+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 11

Konu: Burada Yalın Ayak Dolaşılır Zira Burası Tillo...

  1. #1
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269

    Standart Burada Yalın Ayak Dolaşılır Zira Burası Tillo...

    12000 evliyanın yattığı mübarek belde;yalın ayak dolaşın burası:TİLLO



    Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin mubarek beldenin girişinde orada yatan zatların hürmetine nalınını çıkararak yalın ayak ziyaret ettiği ve üç aylı bir zaman zarfında yüksek bir tepesindeki inzivagahta münzevi yaşadığı TİLLO beldesini siz mübarek kardeşlerime tanıtmak istedim


    BEDİÜZZAMAN Tillo'da
    Şirvan'dan ayrılan Bediüzzaman, Siirt'e yedi kilometre mesafede bulunan ve Mârifetnâme yazarı İbrahim Hakkı, onun tarikat ve tasavvuf üstadı Şeyh İsmail Fakirullah Hazretleri ve daha birçok velî zatın yattığı Tillo kasabasına gitti. İnsanlardan uzaklaşarak meşhur Hassa kubbesinde inzivaya çekildi.



    Kamus-u Okyanus 'un yarısını ezberledi


    Bediüzzaman inzivada iken Kamus-u Okyanus'u Sin babına kadar ezberledi. Niçin bu kamusu ezberlediği sorulduğunda şu cevabı verdi:


    "Kamus, her kelimenin kaç mânâya geldiğini yazıyor; ben de bunun aksine olarak her mânâya kaç kelime kullanıldığı gösteren bir kamus yazma merakına düştüm."


    Kamus-u Okyanus'un Kamus-ul Muhit ve Kamus-u Firuz Abadl gibi isimleri de vardır. Kitabın müellifi, Mecduddin Ebû Tâhir Muhammed bin Yakub bin Muhammed Fîruz Abadî'dir (Rumi 729-816). Kamus-u Okyanus Sultan İkinci Mahmud devrinde Âsim Efendi tarafından Türkçeye tercüme edildi. Birçok şerhler yazılan kitabın Türkçesi, büyük boy üç cilt, küçük boy olarak da dört cilttir.


    Kitaptaki kelimeler Arap alfabesine göre sıralanmıştır. Buna göre Bediüzzaman'ın ezberlediği baştan sin harfine kadar olan kısım yaklaşık olarak kitabın yansına eşittir. Şayet ezberlenen kısma sin harfi de dâhilse, bu miktar dört ciltlik olan kitabın Türkçesinin 2321 sayfası demektir.


    Bediüzzaman 'in Cumhuriyetçiliği


    Bediüzzaman Hassa kubbesinde inzivada iken küçük kardeşi Mehmed kendisine yemek getiriyordu. Bediüzzaman yemeğin tanelerini kubbenin etrafında bulunan karıncalara veriyor, kendisi de suyuna ekmek batırarak karnını doyuruyordu. "Niçin taneleri karıncalara veriyorsun?" diye sordular. Şu cevabı verdi:


    "Bunlarda sosyal hayatta mâlikiyet, çalışkanlık, yardımlaşma ve vazifeşinaslık vardır. Ben bunu gördüğüm için bunların cumhuriyetçi olmalarına mükâfaten kendilerine yardım etmek istiyorum."


    Aradan yıllar geçecek Bediüzzaman Cumhuriyete karşı olma ithamıyla 1935 yılında Eskişehir'de hakim önüne çıkarılacaktı. Ağır ceza mahkemesince, "Cumhuriyet hakkındaki fikrin nedir?" diye sorulacaktı.


    Bediüzzaman, "Eskişehir mahkeme reisinden başka daha sizler dünyaya gelmeden benim dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki Tarihçe-i Hayatım ispat eder" diyerek bu "karınca" hadisesini anlatacak ve devamla şöyle diyecekti:


    "Hulefa-i Raşidînin* her biri hem halife, hem reis-i cumhur idi. Sıddık-ı Ekber, Aşere-i mübeşşereye ve Sahabe-i Kirama [Hz. Ebû Bekir Cennetle müjdelenen on Sahabeye ve diğer büyük Sahabîlere] elbette reis-i cumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resimden ibaret değil, belki hakikat-ı adalet ve hürriyet-i şer'iyyeyi taşıyan mânây-ı dindar cumhuriyetin reisleri idiler." (3)


    tillo ilçesinin tarihçesi:
    Tillo (Aydınlar) :
    Tillo'nun manası Süryanicede "Yüksek Ruhlar" dır. 1514'te Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran seferinde Osmanlı egemenliğine girmiştir. Tillo Nahiyesi, ilçe olduktan sonra Aydınlar adını almıştır. İlçenin kültür yönüyle zengin bir tarihi vardır. İlçe türbe ve ziyaret yerlerinin çok oluşu nedeniyle yöre halkının ve diğer bölgelerden gelen ziyaretçilerin akınına uğramaktadır. Yörede Yaşamış ve İlçe'de türbesi bulunan bazı alim ve evliyalar : İsmail Fakirullah Hz.,İbrahim Hakkı Hz., Şeyh Hamza El Kebir Hz., Şeyh Mücahit Hz., Gavsul Memduh Hz., Zemzemul Hassa Hz.(Kadın Evliya). İlçe, tarihi seyri içinde özellikle Osmanlı Döneminde önemli kültür ve eğitim merkezi olma vasfını korumuştur. Medreselerinde dini ilimlerin, zamanın ilerisinde bir seviyede verilen fen ilimleri (astronomi, matematik,fizik,kimya,biyoloji ve tıp) ile beraber günümüzün bilim adamlarını ve görenleri hayret içinde bırakacak nitelikte verildiği bir ilim merkezi olmuştur.



    İsmail Fakirullah Hazretleri:


    İsmail Fakirullah Hz. Hicri 1067’de Recep Ayı Regaip Kandili’ne rastlayan Cuma Gecesi dünyaya gelmiştir. Babası Hoca Kasım Efendi’dir. İsmail Fakirullah Hz. çocuk yaşlarında ilim tahsiline başlamış ve hoca oluncaya kadar ilim tahsiline aralıksız devam etmiştir. 24 yaşındayken babasını kaybetmiştir. Bu yaşta evlenerek oturduğu camide müderrislik ve imamlık yapmaya başlamıştır. 30 yaşında annesini kaybettikten sonra zühd ve takvasının gereği olarak kendisine bir tarla satın almış, bizzat kendi elleriyle asma ağaçları dikmiş ve geçimini sağlamak için çalışmıştır. Tarla ekmiş, ekin biçmiştir. 40 yaşına kadar günlerinin çoğunu oruçla geçimiş, orucunu birkaç üzüm tanesi ile açmıştır. 40 gün konuşmadan, yeme içmeden kesilip mana alemine dalmıştır. Kırkıncı gün gözünü açmış, bir tas su içmiş, ekşi nar aşı isteyip, bir parça ekmekle yemiş ve kendine gelmiştir. Bundan sonra yemeğini normal yemeye başlamıştır. Daha sonra 48 yaşında Hacc’a gitmiştir. İsmail Fakirullah Hz.’nin biri kız olmak üzere 5 çocuğu vardı. İbrahim Hakkı Hz.’nin üstadı olan İsmail Fakirullah Hz.’nin büyük kerametleri olmuştur. Bunlardan bir tanesi de kuyu hadisesidir.İsmail Fakirullah Hz. 48 yaşındayken komşularından biri vefat eder. Onların evlerine taziyeye gider. Taziyede bulunduktan sonra namaz vakti izin alıp, eve dönmek isterken, avluda bulunan ve içinde su bulunmayan 22 m. derinliğinde bir kuyuya düşer. İsmail Fakirullah Hz.’nin camiye gelmediğini gören cemaat İsmail Fakirullah Hz.’ni aramaya başlar. Nihayet taziye evinden çıkanlar İsmail Fakirullah Hz.’nin kuyudan seslerini işitirler. Bunun üzerine kuyuya biri inerek İsmail Fakirullah Hz.’ni kuyudan çıkarır. Büyük Mürşid kuyudan çıkarılırken sarığı başında, terliği ayağında ve kaşındaki ufak sıyrık haricinde vücudunda herhangi bir yara veya kırık olmadığı halde olup bitenlerden habersiz hala o manevi mecliste içtiği muhabbet ve ilahi aşk şarabının etkisiyle istiğrak halindeydi. Kendisini kuyudan çıkartmak isteyenlere, “Beni kendi halime bırakın. Artık benim sizinle işim kalmadı, benden uzaklaşınız.” diyerek kendisini mevlasıyla ve o manevi mecliste hazır bulunan evliya ruhlarıyla başbaşa bırakmalarını ısrarla istemiştir. İsmail Fakirullah Hz. ayıldığında kuyuya düştüğünden haberi olmadığını, ancak kuyuda bulunduğu zaman zarfında yüce Allah’ın Tecelli Sıfatlarıyla müstağrik olduğunu, bir çok evliyanın ruhlarıyla tanıştığını ifade eder. İsmail Fakirullah Hz.’nin istiğrak hali 8 yıl boyunca devam etmiştir. 9. yıl istiğrak halinden ayrılıp Cenab-ı Hak’tan aldığı feyzle, insanları hak yoluna irşada başlamıştır. Bir tarafta “Uveysiyye” tarikatının esasları doğrultusunda her kesimden insanları irşad ederken, diğer tarafta şer-i ilimler ve müspet ilimlerde dünyaca ünlü meşhur ilim adamları yetiştirmiştir. Hayatını hak yolda insanları irşad etmekle geçiren bu büyük veli Hicri 1146, Miladi 1734 senesinde ruhunu mevlasına teslim etmiştir. Kabri Tillo Kabristanlığı’nda kendi ismiyle anılan türbededir. İsmail Fakirullah Hz.’ni vefatından sonra halka tanıtan İbrahim Hakkı Hz.’dir. Her sene binlerce kişi türbesini ziyaret etmektedir.


    İbrahim Hakkı Erzurumi:
    İbrahim hakkı Hz. :
    Hicri 1115, Miladi 1703 yılında ERZURUM'a bağlı Hasankale ilçesi'n de doğmuştur. Babası molla Osman bir mürşid aramak maksadıyla TİLLO'ya gelmiş bur ada İsmail Fakirullah Hz'ni bularak hizmetine girmiştir.Babasının arkasından İbrahim Ha kkı da amcası Ali ile birlikte Tillo'ya gelmiştir.Okuma çağın dayken İsmail Fakirullah Hz' ne talebe olup o günün şart larına göre çok ileri seviyede dini ve fenni ilimler tahsil etmiş tir.Bunun üzerine hem dini ilimilerde hem de fenni ilimlerde üstünlüğü ifade eden "Zülce nabeyn"yani"iki kanatlı "ünvanını elde etmiştir.Bu sırada hocası ve şeyhi olan İsmail Fakirullah Hz'nintarıkatı olan "Üveysiye"tarikatına intisap etmiştir. Büyük mütefekkir İbrahim Hakkı Hz.hadis ve fıkıhta tasavvuf ve edebiyatta psikoloji ve sosyalojie tıp ve astronomide ve pek çok ilim dalında büyük bir kudret ve yetenek göstermiştir.Doğunun yetiştirdiği bu büyük alim kısa zamanda dünya çapında ün salmıştır islam alemine ve in sanlığa bıraktığı değerli eserler onun şahsiyetinin ve ilminin faziletini gösterir.Mürşidi ve hocası İsmail Fakirullah HZ'ni vefatından sonra irşad ve öğretim görevlerini hocasının oğlu Abdulkadır-i Sani Hz. ile birlikte devr alarak hayatı boyunca sürdürmüştür.İbrahim Hakkı Hz.3 sefer hacc'a gitmiştir.İlk hacc farizasını 1738'de ikincisini 1763'te son haccın ıda 1767'de yapmıştır. İbrahim Hakkı Hz. 1758'de İstanbul'a gitmiş bu gidişinde saraya özel olarak davet edilmiştir.o zaman'ın sultanı I.Mahmut tarafından davet edilmesinin sebebi daha önce sultan ile İsmail Fakirullah Hz arasındaki haberleşme olmuştur. İbrahi m Hakkı Hz. sarayda bulunduğu müddetçe zamanının çoğunu saray kütüphanesinde geçir miştir.Bir süre sonra yeniden Tillo'ya dönmüştür. Hicri 1194 Miladi 1780 'de 77 yaşında iken Cenab-ı Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.Kendi arzusu üzerine mürşidi İsmail Fakir ullah Hz.için daha önce yaptırdığı ve Kozmografik bir özelliğe sahip olan türbede mürşidi nin ayaklarının ucuna defn edilmiştir.


    Sultan Memduh Hazretleri:
    Asıl adı Mahmut olan Sultan Memduh Hz. Hicri 1174, Miladi 1761 senesinde, Zilkade Ayı’nın 20. günü Cumartesi gecesinde Tillo’da doğmuştur. Önceleri anne ve babasının terbiyesi altında büyüdü. Genç yaşta dedesi İsmail Fakirullah Hz.’ninhalifesi olan İbrah im Hakkı Hz.’nin yanında sarf, nahiv, tefsir, hadis ve fıkıhgibi pek çok dini ilimleri okudu Tasavvufi alanda da özellikle büyük dedesi İsmail Fakirullah Hz.’nin marifet ve nurların güzelliğini, hikmet ve esrarın kaynaklarını içeren tarikatına bağlı kalıp, hizmet etmekle meşgul oldu. Kısa süre içinde, hocaları İbrahim Hakkı Hz.ve aynı zamanda amcası olan Şeyh Mustafa Hz.’nin manevi terbiyesi ile, İbrahim Hakkı Hz. tarafından “Memduh” ya ni “Övülmüş” lakabını kazanacağını müşdeledi. İlim, irfan ve irşad’ı sayesinde ünü düny anın her yerine yayılmış ve kendisini görmek isteyen insanlar her yerden Tillo’ya akın etmeye başlamıştır. Tarikatı, dedesi Şeyh İsmailFakirullah Hz.’nin “Uveysiyye” tarikat ına dayanır.Sultan Memduh Hz.’nin zevcesi kendisi gibi Velayet Makamı’na yükselmiş olan Zemzem’il-Hassa’dır. Büyük Veli Sultan Memduh Hz. alemde elde ettiği kemalat ile 47.000 beyitlik bir divan yazmıştır. Değeri ölçülmeyecek kadar kıymetli olan bu eser tas avvufi olup, Arapça, Farsça ve Türkçe’dir. Hicri 1263, Miladi 1847 senesinde Dar-ı Fen âdan Dar-ı Bekâya irtihal eden Sultan Memduh Hz.’nin kabri İlçe’de kendi ismiyle anı lan Sultan Memduh Türbesi’ndedir. Türbe, Tillo’da yüksek bir sırttadır.1830 yılında Sul tan Memduh Hz. tarafından oğlu Şeyh Abdurrahman için yaptırılmış, kendiside aynı türbede defnedilmiştir.

    Konu Ehl-i telvin tarafından (13.11.07 Saat 20:19 ) değiştirilmiştir.


  2. #2
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269

    Standart

    Tillo’nun yüksek ruhları

    SON BİR-İKİ SENE içinde beni en çok etkileyen görüntü nedir, diye sorduğumda tereddütsüz şu cevabı veriyorum: Geçtiğimiz yaz, bir binanın dördüncü katındaki pencereden iç avluya eğilip baktığımda gördüğüm manzara.

