+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13

Konu: Seni Unutmadık Adnan Menderes

  1. #1
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Exclamation Seni Unutmadık Adnan Menderes

    Seni unutmadık Adnan Menderes

    “Bazen bir fotoğraf ciltlerle kitabın anlatamadığını anlatır. Bazen savaşlar başlatır, kimi zaman da savaşlara son verdirir.
    Bir Vietnamlının başına dayanmış olan tabancanın ateşlenme ânını gösteren fotoğraf, Amerika’ya Vietnam Savaşını kaybettiren belge olmuştur.
    Çünkü acımasızca kirletilse de, üzerinde onca oyun oynansa da, insanoğlunun da vicdanı var. Dün Sabah’ın 27. sayfasında bir fotoğraf yayınlandı. Adnan Menderes ile ailesi görünüyordu fotoğrafta, bir de Albay Tarık Güryay... Yassıada Komutanı…
    Menderes için idam kararı verilmişti. Bu ağır kararın arkasından ailesiyle ilk görüşmesiydi bu.
    Ne var ki, bir daha dünya gözüyle göremeyeceği ailesiyle yalnız değildi. Birlikte çektirmek istedikleri son hatıra fotoğrafına Albay‘da girmiş ve Adnan Menderes’i yerinden kaldırıp kendisi oturmuştu.
    Fotoğrafta korkunç bir hüzün var. Herkesin boynu bükülmüş. Ölümün acısı vurmuş yüzlerine. Bir tek komutan sağlıklı, diri, hırçın ve duyarsız…

    *

    Böylesi zamanlarda ölümün gerçeği yaşamın gerçeğinden daha ağır basar. İnsan en azından karısıyla ve çocuklarıyla bir araya gelmiş olan bir “insan”ın, bir baba ve bir kocanın mahremiyetine saygı gösterir. Ölümün dramatik sessizliği kaplar ortalığı. Anlaşılan Yassıada ortamında böyle duygular hiç yeşermemiş.

    *

    Fotoğrafa baktıkça, Adnan Menderes’in omuzlarına binen kederi ve yüz adalelerini çarpıtan derin utancı daha iyi sezebiliyorum.
    Ve bir kez daha anlıyorum ki, bu utanç ona değil, demokratik sürecini üç darbeyle yaralayan bizlere ait.
    O koltuk, Tarık Güryay’a hiç de şerefli bir makam olmamış doğrusu.”

    Zülfü Livaneli

    Sabah Gazetesi/2 Kasım 1993

    (Nuriye Akman/Elli Kelime)


    *

    27 Mayıs 1960.
    Radyolardan bir ses yükselir.
    Albay Alparslan Türkeş’in sesidir bu. “Dikkat Dikkat!” diye başlayan bir radyo anonsu yapar. İhtilal olduğunu, ordunun yönetime el koyduğunu, hükümetin devrildiğini büyük bir zevkle duyurur belki de…
    Sadece ve sadece Demokrat Parti mensuplarını ortadan kaldırmak için yapılmış olan bir ihtilaldir bu. “Topunu birden silmek” için tarihe sürülen kara bir leke olmuştur.

    Eza, cefa ve zorbalıklarla dolu Yassıada Mahkemeleri…
    Demokrat Parti kadrosunun topluca Yassıada'ya götürüldükten sonra çıkarıldığı 'Yüksek Adalet Divanı' adı altındaki mahkeme celselerinin yayımlandığı radyo programları: "Sanıklar getirildiler, bağlı olmayarak yerlerine oturdular..."

