İNSANLARIN DA rejimlerin de ömrüyle ve akibetiyle alâkalı olarak şaşmaz ve değişmez kanunlar (sünnetullah) vardır. Bu kanunlar kimi zaman ehl-i basirete malûm olur. Bu şaşmaz kanunlardan birini Mısır’a tatbik edebiliriz. Mısır’da yangınlar ile rejimlerin ömrü arasında birebir ilişki vardır. Mısır’ın şaşmaz kaderi budur.
Kahire yangınları tarihte rejim yangınları olmuştur. Fatimi Devleti, Selahaddin Eyyübi’nin eline geçmesinden önce inatçı iki vezirin kavgasına sahne olmaktadır. Bu kavgada her türlü yöntem kullanılmaktadır. Yangın çıkarmak da buna dahildir. Vezirlerden birisinin adı Şavir diğerinin adı da Dargam’dır. (Bu güç kavgaları Haçlıların 1099’da Kudüs’ü ele geçirmelerinde de kilit bir rol oynamıştır. İki kardeş olan Şam ve Antakya sultanlarının çekişmesi Haçlıların bölgeyi istilâlarına zemin hazırlamış, kolaylaştırmıştır.) İki güç merkezi arasındaki çekişme Fatimi halifesinin toyluğu ve bundan mütevellit otoritesizliği de eklenince bu gelişmeler Fatimi Hilâfetinin sonunu getirmiştir.
Fatimiler yaklaşık 220 yıl kadar hüküm sürmüştür. Safevilerin iktidar süreleri de buna yakındır. Şavir ile Dargam arasındaki amansız rekabette ve çekişmede rejim değişikliğinin habercisi Fatimi Kahire’sinin cayır cayır yanması olmuştur. Şehir çıra gibi tutuşmuş ve kocaman bir meşaleye dönmüştür. Yüzyıllar sonra Hidivlik de böyle bir yangının akabinde Fatimilerin akibetine uğramıştır. 1952 yılında Hür Subayların idareye el koymalarından kısa bir süre önce gerçekleşen yangın Hidiv ailesinin ve Kral Faruk’un sonunu belirlemiş ve tayin etmiştir. Kral Faruk, Neron gibidir. Bununla birlikte Kral Faruk ve Hidivliğin sonunu getiren yangını kimin çıkardığı bugüne dek tartışmalı kalmıştır. İhmal kesindir de kastın arkasında kimin olduğu hâlâ muammadır. Kimilerine göre, Kahire’yi yakanlar Faruk’u devirmek ve ona son darbeyi indirmek isteyen ordu içinde teşkilâtlanmış olan Hür Subaylar’dır. Nitekim yangından kısa bir süre sonra duruma el koymuşlar ve Kral Faruk tahtını ve tacını arkada bırakarak sürgüne gitmek zorunda kalmıştır. Kahire yangınının büyük zanlısı Hür Subaylar (Dubbatu Ahrar) olmuştur.
***
Kahire’de sabık yangınlarına benzeyen bir yangın da Mübarek döneminde gerçekleşmiştir. Bu diğerlerinden daha da vahimdir. Zira rejimin avret mahalli, harimi ismeti olan Senato ve Parlamento hem ihmal hem de komplonun bir kurbanı olmuştur. Burada zanlı olan bizzat Mübarek rejimidir. Bu yangınla birlikte rejimin kirli çamaşırlarını bertaraf ettiği ileri sürülmektedir. Bu yangın kesinlikle Mısır rejiminin şeyhuhet yani ihtiyarlık devresine işaret ediyor. Bununla birlikte rejim bu yangınla birlikte istikbalini de yakmış ve karartmıştır. Yangın zamanla siyasî bir kasırgaya da dönüşebilir. Kifaye/Yeter hareketinin yapamadığını yangın yapabilir. Meclis’in iki kanadının birden ve büyük çapta yanmasının izahı yoktur ve Mısır’ın hafızasının yanması olarak değerlendirilmektedir. Ama başbakan Nazif döneminde yapılan sakarlıklar sonucu Mısır’da trenler yanmış ve gemiler de batmıştır. Koskoca Mısır devleti meclis yangınını söndürmekte yetersiz kalmıştır. Kifaye’yi bastırmış ama yangını söndürememiştir. Bu ne keşmekeşliktir, inanılır gibi değil. Bu yangın Mısır rejiminin kokuşmuşluğunu ortaya koyuyor. Mübarek rejimi Fatimilerin ve Kral Faruk döneminin sonunu yaşıyor. Tarih yangınlarla birlikte tekerrür ediyor.
***
Kokuşmuşluğun bir başka göstergesi Hüsnü Mübarek’in oğlu Cemal’in kankalarından biri olan emlâk milyarderi ve kralı ve milletvekili Hişam Talat Mustafa’nın azmettirdiği bir cinayettir. Hişam Talat Mustafa daha önce birlikte olduktan sonra kendisini terk eden Lübnanlı sanatçı Suzan Tamim’den intikam almak için aklına gelen şeytanî bir planı uygulamaya koyar. Otellerinde güvenlik görevlisi olarak çalıştırdığı emekli polis müdürü Sukkeri’ye cinayeti ısmarlar, o da Dubai’ye giderek talimatı harfiyyen infaz eder. Ancak şüpheli cinayet daha sonra Sukkeri’nin ele geçirilmesiyle birlikte aydınlanır. Bütün engelleme çabalarına rağmen olay basına intikal edince Mübarek ailesi skandalın girdabına yakalanır. Su testisi su yolunda kırılsa da bu hunhar ve menfur cinayet Mübarek rejiminin kirli ilişkilerine ve yüzüne ışık tutmuştur. Bu da manevî bir yangındır.
Mısır son yıllarda Mübarek hanedanlığı tarafından çok kötü yöneltmekte ve adeta çökertilmektedir. Aile çiftliği haline gelmiştir. Nasır darbesinden veya devriminden geriye kalan kokuşmuş Mübarek hanedanlığıdır. O Mısır’ın son İttihatçısıdır. Mübarek rejimi gölgesinde Mısır bölgesel rolünü kaybetmiş ve Ortadoğu’nun en köhne ülkesi haline gelmiştir. Yeni Kahire yangını da Mübarek rejiminin sonunun başlangıcıdır. Müşerref’ten sonra çanlar şimdi onun için çalıyor. Kahire yanıyor, rejim çatırdıyor.

07.09.2008


Mustafa Özcan - Yeni Asya
E-Posta: mustafaozcan@yeniasya.com.tr