+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Ali Ulvi Kurucu'nun Hatıralarıyla Yakın Tarih

  1. #1
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart Ali Ulvi Kurucu'nun Hatıralarıyla Yakın Tarih

    konya'da 63 medrese varmış.İstiklal mahkemelerinde 500 kişi asılmış.Mevlana türbesinin bitişiğindeki sulukahve'de 1930' larda rakkase oynatılıp çalgı çalındığından müezzin ismail efendinin ezanı duyulmazmış.Camilerde imamlık yapanların vakıflardan aldıkları ücret kesilmiş.Camiler kapatılıp ot tıkılmış.Aslanlıkışlanın ordaki büyük caminin ahşap minaresinin üst tarafı bıçkı ile kesilmiş.Kuran okutma, öğretme, vaaaz ve mevlit için değil camilerde, evlerde bile biraraya gelip merasim yapmak yasaklanmış.Türkiyede 1947 yılına kadar hacca izin verilmemiş.İlk hac kafilesi 1947 yılında gitmiş.Kosova'da arnavutlar boşnaklar ve bütün balkan müslümanları sultan Murad'ın türbesinde toplanıp ayakta 6 saat arnavutça okunan mersiyeyi dinlenlermiş.Ali ulvi ve babası ailece 1939 yılında Medine'ye hicret eylemişler.M. Vehbi Çelik'in oğlu ahmet çelik manifaturacı imiş ve inönü konyaya geldiğinde onun evinde kalırmış.
    Konu muhibbülkurra tarafından (07.04.08 Saat 13:31 ) değiştirilmiştir.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  2. #2
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Türk müziği heryerde icrası yasaklanıyor hatta radyalarda bile.Radyolarda ve halkevlerinde batı müziği çalınıyor.Millet mısır filimlerindeki müziğe yönelince onu türkçeleştirip arabesk denen garabet ortaya çıkıyor.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  3. #3
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Akif Bey, Kur'an Dinlerken
    Ihsan Efendi, Akif Beyle birlikte yapt?klar?n? da anlatm?şt?: Akif Bey, haftada bir, Cuma günleri tekkeye gelir. Ama Haf?z Ş?h R?fat'?n namazdan önce mukabele okuduğu camiye gideriz. Buras? bizim kald?ğ?m?z tekkeye çok yak?nd?. Yürüyerek gider geliriz. Akşama kadar tekkede kal?r, sohbet eder, yemek yer, çay içeriz.
    Akif Bey, bu Ş?h R?fat’?n okuyuşunu çok beğenir, şöyle derdi: "şu kanaata vard?m ki, simalar?n insanda değişik tesirler uyand?rmas? gibi, seslerin de farkl? tesirleri var. Bu şahs?n sesinde, gözlerle görülmeyen, fakat gönüllerle sezilen, ruhla duyulan bir cazibe var. Sanki her sesten her şah?stan ç?kan bir şua, kalbimizi yak?yor, aşk?m?zda heyecanlar uyand?r?yor.
    "Bunu ben ?stanbul’daki baz? haf?zlarda da görmüştüm. Başta Haf?z Deli Hüseyin'in, hakikaten insani deli eden bir sesi vard?. "Can?m ne uzağa gidiyoruz. Kur'an-? Kerim'i açal?m. Niçin bu kadar peygamber gelmiş geçmiş de, inen vahyi okurlarken, insanlar, dağlar, taşlar, kuşlar onlarla beraber ağlamam?şlar da, Davud aleyhisselam okurken ağlam?şlar? Bu gösteriyor ki, istisnalar var.
    Akif Bey'in Yazmak ?stedikleri
    "Ş?h R?fat Kur'an okurken akl?mdan neler neler geçiyor. Allah’?m! Bunlar? yazsam diyorum. Ama eve gidiyorum; unutuyorum. ?nşaallah yazar?m, yazar?m derken, geçip gidiyor.
    "Ihsan Efendi, hele bu Ş?h R?fat, ama olduğundan m?d?r, manay? bilerek okuduğundan m?d?r, nedir daha tesirli oluyor Dokunakl? ayetlerde, celalli ayetlerde ağl?yor. Onun ağlamas? bana çok dokunuyor. Gözüm belki ağlam?yor ama, gönlüm ağl?yor, kalbim yan?yor. Neler neler düşünüyorum:
    "Acaba, diyorum; Resul-i Zişan, bu ayetleri telakki ettiği zaman, neler hissederdi ki, ben bu gafletimle, Ş?h R?fat'tan dinlerken
    bu kadar huşuya bürünüyorum. Acaba, Cibril-i Emin'den, yerleri gökleri saran o vahyi dinleyen Peygamber-i Zişan neler duyar idi acaba?
    "Bu hislerimi, düşüncelerimi yazmak isterim, ama zihnim o kadar perişan ki, kendimi bir türlü toparlayam?yorum..."


