+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Bir Yabancilaşma Hikayesi

  1. #1
    Dost Mahkum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    41

    Post Bir Yabancilaşma Hikayesi


    Osmanlı’nın millî ve mânevî değerlerle örgülenmiş içtimaî sistemi, 19. yüzyılda bozulmaya başlar. Bilhassa modernleşme ve Batılılaşma, kendi mânevî değerlerinden mahrum bir neslin yetişmesine yol açar. Bu dönemin kültür hayatını şekillendiren Tanzimat edebiyatı, medeniyetimizde bir kırılma noktasını işaret eder. Zîrâ Tanzimat devri eserlerinde, toplumun genel ahlâk kurallarına aykırı bazı fikirler savunulmuştur. Tanzimat dönemi ediplerinden biri olan Ahmet Mithat Efendi, Osmanlı halkının Batı karşısında düştüğü buhranı erken fark eder ve ortaya koyduğu eserlerle Osmanlı toplumunda hem maddî hem de mânevî bir kalkınma arzular. Bu maksatla Osmanlı’nın ilk iktisat tarihi olacak vasıftaki eserlerini yazar. Ardından Tanzimat münevverlerine menfî tesir eden Batı felsefesini tetkik eden, eleştiren eserler kaleme alır. Gazete, dergi, hikâye ve romanlar vasıtası ile hızlı bir yayın faaliyetine girişir. Din, iktisat, tıp, edebiyat, felsefe gibi sahalarda ortaya koyduğu telif ve tercüme eserleri halka genellikle parasız dağıtır.

    Orhan Okay’a göre, Ahmet Mithat cemiyetin huzuru için üç büyük çare teklif etmiştir: “Ahmet Mithat kullandığı ‘medenî’ kelimesiyle cemiyetin ve onu teşkil eden fertlerin daha mesut yaşama şartlarını tasvir ettiği görülmektedir. Ona göre, fertlerin bu saadetini temin edecek şeyler, yalnız maddî refahtan ibaret değildir, birtakım ahlâkî ve kültürel değerler de bu saadetin tamamlayıcısıdırlar. Cemiyetin mesut olmasını teknik, kültür ve ahlâk gibi üç unsur meydana getirmektedir.”1 Okay’ın ifadelerinden anlaşılacağı üzere Ahmet Mithat Efendi, Batılılaşmayı doğru bir çizgide kavramış ve daha önceleri takındığı yanlış tavırdan dönmüştür. Daha önce muarızı olduğu 2. Abdulhamid’i desteklemeye karar vermiştir. O, Batı’nın ahlâken çökmüş, aşırı hürriyetlerle dolu sefih hayatına karşılık; eğitim, ilim, çalışma, üretme ve teknik bakımdan yenilenme fikirlerini savunur. Bunu “Felâtun Bey’le Râkım Efendi” romanında olduğu gibi bütün eserlerinde görebiliriz. “Mithat, öteki eserlerinde de hesaplılık, kanaatkârlık, çalışkanlık temalarını sık sık işler. Ahmet Mithat Efendi’ye göre Tanzimat soyluları sınıfının gelişmesinde bir sakatlık vardır. Bu sınıfın benimsediği değerleri o da reddediyordu. Aslında bir yerde belirttiği gibi aydınlatmak ve onların (halkın) ıstıraplarını dile getirmek istiyordu.”2

    Ahmet Mithat Efendi, Osmanlı medeniyetinin Doğu-Batı sentezini nasıl yapması gerektiği hususunda uzun süre düşünmüştür. Savunduğu fikirleri daha iyi sunabilmek maksadıyla Doğu ve Batı’yı mukayese eden, iki hayat tarzını ortaya koyan eserler verir. O, sadece Doğu’ya sarılma veya çağdaşlarının teklif ettiği gibi Doğu’yu reddedip Batı’ya yönelme gibi telâkkileri aşırı uç olarak görmüştür. Doğu kavramı ile Osmanlı kültür ve medeniyeti unsurlarını, Batı kavramı içerisinde ise, Avrupaî hayat tarzı ve aksaklıkları kastetmiştir. İki medeniyette var olan doğru kavramları seçmek gerektiğini düşünür. Batı’nın ilim ve tekniği ile sosyal hayata getirdiği düzenleyici kaideler, Doğu’nun ahlâk ve terbiyesi ile birleştirilmelidir.