    Yer Tillo, penceresinden iç avlusuna baktığım bina ise klasik medrese eğitimi yapan bir kurumdu. Ve manzara: tek tek ya da karşılıklı klasik metinleri ezberlemeye ve müzakereye koyulmuş, dış dünyayla bağını koparmış onlarca gencin manzarası.

    O pencereden o avluya baktığım ânda, zaman donmuş, geçmiş ve bugünü katı şekilde ayıran zaman algım silikleşmişti. Yüzyıllardır nasılsa öylece devam eden bir geleneğin canlı, ete kemiğe bürünmüş halkasıydı gözlerimin önündeki. Mümkün olsa saatlerce seyreder, o manzarada dünden bugüne sürgit devam eden problemlerimizi hüzünle düşünürdüm.

    Tillo o denli farklı ki, ilçeye ayak bastığınız andan itibaren neredeyse soluduğunuz havanın değiştiğini hissediyorsunuz. Binlerce evliyanın, Şeyh Fakirullah’ın, onun talebesi Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın gölgesindeki Tillo’da insan ruhu bir serinlik ve sükunet buluyor. Ağırbaşlılığın, olgunluğun, geçmişin geçmediğini aksine bugüne hükmettiğini gösteren edebin sükuneti bu.

    Sokaklarda, başka yerlerdeki gibi çocuklar para istemek için üzerinize hücum etmiyorlar. Arkadaşıyla oyun oynarken sesini yükseltip bağırdığında, ve bir misafir olarak sizin buna şahit olduğunu fark ettiğinde size dönüp “Özür dilerim!” diyecek kadar ince ve nazik bir mizaca mazhar olmuş Tillolu çocuklar.

    En önemlisi, Tillo yıllardır bizi rahatsız eden ve maalesef yakın gelecekte yakıp kavuracak gibi görünen sorunlara ilişkin ibret dersleri sunuyor.

    Meselâ, devletin resmî kayıtlarına göre aslında Tillo diye bir yer yok! Süryanice “Yüksek ruhlar” anlamına gelen Tillo adı, beldenin yüzyıllardır yüzlerce, binlerce âlim yetiştirdiği gerçeğine sırt dönercesine “Aydınlar” diye değiştirilmiş. 1920’lerden itibaren kutsalla ve dinle bağını koparmış bir toplum projesi uygulamaya konuldu. Bu projenin hedefi yüksek ruhlu âlimler değil aydınlar yetiştirmekti. Yüksek ruhlar yetiştiren Tillo’nun isminin bu şekilde değiştirilmesi tesadüf olamazdı. Sadece isimle kalmayıp Tillo’daki geleneksel usuldeki İslâmî eğitime ket vuruldu. Zülcenaheyn yani çift kanatlı İsmail Fakirullah ve onun talebesi İbrahim Hakkı gibi sadece dinî ilimlerde değil müsbet bilimlerde de derinleşen yüksek ruhlar artık birer hatıra haline geldi.

    Bediüzzaman’ın 20. yüzyılın başlarında Doğu Anadolu’da kurulmasını talep ettiği, hem dinî ilimlerin hem de modern bilimlerin birlikte okutulacağı ve böylece hakikatin tezahürüne vesile olacağını, bir taraftan taassubu bir taraftan da şüphe ve inkârı önleyeceğini düşündüğü yeni medrese tarzının aksine, medrese eğitimi önce zayıfladı, Cumhuriyet döneminde ise tamamen yasaklandı. Yeni rejim, modern okullarla ideolojisini bu bölgeye de telkin etmeye çalıştı.

    Bu gayret, doğu ve batıyı bir arada tutan bağın din olduğu gerçeğine göz kapamayı işaretliyordu. Kürt çocukları, ikinci dil olarak Türkçe’yi öğrendikleri okullarda “Türküm! Doğruyuyum! Çalışkanım!” marşlarını söylemek zorunda bırakıldılar. Pozitivist ve Türkçü telkinlerin yapıldığı bu okulların, 70’lerin sonlarında Marksist ve Kürtçü bir hareketin filizlenmesinde ve bugün aynı yanlışta ısrar etmeye devam eden rejimi sarsmasındaki payı inkâr edilebilir mi?

    Geçtiğimiz hafta ülkeyi sarsan olaylarla ilgili olarak gazete sayfalarında sık sık karşınıza çıkan “Türk aydınları” “Kürt aydınları” gibi kavramlaştırmalar başlı başına “milliyetçilik+aydınlanmacılık” problemini belgelemiyor mu? Akıllar sözde aydınlanırken, ruhların pozitivizmin ve milliyetçiliğin zulümlü karanlığına “düştüğünü” ve bu karanlığın ülkeyi hem manen hem de maddeten bölmeye aday olduğunu göstermiyor mu?

    İşte Tillo, Risale-i Nur’dan İşaratü’l-İcaz gibi kimi eserlerin de müfredatında dahil olduğu medrese eğitimiyle Doğu’nun en çok ihtiyaç duyduğu şeyi hakikatli gözlere gösteriyor. Evet, doğunun acilen ekonomik yatırımlara ihtiyacı var. Evet, doğunun acilen sağlık, eğitim, yol, elektrik vs. gibi altyapı hizmetlerine en acil biçimde ihtiyacı var. Evet, doğunun şefkate ihtiyacı var

    Ama hem doğunun hem batının, hem güneyin hem kuzeyin daha fazla yüksek ruha, daha fazla âlime ihtiyacı var. Yüksek ruhların mekânı Tillo’daki meşalenin bütün doğuya Bediüzzaman’ın öngördüğü tarzda yayılmasına ihtiyaç var.

    Eğer işbaşındakiler, doğuyu, güneydoğuyu, burada yaşayan insanları kaybetmemek, dahası kazanmak istiyorsa bu hakikati görmek zorunda
    Murat Çiftkaya



    Ali BULAÇ'ın kaleminden tillo

    Tillo

    Türkiye'yi ne kadar tanıyoruz? Bu soruyu herkesin kendine sormasında fayda var. Üzerinde yaşadığımız topraklar keşfedilmeyi bekleyen zenginliklerle dolu. Bunlar sadece tarihi ve tabii zenginlikler değil, aynı zamanda bizim köklerimiz.
    Hep duyduğum ve günün birinde ziyaret etmeyi çok arzu ettiğim Tillo'yu geçen hafta ziyaret etme şansına sahip oldum. Gazetemizin değerli yazarlarından Hüseyin Gülerce ile Siirt ve Tillo'ya yaptığımız ziyaretin bugün Tillo bölümünü yazmak istiyorum.

    Sayın Gülerce'nin de cuma günkü yazısında belirttiği gibi Siirt, Diyarbakır ve Mardin, İslam'ın ilk dönemlerinde, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer zamanında fethedilmişlerdir. Buraları gezenler İslam'ın ilk dönemlerine ait çok sayıda tarihî eseri veya canlı hatırayı müşahede edebilir. İslam'ın bu ilk dönemine ait eserler ve hatıralar bölgenin asla kazılması mümkün olmayan mühürleridir. Zamanın öğütücü gücü ve son iki yüzyıllık modernleşme politikaları bu eserlerin üzerine kalın bir perde örtmeye çalışıyor. Fakat hiçbir şey bütünüyle yok olmuyor, varlığını devam ettiriyor.

