+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9

Konu: Vahdettin Hain miydi?

  1. #1
    Pürheves sliha87 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    Denizli
    Mesajlar
    264

    Standart

    YORUM - MUSTAFA ARMAĞAN

    Vahdettin hain miydi?


    Mütarekenin koyu karanlığında İstanbul’dan bir ümit ışığı göremeyince yüzünü Anadolu’ya çeviren ve bunun için planlar yapan birçok vatansever gibi Vahdettin’in hem İngilizleri idare eden, hem de aynı zamanda bir Anadolu mücadelesinin başlatılmasını temine çalışan bir politika izlediğini görmezden gelemeyiz. Ayrıca O Sevr’i kesinlikle imzalamamıştır. Bu mudur ihanet?


    Bugünlerde misafirlerinin üzerine serin gölgelerini salan asır-dÂde ağaçlarıyla Yıldız Parkı’nın içerisinde Malta Köşkü’nün küçük bir odasındayız. 16 Kasım 1922 tarihinde bu şirin köşk, ömrünün en kâbus dolu gecelerinden birini yaşamaktadır. Osmanlı Padişahı Mehmed Vahdettin (doğrusu “Vâhidüddin”) o gün İngilizlerin İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington’a bir mektup yazarak İstanbul’da hayatını tehlikede gördüğü için sığınma talebinde bulunmuş, “Bir an evvel İstanbul’dan mahal-i âhare” (bir başka yere) naklini istemiştir. İmza yerinde “Padişah” değil, yalnızca “Halife-i Müslimîn Mehmed Vahdettin” yazısı okunmaktadır. Çünkü 15 gün önce saltanat Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmış ve Osmanoğulları üzerinde yalnızca Hilafet makamı bırakılmış, bu da TBMM’nin meşru hakkı sayılarak “Türkiye Devleti makam-ı Hilafetin istinadgâhıdır” hükmünü içeren önergenin 6. maddesiyle kanunlaşmıştır. 101 pare top atışıyla kutlanmıştı bu önemli olay. İlginç bir tevafuk eseri olarak o akşam Mevlid kandilidir ve bu rastlaşma uğur telakki edilip o akşam ile ertesi gün resmi bayram ilan edilmiştir. (Yani Saltanatın kaldırılması bayramı bile dinî bir vesileyle kutlanmıştır!)


    623 yıllık, okumakla bitmeyecek büyük bir destanı arkasında bırakan Vahdettin, Malta Köşkü’nün bu ıssız odasında uykusuz bir gece geçirmeye hazırlanmaktadır. Atalarını düşünür, Fatih’i, Yavuz’u, Kanuni’yi; bir de bugünü… Ağabeyi Sultan II. Abdülhamid’in imparatorluğun sınırlarını tutan kudretli elini hatırlar, özler, öper. Bir Osmanlı padişahının bu acınası duruma düşmesinin, düşmanı olan İngilizlere iltica talebinde bulunmasının ağırlığını dakika dakika bir zehir gibi içer. Elinin altındaki Hazineden tek kuruş almadığı gibi, henüz 4 aylıkken kaybettiği babası Abdülmecid’den kalma elmaslı sorguç ve som altından bir çekmeceyi makbuz karşılığında Hazine-i Hassa müdürüne teslim eder. Yanına, Sultanlık tahsisatı olan 50 bin liradan başka bir para almadan ertesi sabah İngilizlerin gönderdiği otomobillerle Malta Köşkü’nden Dolmabahçe Sarayı’na geçer, oradan da İngiliz donanmasına ait bir istimbotla Malaya zırhlısına. Malta adasında göreceğiz onu. Sonra Mekke, San Remo ve son durağı olan Şam’da…


