+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Sultan Abdulhamid'in Manevi Kişiliği

  1. #1
    Ehil Üye akıncı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    Kırşehir- Kırıkkale
    Mesajlar
    1.013

    Standart Sultan Abdulhamid'in Manevi Kişiliği


    Dindar Kişilik ve Yaşantısı
    Sultan II. Abdülhamid’in kişiliğinin en baskın özelliklerinin başında, dindar ve muhafazakâr olması gelir. Hayatı boyunca ibadetlerini hiç aksatmamış, abdestsiz evrak imzalamamıştır.

    Abdülhamid Han’ın kadere inanışı fevkalade kuvvetliydi. Hacca gidemese de, başkaları tarafından pek çok defa ruhen orada görülecek ve hatta Osmanlı’nın “Veli” padişahlarından biri olarak nitelendirilecek kadar koyu dindar ve takva ehli bir sultandı.(1)

    Bediüzzaman’ın talebelerinden Mustafa Sungur’un, Üstad’ın ağzından naklettiğine göre, Abdülhamid “Veli” idi: “Sultan Abdülhamid, velidir. Ben, onu hususî dualarımın içine almışım. Her sabah, ‘Ya Rabbi, sen Sultan Abdülhamid Han ve Sultan Vahidüddin ve Hanedan-ı Osmaniye’den razı ol’ diye dualarımda yad ederim.”(2)

    Kızı Ayşe Osmanoğlu’nun da hatıratında temas ettiği gibi, doğru ve tam dinî itikada sahip bir Müslüman’dan başkası değildi. Beş vakit namazını kılar, sürekli Kur’an-ı Kerim okurdu. Daima camilere devam etmiş, Ramazanlarda Süleymaniye Camii’nde namaz kılmıştı.

    Camide namaz kıldığı günlerden birinde Hamza Zâfir Efendi adında muhterem bir şeyhle tanışıp onunla ahbap olmuş ve Şazeli tarikatına bu vesileyle intisap etmişti (bağlanmıştı). Keza, Yahya Efendi Tekkesi’nin şeyhi olan Abdullah Efendi vasıtasıyla da Kadirî tarikatına girmişti.

    Sultan Abdülhamid, herkesin namaz kılmasını, camilere devam etmesini çok isterdi. Sarayın hususî bahçesinde beş vakit Ezân-ı Muhammedî okunurdu. En çok tekrarladığı sözlerden biri de şuydu: “Din ve fen; bu ikisine de itikat etmek (inanmak) caiz.”

    Abdülhamid Han ayrıca, -en sahih (doğru) hadis kitabı olan- Buhârî-i Şerif’i hususî surette (Abdülhamid neşri diye geçer; şu an elimizdeki en sağlıklı nüshadır.) bastırmış ve satışa koydurmadan bütün Müslüman memleketlerine, camilere ücretsiz hediye etmiştir.(3)

    Nitekim Çanakkale Harbi sırasında, ordumuzun galip gelmesi için Sultan Abdülhamid’in devamlı surette “Buhârî-i Şerif” okuyarak dua ettiğini, Atıf Hüseyin Efendi hatıralarında ifade etmektedir. Şöyle ki: “Bizim için elden duadan başka ne gelir? Her vakit Buhârî-i Şerif okuyorum. Bir hatim de ikmal etmek (tamamlamak) üzereyim. İnşallah duamız Cenâb-ı Hak indinde müstecab (kabul) olur... Memleketin selameti, millet-i İslâmiye’nin bu beladan kurtulmasını dua ediyorum. Hastalığım iyi olsun, yine Buharî’ye başlayacağım. Çanakkale Harbinde hep Buhârî okudum. Cenab-ı Hak o vakit bizi himaye ve siyanet etti (korudu). Yine eder.”(4)

    Diğer yandan, millî ve manevî değerlere sonuna kadar sadık kalmış, onları, içerden ve dışardan gelen çirkin saldırılara karşı müdafaa edip yüceltmiş ve devlet hayatında, İslâm Dini’ni ve Müslümanları korumayı ve güçlendirmeyi esas alan politikalar üretmiş, icraatlarda bulunmuştur.

