+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 7 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 61
Like Tree1Beğeni

Konu: Atatürk İslam İçin Ne Düşünüyordu?

  1. #1
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Atatürk İslam için ne düşünüyordu?

    Sherill'e göre Atatürk Tanrı'ya inanıyor ama dine inanmıyor.
    Atatürk'ün, biyografisini yazan ABD Büyükelçisi Sherrill'e açıkladığı 'dinle ilgili' düşünceleri ilk kez yayımlandı.
    Sherrill'in kitabına almayıp rapor olarak ABD Dışişleri'ne gönderdiği söyleşide Atatürk 'Agnostik olmadığını, tek tanrıya inandığını' söylüyor, dindar olmayan Türklerin yüksek sesli duaların cezbine kapıldığını belirtiyor




    RADİKAL
    -
    İSTANBUL - Atatürk'ün din hakkındaki görüşlerine ışık tutacak yeni bir belge ortaya çıktı.

    1932-1933 yıllarında Ankara'da görev yapan ABD Büyükelçisi Charles H. Sherrill'in hazırladığı ve Atatürk'ün kendi ağzından dinle ilgili görüşlerini içeren rapor ilk kez Toplumsal Tarih dergisinde araştırmacı yazar Rıfat N. Bali'nin hazırladığı yazıda yayımlandı.

    Büyükelçi, Ankara'da görev süresi boyunca Atatürk ile yaptığı görüşmelere ve gözlemlere dayanarak 'A Year's Embassy to Mustafa Kemal' adlı bir kitap hazırlamıştı.

    Eser ilki, 1934 yılında Atatürk yaşarken, üç kez Türkçeye çevrildi. Kitabın en ilginç bölümü Atatürk'ün dine bakışını içeren kısımdı.

    Bu bölümde yazar, Atatürk'le yaptığı uzun bir mülakata yer vermiş ancak Atatürk'ün sözlerinin bir kısmını kitaba almamış bunu da "Din konusundaki şahsi görüşleri hususunda söylediklerinin tamamını burada vermek hiç doğru olmaz" satırlarıyla dile getirmişti.

    Ancak Sherill, kitaba sadece bir bölümünü aldığı görüşmeyi özetleyerek bir rapora döktü ve ABD Dışişleri Bakanlığı'na gönderdi.

    ABD Dışişleri Arşivi'ndeki bu raporu, Bali Türkçeye çevirip Toplumsal Tarih'e yazdı. Aşağıda, raporun tam metni yer alıyor.


    ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ
    Sayı:423
    Ankara, 17 Mart 1933
    Konu: Türkiye'de din

    MÜNHASIRAN MAHREM
    Saygıdeğer Hariciye Vekili
    Washington

    Beyefendi,
    Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal ile dün öğleden sonraki üç saatlik mülakatımda, hakkında yazmakta olduğum biyografinin sekiz bölümünü birlikte gözden geçirdiğimiz sırada Türkiye'de din meselesi bahis edildi.


    İncelememde Türkiye Cumhuriyeti'nde İslam dininin gelişimi konusuna oldukça yer verdiğime dikkatini çektim, biyografim için -yayınlanmak veya yayınlamamak kaydıyla- bana söylemek istediği kadarıyla sınırlı olmak üzere bu mevzudaki görüşünü bilmek istediğimi belirttim.

    Sözlerinin hangi kısmının efkârı umumiye(nin) (bilgisi) için olduğunu, hangi kısmının olmadığını belirterek mevzu hakkında teferruatlı bir şekilde konuştu.

    Galiba, altı ve yedi yaşındayken annesi onu bir sıbyan mektebine göndermek istiyordu. Burada öğretmen Kuran dersleri de verecekti.

    Bu, uzun Arapça bölümleri ezberlemek demekti. Diğer yandan babası oğlanın din eğitiminin verilmediği laik bir mektebe gitmesini istiyordu.

    Her ne kadar sonunda babanın sözü kabul edildiyse de annesi oğlanı Selanik'te geçerli olan geleneksel tören eşliğinde sıbyan okuluna gönderdi. Ertesi gün babası oğlanı okuldan aldı ve laik okula koydu.

    Buna çok üzülen annesi epey ağladı ve oğlanın teklif etmesi üzerine sıbyan okulundaki din hocası
    eve gelip ona Kuran eğitimini verdi. Bu sadece bir ay sürmesine rağmen anneyi tatmin etti. Bu, ömrü boyunca alacağı tek din eğitimiydi.