    1926’da San Remo’da sefalet içinde vefat ettiğinde Gazi Mustafa Kemal Adana’dadır. Roma Büyükelçiliği bir telgrafla ölüm haberini ulaştırır kendisine. Murat Bardakçı’nın Şahbaba’sına göre Gazi, “İsteseydi” demiştir, “Topkapı Sarayı’nın bütün cevahirini götürüp öyle bir ordu kurup dönerdi ki… Ama yapmadı.” Tarihteki en köklü devlet tecrübelerinin birinin içinden gelen Vahdettin, bulunduğu mevkinin gerektirdiği sorumluluğu daima müdrikti. Hiçbir zaman bir karşı ihtilal düşünmedi, bu tekliflerle kendisine gelenleri hep geri çevirdi, hatta Mekke’deyken Hilafeti devralmak isteyen Şerif Hüseyin’in kendisini siyasetine alet edeceğini fark eder etmez, İtalya’ya dönmüş ve muhtemelen kalsaydı sahip olabileceği bazı maddî ödülleri elinin tersiyle geri çevirmeyi bilmişti. Osmanlı’ydı ve Osmanlı olmanın ağırlığını, o en güç dönemlerinde bile asla unutmamıştı. İngilizlere sığındığı halde onların elinde oyuncak olmaması bile yeter bunu ispat için.


    Kaçışın siyasî zemini üstüne...


    Vahdettin hakkında en çok sorulan soru, ister istemez neden vatanını bırakıp düşmanların eline kaçtığı üzerinde odaklanmaktadır. Gerçekten de cevaplanması çok zor bir sorudur bu. Hele Osmanlılık şuurundan bahsediyorsak…


    Her şeyden önce o karanlık günlerin koordinatlarını zihnimizde iyi tespit etmemiz gerek. Birincisi, yukarıda belirttiğimiz gibi, Saltanat 1 Kasım’da TBMM tarafından kaldırılmış ve Vahdettin’in üzerinde yalnız Halifelik makamı kalmıştır; yani ‘kaçarken’ padişah olarak kaçmamıştır! İkincisi, 5 Kasım akşamı İsmet Paşa ve heyeti trenle Lozan’a hareket etmiştir. Dahası, İngiltere, Fransa ve İtalya barış görüşmelerine Osmanlı hükümetinin de katılmasını istemektedirler. Hatta bu isteklerini Sadrazam Tevfik Paşa’ya da bildirmişlerdir. Ancak Tevfik Paşa, Ankara hükümetine de haber vermiş, görüşmelere beraber katılınmasını teklif etmiştir. Ortam gerginleşmiş, savaşı kazanan Ankara hükümeti, İstanbul’un bu işe ortak edilmesini hazmedememiştir. TBMM “kızgın ve asabî”dir Rauf Orbay’ın deyişiyle. Her şeye rağmen, artık yalnız Halife de olsa Vahdettin’in tarafını tutanlar ile muzaffer Ankara hükümeti yanlıları arasındaki uçurum gitgide büyümektedir. İşte 16 Kasım’da Vahdettin’in aldığı üzücü kararın arkasındaki siyasî zemin budur. Vahdettin’in yurdu terk ettiği haberi Meclis’e işte bu kızgın ortamda bir bomba gibi düşmüştür.


    Bu durumda sormak gerekmez mi: Vahdettin ‘Ben bu işte yokum’ diyerek çekip gitmekle Ankara’nın işini kolaylaştırmamış mıdır? Eğer kalsaydı, muhtemelen Lozan’da işler daha da karışmayacak ve zaten bocalayan diplomasimizin elleri daha fazla bağlanmayacak mıydı? Nitekim hemen ertesi günü (18 Kasım 1922) Abdülmecid, TBMM tarafından halife seçilmemiş midir? Konyalı Mehmed Vehbi Efendi tarafından ‘hal’ (hilafetten indirme) fetvası verilen Vahdettin’in gitmesi, muhakkak ki Ankara’nın işini kolaylaştırmıştır. Bu çabasının takdir edilmeyişine tepki gösterdiği bir konuşmasında sonraları şu anlamlı cümleleri söylemiştir: “Facialara ve olaylara kalkan olamadı isem de, paratoner vazifesi gördüm. Bütün musibetleri üzerime çektim, kendimi feda ederek vatanı kurtarmaya çalıştım.”


    Vahdettin hain değildir; çünkü...


    Bu iddiayı birkaç başlık halinde cevaplandıralım:


    Vahdettin, Sevr’i kesinlikle imzalamamıştır. Bu mudur ihanet?