    Ne bakışma var, ne konuşma… Hepsi yasak! Şeref ve haysiyet kırıcı sözler, hakaretler…
    Gayri ihtiyari açılan hücre kapısından baktığı ve “Benim avukatım da gelmiş mi acaba?” diye heyecanla soruveren ve hücre bekçisi tarafından dövülen bir başbakan, Adnan Menderes…

    Özellikle Menderes'in ve avukatlarının maruz kaldığı hakaretlerin hepsini saymak çok zor: Menderes’in avukatlarına, "Daima böyle lüzumsuz şeyler söylüyorsunuz... Almışsınız elinize koca bir tomar, müdafaa yapıyorsunuz... Yerinize oturun!" diyen, karşısındaki avukatı ve onun müvekkilini bir hiç gibi görüp aşağılayan Yargıtay Hâkimi…

    Sözde savunma hakkı, avukat tutma hakkı tanınmıştı, ama avukatlar Menderes’le görüştürülmüyordu bile. Hatta ikisi tutuklanmıştı! İstanbul dışından gelen avukatlar, kendilerine oda veren otel sahiplerinin “suçlular”a yardım etmekle suça iştirak etmiş sayıldıkları için yersiz kaldılar. Sanıklarla avukatların görüşmesinde mahkeme belgelerinin çıkarılması, not alınması yasaktı... Avukatlar kendilerini adaya götürecek motordan inene kadar hakarete maruz kalıyor, buna itiraz eden müvekkiliyle görüştürülmüyordu...


    Menderes'in üzerine gittiler. Geceleri uyumaması için sürekli gürültülü aletler çalıştırılıyor, bir yandan da uyuması için ilaç veriliyordu ona. Nöbetçi erlerin onunla tek kelime konuşması dahi yasaklanmıştı...

    O şartlarda yemeden içmeden kesilen, günde dört paket Yenice sigarasından başka bir şeye elini süremez hale getirilen Menderes'in diğer siyasi tutuklulardan ayrı olarak ailesiyle haberleşme, görüşme şartları da ağırlaştırılmıştı...
    Yassıada’da bunlar olurken ve çok daha feci hadiseler yaşanırken, baykuş medya akla hayale gelmeyen iftiralarına yenilerini ekliyordu. Artık sansür de yoktu ve gün be gün iyice vahşileşiyorlardı. İftiralarında kan gövdeyi götürüyordu. Özgürdüler ne de olsa! Askerî hâkimiyetin bir numaralı şakşakçı maymunlarıydı onlar.
    *

    17 Eylül Pazar
    “… Bugün ayın kaçı?”
    Adnan Menderes Yüksek Adalet Divanı Başsavcısı tarafından kendisine tebliğ edilen milli Birlik Komitesi’nin idam kararının tasdikini dinledikten sonra, sükûnet içinde sormuştu.

    Birkaç kişi birden “17 Eylül Pazar” dedi.
    “Benimle birlikte daha kimlerin hükmü tasdik edildi?”
    Egesel, bir an söylemekte tereddüt etti: “Öğrenip de ne olacak Adnan Bey?” diye sordu.
    Menderes, acı bir tebessümle bakarak “Öğrenirsem ne olur?” diye cevap verdi.
    Bir an yine yutkundu Egesel, “On ikisini Milli Birlik Komitesi müebbet hapse mahkum etti. Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ise infaz olundular…
    Menderes daldı.
    Biraz sonra adaya ürkek iki din adamı sokuldu. Ethem Akalın ve Abdurrahman Hürdoğan. İkisi de son derece heyecanlıydı. Dini telkinde bulunmak için konuşmak istiyorlar, ama ağızlarından kelimeler çıkmıyordu. Her ikisinin de gözleri yaşlıydı. Adnan Menderes küskün bir halde onlara baktı ve sonra, “Hoca efendiler” dedi, “Sizin yapmak istediğiniz vazifeyi kendi kendime bizzat ifade ettim, müsterih olunuz. Allah’a şükredeceğim. Kadere inanan insanlar daima huzur içinde olurlar...”
    Menderes’in son bir arzusu var mıydı, görevliler onu sordular, “Aileme birkaç satır yazmak isterim” dedi. İsteği yerine getirildi.

    *

    “Bana bir sigara verir misiniz?”
    Sanki ölüme gidecek olan o değildi. Odadakilerin hemen hepsi heyecandan titriyor, çoğu gözyaşlarını tutamıyor ağlıyordu. Menderes Yenice sigarası içerdi. Bunu önceden hazırlamış olacaklar ki, hemen bulundu ve verildi.