    Peygamber Efendimiz (sav) ve kutsal beldesine karşı duyduğu sonsuz sevgi, hürmet, sadakat ve hizmetleri; O’nun manevî şahsiyetine ve dinin izzetine hakaret içeren Batı kaynaklı iftira kampanyalarına karşı verdiği amansız mücadele; yine Avrupalılar ve Ermenilerin millî, tarihî ve kültürel değerlere yönelik olarak düzenledikleri karalama çalışmaları karşısında, saltanatı müddetince adeta bir “heykel” gibi dikilmesi, Abdülhamid Han’ın manevî yapısını açıklayan en çarpıcı misallerdendir.(5)

    İşte, onun manevî profilini konu alan seçkin bir-iki hadise ve hatırat:

    Evrakları Abdestsiz İmzalamazdı!

    Sultan Abdülhamid, rivayete göre, yatağının başında daima temiz bir tuğla bulundururmuş. Bu tuğlayı, yataktan kalktığında çeşmeye kadar abdestsiz yere basmadan, teyemmüm almak için kullanırmış.

    Bir gün hanımının, niçin böyle çok titiz hareket ettiğini sorması üzerine şu düşündürücü cevabı vermiş: “Bunca Müslümanların Halifesi olarak, biz sünnet ölçülerine dikkat etmezsek, Ümmet-i Muhammed bundan zarar görür!.”

    Bu yüzden padişah, acil bir iş zuhur ettiğinde, gecenin hangi vakti olursa olsun uyandırılmasını ister, o işin ertesi güne bırakılmasına kesinlikle rıza göstermezmiş. Mâbeyn Başkâtibi Esad Bey, bu hususta şu fevkalade etkileyici hatıratını nakletmektedir:

    “Bir gece yarısı, çok mühim bir haberin imzası için Sultan’ın kapısını çaldım. Fakat açılmadı. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı. ‘Acaba Sultan’a emr-i Hak (ölüm) mı vâkî (gerçekleşti) oldu?’ diye endişelendim. Biraz sonra tekrar çaldım; bu sefer kapı açıldı ve Sultan elinde bir havlu ile kapıda göründü.

    Yüzünü kuruluyordu. Tebessüm etti: “Evladım, bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım. Kapıyı daha ilk vuruşunuzda uyandım, ancak abdest aldığım için geciktim kusura bakma!. Ben bu kadar zamandır milletimin hiçbir evrakına abdestsiz imza atmadım. Getir imzalayayım!.” Ve besmele çekerek evrakı imzaladı.”(6)



    Kalp Gözü ve Yavuz’un Türbedarı


    Abdülhamid Han zamanında, Yavuz Sultan Selim’in türbesine bakan fakir bir insan vardı. Hizmetkâr, çok şiddetli geçim darlığı sebebiyle sıkıntılı anlar yaşamaktaydı. Yine çok sıkıntılı olduğu bir zamanda, dayanamayarak türbeye hiddetle vurup şu sözleri söyler: “Bir de senin evliyâ olduğunu söylüyorlar!?. Yıllardır türbeni beklemekteyim; hâlâ yoksulluk içindeyim!..”

    Türbedarın bu durumundan habersiz olan Abdülhamid, hemen ertesi gün onu çağırtarak, bir yıllık ihtiyacını tamamen karşılayacaktı. Çünkü, Sultan gece rüyasında ceddi Yavuz Selim’i görmüş ve onun uyarısını alarak türbedarın durumundan haberdar olmuştu.(7)

    Hz. Peygamberle Orduyu Denetleyen Sultan!

    İslâm Şairi Mehmet Âkif’in, İstanbul’daki bir camide, Abdülhamid döneminde orduda önemli bir göreve sahip olan bir subayın ağzından dinlediği şu hatıra, Abdülhamid Han’ın “veli padişahlardan” olduğunu ispatlayan en çarpıcı misallerdendir:

    Mehmed Âkif, sabah namazlarını Sultan Ahmed Camii’nde kılmayı âdet haline getirmişti. Bir zaman, her sabah camiye erkenden gelip, mihrabın bir köşesinde sürekli gözyaşı dökmekte ve inlemekte olan, saçı-sakalı bembeyaz olmuş ihtiyar bir zat dikkatini çeker. Durmadan ağlayan bu adamı uzun süre büyük bir hayret ve merakla takip eder.