    'Beşeriyetin Tanrı ihtiyacı'
    Agnostik olduğuna dair genellikle kabul görmüş inancı, kesinlikle reddediyor, ancak dininin sadece Kâinat'ın Mucidi ve Hâkimi tek Tanrı'ya inanmak olduğunu söylüyor.

    Ayrıca beşeriyetin böyle bir Tanrı'ya inanmaya ihtiyacı olduğuna inanıyor. Buna ilaveten dualarla bu Tanrı'ya seslenmenin beşeriyet için iyi olduğunu belirtti. Burada duruyor.

    Daha sonra teferruatlı bir şekilde neden o kadar inançlı bir Protestan Hıristiyan olduğumu sordu. Ben de ona, bu raporda yeri olmayan, sebeplerimi söyledim. Sadece bir genel mütalaa söyleyebilirim. Suallerinde tamamıyla samimiydi, bu da din konusunda yeterince zihin yorduğunu göstermekte.

    Daha sonra, 10 yıl önce inşa ettiği yeni Cumhuriyet'in Reisicumhuru olarak iktidara geldiği zaman İslam dininin durumu hakkında bilgi vermeye başladı.

    Şeyh-ül İslam'ı, medreseleri, Mahkeme-i Şer'iyyeleri ve bu mahkemelere riyaset eden kadılar, hocalar ve muhtelif dervişler dahil olmak üzere bütün ruhban sınıfını lağvetmeyi gerekli bulduğunu söyledi.

    Osmanlı'da geçerli olan bu ruhban yapıdan geriye kalan, müezzin olarak minarelerden halkı ibadete çağıran ve camilerde namaz kıldıran imamlardı.


    Ona az evvel tasvir ettiği bu yapıyı tamamıyla yok ettikten sonra Türk gençliği için, şayet kaldıysa, ne tür dini tedrisat kaldığını sordum. Kifayetsiz medrese sistemini tüm ülkeye yayılmış ilk ve ortaöğretim sistemiyle ikame ettiğini ve bu sistemin (talebeyi) üniversiteye dek götürdüğünü belirtti.

    Hz. Muhammed'in hayat hikâyesi ve daha ahlaklı yaşama konusundaki hikmetli düsturlarla dini tedrisat verildiğini, bu dini tedrisata Yeni ve Eski Ahit'te tasvir edilen diğer büyük dinleri ve Budist dini kitapları da dahil ettirdiğini söyledi.


    Daha sonra o ve ben bu modern Türk dini tedrisatı ile Birleşik Amerika'da ortalama pazar okulunda verilen dini tedrisatı mukayese ettik. Pazar okullarımızda verilen dini tedrisatın cuma sabahları kadınlar tarafından tüm ülkedeki Halk Evleri'nde verilip verilemeyeceğini sorduğumda böyle bir fikrin muvaffak olacağına dair pek şüpheli göründü, ancak yeni bir fikir olduğunu ve kaale alacağını söyledi.

    Bu amaçla kadın öğretmenlerin vazifelendirilmesi fikri ona cazip geldi, çünkü bu şekilde hocaların erkek partizanları, siyaset veya benzeri muhtemel başka mesele yaratacak ihtimallerden kaçınılmış olacaktı.


    Bursa hadisesi
    Bu çerçevede yakın tarihte olan Bursa hadisesi üzerinde serbestçe konuştu. Bu hadise Türklerce değil üç yabancı tarafından çıkarılmıştı: Bir Arnavut, bir Bulgar ve bir Rus.

    Hatta Üçüncü Enternasyonal tarafından kışkırtıldığını da ima etti. Muhtemelen sıkıntı verecek bu siyasi hareketi basit bir dil meselesine, ezanın Arapça yerine Türkçe okunması haline dönüştürerek gösterdiği siyasi maharetten ötürü kendisine iltifatta bulundum.

    Bu sözlerim Kuran'ın Arapçadan Türkçeye tercüme edilmesi için nasıl ve neden telkinde bulunduğu konusunda konuşmasına sebep oldu ve bu mevzuda yepyeni bir ufuk açtı.