    Mütarekenin koyu karanlığında İstanbul’dan bir ümit ışığı göremeyince yüzünü Anadolu’ya çeviren ve bunun için planlar yapan birçok vatansever gibi Vahdettin’in hem İngilizleri idare eden, hem de aynı zamanda bir Anadolu mücadelesinin başlatılmasını temine çalışan bir politika izlediğini görmezden gelemeyiz.


    İşte bir tanıklık: Rauf Orbay anlatıyor:


    “Bu arada Mustafa Kemal, Padişah tarafından sık fasılalarla ve hemen hemen her Cuma selamlığından sonra kabul ediliyor, kararlarımız istikametinde telkinlere devam ediyordu. Vahdettin’in kumandanlar arasında, veliahdlığı günlerinde beraberinde yaptığı Almanya seyahatinin müsbet intibaları sebebiyle de en yakından tanıdığı ve şahsına itimad ettiği Mustafa Kemal’di.”


    Rauf Orbay’ın bahsettiği Cuma selamlıkları, 16 Mayıs’a kadar devam etmiş, 15 Mayıs’ta Vahdettin’le görüşen Mustafa Kemal, ertesi gün de Cumadan sonra yeniden padişah tarafından kabul edilmiş ve görüşme sonrasında da vedalaşmışlardı. Ertesi sabah bakanlarla da vedalaşan Mustafa Kemal’i İçişleri Bakanı Mehmed Ali Bey uğurlamış ve kendisine örtülü ödenekten 1000 altını, makbuz karşılığında teslim etmişti. Yani Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’dan Bandırma vapuruyla kaçarak gittiği kesinlikle doğru değildir. Olamazdı da zaten. Nitekim Boğaz’daki İngiliz gemileri arasından geçmesi, ancak Harbiye Nazırı’nın mührü ve hemen aynı gün Vahdettin’in imzasıyla, dahası 5 Mayıs’ta resmi gazetede yayımlanmasıyla, yani resmî izinler dahilinde mümkün olabilmiş, İngiliz yetkililerin izni alınmıştı. Bu mudur ihanet?


    1919 başlarında İstanbul tam bir işsiz Osmanlı generalleri temerküz kampı gibidir. Bu kadar tecrübeli ve yetenekli paşanın İstanbul’da toplanmış olması, her an imha edilmeleri tehlikesini beraberinde getirmektedir. Bu yüzden İstanbul’da bulunarak mücadele etmelerindense Anadolu’ya geçerek görünüşte pasif gibi de olsa bir göreve atanmaları yeğdir. Nitekim Kâzım Karabekir 19 Nisan 1919’da Trabzon’a çıkmış, Ali Fuad Paşa Konya’ya gitmiş ve Milli Mücadele’nin ilk ışıklarını yakmışlardır. Ancak başsız kalan bu hareketi derleyip toparlayacak, aynı zamanda siyasî ve örgütçü yetenekleri de olan tartışılmaz bir isim aranmaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın ismi böyle bir ortamda ortaya çıkmış, kendisine sunulan listede bir zamanlar yaveri olan Mustafa Kemal’in ismini gören Vahdettin kararını vermiş ve 9. Ordu Müfettişi göreviyle ve İngilizlerin gözünü boyamak için asayişi sağlamak bahanesiyle gönderildiğine dair işlemler için gereken girişimlerde bulunmuştur. Sonuçta Kızkulesi’nde demirlemiş bekleyen Bandırma vapuruyla Mustafa Kemal ve emrindeki 18 subay Samsun’a hareket edebilmişlerdir. (Miralay Refet Bele Paşa’nın ismi İngilizlere nedense bildirilmemiştir ama Samsun’a ayak basanların arasında o da vardır.) Bu mudur hainlik?


    Vahdettin’in, Başkâtibi Ali Fuat Türkgeldi’ye söylediği şu sözlerle noktalayalım: “Ben milletin ateşli külü üzerine oturdum; taht-ı saltanatın kuş tüyünden minderleri üzerine oturup gömülmedim! Bunlardan kimseye bahsedilemiyor, millete de malumat verilemiyor. Elbette bir gün tarih bu hakayıkı (hakikatleri) yazar.”