    Nihayet bir gün yanına yaklaşarak, derdinin ne olduğunu, neden kendisini bu kadar derbeder ettiğini sorar: “Muhterem, Allah’ın rahmetinden bu kadar ümitsizlik olur mu? Niye bu kadar ağlıyorsun?” O zat, “Beni konuşturma, kalbim duracak.” diyerek önce konuşmak istemez. Ancak, çok ısrar edince, bu halinin sebebinin ne olduğunu Âkif’e gözyaşları içerisinde şöyle izah eder: “Ben, Abdülhamid devrinde binbaşı idim. Anam-babam vefat edince Sadârete (Sadrazamlığa) bir dilekçe gönderdim. Dedim ki: “Mallarımız, gayrimenkullerimiz var. Bunların bir nezâretçiye (bakıcıya) ihtiyacı vardır. Kabul buyurulursa istifa etmek istiyorum.”


    Sadâret benim dilekçemi padişaha göndermiş. Bana doğrudan doğruya hünkârdan bir yazı geldi. “İstifa kabul edilmedi” deniyordu. Ben bir daha gönderdim. Yine aynı cevap geldi. Bizzat huzura çıkıp şifâhi (yüz yüze) görüşmek istedim. Ben o cehalet ile padişahın huzuruna çıktım:

    - Sultanım, istifamın kabulünü istirham edeceğim. Durumumuz budur, dedim.

    Derin derin biraz düşündü. İstifa etmemi istemiyordu. Yüzünden belli idi. Israrıma da dayanamadı. Öfkeli bir eda ile, elinin tersiyle:

    - Haydi! İstifa ettirdik seni! dedi.

    Ben dönüp, işimin başına geldim. Gece, mânâ âleminde orduların teftiş edildiğini gördüm. Rasulullah Efendimiz (sav), Yıldız Sarayı’nın önünde duruyordu. Bütün Türk ordusunu teftiş ediyordu. Osmanlı padişahlarının ileri gelenleri de orada idi. Abdülhamid, edeple Fahri Kainat Efendimiz’in arkasında duruyordu.

    Derken, benim birliğim geldi. Başında kumandan olmadığı için darmadağınıktı. Efendimiz: “Nerede bunun kumandanı?” diye sordular. Abdülhamid de: “Ya Rasulallah çok ısrar etti. İstifa ettirdik.” dedi.

    - Senin istifa ettirdiğini, biz de istifa ettirdik! Buyurdular.

    İşte ben o gün bugündür bunun hicranı ve pişmanlığı ile gözyaşı döküyor, kederleniyorum. Ben ağlamayayım da söyle kim ağlasın?(8)


    “Sakın Aleyhinde Konuşma; O, Veliydi!”

    Yazar Ahmed Şahin’in, Adıyamanlı merhum Mahmud Allahverdi’nin bizzat ağzından duyduğu şu yaşanmış hadise de, Sultan Abdülhamid’in “manevî hüviyetine” parlak bir ışık tutmaktadır:

    “O günlerde ben de Sultan Abdülhamid aleyhtarı idim. Okulda anlatılanları gerçek sanıyor, aleyhinde bulunuyordum. Bir gün yine aleyhinde konuşurken, dükkanımdaki müşterinin biri bana çıkıştı: “Oğlum, sen imanlı insansın, sakın Abdülhamid aleyhinde konuşma. O büyük bir veli idi!”

    Ben buna kızarak karşılık verdim: “Kim demiş veli diye? Memleketi bu hale getiren o değil mi? Ben öyle rivayetlere kulak asmam. Herkes bir şey söylüyor, kimi veli diye rivayet ediyor, kimi de deli diye...”

    Yaşlı zat elindeki bastonuyla beni dürttü, belli ki kızmıştı: “Bana bak, şimdi sana öyle bir olay anlatacağım ki, bu ne bir rivayet, ne de bir söylenti. Bizzat yaşadığım, şahit olduğum, başımdan geçen bir olay bu!”

    Ben bu defa dikkat kesilmiştim. Çünkü işitme, söylenti falan değil, bizzat yaşadığı bir olayı anlatacaktı. Nitekim başladı da anlatmaya:

    - Ben, sekiz yaşına kadar dilsizdim. Konuşamıyor, el-kol işaretiyle maksadımı anlatmaya çalışıyordum. Babam buna çok üzülüyor, ne yapacağını bilemez halde bulunuyordu. Gitmedik hoca bırakmadı, ama hiçbiri de fayda etmedi. Bir gün yaşlı komşumuz geldi, dedi ki:

    - Seni çok üzgün görüyorum, üzülmekte de haklısın. Bir baba için yavrusunun dilsiz olması kadar üzücü bir şey olamaz. Sana bir çare söyleyeceğim. Bunu mutlaka yap!