    Yazarın söz konusu meseleleri işleyen en önemli eserlerinden biri “Felâtun Bey’le Râkım Efendi” romanıdır. Romanda üzerinde ilk durulması gereken husus, kahramanların isimleridir. Yazar, Râkım Efendi’yi Doğu’nun temsilcisi olarak ele alır ve bu ismi, her şeyi hesap eden mânâsında kullanır. Râkım, bir Osmanlı efendisidir. Yaşadığı yıllarda Osmanlı’da ‘efendilik’ bir onur ve saygınlık unvanıdır. Dolayısıyla Doğu tipi kahraman hem onurlu hem de her şeyi hesaplayan uyanık bir insandır. Felâtun Bey ise, eserde Batı’yı ve züppe hayat tarzını temsil eder. Yazar, aykırı bir tip olan kahramanına, isim olarak felsefeci Eflâtun’un Osmanlıca telâffuzu ‘Felâtun’u vermiştir. Bu isimle hiçbir şey bilmediği hâlde bilgiçlik taslayan kahramanı yerer. Felâtun’un unvanını ‘bey’ olarak belirler. O dönemde ‘efendi’ye göre daha sıradan bir unvan olan ‘bey’, Batılı ve Avrupaî geçinen, giyinen kişiler için kullanılır.

    Felâtun Bey, zengin bir mirasın vârisi olarak bütün zamanını İstanbul’un Avrupa yakasındaki modern yerlerde kumar oynayarak ve kadınlarla eğlenerek geçirir. Bu iki kişi romanda ilk durumlarından son hâllerine kadar mukayese edilir. Râkım Efendi, ailevî ve maddî açıdan yükselip iyi yerlere gelirken, kötü alışkanlıkları neticesinde Felâtun Bey iflâs eder ve bir adada mutasarrıf olarak kalır. Felâtun Bey’in babası Mustafa Merakî Efendi, alafrangalığı yani Avrupaî hayat tarzını benimsemiş biridir. İstanbul’un Beyoğlu semtinde yaşar; burası daha çok kendi gibi düşünenlerin ve gayrimüslimlerin yaşadığı bir yerdir. Romanda onun bu farklı hayat anlayışı şu şekilde tasvir edilmektedir: “Alafrangaya olan merakın derecesini şundan anlayınız ki, yaptırdığı evin kesinlikle alafranga olması için kâgir olarak yaptırmıştır. Şimdi böyle bir semtte bu kadar alafranga olan bir adam, artık evine hizmetçi uşak doldurur mu? Özellikle arada bir alafranga dostları gelmekte olduğundan, bunlara da hizmet etmek için Rum ve Ermeni hizmetçilere ihtiyaç duyması açıktır.”3 Osmanlı geleneğinde yapı tipi, konak iken, Felâtun Bey ailesi kâgir yapı ister. Bu yapı zamanla apartmana doğru değişecektir. Yazar, bu tip yapıları bilhassa Avrupaî hayatı tercih edenlerin yaptırdığını vurgular. Bu evlere gayrimüslimler fazlaca geldiği için, farklı dilleri bilen yabancı uşak ve hizmetçilere, dadılara ihtiyaç vardır. Bunun tabiî bir neticesi olarak, yeni nesil ister istemez kendi mânevî değerlerinden uzaklaşır ve yetiştirildiği kültürün tercihleri ve zevkleri doğrultusunda yaşamaya başlar. Fransız bir hoca gözetiminde büyüyen Felâtun Bey de böyle biridir. Yazar, onun terbiyesi ile hayata bakış açısını birlikte verir ve yetişme tarzından temelinin sağlam olmadığını gösterir.