    Türk halkının uzun zamandan beri ezberden okuduğu bazı Arapça duaların gerçek manasını anladığı zaman tiksineceğini söylüyor. Kuran'dan alınan bir Arapça bölüm okudu.


    Türkçe Kuran okutma nedeni
    Bu duada Hz. Muhammed amcası ile amca kızının yaptıkları bir şeyden ötürü cehenneme gitmeleri için beddua eder. (Bu bölüm, Kuran'ın Tebbet Suresi'dir. 'Bismillahirrahmânirrahim. 1,2,3,4,5. Ebu Leheb'in iki eli kurusun! Kurudu da. Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi. O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde karısı da (ateşe girecek).' (R. N. Bali'nin notu)

    "Düşünen bir Türk'ün böylesi bir duayı okumaktan elde edeceği dini ilhamı veya dine ilgi göstermesini tahayyül edebilir misin?" dedi.

    Bu fikrini geliştirdikçe ben de gitgide Kuran'ın Türkçe okunmasını teşvik etmesinin sebebinin Kuran'ın Türkler arasında gözden düşmesi olduğu neticesine varıyorum.

    Daha sonra umumi ve şaşırtıcı bir beyanda bulunarak "Türk halkının gerçekte hiçbir şekilde dindar olmadığını, aralarından camilere giden az sayıda kişinin alışkanlıktan veya yüksek sesle söylenen duaların cezbine kapılarak camiye gittiğini" ileri sürdü.

    Saygılı bir şekilde bu bakışıyla mutabık olmadığımı, eşimle yaşadığımız tecrübeyi anlattım.

    İki Türk arkadaşımızın daveti üzerine 23 Ocak'ta Ayasofya Camii'ne gidip Kadir Gecesi'ne şahit olduk. Ona yüzde 20'si askeri üniformalı 10 bin mümin tarafından doldurulan caminin ne kadar kalabalık olduğunu, bütün müminlerin tam bir saat Gazi'nin de varlığını kabul ettiği Tanrı'ya doğrudan yönelttikleri dualarla nasıl yoğun bir şekilde ibadet ettiklerini anlattım.

    Bu kalabalık, bu ibadet ve müminlerin duaya yoğunlaşmaları hususunda izahat istemem, onun Türk gençliğinin din hakkında bilgi edinme fırsatı mevzusunda Türk hükümetinin kısıtlı bir rolü olması gerektiğine dair kanaatini dile getiren daha fazla beyanatlar vermesine neden oldu.

    Bu beyanatlarını bitirdiğinde şimdilik ortaöğretimde ve Dâr-ül-fünûn'un küçük ilahiyat bölümünde üç büyük din hakkında verilen tarihi tedrisattan fazlasını öğretmeye inanmadığı sarihti.


    Sovyetler gibi lağvetmeye karşıydı
    Ancak Sovyetler'in her türlü dini lağvetme fikriyle kesinlikle mutabık değil. Bellibaşlı camilerin hükümetçe muhafaza edilmeleri ve amaçları doğrultusunda kullanılmaları gerektiğinde ısrarlı.

    Üç büyük dinin ahlak öğretilerine dinden ziyade ahlak olarak inanıyor.
    Bize ihsan ettiği hayırlar içi

    n tek Tanrı'ya sık sık minnettarlığımızı dile getirecek ifadelerin eklenmemesi halinde şahsi dini inancının natamam olacağını söylediğim zaman şaşırdı, ancak alakadar göründü.

    Sadece yeni bir fikir olduğundan, bu fikri kaale alacağını söyledi. Benimle bu konuda daha fazla konuşma arzusunu ifade etti. Bu beni şaşırttı, zira Yusuf Akçura bey gibi samimi arkadaşları beni sürekli onunla din hususunda konuştuğum takdirde, Gazi'nin nazikçe 'dostluğumuz' olarak adlandırdığı münasebetlerimizin kesinlikle bozulacağı hususunda ikaz etmişlerdi.

    Konuşmamızın bu bölümünün sonunda, daha öncesi bir yabancı ile hiçbir zaman bu konuda bu kadar etraflı konuşmadığını ve özel dini inançlarını da hiç dile getirmediğini söyledi.