    M. Ertuğrul Düzdağ, Üstad Ali Ulvi Kurucu Hat?ralar-1, s. 376-377
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  4. #4
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    1947 y?l?na kadar 25 y?l türkiye'den resmi olarak hacca gidilmiyor.Vak?flar?n malllar?na 1934 te el konuldu.Hindliler ineğin idrar?n? esans gibi sürünürler.Eskide medine-mekke aras?nda asfalt yol yoktu.Kamyonlar?n arkas?nda aç?kta eşyalarla birlikte 3 gün-4 gece gidilirdi.medine-mekke önceleri 13-14 gün sürerdi.Gidiş-geliş 30-40 günü bulurdu.Esnaf dükkan?nda sinek karalt?d?r derler.Bozk?rl? molla mehmed efendi 2 y?l ablas?n?n kümesinde sakland?.Karanl?kta durduğu için gözlerine zaaf geldi.3 mahluka doğrudan laf söylenmezdeli-çocuk-kad?n) deliye laf söylenmez.çocukla kad?nda laf anlamaz.?nsan?n 3 şeyi değişmez:yürüyüşü, sesi ve gözü.Zekai hoca "kabeden yüksek evler var" diye düşününce biri gelip "baş?n? kald?r,yukar?ya bak" deyince kabenin semaya doğru gittiğini, yükseldiğini gördü.Nijeryal? kad?nlar ve içlerinde hamile bir gealin 6 ay yürüyerek hacca geldiler.Gelin müzdelifede doğurdu.Malikide yayan hacca gidecek kudreti varsa yürüyerek hacca gitmek farzd?r.Şeyh abdülğafur efendi ravzada müridleriyle 1000 salavat getirdiklerinde ravzadan efendimiz (s.a.m.) "yaklaş?n,yaklaş?n, yaklaş?n" buyurdular.Namazda iftitah tekbiri askerlikteki "haz?rol" gibidir.Sağa sola bak?lmaz.Saatçi osman efendi "k?zd?ğ?n?zda oğullar?n?za beddua etmeyin" derdi.Namaz ve hac ömrü temizler.?nsan yolculuk, komşuluk ve ticarette bellolur.Medinenin tozu-toprağ? şifad?r.?ki obur vard?r ki doymaz.Alim kitaba doymaz.Mal aş?ğ? da mala doymaz.Müslümünlar?n derdini derd edinmeyen kimse. onlardan değildir.Muhacirler 4,5 sene ensar?n evinde kald?.dünyal?k 3 eyvah vard?r.Günlük eyvah:han?m yemek yakar.Senelik eyvah:elbise dar gelir.Ömürlük eyvah:ev iyi olmaz.Ahiretteki eyvah ise:dünyadaki gafletle geçen vakitlerdir.1991 de medinede ş?h eyüb 25. cüzü okuyordu.cemaatten yaşl? bir ihtiyar mihrapta Resulullah? (a.s.m) ümmetine dua ederken gördü.Dayanamad? ve y?k?ld?.Medinede eskiden herkes keçi beslerdi.Medinede veliler gizlidir.Adam hamald?r,velidir.Resul (a.s.m) 53 y?l mekkede kald?.1936 da konyada ziraat bankas? (ilk banka) aç?ld?.Eşraf ve ayan aileler faizli kredi ald?lar ve kredi alanlar hep iflas ettiler.Tebükten gelirlerdi.Gece cabir (r.a) in devesi öldü.700 km. yola koşarak giderim dedi.Resul (a.s.m.) terkisine bindirdi."el-emru fevkal-edeb" emir edebten üstündür.
    zekai hoca şöyle derdi:
    var ise para, ç?k pazara
    yok ise para, gir mezara
    var ise pulun, olurlar kulun
    yok ise pulun, kap?d?r yolun