    Menderes kendisine çevrilmiş film ve fotoğraf objektiflerine acı bir tebessümle baktı. Sabrı tükenmişti, birden ayağa kalktı. Bu sanki sessizce verilmiş bir emirdi.
    Menderes irkilmeden kapıya doğru yürüdü. Kaderden fazlası olmuyordu. Onun kader zinciri ise burada son halkasını bağlamak üzereydi.

    Sehpaya giden yol üzerinde Menderes gözlerini ileriye dikmiş, bir şeyler kuruyor, bir şeye hazırlanıyor gibiydi. Bu yol, Arnavut kaldırımındandı. Arada bir başgardiyan ve ötekinin ayakları takılıyor, Menderes ise sendelemeden ilerliyordu. Yolun dönemecinde birden bire sehpayla karşılaştılar. Bir an duraladı ve baktı. Ellerinde thomson bulunan jandarma erleri üçer adım aralıklarla yolun iki yanında yer almışlardı. Çoğu gözünü bir devre adını vermiş başbakana çevirmiş, nemli bakışlarla onu hafızalarının derinliklerine yerleştirmek için bakıyordu.

    Sehpanın altına gelince Menderes etrafa bir göz gezdirdi. Egesel ve görevli siviller ordaydılar. Yassıada’dan tanıdığı bazı subaylara son bir defa baktı. Sehpanın altında son bir şey söylemek gerektiğini biliyordu.

    Bir kez daha son sözünü söylemesi istenince, önce hafif fakat sonra dikleşen bir sesle şunları söyledi:
    “Size dargın değilim. Sizin ve diğer zavallıların iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyoruz. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki:

    Hürriyet uğruna ortaya koyduğu başını on yedi sene evvel alamadığınız için müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme bu kadar metanetle gittiğimi silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz?…”

    Etrafında, gelen nahoş seslere aldırmadı bile. Sehpanın altındaki masaya çıktı, oradan da ufak sandalyeye.
    Cellât Kemal Ayson, yağlı ilmiği Menderes’in boynuna geçirdi, yine bir an, Menderes etrafına acı acı baktı. Bu son bakışı oldu. Saat, 13.23’tü… (Mithat Perin, Yassıada’da İnfazların İç yüzü, İstanbul 1970)

    *

    Son mektup Yüksel oğlum, 16.9.1961 Mektuplarınızı muntazam almamamın hüznü içindeyim. Annenizin etrafında toplandınız. Çok memnun oldum. Bana teselli kaynağı oluyor. Sana, hepinize itimadım tamdır. Hakkımda müspet düşünün. Rabbim sabır ihsan etsin. Beşeri zaaflar insanlarda mevcuttur. Söylenenlere, etrafa inanma. Herkese yardım et. Bankalardan asla tavassut etme. Bulunacağın mevkilerde inat etme, kararlı ol. Bütün bu olanlardan sonra, benim mefkûrem olan millete, vatanına varlığınla hizmet et. Ruhumla daima sizinleyim. Sizi şefkatle anıyorum. Hakkınızı bir kere daha helal edin. Benden helaldir. Hepinize hüzün ve heyecanla hitap ediyorum. Yanınızdayım. Sonsuz, dayanılmaz, hissedilmemiş bir özleyişle ve gözyaşlarıyla hepinizi öperim.

    Yazan: Tuba Nur Arıcan, Tarih: 14-05-2008
    Genç Yaklaşım

    Seni unutabilmek mümkünmü Demokrasi Şehidi Başbakanım..





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  2. #2
    Müdakkik Üye asya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    601

    Standart

    Evet unutmad?k ve unutulmamas? gereken ac? bir gerçek..!

  3. #3
    Dost dereyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    Manisa
    Yaş
    23
    Mesajlar
    9

    Standart

    gerçekten arkadaşlar çok iyi bir adamdı. allah rahmet eylesin.