    Bir mekanın önemini havasından anlamanız mümkün. Teneffüs ettiğiniz havasında yüzlerce yılın derin etkileri var. Birdenbire sayısız hatıra ve tarihî olay canlanır. Tillo böyle bir yer. Daha girişinden itibaren sanki zaman tünelinde yolculuğuna çıkmış olursunuz. Modern dünyayı çok gerilerde bıraktığınızı düşünürsünüz. Sadece bindiğiniz araba bu dünyaya ait. Sizi manevi bir atmosfer sarar. Mezarlar, türbeler, camiler, medreseler, yıkık duvarlar. Her biri başka bir zamanın şahitleri. Orada yaşayan insanların üzerinde tarihin manevi, huzur verici derinliği var. Son derece saygılı yürürler. Birbirlerine karşı tutumları bugüne ait olmayan bir medeniyetin izlerini taşıyor.

    Rivayetlere göre Tillo'da 12 bin veli ve İslam bilgininin kabri bulunuyor. Tabiinden de burada gömülü olanlar var. Öyle olmakla beraber bunlar kutsalın sis perdesi altında, ama sanki Tillo'yu ziyaret edenleri gözetliyormuş gibi duruyorlar. Tillo deyince akla büyük bilgin ve sufi Şeyh İsmail Fakirullah gelir. Ve tabii Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri.

    Tillo'yu gezerken insanların birbirine "nesep" değil "sebep" zemininde nasıl büyük ve derin bir bağlılık duyduklarını hayranlıkla temaşa ettim. Hocası ve mürşidi Şeyh İsmail Fakirullah'a duyduğu o büyük bağlılık, Erzurumlu İbrahim Hakkı'ya olağanüstü işler yaptırmaya sevk etmiş. Hocasının gömülü bulunduğu mezara 2.800 kuş uçuşu, yani 3 km uzaklıktaki yüksek bir dağdan güneş ışığı getirtmeyi düşünmüş. Mezarın üstüne bir kule inşa etmiş, kulede öylesine ilginç, daha doğrusu ince hesaba dayalı bir pencere açmış ki, güneş o dağdan pencereye vuruyor ve oradan da hocasının yattığı mezarın tam başucuna iniyor. Tabii restorasyon sırasında bu ince hesaplar göz önüne alınmadığı için sistem bozulmuş, ama bir tür maketi olduğu gibi duruyor.

    Üzerinde meridyen ve paralellerin yer aldığı yerküre, mevsimleri, burçları ve önemli yıldızları gösteren gökküre, güneşin yüksekliğini, namaz vakitlerini, kıble yönünü bulmakta kullanılan Rubu'l-Müceyyeb, yıldızların yerlerini bulmada kullanılan Rubu'l-Mukantarat, gezegenlerin, yıldızların yerlerini ve yüksekliklerini bulmada kullanılan usturlablar, bugünkü bilgilere son derece yakın, ama kutupları eksen alarak çizilen dünya haritası bir dehanın neler yapabileceğinin somut göstergeleri. İbrahim Hakkı'nın şu sözü ilginç: "Gezegenler ve yıldızlar arasındaki durumu Tillo'nun sokakları kadar iyi tanırım." Eliyle yaptığı bir kürede Tillo'nun varlık içindeki yerini noktasal olarak göstermiş. Olağanüstü bir şey bu.

    Büyük bir bilgin ve sufinin astronomi, matematik, geometri, kimya ve coğrafya alanında ortaya koyduğu harikalar geleneksel İslam bilgi ve kültür mirasının bir devamı. Fakat ne yazık ki, bir dönem sonra bu gelenek radikal bir kesintiye uğramış, bunun sonunda da bir tereddi ve çöküş baş göstermiş.

    Tillo'yu anlatmak için bir köşe yazısı yetmez ve hatta bazı yönleri anlatılamaz. İyisi mi, fırsatı ve imkanı olanların bir an önce bu güzel mekanı ziyaret etmeleridir.

  3. #3
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269

    Standart

    Bediüzzaman’ın ‘Tillo’dan bana bir yardımcı gönder’ diyerek dua etmesinden 70 yıl sonra onunla tanışıp, tam yedi yıl boyunca yanında bulunan Said Özdemir, Risalelerin Latin harfleriyle ilk baskılarını da yapan kişidir. Said Özdemir’in hikayesi 1927 yılında evliyalar diyarı ve bugünkü adı Aydınlar olan Tillo’da başlıyor.. Tillo’da halkının ana lisanı o zamanlar Arapça’dır. Bunun için Said Özdemir de, Türkçeyi ilk defa 11 yaşında iken geleceği Ankara’da öğrenecektir.
    İmtihana girerek üçüncü sınıftan başlar ilk eğitimine. İlkokuldan sonra Ankara Gazi Lisesi’ni (birincilikle) bitirir, İstanbul Teknik Üniversitesi makine fakültesine başlar. Buradaki iki yılın sonunda kendisine bir isteksizlik gelir. Ankara’ya geri dönüp, Diyanet Müşavere Kurulu önünde vaizlik- müftülük imtihanını verir (1951). Ankara gezici vaizliğine atanır
    Bu sırada, ‘Bediüzzaman Said Nursi diye bir zat var, Allah’ın büyük kullarından bir zat. Gidelim onu bir ziyaret edelim’ diyerek Isparta’ya gider. yıl 1953
    Said Özdemir Bediüzzaman’ı ziyaretini şöyle anlatır:
    Üstad Hazretleri’nin huzuruna girdik, elini öptük. Sarıldı bize ve beni görünce Nerelisin? dedi. Tillo dedim. dedi <Ben tam 70 sene evvel Tillo’daydım. Orada 20 bin büyük zat var. Onları şefaatçı kılarak . Buradan bana bir yardımcı çıkar, diye Cenab-ı Hakk’a dua etmiştim. Demek Cenab-ı Hakk seni gönderdi. “
    “Neyse oturduk, hatıralar anlattı hayatından. 31 Mart hadisesini anlattı. Ondan sonra ilk Meclis’e çağırılıp hayır dua edişiyle ilgili hatıralarını anlattı. Bakıyor ki Ankara’da iş birliği yapamayacak, Oradan ayrılıyor ve Van’daki Erek Dağına çıkıyor, mağarada kalıyor. Bunları anlattı, daha bir çok hadiseleri ve hatıralarını anlattı...”
    “Bu arada ben dedim ki ‘Üstadım ben bu memleketten gideceğim.’ < Nereye gideceksin? > dedi. Ben dedim ‘Ya Mekke-i Mükerreme’ye ya Medine’ye gideceğim.’ <Niye gideceksin? > dedi. ‘Benim acizane kanaatime göre bu memleket gittikçe bozuluyor...’ dedim.”



    Kardeşim’ dedi ‘Ben Mekke-i Mükerreme’de veya Medine-i Münevvere’de olsa idim Türkiye’ye gelirdim. Çünkü âlem-i İslâmın kapısı Türkiye’dir.’ ‘Bu kapı açılacak, âlem-i İslâm açılacak’ > dedi. < Onun için buradan gitmek katiyen caiz değil > dedi. “


    Said Özdemir, Bediüzzaman vefat edene kadar tam yedi yıl boyunca onun çok yakınındakilerden biri olur, hatta o kadar güvenini kazanır ki, Said Nursi, ona bir vekaletname bile verir: Hem parmak izi var, hem eski yazıyla, hem de yeni yazıyla yazılmış imzası. Var.



    Şöyle diyor

    < Ben gayet hasta ve perişan olduğum için gayet müstakim ve sadık bir vekil istyordum. Cenab-ı Hakk’a hadsız şükür olsun ki bana tam bir hakiki kardaş, müstakim ve sadık Tillo’lu Said’i verdi. Ben de onu hakiki ve her cihetle bana ve Risale-i Nur’a hizmet için tevkil ediyorum. Benim vekilimdir. O, ne yapsa ben yapıyorum gibi kabul ediyorum. 8 Ekim 1953, İmza: Gayet hasta Said Nursi.>
    Said Özdemir, Tillo’da yaşamış Mücahidler ailesi olarak bilinen, yöre halkı tarafından Halidi olarak adlandırılan bir aile şeceresine sahiptir: “Halidiler Hz. Halid bin Velid’e dayanır. Bizim sülale yedinci babadan peygamberin sülalesine ulaşıyor.” Özdemir’in büyükanne tarafı da Abbasi’dir: “Hz. Peygamber Efendimiz’in (asm) amcası Hz. Abbas’a gider o sülale.”
    Said Özdemir, Said Nursi’ye hizmet eden Hamit Hoca tarafından anlatılan heyecan verici, çileli ve örnek hikayeyi anlatıyor:

  4. #4
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269
    Konu Ehl-i telvin tarafından (13.11.07 Saat 20:26 ) değiştirilmiştir.