    Ahmet Mithat’ın, Felâtun Bey’in karşısına Doğu’yu temsilen çıkardığı Râkım Efendi, çok yönlü bir insandır. Birçok müspet vasfı vardır. Onun çok kültürlülüğü, romanda şöyle anlatılmaktadır: “Ancak Râkım Efendi’nin aldığı terbiye ve gördüğü öğrenim, hâli vakti yolunda olan herkese nasip olmaz. Kendi isteği ve dadısının yönlendirerek yüreklendirmesi ile Arapça ve dilbilgisini bitirdi. Mantık yönünü çok iyi geliştirdi. İlm-i hadîs ve tefsirde oldukça bilgi kazandı. Fıkhı dahi gözden geçirdi. Farsçadan Gülistan ve Baharistan ve Bostan, Pend-i Attar ve Hafız ve Sadi’i bütünüyle okumaktan başka, en seçkin parçalarını ezber dahi eyledi. Fransızcada maharet kazandı. Sonra Galata’daki dostundan fizik, kimya ve anatomiyi iyi şekilde öğrenip, Beyoğlu’ndaki Ermeni arkadaşının kütüphanesinde, coğrafya, tarih, hukuk ve devletlerin anlaşmaları hakkında bilgi edindi.”4

    Görüldüğü üzere Râkım Efendi Doğu ve Batı kültüründen haberdar, fakat öz kimliğini korumuş, dinî ilimlerin yanında Arapça, Farsça ve Fransızca, sosyal bilimlerin yanında fen bilimlerini de öğrenmiş son derece donanımlı bir kahramandır. Bütün bu vasıfları ile Râkım Efendi romanda Felâtun Bey ile kıyas edilir. Kendi kültürü ile barışık Râkım’ın özelliklerinin hem toplumu hem de kişiyi nasıl geliştireceği hususu vurgulanır.

    Ahmet Mithat, böyle idealist bir kahramana neden ihtiyaç duydu? Bu soruya verilecek cevap, yazarın bir nevi hayat felsefesidir. O, Tanzimat’la başlayan neslin yozlaşmasını, kültüründen ve kendi öz değerlerinden kopma sürecini bir sosyolog gibi gören ilk Osmanlı aydınlarından biridir. Jön Türkler, kendi kimliğine yabancılaşarak Batı felsefesinden beslenen bir donanımla hayata bakarken, Ahmet Mithat, problemlere çareler sunma yolunu tercih eder. Onun şahsında topladığı çok yönlü bilgi birikimi, temeldeki İslâm anlayışına göre belli bir yere oturtulmuş ve Batı kültüründen farklı bir çizgiye ulaşmıştır. O, toplumun fazilet ve ahlâk bakımından yükselmesi için Batı’nın ilmî ve teknik gelişmelerinin yetmeyeceği hattâ bunların nefsanî hisleri kabartacağı kanaatindedir. Bunun için hem maddî hem de manevî kalkınmaya önem verir.

    Râkım Efendi, çalışkanlığı ve tutumluluğu sayesinde günden güne zengin olur. Evine bir câriye alır. Dadısı onun adını can yoldaşı olsun diye ‘Cânân’ koyar. Râkım Efendi, Mr. Ziklas adlı bir İngiliz’in iki çocuğuna Türkçe öğretmeye başlar. Bu sırada Cânân da derslere devam eder ve İngiliz çocuklarından daha başarılı olur. Râkım Efendi, evde bir piyano eksikliği duyar ve hoca tutar. Cânân, piyano alındıktan sonra yeni hoca Jozefino’dan Fransızca ve piyano çalmasını öğrenir. Yazar, Cânân vasıtası ile Doğu tipi kahramanın eğitim yönüyle daha üstün olabileceğini ispatlar. Fransızca bilmekle veya bir enstrüman çalmakla kendini entelektüel zannedenleri tenkit eder. Kabiliyeti olan ve çalışan her insanın bir dil öğrenebileceğini ve bir müzik âleti çalabileceğini belirtir. Bu gibi durumların Batılı ve kendini modernleşmiş gören insanların üstün bir vasfı olmadığı gibi bir sınıf kültürü de oluşturmadığını ifade eder.