    Saygılarımla

    Charles H. Sherrill

    *

    Sherrill'ın Kadir Gecesi izlenimleri
    "...uzun zamandan beri İstanbul Müzesi Müdürü olan Halil Bey, eşim ve beni Ayasofya Camii'nde Kadir Gecesi'ni izlemek için davet etti. Ayin boyunca o, eşi ve Evkaf Müdürü bizlerle birlikte oldu ve birçok sualime çok ilginç cevaplar verdi. (...) Ramazan ayının 27'nci gününün akşamındayız.

    Dünyanın her yerindeki Müslümanlar, gün doğuşundan gün batımına kadar hepimizin ibadet ettiği tek Tanrı'ya inanan Müslüman müminlerin dualarının (Tanrı katında) duyulacağı ve kabul edileceği hususunda eğitilmişler.

    Bu nedenle İslam (dini) bu geceyi Kadir Gecesi olarak çağırmakta.

    Alaycı mizaca sahip bazı insanların iddia ettikleri gibi kişinin dine verdiği kadarını elde ettiği doğruysa şayet o zaman on binin üzerindeki
    müminler her biri ve tamamı Kâinatın Yaratıcısı'na sunmakta oldukları bu
    dua saatinden çok şey kazanacaklardır!


    'İslam en yüksek noktasında'
    Hıristiyan inançları açısından değerlendirirsek, İslam dini Türkiye'de engelsiz veya ruhani müdahale olmaksızın -saf protestancılık- en yüksek noktasında bulunuyor.

    Şahsi inanç burada en yüksek gücüne yükselmekte. Bu satırların yazarı gördüğü Hıristiyan toplulukların hiçbirinden 23 Ocak 1933 akşamı Ayasofya'da izlediği ibadet kadar etkilenmediğine ve şahit olduğu ibadetin samimiyetine ikna olduğuna şahitlik yapabilir.

    Bu kalabalığı cezbedecek ne musiki ne de kesif belagat sahibi bir hatip vardı.

    Her çeşit Türk oradaydı. Galerilerin altındaki geniş avluları kadınlar dolduruyordu, büyük merkezi alanda sıra sıra (yaklaşık yüz sıra) erkekler vardı.

    Her sırada omuz omuza yaklaşık seksen erkek. Her biri eğilip kalkan, konuşulanlardan bihaber, eğilen, secde eden ve her biri büyük Tanrı'nın Güç Evi ile şahsi temasını kurmaya niyetli.


    'Biz ABD'liler kadar dindarlar'
    Burası Türk halkının ruhunu hissetmesi için uygun yer ve andı.

    Kişi Türk ırkının ne olduğunu gerçekten anlamak, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran ve ilk Cumhurreisi olan Mustafa Kemal gibi bir önderin doğduğu ulusu anlamak için basit, dindar Türk'ü bu fırsatlarda görmesi lazım.

    Evet Türk halkı biz Amerikalılar kadar dindarlar, belki de daha fazla dindarlar."

    Elçinin kaleminden Bursa hadisesi

    "...Bursa'da 1 Şubat günü öğleden sonra Evkaf Müdürlüğü önünde toplanan yaklaşık 100 kişilik bir grup Türkçe ezan aleyhinde gösteri yaptı.

    Olayı 4 Şubat'ta Afyon'da haber alan Gazi Mustafa Kemal gezi programını iptal ederek Bilecik üzerinden 5 Şubat'ta Bursa'ya vardı.

    İçişleri Bakanı Şükrü (Kaya) ve Adalet Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşek) beyler de Bursa'ya gelerek incelemeler yaptı.

    Mustafa Kemal, Bursa'dan ayrılmadan önce Anadolu Ajansı'na şu açıklamayı yaptı:

    "Bursa'ya geldim. Olay hakkında ilgililerden bilgi aldım. Olay aslında önemi haiz değildir. Herhalde cahil mürteciler Cumhuriyet adliyesinin pençesinden kurtulamayacaklardır. Olaya bilhassa dikkatimizi çevirmemizin sebebi, dini, siyaset ve herhangi bir tahrike vesile etmeye asla müsamaha etmeyeceğimizin bir daha anlaşılmasıdır. Meselenin mahiyeti esasen din değil, dildir. Kati olarak bilinmelidir ki, Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatına hâkim ve esas kalacaktır."

    Kazanlı Tatar İbrahim'in başını çektiği olay, Bursa Ulucami müezzininin vazifesi başına gelmemesi üzerine Halil adında birinin ezanı Türkçe yerine Arapça okuması ve sivil polis memuru Hamdi Efendi'nin müdahalesi sonucu çıktı.