  5. #5

  6. #6
    Vefakar Üye zerre06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    ANKARA
    Mesajlar
    510

    Standart

    gidip ziyaret etmek nasip olursa bu çal?şmalar?n?z güzel bir rehber olmuş inşaallah..Allah raz? olsun.
    tillo deyince içimde bir heyecan oluyor..ilginç.

    "Subhansın ya Rab!senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki?herşeyi hakkiyle bilen,herşeyi hikmetle yapan Sensin."(Bakara suresi 2/32)

    "insan ilim tahsil ettikçe cehlini anlar.ilmin nihayeti de yoktur."

    ”bu zamanda feragat ve fedakarlık bir iksir gibi,magnetizma gibi tesir eder.”

  7. #7
    Ehil Üye Ehl-i telvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    2.269

    Standart

    Siz birde ordaki içi ürperten maneviyatı görünüz fe subhanallah belki bugün Doğunun ayakta durması orda yatan haşa ne yatması onlar daha uyanık zatların hütmetinedir...

    Gelirseniz rehberlik ederiz merak etmeyiniz

  8. #8
    Yasaklı Üye özür - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    siirt
    Yaş
    31
    Mesajlar
    73

    Standart

    Allah raz? olsun çok güzel

  9. #9
    Dost kıtmir-i_ashab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Bulunduğu yer
    Eskişehir
    Mesajlar
    23

    Standart

    Küresel meydan okumaya yerel bir cevap

    Erzurumlu ?brahim Hakk?, düşünce dünyama, çağdaş? Adam Smith'le birlikte; 'Din, Ahlak, Ekonomi ?lişkisinin Sosyolojik Analizi' başl?kl? doktora tezi dolay?s?yla girmişti.

    Konuyu; din, ahlak ve ekonomiye ait temel hayat alanlar?n?n henüz birbirinden tam olarak ayr?şmad?ğ?, aralar?ndaki bağ?n bundan dolay?, belki de son olarak test edilebileceği bir dönem olan on sekizinci yüzy?lda Doğu ve Bat?'da temayüz etmiş bu iki düşünür ve eserleri üzerinden araşt?rd?m.

    Adam Smith'in eserlerinden biri ve en önemlisi olarak bilineni, asl?nda can s?k?nt?s?ndan dolay? yazd?ğ?n? itiraf ettiği halde, dünya çap?ndaki şöhretini borçlu olduğu 'Uluslar?n Zenginliği'dir. Bundan, gerek kronolojik gerekse muhteva olarak önceliğe sahip olan diğer temel eseri ise 'Ahlaki Duygular Kuram?'d?r. Gerçekten de bu eser, 'Uluslar?n Zenginliği'nin teorik arka plan?n? ve düşünürün din ve ahlak görüşünü ortaya koyan hüviyetiyle beşeri bilimler sahas?nda gerçek bir ilgiyi hak etmektedir. Prof. Orhan Türkdoğan'?n, bugüne kadar Türkçeye çevrilmemiş olmas?n?, 'seküler dünya görüşümüzün bir ay?b?' olarak değerlendirdiği eserin, dünya kamuoyunda en az 'Uluslar?n Zenginliği' kadar tan?nmas?n? isteyen ?ngilizler, 'Smith'in ahlak felsefesinin, tüm entelektüel projesinin içindeki önemini önemseme zaman? gelmiştir' slogan?yla şu s?ralar uluslararas? bir konferansa haz?rlan?yorlar. Eser hakk?nda yaz?lm?ş makaleler aras?ndan jüri taraf?ndan seçilecek olanlar, bas?m?n?n 250. y?ldönümü olan 2009 y?l?n?n baş?nda Oxford'da düzenlenecek uluslararas? toplant?ya kat?lmaya hak kazanacaklar. Gerek 18. yüzy?l gerekse günümüz dünyas? ad?na çok önemli bulgular ihtiva eden bu esere, iki as?r sonra, doğduğu kültürel coğrafyadan dünyaya yap?lan aç?k bir davetle böyle canl? bir ilgi gösterilmiş olmas?, pek çok yönden düşündürücüydü. Ayn? önemde bulgular ihtiva eden Marifetname'nin ve müellifi Erzurumlu ?brahim Hakk?'n?n da, bu tür bir gündeme konu olmay? çoktan hak ettiğini düşünerek hay?flanmaktan kendimi alam?yordum. ?şte, Siirt Belediyesi ve Şarkiyat Araşt?rmalar? Derneği taraf?ndan düzenlenen ?brahim Hakk? ve Siirt Ulemas? konulu '2. Uluslararas? Siirt Sempozyumu'na böyle bir halet-i ruhiye içindeyken davet ald?m.

    18. yüzy?ldan bu yana...

    Asl?nda tarih 18. yüzy?l? gösterdiğinde, yerküre, Bat?'dan Doğu'ya şiddetini gitgide art?rarak esen sert rüzgârlara karş? durarak deveran etmeye çal?şsa da, küresel esintilerin etkisi yeryüzünde ne zamand?r kendini hissettirmekteydi. Kas?rga, silip süpürmeye ilk olarak, bu âleme Yarat?c?'s?n? hat?rlamak ve temsil etmek üzere fizikötesi varoluşsal bir değerle gelen insandan başlam?şt?. Bir kere o, köklerinden kopar?ld?ğ?nda; siyasi, hukuki, iktisadi bütün hayat alanlar?n? yerle bir etmek hiç de zor olmayacakt?. Nitekim tehlike çanlar? henüz 18.yüzy?l? vurmadan manevi ayar?yla oynanan insanoğlunun f?tri bütünlüğü bozulmaya yüz tutmuştu bile... 18.yüzy?la gelindiğinde ise art?k çanlar?n sadece kimin için değil ne için çald?ğ? belliydi: Bundan böyle insan, kendi değerini kendi biçtiği bir dünyada, dinî ve ahlaki bütün bağlar?ndan kurtularak, duygu ve düşüncesini sadece kâr ve ç?kar güdüsünün emrine verecekti. Büyüsü bozulmuş dünyan?n merkezine art?k mana terkibi bir 'zübde-i âlem' yerine, baştan aşağ? maddeye bulaşm?ş bir 'homo ekonomikus'un oturmas? öngörülmekteydi. O günden bu yana dünyan?n alt?ndan pek çok sular akt? ve yerküre, sakinleri için iyiden tek düzeleşmeye, tan?d?klaşmaya, bir örnekleşmeye başlad?. Geçirdiği süreci bir tarafa b?rakacak olursak günümüzde globalizmin, hem ?brahim Hakk?'n?n hem de Adam Smith'in ahlak dünyas?n?n ufuklar?n? karartan bir panorama çizdiğini üzülerek fakat kesinlikle söyleyebiliriz. Liberalizm, Adam Smith'in düşünce atmosferinde karş?laşt?ğ?m?z demokratik ahlaki temelini tamamen kaybetmiş görünüyor. Serbest Pazar ise, 'vahşi kapitalizm'in rekabet arenas?na dönüşmüş durumda. Bugün Adam Smith'in 'görünmez el'i, dünya sahnesinden çekildi. ?brahim Hakk?'n?n eseri, 18.yy. Osmanl? toplumsal zihniyeti doğrultusunda, 'Allah'?n eli'nin toplumla nas?l buluşacağ?n?n insan ve kâinat plan?ndaki cehdî bir ürünü idi; bugün Marifetname'nin nefesi ?slam ülkelerinin üzerinde dahi esmiyor. Moral boyutu Doğu'da da Bat?'da da neredeyse s?f?rlanm?ş olan iktisadi hayat, 21.yüzy?lda müphem, muğlak fakat bir o kadar da mağrur bir küreselleşme söylemine dayand?r?l?yor. Dünya iktisatç?lar? kriz içindeki ekonomiler için öngörülerini ve kurtuluş çözümlerini tart?ş?yorlar. Bunal?m ekonomisi bütün küreyi bir hayalet gibi vizesiz dolaş?yor. Global egoizm, birbirinden kopararak parçalad?ğ? bütün hayat alanlar?na meydan okumaya devam ediyor. Tehditler, özellikle, diğer dinlerle birlikte daha çok ?slam'?n, 'hakikat' ve 'ahlak' anlay?ş?n? -en yumuşak ifadeyle- izafileştirmede yoğunlaşt?kça gözümüze biraz daha çarp?yor hatta bat?yor.