    17.07.2005
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (11.07.07 Saat 23:45 ) değiştirilmiştir.
    Hiç kimseyi bildiğinin ötesinde yargılayamazsın ve bildiğin ne kadar da az...halil cibran

  2. #2
    Müdakkik Üye !bR@h!M - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Orta dünya'da ayrıkvadi
    Mesajlar
    748

    Standart

    Osmanlı Padişahları hain oalamz.

  3. #3
    Gayyur mardynli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Mardin
    Mesajlar
    129

    Standart

    bu konudda hiçkimse detayl? bir araşt?rma yapm?yor herkez işin kolay?na kaç?p hain deyip geçiyor bence bu konuda iyi bir araşt?rma yap?l?rsssa gerçek ortaya ç?kacakt?r.
    Ey kendini insan bilen insan! kendini oku. yoksa, hayvan ve camid hükmünde insan olmak ihtimali var.

  4. #4
    Gayyur ŞAHBABA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2006
    Bulunduğu yer
    Kahramanmaraş
    Mesajlar
    99

    Standart

    Bİr Kere Bu Konuda Herkes BÜtÜn TarİhÇİler Korkuyor TÜrkİyede.vahdettİn Ülkeyİ YÖnetmede YanliŞ Polİtİkalar UygulamiŞ Olabİlİr Ama Kesİnlİkle Osmanlidan Bİrtek Haİn Çikmaz Çikamaz.asil Haİn Tek DİkdatÖrlÜk Devrİnde BugÜnÜn Parasiyla Şİmdİkİ Cumhur BaŞkaninin Bİle AldiĞi MaaŞin Bİlmem KaÇ Mİslİnİ Alandir.bu MÜbarek Vatana AhlaksizliĞi BÜtÜn KÖtÜ Şeylerİ Sokandir.zalİmler İÇİn YaŞasin Cehennem!!!!!!!!
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (11.07.07 Saat 23:23 ) değiştirilmiştir.
    MARAŞLIM,
    BİR HAMESET DESTANI NAKŞEDİLDİ BAĞRINA,YURDUMUN ASLANLARI ÖLDÜ İMAN UĞRUNA,RUHLARDA BAYRAKLAŞAN ALLAH İÇİN SAVAŞTIR,BU ŞEHİTLER DİYARI İŞTE BU YER MARAŞTIR!!!

  5. #5
    Pürheves mirza-bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Mersin
    Mesajlar
    187

    Standart

    bence de osmanlı padişahları hain olmaz...madem bi güç vardı... neden bu güç osmanlıiçin harcanmadı.. az zamanda kısa iş yapanlar yeni ülke kurcaz diye dini yok saydı... ve küçüklükten eğitim diye işlendi... ki vahdettin dinini ön planda tutan birisydi

  6. #6
    Gayyur muradoglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Batman
    Mesajlar
    118

    Standart

    bunu unutmayalım ki osmanlı padişahlarının hemen hemen hepsi alimdir ve abdulhamithanda bunların en başında geliyor abdulhamithanın hain olması imkansızdır onun islam namına yaptıklarını batılılar dahi kabul etmiştir ve bunlar arşivlerde yer almaktadır.
    Ey insan! Nimetin zevalinden elem çekme. Çünki rahmet hazinesi tükenmez. Ve lezzetin zevalini düşünüp, o elemden feryad etme. Çünki o nimet meyvesi, bir rahmet-i bînihayenin semeresidir. Ağacı bâki ise, meyve gitse de yerine gelen var.

