Fransa'da topraklarını yüzde 30'unun kilisenin elinde olduğunu biliyoruz. Elimizde bazı manastırların mal varlıklarını gösteren dökümanlar var: 10.000'lerce sayıya varan koyun sürüleri, binlerce büyük baş hayvan ve köle... Ekonomik hayatı malikâne sahipleri olan lord ve senyörlerle parsellemişler ve toplumun kanını uzun asırlar emmişlerdir. Sadece basit bir ekonomik dev olmakla yetinmemiş, aynı zamanda toplumun vicdan ve iradesini de ipotek altına almıştır. Belli şekilde düşünme, inanma ve yaşamaya toplum fertlerini zorlamış; en ufak bir sapmayı görülmemiş işkence ve baskı yöntemleriyle cezalandırmaya çalışmıştır. Dinde, bilimde, sanatta, edebiyatta, felsefede.. hayatın tüm cephelerinde olan ve olacak olan her şey kilisenin "vize"sine tabi tutulmuş, herhangi bir değişiklik, yenileşme ve gelişme düşüncesi dine, topluma, kiliseye ve tanrıya karşı yapılmış bir hıyanet sayılarak en acımasız şekilde bastırılmıştır. Batı tarihi bu tip çatışmaların, işkencelerin, baskıların misalleriyle doludur.

  6. #6
    Müdakkik Üye mevlanahalid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    633

    Standart

    Batıda laiklik kurumunu vazgeçilmez bir kurum kılan bir diğer neden de Yahudilerdir. Yine bildiğimiz gibi Yahudi cemaati tarih boyunca Batıda hemen tüm devletlerde defalarca katliama uğramış; defalarca ülkeden ülkeye sürülmüştür. Çok ilginçtir ki, laiklik kurumunu şiddetle savunan; hatta gelişmesinde son derece önemli felsefi ortam hazırlayan düşünürlerin çoğu Yahudi asıllı düşünürdür. Hakim millete mensup veya hakim mezhebe mensup feylesoflar genellikle tiranlığı savunduğu halde veya o konuda herhangi bir katkısı olmadığı halde azınlık dini ve mezhebi mensubu düşünürler bütün benlik ve enerjileriyle laiklik ve benzeri kurumları savunmuşlardır.

  7. #7
    Müdakkik Üye mevlanahalid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    633

    Standart

    Batı kültürünün temellerini atan dünya görüşü ve değer sistemi, 16. ve 17. yy'larda ana hatlarıyla geliştirilmişti. 1500 ve 1700 yılları arasında burjuva değerler sisteminin yaygınlaşmasına bağlı olarak insanların dünyayı tasarlama biçimlerinde ve bütün düşünce tarzlarında çarpıcı bir değişme oldu. Yeni zihniyet ve yeni kozmoz anlayışı, modern çağın karakteristikleri olan Batı uygarlığının özelliklerini taşıyordu. Bunlar geçen üç yüz yıl boyunca dünyanın önemli bir bölümüne hükmeden paradigmanın temeli oldular.

  8. #8
    Müdakkik Üye mevlanahalid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    633

    Standart

    1500'den önce Batıda hakim dünya görüşü, diğer uygarlıklarda da olduğu gibi organikti. İnsanlar, maddi ve manevi olayların karşılıklı dayanışmasıyla karakterize edilen ve bireyin ihtiyaçlarının topluluğun ihtiyaçlarına tabi olduğu, organik ilişkilere dayanarak doğaya yaklaşan küçük, birbirine yapışık topluluklar içinde yaşarlardı. Bu organik dünya görüşünün bilimsel çatısı genel olarak Batıda iki otoriteye dayalıydı: Aristo ve kilise. 13. yy' da Thomas Aqinas, Aristo'nun geniş kapsamlı doğa sistemini Hıristiyan teolojisi ve ahlâkıyla birleştirdi ve bu suretle bu sistem bütün Ortaçağ boyunca sorgulanmadan Batılı toplumların dünya görüşü niteliğini kazandı. Ortaçağ biliminin yapısı, çağdaş Batı biliminkinden tamamen farklıydı. Bu bilim hem akla, hem inanca dayalıydı. Tabiatın, Tanrının ve insanın esrarını çözmeye yönelmişti.
    Bu manzara, 16. ve 17. yy' larda kökten değişime uğradı. Organik, canlı ve manevi bir evren kavramı, yerini, makina tarzında bir dünya anlayışına bıraktı. İzleyen dönemlerde dünya makinası modern çağların baskın metaforu haline geldi. Bu gelişme, fizik ve astronomide Copernicus, Galileo ve Newton'un başarılarıyla zirveye ulaşan büyük değişmelerle meydana geldi. 17. yy bilimi, Descartes'ın tasarladığı doğanın matematiksel tasvirini ve analitik akıl yürütme yöntemini kapsayan, Francis Bacon tarafından da güçlü biçimde savunulmuş olan yeni bir araştırma yöntemine dayalıydı.

  9. #9
    Müdakkik Üye mevlanahalid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    633

    Standart

    Bilimsel devrim, bin yıldan daha fazla bir süredir kabul edilmiş bir inanç olan Batlamyus'un ve Kitab-ı Mukaddes'in yermerkezli görüşünü deviren Nicolas Copernicus ile başladı. Copernicus'tan sonra artık yeryüzü evrenin merkezi değil, yalnızca galaksinin kıyısındaki önemsiz bir yıldızın çevresinde dönen üç beş gezegenden biriydi. Dünya merkezli evren yaklaşımının bilimsel bir söylemle tahrip edilmesi özellikle Batı insanının dünya görüşünde büyük bir deprem meydansı getirdi. Batılı insanın inanç ve mutlak değerler dünyası geniş ölçüde bombardımana uğradı ve bu bombardıman izleyen dönemlerde ardı arkası kesilmeden devam etti.

  10. #10
    Müdakkik Üye mevlanahalid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    633

    Standart

    Bacon'la Batı dünyasında bilimsel araştırmanın doğası ve amacı köklü bir biçimde değişti. En eski çağlardan beri bilimin amaçları bilgelik, doğanın düzenini ve onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmek olmuştu. Bilim o zaman Tanrı'nın yüceliğini araştırmayı esas gaye olarak seçmişti. Bunlar, bütünleyici amaçlardı. Bilim ve düşünce adamlarının tavrı bugünkü dille ifade edersek geniş ölçüde ekolojikti. Bu tavır, 17. yy'da tam da zıddına dönüştü; yani bütünleyici anlayış ve kavrayıştan, kendini kanıtlayıcı faaliyete yöneldi. Bacon'dan beri bilimin amacı, bilgiyi doğaya hükmetmek ve onu denetim altına almak amacıyla kullanmak oldu ve bugün hem bilim hem de teknoloji kökten karşı, ekolojik amaçları uğruna bu bilgiyi hükmetme yolunda kullanmaktadır.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Zübeyir Gündüzalp'ın Hayatına Kısa Bir Bakış
    By Matemkar in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.09.14, 22:07
  2. Risale-i Nurlar Dan Kısa Kısa Açıklamalı
    By _vatan_ in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 25.05.14, 16:18
  3. Kısa Elimin Dairesi Kadar Kısa ve Dardır.
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.12.08, 10:44
  4. Tarihçe-i Hayattan Kısa Kısa Sorularım...
    By tenaxwe in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 21.11.07, 13:16
  5. Yirminci Mektup'tan Kısa Kısa..
    By elff in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 22.11.06, 10:33

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0