    Global Dünyan?n Meydan Okuyuşlar? Karş?s?nda Bir Değerler Sistemi Olarak Marifetname'nin Önemi Ne Olabilir?

    Birkaç yüzy?ld?r modernist ve kapitalist cazibe merkezleri etraf?nda küreselleşmeye devam eden dünyam?z?n, tam da bu cazibeye kap?lmaktan dolay? geçirmekte olduğu vahim değer bunal?m? karş?s?nda, eserlerini 18.yüzy?lda vermiş bir ?slam âliminin görüşleri manevi ve sosyal bir reçete teşkil edebilir mi? Değerler hiyerarşisini altüst ederek, insan?n merkezi değerini ve toplumsal ilişkilerini toptan değiştiren; bir 'değer' olarak değişimi, insanl?ğ?n önüne mutlak anlamda uyulmas? gereken bir ideal olarak süren küreselleşme karş?s?nda, Erzurumlu bir ulema/derviş ne söyleyebilir, ne öne sürebilir? Marifetname'yi sadece bu sorudaki vurgular doğrultusunda; yarat?c?s? taraf?ndan kendisine biçilen merkezi konumu keşfeden insan?n, kâinatla ve hemcinsleriyle kurduğu ilişkiler aç?s?ndan okumak bile,

    çarp?c? tembihleriyle insanl?ğ?n bozulan rotas?n? etkileyecek mahiyettedir. Emsalleri gibi ?brahim Hakk? da, eserinde bir insan-? kâmil idealinin izini sürer. Diğer ad? ahlak-? hamide olan tekâmül yolunun ilk ad?m?nda kâmil insan aday?na düşen, kendini tan?makt?r. Düşünür, temel iddias? gibi ad?n? da, bu tan?ma tecrübesinden alan Marifetname'de, Allah'? tan?mak, Onunla bir ihsan ilişkisi kurmak ve bu bağl?l?ktan irfan devşirmek ad?na merkezi değer biçtiği konuyu şöyle dile getirir: 'Şu halde kendi varl?ğ?n? bilmek, Hay ve Vedud Allah'?n varl?ğ?n? bilmeye anahtar ve ayna olmaya kabildir.' Kendini bilmenin anahtar? da, âlemi bilmek olup, Allah, bütün âlemi insan?n tasarrufuna vermiş, bedenini de ruhuna itaat ettirmiştir ki, gerçek mutasarr?f olan Allah'?n kâinattaki tasarrufunu idrak etsin, Allah'?n fillerine ve s?fatlar?na vâk?f olarak muhabbetini ve ibadetini O'na yöneltsin, böylece irfan ehline kat?ls?n. ?nsana, toplumsal sorumluluk ve yetki aç?s?ndan halife misyonu biçen Kur'ani bak?ş aç?s?yla, kâmil ahlaka ulaşma sürecindeki insan? merkez edinen tasavvufi bilgi teorisi, Marifetname'de mükemmel bir şekilde mezcedilmiştir. Bu sentez sadece konumuz aç?s?ndan değil modern dünyan?n küresel bunal?m? ad?na da çok manidar telmih ve tembihlerle yüklüdür. Marifetten yükselinen manevi irtibat, bir yandan insan Allah aras?ndaki ilahi bağ? yeniden tesis ederken; diğer yandan ayn? bağ, insan? yeniden asli varoluşsal hüviyetine kavuşturacakt?r. Aksine, Allah fikri bir kimsenin zihninde ve gönlünde tam olarak yerleşmediğinde, ?slami ahlak mefhumlar? da bu kişinin ya da oluşturduklar? toplumun hayat?nda yeterince belirleyici olamayacakt?r. Bu yal?n ç?kar?m, ?slam'da bütün temel ahlak kurallar?n?n, geçerliliklerini Allah'tan ald?klar?n?n aç?k ve şarts?z bir delilidir. Daha net bir deyişle ?slam toplum düşüncesinde ahlaki değerlerin esas?n? Allah'?n emirleri teşkil etmektedir. Hattâ ahlakilik ve dinin eş anlaml? kavramlar olduğu dahi söylenebilir. Marifetname sahibinin lisan?yla 'Ahlak ilmin, bilgil tarikat/Hem tut, hem okut oldur hakikat.' Bir kez değerlerin temel kaynağ?n?n şârinin bunlar? ortaya koymas?ndaki ilahi hikmet olduğuna inan?ld?ğ?nda, hemen arkas?ndan zaman ve mekân üstü bir evrenselliğe sahip olduklar? hakikati gündeme gelecektir. Bu hakikat, sadece tek kişiye ait bir mesele olmay?p; tezahürü durumunda toplumsal hatta toplumlar aras? ilişkileri, kurumlar?, kaide ve normlar? ile bütün hayat alanlar?, ilahi kaynak temelli bu değerler tayf?n?n rengine boyanacakt?r. Bu bağlamda pek çok ahlak kitab? gibi Marifetname'nin de merkezi değer kaynağ? vahiy ve sünnet olup tasavvufi öğretisi, ancak bu menbadan beslenmektedir: Ne kim k?lm?ş habibullah bize tebliğ ahkam?/ Kabul ettim onu âmentü billah ve hükmüllah/ Dilim ikrar?n? kalbimle tasdik eyledi/ Senin h?fz?nda iman?m emanet olsun ey Allah'

    Bir kez 'değer'i, bizim için kayda değer olan?, hayat?m?za değer katan?, bu şekilde ortaya koyduğumuzda, bütün eylemler yarat?c?n?n emir ve direktifleri doğrultusunda gerçekleşeceğinden r?zaya matuf her fiil, bir ibadet halini alacak, kurumlar ve mekanizmalar bu değerler üzerinde yükselecek, sosyal ilişkiler olduğu kadar kâinat da manevi bir anlam yüklenecektir. Marifetname'de de, küçük âlem olarak insan, hem büyük insan olarak âlemi, hem de ayn? idrak üzerinden âlemdeki hemcinslerini tan?yarak, bu sağlam bağ üzerinden yekdiğeriyle ilişki kurar. Bizden toplumsal planda en büyük talebi, yak?n ve uzağ?m?zdakilerle ilişkimizi, kendi kurgusuna uygun bir biçimde değiştirmemiz olan küresel düzen karş?s?nda, bütün bu birincil ilişkileri bir adap manzumesi olarak tanzim eden Marifetname'nin günümüzün kendine yabanc?laşan insan?na söyleyeceği daha çok şey vard?r...

    'Şu halde cihan?n özlerinin özü nedir'?

