GELDİ DE NE OLDU?

Osmanlı tarihindeki üzerinde düşünülmeden tartışılan koın en başta geleni, matbaanın Türkiye'ye geç gelmesi.

İstanbul'da bulunan 90 bin hattatın matbaanın gelmesine engel olduğu anlatılır.

Bu bilgi üzerinde araştırma bile yapılmadan bir an düşünülse, böyle bir şeyin mümkün olamayacağı rahatlıkla anlaşılır.

Bırakın 90 bin hattatı, İstanbul'da bu kadar esnaf bile yoktu.

Matbaanın geç gelmesiyle ilgili bir diğer yorum ise Osmanlılar'ın matbaayı günah ve haram diye geç kabul ettiğidir.

Son zamanlarda, bu yüzden "Keşke Müslüman olmasaydık, matbaayı daha erken kullanmaya başlardık" yorumları bile yapıldı.

Halbuki matbaanın geç gelişinde Müslümanlığın rol oynadığına dair elde hiçbir delil bulunmuyor.

İlk Türk matbaasıyla ilgili yapılmış bilimsel araştırmalarda da böyle bir ifadeye rastlanmaz.

İbrahim Müteferrika'nın matbaayı kurmasından önceki yıllarda matbaa kurmak için herhangi bir teşebbüs ve matbaa aleyhinde herhangi bir faaliyet de olmamıştır.

Matbaaya, dini engel olduğunu iddia etmek tamamen ideolojik bir yorumdur.

Matbaanın niçin geç geldiği tartışılırken, "Geldi de ne oldu?" sorusu meseleyi rahatlıkla çözüme kavuşturur.

Türkiye'ye matbaanın geç girişi hep tartışıldı, fakat matbaanın gelişinden sonra ne olduğu üzerinde fazlaca durulmadı.

Matbaanın kurulmasından, İbrahim Müteferrika'nın ölümüne kadar geçen 20 yıllık dönemde Müteferrika'nın gayretleriyle 17 kitap basılaşti.

Müteferrika'nın ölümünden sonra ise yalnızca bir kitap basıldı ve matbaa 27 yıl faaliyetine ara verdi.

Bu durum matbaanın kurulmasının yanı sıra faaliyetinin de tamamen İbrahim Müteferrika'nın gayretleriyle yürüdüğünü, ancak buna karşılık toplumda kitap basımına fazla bir rağbetin olmadığını açıkça gösteriyor.

18. yüzılda Osmanlı İmparatorluğu'nda basılan kitap çeşidi 50'yi bulmazken, aynı asırda Japon kalkınması henüz başlamamışken Japon'da 10 bin çeşit kitap basılmıştı.

Üstelik bu yüzyılda Avrupa'da basılan kitap çeşidi de Japonya'dan çok daha fazlaydı.

Bırakın 18. yüzyılı, matbaanın yeni icat edildiği 15. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa'da basılan kitap sayısı 30-35 bindi.

TOPLUMUN TALEBİ YOK

Türkiye'ye matbaanın gelişi ele alınırken toplumsal talebin ve altyapının ne ölçüde olduğunun iyice incelenmesi ve bunun gecikmeye ne kadar tesir ettiğinin belirlenmesi, bu konuyu daha iyi açıklar.

Yoksa matbaanın açılmasına, üzerinde düşünülmehiçbir zaman olmamış 90 bin hattatın veya Müslümanlığın engel olduğunun iddia edilmesi bu konuyu izah etmediği gibi, boş tartışmalara sebep oluyor.

Bence matbaa, Türkiye'ye okumayı sevmediğimizden geç geldi.

Geldikten sonra da okumaya yine ısınamadık. Günümüzde bile kitapla aramız iyi değil.







Erhan Afyoncu