    Tatar İbrahim'in kışkırtmasıyla cami cemaatinden bir grup, "Dinini seven bizimle gelsin" diyerek Evkaf Müdürlüğü'ne doğru yürüyüşe geçtiler.

    Vilayet Konağı önüne gelen kalabalık, zabıta kuvvetlerince dağıtıldı ve tahrikçiler yakalandı. 23 kişinin yakalandığı olaydan sonra Bursa Ulucami hatibi Hafız Tevfik Efendi de İstanbul'da tutuklanarak Bursa'ya gönderildi.

    Ankara'ya dönen Adalet ve İçişleri Bakanları, Bursa'daki incelemelerini ve aldıkları tedbirleri Bakanlar Kurulu'na bildirdiler.

    13-14 Şubat'ta soruşturma sona erdi. Aralarında Bursa müftüsü Nureddin Efendi, Ulucami hatibi Hafız Tevfik Efendi ve fabrikatör Gaffarzade Mehmet Efendi'nin de bulunduğu 24 sanık, 15 Şubat'ta Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi.

    Daha sonra tutuklu sanıkların Çorum'a nakledilmesi emri geldi. Bursa olayı davası Çorum'da görüldü ve 1 Mayıs'ta karar açıklandı. Dört kişi beraat ederken, beş kişi ikişer yıl ağır hapis, yedi kişi birer yıl ağır hapis, yedi kişi de beş ay ağır hapis cezasına çarptırıldı.

    Bursa müftüsü Nureddin ve kâtibi Kamil efendiler, 12 Haziran'da beraat ettiler.

    Bursa olayının ardından İzmir ve Salihli'de de Türkçe ezan okumamakta direnen dört imam ve müezzin tutuklanarak mahkemeye sevk edildi."
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  2. #2
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    arşiv niteliğinde bir yazı..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  3. #3
    Dost Tahayyül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    4

    Standart

    Atatürk'ü dinsiz biri olarak göstermek nedense bazı kesimlerin işine geliyor.. Bu yazının doğru olduguna inanmıyorum.. Hele hele Radikal gibi eften püften bir gazete yayımlamışsa hiç inanmıyorum.. Neden yayımlamak için bunca sene beklenmiş ? İlginç...

  4. #4
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Her şey çok açık, herhangi bir yoruma gerek yok. Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar!
    keşannur bunu beğendi.
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  5. #5
    Dost Tahayyül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    4

    Standart

    Ölmüş gitmiş bir insanın arkasından -bu ister Atatürk olsun,ister başka biri- ileri-geri konuşmayı asla hoşgöremem.. Bir kısım insanlar Atatürk' ü sadece kendilerine mal edip,dinsiz olarak göstermeye pek hevesli, bazı kardeşler de bu oyunlara yenik düşüyor maalesef.. Atatürk'ün islam hakkındaki düşüncelerini 2.-3. ağızlardan ve kartel medyalardan değil de,kendi sözlerinden öğrenmek daha sağlıklı bana göre.. Bu yazıda "dinsiz" olarak nitelenen Atatürk, balıkesirde hutbe vermiş,Efendimiz hakkında övgü dolu sözler söylemiş,meclisi cuma günü,din adamları eşliğinde dualara açtırmış bir insandır..Altını çize çize belirtirim.. İlgilenenler için kaynak göstermeye de hazırım.. Bu durumda gözü kapalı olan kim oluyor?