  4. #4
    Yasaklı Üye recbisen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar
    327

    Standart

    Keser döner sap döner gün döner hesap döner hesabımız mahşere kalsın

  5. #5
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    M. Latif SALİHOĞLU

    Şehit Başbakan'ın hatırasına




    Bugün, tam on yıl müddetle Başbakan olarak ülkeye hizmet ettikten sonra zalimane bir darbe ile iktidardan alaşağı edilen demokrasi kahramanı Adnan Menderes'in idam edilişinin 48. yıldönümü.
    O aziz şehidin hatırasına olarak, bugünkü köşemizde bizzat kendisine ait söz ve yazılara yer vermek istiyoruz.
    Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk çok partili genel seçimler, 21 Temmuz 1946'da yapıldı. İşte, o seçimlerden tam bir ay evvel Adnan Menderes'in Vatan gazetesinde "Demokrasinin temelleri" başlıklı bir makalesi yayınlandı.
    Şimdi, 22 Haziran 1946'da neşredilen bu makalenin baş kısmını sizlere takdim ediyoruz. Buyurun, birlikte okuyalım.

    Demokrasinin temelleri

    Vatandaşın söz, fikir ve vicdan hürriyeti, demokrasinin temelini teşkil eder.
    Bir memlekette demokrasi vardır diyebilmek için de, bu hürriyetin her türlü tehditten mâsun bulunması şarttır.
    Bu hürriyetlerin tehdit altında bulunması veya bulunabilmesi korkusunun kalplerde hâkim olması, kànunlarda yazılı olanlar ne olursa olsun, o memlekette demokrasinin yer bulmamış olmasının şaşmaz delilidir.
    Halbulki, bilhassa son zamanlarda Halk Partisi adına ve hesabına Millet Meclisi kürsüsünde, gazete sütunlarında veyahut parti ve seçim propagandası olarak yurdun her köşesinde, vatandaş hürriyetlerine karşı açık ve kapalı tehdiklerle dolu uzun uzun sözler söylenmekte, sütunlar ve sütunlar dolusu yazılar yazılmaktadır.
    Vatandaş hürriyetlerini bağlayan kànunların daha da ağırlaştırılacağı, icap edince hürriyet nimetinin üzerine şal örtüleceği, muhalif partilerin kapatılıp mensuplarının perişan edileceği gibi tehditlerle, vicdanlar daimî bir baskı ve ıztırap altında bulundurulmaktadır.
    O kadar ki, resmî beyanların hürriyet vadeden cümlelerinin altında bile bu tehditlerin sivri ucunu hissetmemek mümkün değildir.