    beklemekten çünkü yoktur faide
    rabbena enzil aleyna maide

    afet-i gamdan acep dünyada kim azadedir
    herkesin bir derdi var mademki ademzadedir

    hallak-? cihan aleme k?ld?kta tecelli
    her ğas?b? bir camie etmiş mütevelli
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  5. #5
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    " Amcam merhum derdi ki: "Ne garip tecellidir. Ben oğlumu ve iki talebemi okutam?yo­rum. Kaçak ders veriyorum... Sarhoş bağ?r?yor, ezan sesleri du­yulmuyor... Haf?z ?smail'in ezan?n? dinleyemeyiz, sarhoş sesleri­ni dinleriz..."
    Dine Bu K?zg?nl?k Neden
    Pederlerin, bîzâr olduklar?, şikâyet ettikleri, üzüldükleri nokta, bize reva görülen, tatbik olunan bu zulümlerin, işkencelerin, düşman taraf?ndan değil, kendi milletimizin ferdleri taraf? ndan yap?l?yor olmas?yd?.
    "Yahu bütün bunlar, kimin ad?na, kimi memnun etmek için yap?l?yor." diye hayret ediyorlard?.
    "Biz, harpten muzaffer ç?kan, istiklâlini alan bir millet değil miyiz? Evet. Peki, bu millet ne için Yunan'la harp etti? Belki Yunan gelirse, dinimi değiştirir, ezan?m? değiştirir, yaz?m?, dinimi, dilimi değiştirir, k?yafetimi değiştirir diye harp etmedi mi? Bunlar?n hepsini sen yapt?ktan sonra, birader, sen dahagâvursun yahu!..." diye aralar?nda konuşurlard?.

    Peder ezan için şöyle derdi: "Yahu milletimize tatbik olunan ink?lâp o kadar amans?z oluyor ki, Türkiye'nin Müslüman milletleriyle hiç alakas? kalmas?n, hiçbir bağlant?s? kalmas?n isteniyor. Ezan? değiştirmek, ne Rusya'n?n akl?na geldi, ne Çin'in... ne de başka bir gayrimüslim devletin... Ezan yaln?z bizde değişti. Yahu bizden başka, ezan? değişik bir Müslüman ülke yoktur dünyada... Bunlar kimin gözüne girmek için yap?l?yor? Bu işin sonu ne olacak? Ezan bilmeyen insanlar, ezan duymam?ş çocuklar, ezan?n ruhuna düşman nesiller! Bunlar?n sonu ne olacak?"