    Romanda Felâtun Bey, iman zaafına bağlı olarak vicdanındaki tatminsizliğin neticesinde kendini savurganlığa, kumara ve gayrı meşru hayata kaptırır. Yazar, bu durumu şöyle tasvir eder: “Bir gece nasılsa Felâtun Bey’in oyunda zarı uygun gelmedi, zîrâ beş on gün boyunca zarı hep isteği gibi geldi. Sevgilisi Matmazel Polini zorlamamış olsaydı belki birkaç gün oyuna ara verirdi. (…) Sözün kısası o gece yedi yüz lira kadar zarar etti.”5 Ahmet Mithat, Felâtun Bey’in ailesinden kalan mirası savurup, borçlanmasını anlattıktan sonra ona nasihat edilip yol gösterilmesi gerektiğini söyler: “Şimdi kıyas ediniz Felâtun Bey’in hâlini ki; Polini gibi kendisini yoldan çıkaracak olan bir kadının eline düşer. Ama bir dost çıkıp da Felâtun Bey’e nasihat edecek olsa, faydası görülecek mi dersiniz? Ne mümkün! Pederinden kalma serveti bu yolda çürütüp bitirmiş ne kadar delikanlı isterseniz bunların her birine az nasihatler mi verilmiştir? (…) Bizim Felâtun Bey, dahi nasihatsiz kalmadı.”6

    Yukarıda görüldüğü üzere Batı’yı temsil eden kahraman kötü bir sona doğru ilerler. Râkım Efendi ise, her gün daha iyi bir duruma yükselir. Fakat Doğulu kahraman kültüründen gelen bir merhamet ile düşene el uzatır ve önceden ona nasihat eder. Felâtun Bey buna karşılık şu cevabı verir: “Bu gençlik bir daha ele geçmez yahu. (…) Biraz da gençlikte yaşamaya bakmalı.”7 Râkım Efendi, Felâtun Bey’e gittiği yolun yanlış olduğunu söyler ve nasihat eder. Ama o dinlemez ve böyle kötü bir duruma düşer.
    Ahmet Mithat, bu iki kahraman ile Doğu’yla temsil edilen hakiki Müslümanlığın vasıflarından olan çalışma ve tutumlulukla gayrimeşru daireye girmeden sürdürülen hayat tarzını, gününü gün eden, yozlaşmış kişilerin yaşayışıyla mukayese eder ve neticede bize ait inanç ve ahlâk değerleriyle bezenmiş, yapıcı hayat anlayışının üstünlüğünü vurgular. Batı’nın sefahate boğulmuş kısmını tarif eden gününü gün etmenin, her an hayatın zevkini çıkarmanın ve serkeşliğin, insanı nasıl kötü yollara düşüreceğini Felâtun Bey’in kumar ve iflâs çizgisinde gösterir.

    Ahmet Mithat, Batılı değerleri gözde büyüterek kendi kültürünü hor görme ve aşağılık kompleksine girme yanlışını düzeltmek, kendi ahlâkî değerleriyle iftihar etmeyi göstermek için, romanda Batılı kahramanların sözlerine de yer verir. Yabancı insanların gözü ile bizim değerlerimize bir bakış yapar. Bunlardan ilkinde İngiliz ailenin oğlu Can, Râkım Efendi’den Türkçe öğrendikten sonra Türk şiirini şöyle takdir eder: “İngilizce şiir insana hiçbir ateş vermez. Ben Fransız şiirini daha fazla severim. Ama artık Türkçe öğrendikten sonra Fransız şiirinden de vazgeçtim.”8 Yazar, Batılı birinin ağzı ile bizim şiirimizi ve edebiyatımızı yüceltir. Yabancı dil öğrenen ve kendini entelektüel zanneden Batılı hayat tarzı meraklılarına, Batı’dan bir insanın Türkçe öğrenmesini delil gösterir. Böylece sadece dil öğrenenlerin illa Batı dilleri bilmesinin bir marifet olmadığını ve Batılı bir insanın da Doğu dillerini (Türkçeyi) öğrenebileceğini belirtir.