  7. #7
    Pürheves mirza-bey - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Mersin
    Mesajlar
    187

    Standart

    kesinlikle deil.. daha önceki yazımdada zaten düşüncelerimi belittim

  8. #8
    Müdakkik Üye ahmetmustafa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    Connecticut, USA
    Mesajlar
    734

    Standart

    Yeniasya 'n?n bu konuyla ilgili dizi yaz?s? ç?kt?.
    ?steyenler oradan bak?p geniş bilgi sahibi olabilirler.
    Konu ahmetmustafa tarafından (12.07.07 Saat 11:44 ) değiştirilmiştir.
    • Ey alem-i İslam! Uyan,Kur'an'a sarıl,İslamiyete maddî ve manevî bütün varlığınla müteveccih ol...Tarihçe-i hayat
    • Ümitvar Olunuz; Şu İstikbal İnkılabâtı İçinde En Yüksek Gür Sada,İslamın Sadası Olacaktır!...Tarihçe-i Hayat
    • İnsandaki en tehlikeli damar ENANİYET damarıdır.Ve en zaif damarı da odur.Onu Okşamakla çok fena şeyleri yaptırabilirler...Mektubât
    • İlgi, Bilgiden Ziyade Önemlidir.




  9. #9
    Dost kolagasi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1

    Standart

    Vahdettin hain midir?
    şimdi tarhi sürece gerçekçi olarak bakalım.

    Vahdettin niye Atatürkü gönderdi Samsuna, Müslüman halk ile rumlar arasındaki çatışmayı durdurmak içn.
    Peki niye?
    Çünkü, Mondros mütarekesine göre, bir yerde karışıklık varsa, itilaf devletleri orayı işgal etme hakkına sahiptir? Bu bölgelerin de işgal edilmemesi için bu karışıklığın önlenmesi gerekiyordu.
    Peki niye Mustafa Kemal.
    1-) Anafartalar kahramanı, ordu içinde bu yüzden saygın bir komutan
    2-) Osmanlıyı 1.dünya savaşına sokan İttihak ve terakkiye karşı, bu yüzden özellikle Alman düşmanı İngilizler tarafından hoş karşılanmakta.
    3-) Padişaha sadakatini eksiltmeyen biri Atatürk, padişahın onursal yaveri ünvanı var.

    Vahdettin, Atatürkü samsuna gönderirken, vatanı kurtarması için değil, bu karışıklığı önlemesi ve dolayısı ile yeni işgallerin oluşmaması için göndermiştir.
    Ancak Atatürk samsuna çıkar çıkmaz vatanı kurtarma faaliyetlerine başladı.
    Gerçek amacı anlaşılır anlaşılmaz, ingilizlerin baskısıyla, padişah, damat ferit, Atatürkü geri çağırdı. Ancak o bunları geçiştirdi. örgütlenmeye devam etti.
    Bu durumda padişah onu askerlikten men eden telgrafı çeker. Atatürk artık asker değildir. Ancak çevesindeki dava arkadaşları sayesinde çalışmlarına devam eder. Ve vatanı kurtaran çalışmalarını yapar.
    Padişah, bu arada kuvai milliyeyi haydutlar ordusu ve isyancılar olarak niteler. Atatürk ve silah arkadaşları için ölüm fetvalarını zamanın şeyhülislamından alır.
    Kuvai milliyeye karşı kuvayi inzibatiye ordusunu kurar padişah.
    Ve en son bir ingiliz savaş gemisiyle istanbulu terkeder.
    Kararı siz verin. Hatalar üstüne hatalar, yanlışlar üstüne yanlışlar. Nefsine mağlup olmuştur.
    Benzer hataları çerkez ethem yunanlılara sığınarak yapmıştır. Hiçbir zaman ordusunu kuvayi milliye ordularına teslim etmedi. Aksine yunanlılar ile birlik olup kuvayi milliye ile çarpışmıştır. Hırsına malup olmuştur. sonunda yunanlılara sığındı.
    Sonuca bakarak pek çok gerçekği anlamak mümkündür...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hain nefsimiz
    By YİĞİDO in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 31.10.11, 12:28
  2. Arap Düşmanlığına Son: Hain Kim!
    By SeHZaDe in forum Tarih
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 04.01.09, 23:09
  3. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 14.12.08, 13:01
  4. Hem Hain Hem de Hırsız Sayılanlar...
    By Lebid24 in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.07.08, 19:03
  5. Atatürk Vahdettin'i Nasıl Savundu?
    By Ömer Said in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.12.06, 00:32

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0