  6. #6
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Alıntı Tahayyül Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ölmüş gitmiş bir insanın arkasından -bu ister Atatürk olsun,ister başka biri- ileri-geri konuşmayı asla hoşgöremem.. Bir kısım insanlar Atatürk' ü sadece kendilerine mal edip,dinsiz olarak göstermeye pek hevesli, bazı kardeşler de bu oyunlara yenik düşüyor maalesef.. Atatürk'ün islam hakkındaki düşüncelerini 2.-3. ağızlardan ve kartel medyalardan değil de,kendi sözlerinden öğrenmek daha sağlıklı bana göre.. Bu yazıda "dinsiz" olarak nitelenen Atatürk, balıkesirde hutbe vermiş,Efendimiz hakkında övgü dolu sözler söylemiş,meclisi cuma günü,din adamları eşliğinde dualara açtırmış bir insandır..Altını çize çize belirtirim.. İlgilenenler için kaynak göstermeye de hazırım.. Bu durumda gözü kapalı olan kim oluyor?
    Bahsettiğin ifadeleri Atatürk vermiştir evet, ama 1923 Cumhuriyetin kurulmasından evvel..
    Halkın desteğini ve güvenini kazanmak için böyle yapmaya mecburdu, eğer aklındaki gerçek niyetleri açık açık ortay koysaydı halkın ekserisi destek vermezdi..Mesela bahsettiğin hutbede, kılıkkıyafete ait düşüncelerini söyleseydi,şapka takmayanların idam edileceğini söyleseydi,laiklik denen bir sistemi getireceğini söyleseydi,dini konularda yapacağı değişiklikleri birbir anlatsaydı halk destek vermezdi..

    Ama Cumhuriyetin ilanından sonraki ifadelerine bakarsanız, 1923'ten önceki ifadelerine benzetemezsiniz, sanki iki ayrı kişiden çıkmış sözler gibi..Çünkü Cumhuriyet'in ilanından sonra artık Atatürk'ün karşısında başka bir güç yoktu ve aklındaki bütün devrimleri birbir gerçekleştirmek için çalışmalara başladı..
    İstiklal mahkemelerinde yok yere idam edilen İslam alimlerine hiç girmeyelim..


    Başlıktaki konunun kaynağı da muteberdir, kaynak Radikal gazetesi değil, Toplumsal Tarih dergisinin arşiv araştırmaları sayesinde ortaya çıkmıştır..
    ABD Dışişleri Arşivi'ndeki bu raporu, Bali Türkçeye çevirip Toplumsal Tarih'e yazdı..Eğer böylesine sağlam bir rapora itibar etmeyecekseniz, Atatürk'ün diğer ifadelerine de itibar etmemeniz lazım..

    Başka ifadeleri de şu şekildedir..

    Bakın aşağıdaki yazıda Kemal Paşa'nın el yazmalarından.

    ''Türk’ler Arap'ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türk'lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi.. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin gayesi milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed'in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah'a kendi lisanında değil Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah'a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.''
    (Dil Tarih Yüksek Kurumu-Atatürk'ün El yazmaları 1998/ Prof Afet İnan)

    Lütfen biraz at gözlüklerini çıkarıp öyle bakalım..1923'ten önceki Atatürk'ün söylemleri ile Cumhuriyetten sonraki söylemleri çok farklı..bu bariz bir şekilde gözüküyor..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  7. #7
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901

    Standart

    Alıntı Tahayyül Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ölmüş gitmiş bir insanın arkasından -bu ister Atatürk olsun,ister başka biri- ileri-geri konuşmayı asla hoşgöremem.. Bir kısım insanlar Atatürk' ü sadece kendilerine mal edip,dinsiz olarak göstermeye pek hevesli, bazı kardeşler de bu oyunlara yenik düşüyor maalesef.. Atatürk'ün islam hakkındaki düşüncelerini 2.-3. ağızlardan ve kartel medyalardan değil de,kendi sözlerinden öğrenmek daha sağlıklı bana göre.. Bu yazıda "dinsiz" olarak nitelenen Atatürk, balıkesirde hutbe vermiş,Efendimiz hakkında övgü dolu sözler söylemiş,meclisi cuma günü,din adamları eşliğinde dualara açtırmış bir insandır..Altını çize çize belirtirim.. İlgilenenler için kaynak göstermeye de hazırım.. Bu durumda gözü kapalı olan kim oluyor?
    Burada konuşulan bir kişinin şahsiyeti değil, yaptığı icraatlar ve milyonlarca insanın ahiretini bu icraatlar nedeniyle kaybetmesidir. Biliyorsunuz, Can Dündar Milliyet'te Atatürk'ün dine bakışını bir dizi halinde seri bir biçimde yazmıştım. Dündar bu yazılarında, "Atatürk'ün resmini görünce gözlerim dolacak kadar onu seviyorum ama ... " diyeret, Atatürk'ün dine bakış açısını çok güzel bir şekilde yazmıştı. İsterseniz, o yazılara ittiba edebilirsiniz. Yoruma fazla girmememin nedeni, bu kadar açık ve tarihi gerçeğin üzerine hala konuşmanın gereksiz olduğunu düşünmemdir. Resmi kayıtlar (Bakın Radikal veya emsalleri demiyorum) bu ülkede dine ve dindarlara yapılan tahrifatı açıkça ortaya koymaktadır. Gayrısına, kendi selametiniz açnızdan kendiniz karar verin. Çünkü tahayyül etmesi" zor bir durum değil...
    alanyalı kardeşim konuyu çok güzel özetlemiş, tebrik ediyorum...