    Seçimden önceki son konuşma

    Adnan Menderes, 1946 seçim kampanyasının son konuşmasını Aydın'daki hemşehrilerine hitaben yaptı.
    Bu konuşmasında, daha evvel CHP içinde yaşanan ve altında kendisinin de imzası bulunan "Dörtlü Takrir" meselesinden halkı ilk kez haberdar eden Menderes, yakın geçmişte nasıl bir cendereden geçtiklerini şu sözlerle anlattıyordu:
    Sevgili arkadaşlarım!
    Ben size hesap vermeye geldim.
    Bugüne kadar bu memlekette hürriyet gelsin diye çırpındık; bizi dinlemediler.
    "Dörtlü takrir"den sonra bizi sorguya çektiler. Yedi saat müddetince mütemadiyen küfrettiler.
    Bize kızmalarının yegâne sebebi, istedikleri yolda yürümek istemeyişimizdir.
    Bize, gidecek yol olarak telkin edilmek istenen şeyler şunlardı:
    1) Şark bölgesinde ve hudut vilayetlerinde teşkilât yapmamak. Köylere ise asla uzanmamak.
    2) Partimize teker teker, seçe seçe ancak sınırlı sayıda âzâ (üye) kaydetmekle iktifa etmek.
    3) Halk Partisine karşı, hiç olmazsa 40–50 sene müddetle iktidara gelme iddiasında dahi bulunmamak.
    Görülüyor ki arkadaşlar, bizden beklenilen demokratik manzarayı tamamlayan bir süs olarak kalmak, geniş veya dar, fakat Halk Partisince çizilecek bir faaliyet hududu içinde bulunmak şartıyla Meclis'te verilecek sandalyeleri kazanmakla iktifa etmek.
    Bunlar güdümlü demokrasiden bahsediyorlar.
    Demokrat Parti, CHP'nin lütfu ve müsaadesiyle kurulmamıştır. DP, bir kukla teşekkül değildir.
    Demokrat Parti, kànunların çizdiği hudut içinde yürüdüğünden, Türk milletinin iftiharına mazhar olmuştur.
    Böyle olunca da, işler ciddileşmiş, Halk Partisini yeni yeni tedbirler almaya sevk etmiştir.
    Aldıkları tedbirler, şunlardan ibarettir:
    1) Tezvir ve iftira dolu propaganda.
    2) Müsait gördükleri idare amirleri vasıtasıyla her türlü baskı.
    3) Bizi tedbirsiz yakalamak için, seçimleri öne (acele ve dar zamana) almak.
    4) Kazanmak için, seçimlerde her türlü hile ve çareye başvurmak.
    Arkadaşlar!
    Demokrat Partinin Rus parasıyla kurulduğunu söylediler.
    Böyle menfur bir propagandayı köylere kadar yaymak için neler yaptıklarına çoğunuz şahit olmuştur.
    Bu yalanı, devlet memurlarından bazıları da söylemiştir. Böyle propaganda yapan bir valiyi mahkemeye vermiş bulunuyoruz.
    Bu iftiraları atmak için, gözlerinin ne kadar kararmış olduğunu varın siz tahmin edin.
    Bizim şahıslarla uğraştığımız iddiası da tamamen uydurmadır. İhtiras, daima bizden uzakta kalacaktır.
    Devlet Reisi (İsmet Paşa), seçim mücadelesine, makamının nüfuzunu parti işlerine karıştırmakla başlamıştır. Bazı devlet memurlarının tarafsızlıklarını muhafaza edememelerinin sebebi budur. Devlet parasından, devlet vasıtalarından istifade etmelerinin sebebi de budur.
    .................................................. .......
    NOT:
    Bu son paragrafta, Menderes, İsmet Paşanın tavrından duyduğu şiddetli rahatsızlığı nazara veriyor. Zira, o dönemde Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden Paşa, aynı zamanda CHP'nin de Genel Başkanı konumundaydı. Dolayısıyla da seçim yarışında tarafsız kalamıyordu. Menderes, gerek konuşmalarında ve gerekse gazetelerde çıkan makalelerinde, Devlet Reisinin tarafsız kalması ve siyasî partilerle de organik bir bağının bulunmaması gerektiğini savunuyordu. Nitekim, 1950'de iktidara gelir gelmez bu sistemi realize etmiş oldu.)

    17.09.2009





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  6. #6
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Kazım GÜLEÇYÜZ

    Menderes ve Kadir Gecesi



    Bediüzzaman'ın “İslâm kahramanı” olarak tavsif ettiği şehit Menderes’i, 27 Mayısçılar tarafından vahşice idamının 48. yıldönümünde bir kez daha rahmetle anarken, merhum DP milletvekillerinden Atıf Benderlioğlu’nun rahmetli Ali Ulvi Kurucu’ya anlattığı Menderesli bir Kadir Gecesi hatırasını nakletmek istiyoruz.

    Adalet tarihine kara bir leke olarak geçen Yassıada yargılamalarında hapse mahkûm edilip diğer DP’lilerle birlikte Kayseri Cezaevine konulan Benderlioğlu, aslında yine DP milletvekili olup o da hapiste bulunan yakın dostu merhum Mustafa Runyun’u ziyaret için gelen Kurucu’nun bu vesileyle görüştüğü önemli isimlerden biri.
    Kurucu’nun “Nurlu, vakur, ibadete yalnız hapishane hayatında değil, eskiden alışkın bir siması vardı” dediği Benderlioğlu’nun hatırası şöyle:

    “Bir Kadir Gecesinde İstanbul’da bulunuyoruz. Adnan Bey bizi iftar için Park Otel’e davet etti. İftarı orada yaptık. Benim niyetim o akşam, hem Kur’ân-ı Kerim, hem de Delâil-i Hayrat hatimlerim vardı, onları tamamlamaktı. Fakat Adnan Bey, daha önce bana, Fatin Rüştü Zorlu’ya ve Hasan Polatkan’a, ‘Bu gece bir yere söz vermeyin, sizi bir yere götüreceğim’ demişti. Onlar da akşamdan sonra otele geldiler.