    Mâna yüklü bu kâinatta her insan tek tek ayn? şerefe sahip olup, bu itibarla birbirine eşittir. &#220;stünlüğün ancak gösterilen takva iradesine ve ilahi merkez yürütme kararlar?na bağland?ğ? bu değerler sisteminde, paradigma sistemleştirmesi de insan varl?ğ?n?n f?tri ve kesbi şerefini temel al?r. Sistem, dünyadaki her şeyin, yarat?c? taraf?ndan eşref-i mahl&#251;kat?n hayatiyeti için planland?ğ? idrakiyle işler. ...'Şu halde cihan?n özlerinin özü arifbillah olan kâmil insand?r. Kendisinde şeriat, tarikat ve hakikati bulmuştur. Cümle âlem şahs-? vahid farz edilmiştir. ?nsan-? kâmil ise onun kalb-i müniridir.' Ayn? idrak; iman, ilim ve ahlak ile o derece kaynaşm?şt?r ki, sistemin varl?k-bilgi-değer yap?lanmas? alt? as?r boyunca bir medeniyetin ahlaki, bedii, ilmî ve estetik bütün değer alanlar?n? beslemiş, ihya etmiştir. Bu değerler manzumesinde, t?pk? cemiyet gibi tabiat da, insanoğlunun manevi varl?ğ?n? sürdürmesi, kendisini ve diğer varl?klar? keşfetmesi için en uygun tabii ortam olarak değer kazanmaktad?r. Hükmetmek yerine onda cereyan eden ilahi kanunlar? anlamak ve bütün insanl?ğ?n yarar?na kullanmak esast?r. ?brahim Hakk?'n?n zaman?n?n ve mekan?n?n dar s?n?rlar?n? aşarak gökyüzünün ?ş?kl? dehlizlerini, y?ld?zlar?n?, burçlar?n?; Erzurum'un, Hasankale'nin, Tillo'nun sokaklar? gibi bilmesi işte sadece bundand?r. Marifetname'de anatomi de, sosyolojik ve psikolojik aç?dan astronomiyle karş?l?kl? fonksiyon icra ederek, yarad?l?ş gayesiyle özdeş biçimde insan?n yarat?c?s?n? tan?mas?n? kolaylaşt?rmada kullan?l?r. Küresel yan?lg?lar karş?s?nda yerel ümitler

    Referanslar? nass olan bütün emsalleri gibi ?brahim Hakk?'n?n dünyas? da, gen yap?s?yla oynanan global versiyonunun tersine, Doğusuyla Bat?s?yla, öncesiyle sonras?yla tek bir merkeze bağl?d?r: 'Doğu da Bat? da Allah'?nd?r; nereye dönerseniz dönün Allah oradad?r.' Bu ezelî hakikat, ayn? zamanda bu âlemi; salt 'zevk', 'haz', 'kazanç' dünyas? olmaktan ç?kararak fani bir imtihan mecras? k?lar. Geçici dünyan?n, değişime ve gelişime tâbi olmayan kal?c? sabiteleri, mutlak anlamlar?yla 'hak' ve 'bat?l'd?r. Bugün küresel ideoloji, içi bu sabitelerden ve onlardan yay?lan manevi değer ve ideal aksiyomundan boşalt?lm?ş, global/kaotik bir alaş?m lehine yerel/kültürel s?n?rlar?n? eritmiş bir Müslüman dünyan?n hayalini kurarken bir yandan da bütün marifetlerini olduğu gibi, islamofobi kâbusunu da küreselleştirmeye çal?şmaktad?r. Fakat küresel yang?n gibi küresel yan?lg?lar da, yerkürenin Bat?l? dâhil diğer sakinlerinin gözünden art?k kaçmamakta, kaçamamaktad?r. Ne, en ete kemiğe bürünmüş biçimiyle sadece yerel değil global ölçekte bir tehdit olarak açl?k ve yoksulluk uçurumu; ne de en sinsi yay?l?m?yla beşerî ölçekte bir dinî ve ahlaki değer erozyonu... Hiçbiri gözden kaçamayacak büyük ve amans?zd?r... Varl?ğ? ve devam?, Bat? d?ş?ndaki toplumlar?n din ve hayat pratiğini çözme başar?s?na bağl? olan küresel hareket karş?s?nda Marifetname, bu pratiklerin esaslar?n?, bütüncül insan ve bilgi görüşü etraf?nda bir ahlaki değerler ve sosyal adap manzumesi olarak ortaya koyuşuyla bile daima kayda değer olacakt?r. Fakat mesele şu noktada düğümlenmeye devam etmektedir: Müslümanlar, küreselleşme karş?s?nda sadece yerel bir 'yaşam alan?' talebinde mi bulunacaklar yoksa ?slam'a ait hakikatin ontolojik zemininden yeniden evrensel bir toplumsal gerçeklik mi inşa edeceklerdir? Düğümün çözümünde ?slam dünyas?n?n düşünürlerine büyük iş düşmektedir.

    Bu negatif film şeridinde beşeriyetin geleceği ad?na ümit arz eden tek kare de zaten düşünenlere ve onlarla birlikte, muhafaza ederken devam etmenin; devam ederken değişmenin peşinde koşanlara ait görünüyor. Yerel köklerini küresel kas?rga karş?s?nda dahi muhafaza ederek geleceğe o kökler üzerinden tutunman?n sanc?l? fakat kutlu s?nav?n? vermekte olanlara... Küresel meydan okumaya, yerel değerlerinin sadece kendi hayat alanlar?n? değil, evrensel değerler olarak bütün kürenin gündeminde yer almas? idealiyle karş? duranlara... Taze bir fotoğraf karesinde, en önemli değeri olarak ?brahim Hakk?'y? ve Siirt ulemas?n?, k?s?tl? yerel imkanlar?na rağmen, vakar ve başar?yla global dünyaya takdim ederken görüntülediğimiz, gönül ehlinden Siirt Belediye Başkan? Mervan Gül'e, Diyaeddin Temiz'e; ulema geleneğinin vârisleri olarak şah?slar?nda bilge âlim modelini müşahede etmekten beşeriyet ve geleceği ad?na k?vanç duyduğum Hulusi K?l?ç, ?hsan Süreyya S?rma, Halil Çiçek, Abdülbaki Güneş hocalara, Cumhur K?l?çç?oğlu'na, Milletvekili Afif Demirk?ran ve diğerlerine...

    DR. SELMA KARIŞMAN

  10. #10
    Dost kıtmir-i_ashab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Bulunduğu yer
    Eskişehir
    Mesajlar
    23

    Standart

    Prof.Dr.&#220;mit Meriç : Tillo'daki sar? çiçek

    Geçen y?l, Siirt Belediyesinin kültürel etkinlikler çerçevesinde “Konferanslar Zinciri” nin bir halkas? olan Prof.Dr. &#220;mit Meriç’in verdiği konferans sonras? Siirt izlenimlerini yaz?ya ne kadar da güzel dökmüş.

    Bu duygu yüklü yaz?y? bu maneviyat?n deruni boyutunu yaşad?ğ?m?z zaman diliminde hep beraber okuyal?m.

    Buyursunlar…..

    T?LLO'DAK? SARI Ç?ÇEK


    Hasankeyf'i sevdim. Ama ah Siirt ah Tillo... Beni can evimden vurdu. Tillo, ad?n? hepimizin haf?zas?na ?smail Fakirullah ve Erzurumlu ?brahim Hakk?'n?n isimleriyle yazd?r?lm?ş olan kutsal bir belde. Rivayete göre 120 bin evliyan?n kabri orda imiş.

    Kucaklayamad?ğ?m Topraklar...

    Ben Bir &#220;sküdarl?y?m... Yani ?stanbul'da yaşayan bir Anadolu k?z?... S?rt?m? ülkeme dayam?ş, dünyay? ve Avrupa'y? oradan seyredenlerdenim...