    Zalimlere yanaşmayın, sonra ateş size de dokunur. (Ayet-i Kerime)
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  8. #8
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    33
    Mesajlar
    5.901
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  9. #9
    Dost Tahayyül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    4

    Standart

    Atatürk ün niyeti hakkında kendinizce yorum yapmışsınız yazınızda...Böyle bir niyetinin oldugunu nereden biliyorsunuz? Gidip kendisiyle mi görüştünüz ? Günaha giriyorsunuz,yapmayın Allah aşkına.. Ayeti hatırlatırım: Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 11-12) Ayrıca,1923 ten evvel söyledi o sözleri demişsiniz..Buyrun aşağıda tarihleriyle sözlerinden bir kısmını ekliyorum. "Din vardır ve gereklidir. Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların yaşamasına olanak yoktur. Yalnız şurası var ki din, Tanrı ile kul arasındaki bağlılıktır." (1930) "Ulusumuz din ve dil gibi güçlü iki erdeme sahiptir. Bu erdemleri hiçbir güç ulusumuzun yürek ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz." (1923) "Tanrı birdir, büyüktür. Dinsel yöntemlerin oluşumuna bakarak diyebiliriz ki insanlar iki sınıfta, iki dönemde düşünülebilir : İlk dönem, insanlığın çocukluk ve gençlik dönemidir. İkinci dönem, insanlığın erginlik ve olgunluk dönemidir. İnsanlık birinci dönemde tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi yakından ve maddi araçlarla kendisiyle ilgilenmeyi gerektirir. Tanrı, kullarının gerekli olan olgunlaşma noktasına ulaşmasına dek onlarla içlerinden bazıları aracılığıyla ilgilenmeyi Tanrılık gereğinden saymıştır. Onlara, Hz. Adem'den başlayarak kayıtlara geçmiş ya da geçmemiş, sayısız denecek kadar çok kendilerine kutsal kitap gönderilmemiş peygamberler ve elçiler göndermiştir. Ancak peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve uygar gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracıyla bağlantıda bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın anlayış, aydınlanma ve olgunlaşma derecesi sayesinde her kulun doğrudan doğruya Tanrısal esinlerle bağlantıya geçebilmek yeteneğine eriştiğini kabul buyurmuştur ve bu nedenledir ki yüce Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı en mükemmel kitaptır." (1923) "Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Kimi kimseler çağdaş olmayı kafir olmak sanıyorlar. Asıl kafirlik onların bu sanısıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı Müslümanların kafirlere tutsak olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın; hoca olmak sarıkla değil akılladır." (1923) "Tanrı, dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri insanlar yararlansın varlık ve bolluk içinde olsun diye yaratmıştır. En çok derecede yararlanabilmek için de bugün evrenden esirgediği zekayı, aklı insanlara vermiştir." (1923) "O, (Hz. Muhammet) Tanrı'nın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir. Ancak sonuca kadar O ölümsüzdür." (1926) "Ezan ve Kuran'ı Türklerden başka hiçbir Müslüman ulus bu kadar güzel okuyamaz. Bunlara görkemli müzik ahengi veren Türk sanatçılarıdır." (1933) "Bizim dinimiz, akla en uygun ve en doğal bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, bilime ve mantığa uygun olması gerektir. Bizim dinimiz bunlara tümüyle uygundur." (1923) "Müslümanların toplumsal yaşamında hiç kimsenin özel bir sınıf olarak varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dinsel hükümlere uygun davranmış olmazlar. Bizde ruhbanlık (özel din adamları sınıfı) yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmek zorundayız. Her birey dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur. Ulusumuzun, ülkemizin öğretim kurumları bir olmalıdır. Bütün ülke evladı, kadın ve erkek, aynı birçimde, oradan çıkmalıdır. Ancak nasıl ki her konuda yüksek meslek ve uzmanlık sahipleri yetiştirmek gerekliyse dinimizin gerçek