    İkinci örnekte Jozefino adlı öğretmen, Râkım Efendi’ye Doğu insanın mânevî değerlerinden, insan sevgisinin bir göstergesi olan misafirperverliği metheder. Yazar, Batı’da samimiyet yerine resmîlik, insanlık yerine çıkar gibi kavramları birbiriyle kıyaslar: “Ben sözümü bilirim de söylerim. Bir kere Osmanlı insanındaki şu misafirperverlik Avrupa’da bulunmaz. Maksadım, onlar birbirine gitmez gelmez demek değildir. Lakin sofraları, baloları hep resmî şeylerdir.”9

    Netice olarak Ahmet Mithat, Felâtun Bey’le Râkım Efendi romanında öz kültüre ve mânevî değerlere dönüşü tavsiye eder. Batı’nın sefîh hayatının insana fayda getirmeyeceğini ancak onlardan ilim, fen ve teknolojinin alınabileceğini belirtir. Osmanlı aydını başta olmak üzere topluma, ahlâkî değerlerden uzaklaşmanın zarar getireceği mesajını verir. Osmanlı toplumunun temel taşı olan mânevî değerlerle teknik ve fen alanında ilerlemenin birlikte olması hâlinde, bu hastalığın ortadan kalkacağını müdafaa eder.
    Dipnotlar
    1. Orhan Okay, Batı Medeniyeti Karşısında Ahmed Midhat Efendi, Baylan Matbaası, Ankara 1975, s. 416.
    2. Kamil Yazgıç, Ahmet Mithat Efendi, İst. 1940, s. 24.
    3. Ahmet Mithat Efendi, Felâtun Bey’le Rakım Efendi, Bordo Siyah Yay., İst., 2002, s. 27.
    4. Ahmet Mithat Efendi, age, s. 42.
    5. Ahmet Mithat Efendi, age, s. 188-189.
    6. Ahmet Mithat Efendi, age, s. 193.
    7. Ahmet Mithat Efendi, age, s. 144.
    8. Ahmet Mithat Efendi, age, s. 123.
    9. Ahmet Mithat Efendi, age, s. 175.

  2. #2
    Ehil Üye Tılsım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu yer
    Meçhul...
    Mesajlar
    2.240

    Standart

    Ahmet Mithat Efendi Tanzimat Dönemi'nde eserler vermiş bir yazardır(ayrıca öğrtemendir). Değişik alanlarda bir çok eser vermiştir. Yazı Makinası unvanını almıştır. Eserlerinde genelde Doğu-Batı çatışmasını ele almııştır. 200 e yaklaşık eseri vardır, basit bir dili olduğu için bir keç eserinden başkası kalıcı olmamıştır.

    Bir erime anıdır aşk can ipinin yavaşça incelmesi ve görünmeyen sevgili nin yüzünde kopması..

    Sustum! Bir harf bile söylememin imkanı yok yoklukta artık. Aslı olmayan sözlerdir çünkü hep dilimde, gerçek değil surettir hep...Cana eziyetten başka bir şey vermez ki söylesem!..

    Sustum! çünkü hadden aşkın olacak söz, kabından taşacak...Ne kulaklarda onu anlayacak bir kudret var oysa; ne anlayışında ona uygun bir kabiliyet!..


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İlk Mahyanın Hikayesi
    By ehlenvesehlen in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 08.10.09, 16:34
  2. Ney'in Hikayesi...
    By Garip_Maznun in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 27.01.09, 21:00
  3. Uzun Bir Aşk Hikayesi...
    By m_safiturk in forum Edebiyat
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 19.07.08, 11:04
  4. Gelincik Hikayesi
    By Tılsım in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 20.06.08, 19:55
  5. Seccadenin Hikayesi
    By lasiyyema in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 11.08.07, 14:24

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0