    Babam ümitle gözlerini açıp dinlemeye başladı: “Yarın şu yoldan Sultan Abdülhamid geçecek, oğlunu mutlaka karşısına çıkar ve ona dua ettir. Osmanlı sultanlarında yedi evliya derecesi vardır, ola ki şifa bula.”

    Bu tavsiye babamın aklına iyice yatmış olacak ki, beklenen saatte yol üzerine çıktık, ümitle beklemeye başladık. Az sonra yaylı araba göründü, ama bizim ona yaklaşmamız mümkün değildi. İzdiham çok fazlaydı; uzakta kalışımıza çok üzüldük.

    Fayton hizamıza gelince beklenmedik bir olay oldu. Ansızın durdu, içeriden başını uzatan Sultan Abdülhamid Han bize doğru bakarak seslendi: “İhtiyar! Çocuğu getir, çocuğu!” Şaşırdık. Babam heyecanla elimden çekerek beni kalabalığın içinden arabanın yanına götürdü, elimden tutup yukarı çıkardılar. Sultan, yanaklarımı okşadı, bir şeyler okuyor gibiydi. Az sonra bana: “Beni tanıyor musun, ben kimim?” diye sordu.

    Benim dilim tutuktu, cevap vermem imkansızdı. Dilsizdim. O anda bir şeyler hisseder gibi oldum. Birden dilim çözüldü, cevap verdim: “Sen bizim padişahımızsın!” Bunun üzerine babam, “Allah Allah!..” diye feryadı bastı. Beni aşağı indirdiler. Ondan sonra bülbül gibi konuşmaya devam ettim. Dilimin açılması onun duasıyla oldu.

    İşte evladım, bu olay bir söylenti falan değil, bir yaşamadır. Sakın ola ki, Osmanlı sultanları aleyhine konuşmayasın. Onlarda gerçekten yedi evliya derecesi vardı. Dilimin açılmasına sebep onun duasıdır. Ona hep Yasin okumaktayım.”(9)

    Dipnotlar: 1) E. Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C.8, Ankara, 1988, s.249-250. 2) Vehbi Vakkasoğlu, Başkasının Günahına Ağlayan Adam, İstanbul, 2005, s.138. 3) Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid, İstanbul, 1986, s.24-25. 4) Atıf Hüseyin Efendi’nin Hatıratı’ndan, s.266, 388; Karal, age, s.249-250; Mustafa Armağan, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı, İstanbul, 2006, s.85-87. 5) Bkz. İsmail Çolak, Abdülhamid’i Yeniden Keşfetmek, İstanbul, 2007, Akis Kitap, s.49-56; Çolak, “Hz. Peygambere Hakarete Abdülhamid’in Müdahalesi”, Gülistan Dergisi, Nisan 2006, Sayı: 52. 6) Çolak, age, s.44. 7) Nak. İbrahim Refik, Efsane Soluklar, İzmir, 1992, T Ö V Yay, s.57. 8) M. Fethullah Gülen’in vaazlarında sıkça anlattığı bir hatıradır. Ayrıca bkz. Fazilet Takvimi, 24 Eylül 2003. 9) Ahmed Şahin, Olaylar Konuşuyor, İstanbul, 1995, Cihan Yay.; Şahin, “Sultan Abdülhamid Han Hakkında”, Zaman Gazetesi, 26 Mart 1996. Abdülhamid Han’ın farklı yönleri, kişiliği, projeleri, politikaları ve yenilikleri hakkında bkz. İsmail Çolak, Abdülhamid’i Yeniden Keşfetmek, İstanbul, 2007, Akis Kitap.


    İSMAİL ÇOLAK
    *Gülistan Dergisi, Kasım 2007 Sayısı.

  2. #2
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Yazi icin cok tesekkürler...

    En cok etkilendigim noktalar:

    -Abdestsiz evrak imzalamamasi
    -Tugla parcasiyla teyemmüm alip, sonra abdest almaya yürümesi(abdestsiz bir adim atmiyormus demek)


    Allah rahmet eylesin...