    “Menderes bizleri arabasına aldı, götürüyor, nereye gittiğimizi de söylemiyor. Derken, Fatih Camiine geldik. Cami dolmuş, avlu dolmuş, cemaat dışarı taşmış. Teravih kılınmış, millet vaazı dinliyor. Merhum dedi ki:

    ‘Arkadaşlar, bu millet, bu mübarek ve mukaddes geceyi nerede ve ne şekilde geçirir, görün diye sizi buraya getirdim. Bu manzara bu milletin ruhunun aynasıdır. Yağmur da, kar da, tipi de yağsa, bu gördüğümüz halk böyle mıhlanıp kalmıştır. İmanı onu Allah’ın huzurunda perçinlemiştir. Bu millet budur. Hicranım nedir arkadaşlar, biliyor musunuz? Bu kalabalığın içine girememektir. Böyle arabanın içinden seyretmek çok acıdır. Bizler milletten kopmuşuz, onun kalbine girememişiz. Kafesteki kuş gibi çırpınıyoruz, bizim halimiz budur.’

    “Menderes bunları söyler, biz de öyle hicran, aşk ve şevk içinde hayretle bakarken, halk farkına vardı. ‘Menderes’ diye bir feryat koptu.

    “Baktık ki, cami içi bile boşalacak. Binler, arılar gibi geliyorlar. Arabanın içinde ezileceğiz. Menderes şoföre ‘Yavaş yavaş çekilelim’ dedi.”

    Tarihçe-i Hayat’taki o muhteşem “Önsöz”ün de yazarı olan Ali Ulvi Kurucu’nun, değerli araştırmacı ve yazar M. Ertuğrul Düzdağ tarafından derlenerek Kaynak Yayınları tarafından üç cilt halinde yayınlanan hatıralarının birinci cildinde (s. 284) yer alan bu hatıranın bir benzeri, Aydın Menderes tarafından da birçok defa anlatıldı.

    Menderes, çocuklarını da kandil gecelerinde tarihî selâtin camilerine götürüp, oralardaki manevî atmosferi teneffüs etmelerini sağlarmış.
    Kurucu, Benderlioğlu’na sorduğu “Beyefendi, Adnan Bey bizi bu kadar yaktı da sizi ne yaptı?” sualine ondan şu cevabı aldığını da aktarıyor:

    “Sevilen insanın sevgisi bambaşka olurmuş. Meğer biz Adnan Beyi, maiyetinde bulunduk, bizi bakan yaptı diye sevmezmişiz. Onun akrabası olan Ethem Menderes yüzünden başımıza epey belâlar da geldi. Fakat aramızdaki bütün maddî bağlar sona ermesine rağmen, bu zatın vefatına, anamıza, babamıza, kardeşimize ağladığımızdan daha fazla ağladık.” (a.g.e., s. 283)

    Bu hatıralar, 27 senelik tek parti diktasından sonra Türkiye’yi demokrasiyle, hak ve hürriyetlerle tanıştıran, ezan-ı Muhammedîyi özgürlüğüne kavuşturan, dinî hayat üzerindeki baskıları kaldıran DP hareketinin başındaki sembol ismin ve arkadaşlarının ruh ve gönül dünyasına ışık tutan çok manidar ve ibretli mesajlar içeriyor.
    Ve gönüllerde taht kuran üç aziz şehidi, Menderes’le Zorlu ve Polatkan’ı, vefat yıldönümlerine tevafuk eden bir Kadir Gecesi sonrasında yine rahmetle, duâlarla, Fatihalarla anıyoruz.

    Diğer imanlı DP mensuplarıyla birlikte.