    Babam?n as?l üzerinde durduğu nokta buras?yd?. Sonraki y?llarda, en küçük bir dinî tezahüre, ?slâmiyet'i hat?rlatacak ufac?k bir söze veya harekete tahammül edemeyen, onu doğmadan yok k etmeye, söndürmeye çal?şan; k?zg?n, öfke ve buğuz dolu dinsizler, işte o günlerde yetişmiş nasipsizler ve onlar?n çocuklar? olan bahts?zlard?r. Memleketimizi berbad eden ve hâlen içinden ç?k?lamaz hâlde ortal?ğ? kaplam?ş olan ahlâk d?ş? hareketler, yolsuzl??klar, h?rs?zl?klar, cinayetler de yine o devirde at?lm?ş kötü tohumlar?n bugünkü sürgünleridir.
    (Mustafa Runyun) şu hat?ras?n? anlatm?şt?: “Yass?ada da arkadaşlarla oturmuş konuşuyorduk.” Birisi şöyle dedi: “Yahu bizi Atatürk düşmanl?ğ? ile ittiham ediyorlar. Atatürk’ü Koruma Kanunu’nu ç?karan biz değil miyiz? Biz nas?l düşman say?l?r?z; nas?l böyle bir gerekçe ile muhakeme oluruz?”
    Bunun üzerine dayanamay?p şunlar? söyledim: “Yahu arkadaşlar, işte bizim baş?m?za gelenler de zaten o yüzden geldi ya! Hala, neden oldu diye konuşuyoruz… Eğer, bir de Allah’a ve Resulullah’a dil uzat?lmas?n?, dine mukaddesata sövülmesini yasaklayan bir kanun ç?karabilseydik. Bunlar baş?m?za gelmezdi… ?lahi adalet tecelli ediyor. Biz daha büyük cezalara müstahak?z.
    Celal (Ökten) Hoca şunlar? söylemişti: “Türkün iman?n?n düşmanlar?, Celal Bayar’?, Adnan Bey’e ayakbağ? olarak koymuşlard?… Biliyorlard? ki, bu millet bütün felaketlere, musibetlere rağmen, daima, iman?na aşina olan kimselere rey verecek, onlar? kazand?racakt?r.
    Bunun için, milletin sevdiği kimseler seçimle iktidara gelseler bile, bir iş yapamas?nlar diye, hem onlar?n aras?na kendi adamlar?n? soktular hem de bir sürü engeller, kanunlar koydular.
    27 May?s hükümet darbesinden sonra yap?lan anayasalar, ç?kar?lan kanunlar hep, başa gelecek vatan evlad? dindar insanlar?n eline, ayağ?na, diline vurulan kilitler zincirlerdir.
    Milleti temsil eden birileri başa gelse bile, önlerinde kaç tane engel vard?r: Anayasa mahkemesi engeli, Dan?ştay engeli, Say?ştay engeli daha bilmem neler… Tabii bunlar kendileri gibi düşünen, millete ve dine ayk?r? hükümetlere karş? kullan?lmaz…
    Yahu şu kadar milletvekilinin, şu kadar senatörün ittifakla ald?klar? bir karar?, bilmem ne mahkemesi bozacaksa o kadar adam? seçmeye, meclisleri seçmeye ne lüzum var? Yahu bu memleket onlar?n çiftliği mi? Maalesef bu işler işte çözülmesi beklenen kördüğümlerdir…”
    Merhum Celal Hoca böyle söylemişti. Allah rahmet eylesin.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  6. #6
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    " Amcam merhum derdi ki: "Ne garip tecellidir. Ben oğlumu ve iki talebemi okutamıyo*rum. Kaçak ders veriyorum... Sarhoş bağırıyor, ezan sesleri du*yulmuyor... Hafız İsmail'in ezanını dinleyemeyiz, sarhoş sesleri*ni dinleriz..."
    Dine Bu Kızgınlık Neden
    Pederlerin, bîzâr oldukları, şikâyet ettikleri, üzüldükleri nokta, bize reva görülen, tatbik olunan bu zulümlerin, işkencelerin, düşman tarafından değil, kendi milletimizin ferdleri tarafı ndan yapılıyor olmasıydı.
    "Yahu bütün bunlar, kimin adına, kimi memnun etmek için yapılıyor." diye hayret ediyorlardı.
    "Biz, harpten muzaffer çıkan, istiklâlini alan bir millet değil miyiz? Evet. Peki, bu millet ne için Yunan'la harp etti? Belki Yunan gelirse, dinimi değiştirir, ezanımı değiştirir, yazımı, dinimi, dilimi değiştirir, kıyafetimi değiştirir diye harp etmedi mi? Bunların hepsini sen yaptıktan sonra, birader, sen dahagâvursun yahu!..." diye aralarında konuşurlardı.

    Peder ezan için şöyle derdi: "Yahu milletimize tatbik olunan inkılâp o kadar amansız oluyor ki, Türkiye'nin Müslüman milletleriyle hiç alakası kalmasın, hiçbir bağlantısı kalmasın isteniyor. Ezanı değiştirmek, ne Rusya'nın aklına geldi, ne Çin'in... ne de başka bir gayrimüslim devletin... Ezan yalnız bizde değişti. Yahu bizden başka, ezanı değişik bir Müslüman ülke yoktur dünyada... Bunlar kimin gözüne girmek için yapılıyor? Bu işin sonu ne olacak? Ezan bilmeyen insanlar, ezan duymamış çocuklar, ezanın ruhuna düşman nesiller! Bunların sonu ne olacak?"