  3. #3
    Yasaklı Üye aziz5055 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Mesajlar
    102

    Standart

    Dini vecibelerini yerine getirmiş,kendine faydası var,halkına faydası var mı?Bir liderin halkı için ne yaptığı önemli.İnsan hak ve hürriyetlerinin olmadığı,halkın içinde casusların dolaştığı,menfaat için birbirlerini ispiyonlayan insanlar v.s v.s.Bugün başörtüsü serbestisi olmadığı için yakınırken,bu padişahın yönetimini övmek biraz garip değil mi?Osmanlı padişahları savaşmaktan,şaşalı yaşamaktan,halkın parasını saraylara hanlara hamamlara harcamaktan başka ne yapmışlar?bilime,teknolojiye,sanata,halkın refahına ne katkıları olmuş?Osmanlı'nın sonu da malum.Aynı kafada olursak bizim sonumuz da aynı olur.Bunu tahmin etmek için alim olmaya gerek yok.

  4. #4
    Dost ahmet_arif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Bulunduğu yer
    kocaeli
    Yaş
    30
    Mesajlar
    24

    Standart

    Allah sultan Abdulhamide rahmet eylesin!

  5. #5
    Dost firari - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    30

    Standart

    Alıntı ahmet_arif Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah sultan Abdulhamide rahmet eylesin!
    Aziz kardeşim..
    Abdülhamit Han ın birçok değerli yönü var..
    Ve açıklanmayan tam bilinmeyen..
    Abdülhamit han Yıllarca çok zeki bir şekilde OSMAN lıyı ayakta tuttu..
    hemde dünyanın akıl sır erdiremediği bir istihabaratla..
    Yıllarca kurtlarla dans etti İttihat ve terakki ile ..Enver paşa ile talat paşa ile..
    Ermenisi yahudisi ve Rumu ile..
    galatasaray lisesini aldı..
    Mükemmel şekilde yetiştirdi lakin..
    Bizim bazı ...... sayesinde girdiğimiz birinci dünya savaşında bile bile kaç bin gencimizi Çanakkalede şehit ettiler..
    kaç bin genci kars sarıkamışta heba ettiler.Ruslar bile buna günlerde ağladı...
    Enver ve Talat Paşa ya beter olun.. Rezil olun dedi ve ikiside Rezil olarak öldü..
    Saraydan ayrılırken yanın ne almış bir araştırsak kardeşim...
    şahsi birkaç eşyası dışında hiç birşeye dokunmuyor..
    Ayrıca abdülhamitin döşediği ray hattının üstüne Türkiye Cumhuriyeti ne kadar ray hattı döşemiş..Onu da incelemek lazım..
    Öyle büyük ve zeki bir padişahtı Abdülhamit..
    Lakin iktidar meraklıları çoktu..yediler başını..


    Son olarka bir fıkra ile bitirelim ..(Altında gerçekler yatan bir fıkra)

    İngiliz konsolosu kendilerini ziyarete gelen Osmanlı Subaylarına (! ) Artık dünyadaki en büyük lider artık biziz diyor Dünyanın hakimi biziz diyor..
    Subayda aynen şöyle diyor..
    hayır diyor bence hakim yine Osmanlı diyor..
    Niye diye soruyor baksana asırlardır siz dışarıdan biz içeriden uğraşıyoruz hala yıkamadık diyor..

  6. #6
    Ehil Üye slim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    kayıp şehir
    Mesajlar
    1.184

    Standart

    sultan abdulhamid bence çok karmaşık biri. ibzler hep onu dindar, veli olarak niteledik, öyle okuduk (Üstad da diyor), öyle dinledik. lakin devrinde din adamları da kendisinden şikayetçi. dini müesseselerin ıslahı için bir çalışması yok. alimlerin gücü onun zamanında da zaafiyet içindeydi. mekteblere yönelmiş, orada da dini eğitim yok. hilafeti, devleti ayakta tutmak için kullanmış. onun hakkında kafam karışık ..

    sükût gibi münzevî, çığlık gibi hür

    *

    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim

    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,

    Adam aldırma da git, diyemem aldırırım

    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Sultan Abdulhamid'in Cenaze Töreni
    By Hümâ Sultan in forum Tarih
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 01.10.15, 13:29
  2. Peygamberimizin Mucizeleri, Üstün Kişiliği, Seçkin Şahsiyeti
    By muhsin iyi in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.11.13, 17:05
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02.02.12, 05:05
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07.05.08, 22:35
  5. Önce Kişiliği Vardır Kadının
    By insirah in forum İslam'a Göre Kadın ve Aile
    Cevaplar: 25
    Son Mesaj: 08.10.07, 18:43

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0