    17.09.2009





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  7. #7
    Müdakkik Üye !bR@h!M - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Orta dünya'da ayrıkvadi
    Mesajlar
    748

    Standart

    Üstad'ın tabiriyle islam kahramanı Adnan MENDERES...Rabbim onu af ve mağfiret eylesin.Sırf ezan-ı Muhammediyi(s.a.v.)tekrar arapçaya çevirdiği için onu şehit hükmünde saysın.Onu katleden zındıkanın yakasını iki cihanda bir araya getirmesin.AMİN.
    Bana sen niçin şuna buna sataştın diyorlar farkında değilim.Karşımda müthiş bir yangın var,alevleri göklere yükseliyor içinde evladım yanıyor,imanım tutuşmuş yanıyor.O yangını söndürmeye,imanımı kurtarmaya koşuyorum.Yolda biri beni kösteklemek istemişte ayağım ona çarpmış,ne ehemmiyeti var?O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi?Dar düşünceler,dar görüşler...

    BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

  8. #8
    Ehil Üye Şahide - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    9.198

    Standart

    Alıntı !bR@h!M Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Üstad'ın tabiriyle islam kahramanı Adnan MENDERES...Rabbim onu af ve mağfiret eylesin.Sırf ezan-ı Muhammediyi(s.a.v.)tekrar arapçaya çevirdiği için onu şehit hükmünde saysın.Onu katleden zındıkanın yakasını iki cihanda bir araya getirmesin.AMİN.
    Aminn.Milyon defa amin...





    Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
    Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

    Mehmed Akif Ersoy


  9. #9
    Vefakar Üye ÖmerCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Bulunduğu yer
    İsparit= Nurlar Diyarı
    Mesajlar
    520

    Standart

    VELİLER GİBİ DİNE HİZMET EDENLER

    Kritik zamanlarda bazen az bir iş çok hükmüne geçebilir.


    Ahir zamanda ferdi bazı hizmetler cemiyeti ilgilendirdiğinden külli bir sevaba mazhariyet söz konusu olabilir. 15.05.2003 tarihinde ziyaret ettiğimiz muhterem Sungur ağabeyin anlattığı şu hatıra buna ışık tutar mahiyettedir.


    Üstadımız Adnan Menderes, Eşref Edip gibi zatları kastederek bir gün dedi ki:


    Bu namaz kılmayanlardan veliler gibi dine hizmet edenler var”

    HATIRALAR VE ÖLÇÜLER-22
    ***Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, mânen cehennemdedir. Ve her kim hayat-ı bâkıyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır***

    ***mescid-i aksa'yı gezelim..http://www.360tr.com/kudus/mescidiaksa_tr/index.html***

    ***Evet, bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azap içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-i ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı***

  10. #10
    Vefakar Üye ÖmerCAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Bulunduğu yer
    İsparit= Nurlar Diyarı
    Mesajlar
    520

    Standart

    Bayram YÜKSEL (RA) Abimizden

    81- Üstad Hazretleri, Menderes'e ezanı asliyetine çevirmesinden dolayı ehemmiyet

    verirdi ve "İslâm Kahramanı" derdi. Çınar ağacı için de, "Menderes gelse, çınar

    ağacını ver, buna mukabil Risale-i Nur'u bastırıp dünyaya dağıtacağım.

    " Bir dalını dahi vermeyeceğim." dedi.
    ***Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, mânen cehennemdedir. Ve her kim hayat-ı bâkıyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır***

    ***mescid-i aksa'yı gezelim..http://www.360tr.com/kudus/mescidiaksa_tr/index.html***

    ***Evet, bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azap içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-i ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı***

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Said Özdemir Abi'den Adnan Menderes açıklaması
    By tahirimutlu in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.01.14, 11:08
  2. Adnan Menderes ve Bediüzzaman Said Nursi
    By fezapilotu in forum Bediüzzaman'ın Hayatı (Eski, Yeni ve Üçüncü Said Dönemleri)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.06.12, 20:35
  3. Adnan Menderes Neden Asıldı?
    By Barbaros in forum İnanca ve Düşünceye Özgürlük Platformu
    Cevaplar: 130
    Son Mesaj: 11.06.11, 09:49
  4. Unutmadık Seni...
    By Yeni Said in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 08.09.07, 11:37
  5. İslam Kahramanı Adnan Menderes
    By aşur in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 22.09.06, 17:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0