    Babamın asıl üzerinde durduğu nokta burasıydı. Sonraki yıllarda, en küçük bir dinî tezahüre, İslâmiyet'i hatırlatacak ufacık bir söze veya harekete tahammül edemeyen, onu doğmadan yok k etmeye, söndürmeye çalışan; kızgın, öfke ve buğuz dolu dinsizler, işte o günlerde yetişmiş nasipsizler ve onların çocukları olan bahtsızlardır. Memleketimizi berbad eden ve hâlen içinden çıkılamaz hâlde ortalığı kaplamış olan ahlâk dışı hareketler, yolsuzlııklar, hırsızlıklar, cinayetler de yine o devirde atılmış kötü tohumların bugünkü sürgünleridir.
    Mustafa Runyun) şu hatırasını anlatmıştı: “Yassıada da arkadaşlarla oturmuş konuşuyorduk.” Birisi şöyle dedi: “Yahu bizi Atatürk düşmanlığı ile ittiham ediyorlar. Atatürk’ü Koruma Kanunu’nu çıkaran biz değil miyiz? Biz nasıl düşman sayılırız; nasıl böyle bir gerekçe ile muhakeme oluruz?”
    Bunun üzerine dayanamayıp şunları söyledim: “Yahu arkadaşlar, işte bizim başımıza gelenler de zaten o yüzden geldi ya! Hala, neden oldu diye konuşuyoruz… Eğer, bir de Allah’a ve Resulullah’a dil uzatılmasını, dine mukaddesata sövülmesini yasaklayan bir kanun çıkarabilseydik. Bunlar başımıza gelmezdi… İlahi adalet tecelli ediyor. Biz daha büyük cezalara müstahakız.
    Celal (Ökten) Hoca şunları söylemişti: “Türkün imanının düşmanları, Celal Bayar’ı, Adnan Bey’e ayakbağı olarak koymuşlardı… Biliyorlardı ki, bu millet bütün felaketlere, musibetlere rağmen, daima, imanına aşina olan kimselere rey verecek, onları kazandıracaktır.
    Bunun için, milletin sevdiği kimseler seçimle iktidara gelseler bile, bir iş yapamasınlar diye, hem onların arasına kendi adamlarını soktular hem de bir sürü engeller, kanunlar koydular.
    27 Mayıs hükümet darbesinden sonra yapılan anayasalar, çıkarılan kanunlar hep, başa gelecek vatan evladı dindar insanların eline, ayağına, diline vurulan kilitler zincirlerdir.
    Milleti temsil eden birileri başa gelse bile, önlerinde kaç tane engel vardır: Anayasa mahkemesi engeli, Danıştay engeli, Sayıştay engeli daha bilmem neler… Tabii bunlar kendileri gibi düşünen, millete ve dine aykırı hükümetlere karşı kullanılmaz…
    Yahu şu kadar milletvekilinin, şu kadar senatörün ittifakla aldıkları bir kararı, bilmem ne mahkemesi bozacaksa o kadar adamı seçmeye, meclisleri seçmeye ne lüzum var? Yahu bu memleket onların çiftliği mi? Maalesef bu işler işte çözülmesi beklenen kördüğümlerdir…”
    Merhum Celal Hoca böyle söylemişti. Allah rahmet eylesin.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  7. #7
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Mısır basınında, "Bugünkü Türkiye Müslüman dünyası neden yardım etmiyor?" diye bir bahis açılmış. Bunun üzeri Abdullah Arınan isimli bir tarihçi:
    "Bugün Türkiye'den ne yardımı bekliyorsunuz? Türkiye, Osmanlı Devleti olduğu devirlerde bile Müslüman dünyasına yardım etmemişti..." diyerek bir yazı neşretmiş.
    Bu yazı bir gazetede çıkınca, Miralay Sadık Sabri Bey okuyup, çok üzülmüş ve Mustafa Sabri Efendi'ye yazıyı alıp getirmiş, onu haberdar etmiş.
    Bunun üzerine Sabri Efendi, Mısırlı tarihçinin bu yazısına cevap yazmış ve onun yazısı da yayınlanmış.

    Osmanlı Sizin Neyinizi Sömürdü
    Şeyhülislâm, yazısında hülasa olarak şöyle diyordu:
    Ben bu gibi sözleri, şikâyetleri, Osmanlının kılıcını yemiş Hristiyanlardan, Avrupalılardan gelecek sanırdım. Asırlarca Osmanlı’nın müşfik kanadı altında yaşamış Mısırlılardan bir müellifin, bunları yazacağını hiç beklemezdim.
    Şu Osmanlı kadar, mazlum, haksız ithamlara uğratılmış; kadr ü kıymeti bilinmemiş bir millet var mıdır? İngiliz tesir vetelkini altında kalmış Arap yazarları, Osmanlı'ya sömürgeci diyorlar...
    Yahu, sorarım size, Osmanlılar, bu topraklardan kaç kuruş götürmüş? Hangi vergileri almış? Buralarda o günlerde ne di? Petrol, onların zamanında çıkmadı, o zaman yoktu, Osmanlılar, buradan hangi serveti, hangi vergileri aldılar götürdüler? O zaman, hurmadan, deveden ve kumdan başka buralarda ne vardı?