    Ama ne ay?p ki, Güneydoğu Anadolu bir bütün olarak gönül haritama hala nakşedilmemişti. Bu yüzden Siirt Belediyesi'nin bir konuşma yapma teklifini sevinçle kabul ettim. Ankara'dan kalkan uçak beni batman'a götürürken, ülkem hakk?ndaki cehaletimden yüzüm k?zar?yordu. Bu dağlar, bu dereler, bu tarlalar, bu ağaçlar benimdi. Ama ben bu topraklar? hiç kucaklayamam?ş yanaklar?na hiç öpücük kondurmam?şt?m...

    Batman, Hasankeyf demek. Hasankeyf Anadolu tarihi demek. Hasankeyf Anadolu'nun geleceği demek. Dicle üzerinden binlerce y?ldan beri bat?dan gelenlere doğu'nun, doğudan gelenlere bat?'n?n elini uzatan bir köprü. Dimdik bir yer üzerinden Dicle'ye kadar inen kayalara oyulmuş evlerin güzelliğini sizlere cömertçe sunuyor. 1300'lü Y?llarda inşa edilmiş olan caminin minaresinin şerefesine gizli iki ayr? merdivenden ç?k?l?yormuş. Artukoğullar?'ndan beri huzur'a Hak'ka bu caminin içinde varm?ş olan geçmiş zaman efendilerine fatihalar yolluyorum. Onlar az önce beni köprübaş?nda karş?layan yeşil gözlü sar?ş?n ya da kara gözlü kumral çocuklar?n dedeleriydi. O dedelerde bu torunlar?n ayn? köprünün iki taraf?nda buluşmas? yani zaman?n s?f?rlanmas? beni bir hoş ediyor.

    Y?k?k minarelerin tepesinde binlerce y?ldan beri gidip gelen leyleklerin yuvas? bu sürekliliğin bir başka şahidi değil mi?

    Ah... Tillo...

    Hasankeyf'i sevdim. Ama ah Siirt, Ah Tillo... Beni can evimden vurdu. Tillo, ad?n? hepimizin haf?zas?na ?smail Fakirullah ve Erzurumlu ?brahim Hakk?'n?n isimleriyle yazd?r?lm?ş olan kutsal bir belde. Rivayete göre 120 bin evliyan?n kabri orda imiş. Hz. ?sa'n?n havarilerinden Hz. Yahova'n?n kabri Siirt Cumhuriyet Camii'nin içinde. Bundan bizim haberimiz yok. Ama H?ristiyanlar?n haberi var m?? Hiç sanm?yorum. Anadolu'nun mübarek çamurunun içinde gözlerden uzak kalm?ş ne çok elmaslar gizli...

    Tillo girişinde yol ikiye ayr?l?yor. Biri kasabaya, öbürü Kalatül &#220;stad denen mevkiye gidiyor. Kalatül &#220;stad Erzurumlu ?brahim Hakk?'n?n ad?yla özdeşleştirilmiş... Hazretin yerlerdeki kayalardan toplayarak yapt?ğ? üç beş metrelik yekpare bir duvar. Orta yerinde aç?lm?ş bir pencere. 'Dağ?n tepesinde bu duvar ve ortas?ndaki bu mazgalda ne oluyor' diyorsunuz. Manevi dünyas?n?n k?talar?n?, sayesinde keşfettiği &#220;stad'? ?smail Fakirullah'a öğrencisi ?brahim Hakk?'n?n duyduğu hürmeti bundan daha güzel ifade etmesi mümkün müdür acaba. Eflatun Sokrates için, Aristo eflatun için böyle bir sayg? abidesi dikebilir miydi? Bir talebenin bir hocaya duyabileceği ezeli ve ebedi hayranl?k bundan başka nas?l ifade edilebilirdi? Doğunun irfan?n?n bat?n?n kültürüne olan faik?yetini k?yamete kadar bundan güzel hangi abide ifadelendirilebilir? Kendimi Washington'daki Congressler Librarary'in ?ş?k saçan kütüphanesinde hissediyorum...
    Bu ne minnet, bu ne aşk, Bu ne Hürmet...

    Hikâye şu; her y?l 21 Mart'ta yani geceyle gündüzün eşit olduğu tarihte dağlar?n arkas?ndan doğan sabah güneşin ?ş?klar? bu küçük pencereden geçiyor. ?lerdeki kasabada bir Dürü Şehvar gibi par?ldayan ?smail Fakirullah Hazretleri'nin türbesinin hemen yan?ndaki bir kulede bulunan özel bir aynaya çarparak alttaki ikinci ayna ile Hazretinin sandukas?n?n başucuna taş?n?yor. Tasavvur buyurun, y?l?n bir pencerenin karesinde toplanan ilk ?ş?nlar? nas?l fiziki bir mekanizma ile oradan birkaç saniye içinde dahi olsa üstad?n kabrinin başucuna geliyor ve oraya yald?z yald?z dökülüyor. Bu ne aşk, bu ne hürmet, bu ne idrak, bu ne minnet...

    Hazret 'hocam?n kabrinin baş?n? ayd?nlatmayan y?l?n ilk güneşini ben ne yapay?m' demiş. Aşağ?da belki 500 metre dibe inen uçurumun yamac?nda Botan çay? deli deli ak?yor. Bütün vücudum taş kesilmiş damarlar?mdaki kan Dicle'nin sular?ndan daha deli ak?yor...

    Duygu Asena kanserle vücudu oyulur, ruhu delik deşik olur iken bu dağ?n tepesine gelmiş ve 'beni burada b?rak?n, ?stanbul sizin olsun' demiş.
    Sağ gözümün p?nar?nda bir gözyaş? titrerken yere doğru eğiliyor ve oradaki sar?çiçeği kopar?p bu dağ?n bir nişanesi olarak kurutmak üzere defterimin aras?na koyuyorum.

    Bu topraklara Erzurumlunun ayaklar? değdi. Abide duvar? inşa etmek için mübarek ayaklar?yla kasaba ile bu mekân aras?ndaki bu mesafeyi kim bilir kaç bin defa gitti geldi...

    Arkadaşlar?n arabaya binelim teklifini reddediyor ve tepelerin, bahçelerin, bağlar?n aras?ndan yürüyerek kasabaya gitmek istiyorum. Hocas?na bu kadar muhabbet duyan Erzurumluya duyduğum hürmet öylesine büyük ki şimdi hocas? ile beraber ayn? kubbenin alt?nda yatan o muhterem zat?n ziyaretine değil ayakkab?lar?m ile yürüyerek gitmek, mümkün olsa dizlerimin üzerinde sürünerek gitmek istedim...

    Tillo'dan Diyarbak?r'a Diyarbak?r'dan ?stanbul'a döndüm. &#220;sküdar'daki evime vard?ğ?mda içime şöyle bir duygu doğdu... Bundan beru s?rt?m Anadolu'nun ad?n? bilmediğim dağlar silsilesine değil, onlar?n hepsi ad?na Tillo'daki Kalatül &#220;stad'a dayal?, gözlerimse oradaki sar? çiçeklere hülyal? olarak kalacak...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ayak Ayak Üzerine Atıp Oturmak
    By abluka in forum Fıkıh
    Cevaplar: 19
    Son Mesaj: 09.11.16, 05:56
  2. Zira hidayet...
    By fanidünya... in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 22.02.14, 16:22
  3. Said Özdemir ağabey paneli Tillo'da yapılacak
    By yozgati in forum Bediüzzaman'ın Talebeleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14.10.13, 06:13
  4. Çokluğun yalın halinden uzakta...
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.06.12, 12:26
  5. Zira İnsan Mükerremdir...
    By BiKeS_ in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 28.10.08, 23:17

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0