felsefesini inceleyecek, araştıracak, bilimsel ve teknik olarak telkin erkine sahip olacak gözde, seçkin ve gerçek din adamlarını da yetiştirecek yüksek öğrenim kurumlarına sahip olmalıyız." (1923) "Beyler, hiçbir ulus, yabancıların inanç ve geleneklerine ulusumuzdan çok uygun davranmamıştır. Üstelik denilebilir ki başka dinlerden olanların dinine ve ulusuna saygılı olan tek ulus bizim ulusumuzdur." (1937) "Bizim dinimiz ulusumuza hakir, miskin ve aşağı olmayı öğütlemez. Tersine Tanrı da peygamber de insanların ve ulusların yücelik ve onurunu korumalarını buyuruyor." (1923) "Türk ulusu daha dindar olmalıdır. Yani bütün yalınlığıyla dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Oysa Türkiye'ye bağımsızlığını veren bu Asya ulusunun içinde daha karışık, yapay, boş inançlardan ibaret bir din daha vardır. Ancak bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Onlar aydınlığa yaklaşamazlarsa kendilerini yok ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız." (1924) "İçinde olmakla güvençli ve mutlu olduğumuz İslam dinini yüzyıllardan beri teamül edilenden kurtarmak ve yüceltmenin zorunlu olduğu gerçeğini gözlemliyoruz. Kutsal ve Tanrısal olan inanış ve vicdanımızı; belirsiz, karmakarışık, her türlü çıkar ve hırsların ortaya döküldüğü siyasetten ve siyasetin bütün uzantılarından bir an önce kurtarmak ulusun dünya ve ötedünyaya ilişkin mutluluğunun buyurduğu bir zorunluluktur." (1924) "Camilerin kutsal minberleri halkın ruhsal, ahlaki besinlerine en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberler, halkın anlayabileceği dille, ruh ve düşünceye seslenmekle Müslümanların vücudu canlanır, düşünceleri temizlenir, imanı güçlenir, yüreği cesurluk bulur. Ancak buna karşılık, hutbe okuyanların sahip olmaları gereken bilimsel nitelikler, özel yeterlik ve genel kültüre sahip olmaları önemlidir." (1922) "Bunca yüzyıllardır olduğu gibi bugün de ulusların bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak binbir türlü siyasal, kişisel çıkar ve çıkar sağlamak için dini alet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların -içerde ve dışarıda- varlığı bizi, bu konuda söz söylemekten ne yazık ki henüz uzak bulundurmuyor. İnsanlıkta dine ilişkin uzmanlık ve bilgi, her türlü boş inanışlardan sıyrılarak gerçek bilimin ışıklarıyla temiz ve mükemmel oluncaya dek din oyunu aktörlerine her yerde rastlanılacaktır." (1927) "Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi çıkar sağlayanlar iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve buna izin vermeyeceğiz." (1930) Bu yazılar kültür bakanlığı sitesinin ATATÜRK DİYOR Kİ! bölümünden alınmıştır. http://www.kultur.gov.tr

  10. #10
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Alıntı Tahayyül Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Atatürk ün niyeti hakkında kendinizce yorum yapmışsınız yazınızda...Böyle bir niyetinin oldugunu nereden biliyorsunuz?
    Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz..

    Peki sen Atatürk'ün niyetini nerden biliyorsun? niye yorum yapıyorsun? Atatürkle görüştün mü?

    Yorum yapmaya gerek de yok, Atatürk düşüncelerini kendisi açıklıyor,niye Atatürk'ün kendi açıkladığı görüşlere itibar etmiyorsun o halde..Kendi el yazmalarına güvenmiyor musun Atatürk'ün? Atatürk ne demek istediğini anlatamayan birisi mi?

    Atatürk'ün Cumhuriyetten sonraki söylemlerine bakılırsa, söylemlerini geçelim icraatlarına bakılırsa hakikat ortaya çıkar..

    Zira "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz"..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 23
    Son Mesaj: 01.10.15, 13:47
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16.07.08, 08:30
  3. Tek Bir Ferd Tek Başına Alem-i İslam İçin Neler Yapabilir?
    By MuM in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 57
    Son Mesaj: 15.07.08, 03:41

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0