    Veliahd Vahdeddin ve Mustafa Kemal

    Sadık Sabri Bey, Mustafa Kemal hakkında yaptığı ikinci tahkikatı da şöyle anlatırdı:
    Sultan Vahdeddin'in veliahdlığı sırasında, bir Avrupa seyahati vardır.. Bu yolculuk sırasında, yaver olarak, yanında Mustafa Kemal bulunmuş. Vahdeddin, İttihatçılara muhalif, onları sevmez ve yaptıkları, güttükleri siyaseti tasvip etmez.
    Mustafa Kemal, hazırlıklı, bütün seyahat boyunca, İttihatçıları tenkit etmiş, veliahdın nabzına göre şerbet vermeyi bilmiş. Vahdeddin, O böyle konuştukça:
    "Aman Paşa hazretleri, siz şimdiye kadar neredeydiniz? Sizin gibi aklı başında , İttihatçılara aldanmamış bir zabiti ben ilk defa görüyorum..." dermiş.
    Paşa’yı hanedana âşık, büyük dost, büyük kurtarıcı gibi kabul etmiş. Kendisi 1918 yılı Temmuz ayında tahta oturunca,mağlubiyet sonrası Anadolu'daki kuvvetleri toplayıp idaresi altına alacak paşayı yollamak istemiş ve tabii olarak Mustafa Kemal’i hatırlamış.

    Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar-2,s.197-198

    Not: Aynı eserin 50. sayfalarında Mustafa Sabri Efendi'nin konuyla ilgili hatıraları meseleyi daha vuzuha kavuşturuyor.
    Enver Hayalcidir
    Sadık Sabri Bey'e, Enver Paşa'nın şahsını sormuştuk.
    "Enver'e hain denemez... Hayalperest idi. Bilgisi kıttı. Cahil cesur olur. Hayalleri hudut tanımıyordu. Türk dünyasını dilin*den düşürmezdi... Yahu Enver! Güzel ama, bugün Türk dünya*sını ele geçirmek, birleştirmek için, kimlerle mücadele edeceksin. Bugün elimizdeki memleketleri korumaktan âciziz, be birader!.. İşte Enver Paşa, Türk dünyası, Türk dünyası, diye diye gitti..."

    Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar-2,s.195



    Fevzi Çakmak Makinadır
    Sadık Sabri Bey'e, Enver Paşa'dan sonra Fevzi Çakmak Paşa’yı da sormuştuk. Şunları söyledi:
    "Fevzi Paşa, bir makinadır. Bilgilidir, okur, okumayı öğren*meyi sever. Fransızca, İngilizce, Almanca bilir. Çünkü temiz bir gençliği vardır. Herkes orda burda gezip kopukluk yaparken, o, çalışmıştır. Çok kuvvetli hafızası vardır, unutmaz...
    " Bunun üzerine Sadık Sabri Bey'e sorduk: "Peki efendim, Fevzi Paşa madem böyle temiz ve kıymetli bir insandır; bu hadiselere niçin seyirci kaldı, bir iş göremedi?"
    "Efendiler, sözlerime dikkat etmiyorsunuz. Ben onun için "makinadır" dedim. Kuvvetli bir makinadır... Büyük insandır, demedim. Makinayı insanlar kullanır. Makina insanları kullanamaz.
    “Fevzi Çakmak da, verilen emri yerine getiren bir makinedır. Kabiliyeti yüksektir. En büyük planı verin, yapar. En büyük askeri harekâtı yürütür... Okur, düşünür, üstesinden gelir. Hangi elden olursa onun için çalışır. İttihad ve Terakki'nin büyük askeri, Cihan Harbi’nin, Mütareke'nin askeri, sonra Cumhuriyet devrinin büyük askeri.
    Büyük insan manasına değil... Verilen emri yerine getirir. Hadiselere istikamet verecek, emir verme kabiliyeti yok... Mustafa Kemal’e rakip olacak, onunla mücadele edecek çapta değildir.
    Ondan büyük işler beklemek doğru değildir. İnsan tanımamak, yanlış insan seçmek, büyük bir belâdır..."

    Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar-2,s.195-196

    Ali İhsan ve Karabekir Paşalar
    Sadık Sabri Bey, asker olarak Ali İhsan Paşa'yı beğenir medhederdi. Fakat:
    "Muhteris insandır. Dünyayı çok sever. Gazetelerde, karabor*sa işine karıştığını okumuştum." demişti. Yine Ali İhsan Paşa için:
    "Cesurdur. Tam bir askerdir. Almanların yanında çalıştı. Bir Alman subayı gibidir. Gerçi büyük harpler idare etmedi. Ama iyi kumandandı. Yalnız çoğunda olduğu gibi, onun da dinî terbiye*si, bilgisi ve ameli noksandı..."..

    Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar-2,s.196



    Ali İhsan ve Karabekir Paşalar
    …Sabri Bey'e, Kâzım Karabekir Paşa'yı da sormuştuk. Şöyle dedi:
    "Karabekir saf insandır. Bakarsın, Şeyhülislâm'ın elini öper; bakarsın karşı tarafa geçer. Kadir Mısıroğlu Bey'in bir sözü var. " Kendisine: Kadir Bey, Karabekir Paşa'nın İttihad Terakki'ye dair kitabını gördünüz mü, diye sormuştum... O da: Üstadım, gördüm. İnsan Karabekir'den soğuyor, yahu... demişti."
    Mustafa Sabri Efendi'nin dediği gibi: Yakın tarihte, okur yazarlarımız ve bilhassa subaylarımız, tamamen Batı'nın tesiri altına girmişler, millî değer ve takdir ölçülerini kaybetmişlerdir…
    Sadık Sabri Bey, Mustafa Kemal'in, daha Harbiye’de talebe iken, tatil gününde arkadaşlarıyla evlerinde oturup konuşurlarken, padişah aleyhine olan sözlerini, annesinin duyup Mustafa Kemal'i azarladığını, bunu da kendisinin gelip okulda arkadaşlarına anlattığını söylemişti.

    Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar-2,s.196

    Balkan Harbi'ndeki Mağlubiyet
    Balkan Harbi'nde, Fethi Okyar ile Mustafa Kemal idaresindeki 20 bin kişilik bir ordunun düşmana teslim olması hadisesinin tetkiki için, Erkân-ı Harp Dairesi tarafından, Sadık Sab*ri Bey vazifelendirilmiş... Kendisi, bunu şöyle anlatırdı:
    Bütün gece gittim. Sabah olurken karargâha vardım. Fethi Bey dışarda geziniyordu.
    "Fethi Bey, ne oldu yahu! İstanbul çalkalanıyor. Herkes hay*ret ve dehşet içinde. Ne oldu?"
    Fethi Bey, "Mustafa Kemal içeride, cevabı ondan alın." dedi. Çadıra girdim. Baktım, Mustafa Kemal tıraş olmuş, saçlarını tarıyor.
    İkisini de karşıma aldım. Sual, cevap... İfadelerini yazdım. Bana söylediklerinde, teslimi haklı gösterecek bir sebep bulama*dım, göremedim. Raporumda bunu belirttim ve muhakeme olunmaları gerektiğim ifade ettim. Kendilerini alâkasızlık, dikkatsizlik ve yetersizlikle itham ettim.

    Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar-2,s.196-197




    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ali Ulvi Kurucu'nun üç duası
    By HÜCCET in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 18.03.09, 11:12
  2. Ali Ulvi Kurucu'nun Üç Duası
    By KeKe in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 09.02.09, 20:26
  3. Ali Ulvi Kurucu
    By muhibbülkurra in forum Kitap, Dergi, Albüm Tanıtımları ve E-Kitap Paylaşımları
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 12.05.08, 16:59
  4. Ali Ulvi Kurucu
    By mesnevice in forum Sesli ve Görüntülü Risale-i Nur Sohbetleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 22.02.08, 21:51
  5. Ali Ulvi Kurucu
    By muntehab in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.12.06, 11:58

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0