Dizi – 21. Yüzyılda Bilinmeyen Osmanlı –6- / Bayram ALTINTAŞ

(14) II.ABDÜLHAMID'E KIZIL SULTAN DIYENLER KIZIL

II. Abdülhamid, halifelik müessesini yeniden ön plana çıkarmak Suretiyle Osmanlı Devleti'ni dünyada yeniden hükümran hale getirmek arzusundaydı. Fakat öngördüğü esasları kabullenmek istemeyen muhaliflerinin fazlalığı, onu katı bir rejim uygulamaya yöneltti. (56)

Abdülhamid'in bütün muhalifleri, madden ve manen Batı'dan yardım görmüşlerdir. Desteklenmişler, kışkırtılmışlar, satın alınmışlar, ikna edilmişler, kandırılmışlar, kullanılmışlar, sonunda Meclisi açtıkları gün imparatorluğu yıkmışlardır. Osmanlı'yı ayakta tutma suçundan dolayı, Abdülhamid hâlâ affedilmemiştir. Dünyada gelmiş geçmiş en büyük suç budur çünkü. Batı Emperyalizmi, Osmanlı Imparatorluğu'ndan geriye kalan Türkiye'de, Osmanlı'ya sövdürmeyi başarmıştır. Osmanlı'ya söven her kim ise, Batı Emperyalizminin bir âdi uşağından ve emir erinden başka birşey değildir. Osmanlıya söven, Türkiye'ye de sövmüş demektir.(57)

1886'da Isviçre'de, Anadolu'da binlerce müslü-manın kanına giren Ermeni Hınçak cemiyeti kuruldu. Rusya ve Ingiltere'de bir Müslüman, memur bile yapılmazken, Ermeniler Osmanlı ülkesinde bakan da olabiliyorlardı.Buna ragmen, hak ve hürriyet diyerek terör estirmeye başladılar. Yüzlerce Müslüman köyünü basarak çoluk çocuğun kanını döker oldular. Işte bu terör ve dehşet üzerine, II. Sultan Abdülhamid, Erzincan'da bulunan IV. Ordu komutanı Müşir Zeki Paşa'yı, Ermeni terörünü durdurmak üzere görevlendirdi. Teröristlere aman vermeyen Paşa'nın bu hareketi, Avrupa basınının Abdülhamid aleyhine kampanya başlatmasına sebep oldu. Fransız Akademisi üyesi tarihçi Kont Albert Vandal, ilk defa Abdülhamid hakkında "Le Sultân Rouge" lakabını kullandı ve maalesef, Ittihatçılar bu tabiri "Kızıl Sultan" diye tercüme ederek, Ermenilerle birlikte Sultan Abdülhamid'i kötülemeye başladılar. Ittihâtçıların, Ermeni kâtili diye Sultân Abdülhamid'i itham etmeleri ve onu Kızıl Sultân diye karalamaları, maalesef, Cumhuriyet devrinin ders kitaplarına kadar yansıdı.(58)

II. Abdülhamid Han, Türkiye Cumhuriyeti'nin ders kitaplarında kötülenirken, vatanı için büyük fedakarlıklarda bulunan bu devlet adamını, bakınız Necip Fazıl Kısakürek nasıl anlatıyor: "...Gırtlakları kuruyuncaya kadar O'na küfredenlerin içtiği su Hamidiye'... 30 milyon altına yükselen dış borcu (doğrusu 252 milyon altın,I.R.), sadece şahsi tasarruf ve geliştirmesi sayesinde, hususi hazinesinden yüzde doksanıyla ödeyen ve tek kuruş borç etmeyen, Abdülhamid'den başkasımıdır? Katil bir Harem Ağasından başka hiç bir idam hükmünü imzalamamış, canına kastedenleri bile cebinde beslemiştir. Otuz üç yıllık saltanatında, uykusunun toplamı 8 ve memleket meselesiyle haşr-ü neşri 25 sene tutan ve uykusunda bile, vatanın en ücra köşesinde, yatağına aç girmiş insana kadar düşünen çilekeş kafa!.. Kendisinden önce gelip geçen 34 Osmanlı Padişahı'nın en dindarı, bütün bir dünya görüşü halinde en şiddetli Müslüman olanıdır ve devrinde her şey Islam'a karşı yöneltildiği için, yahudi, mason (Jön Türk), Batı hayranı ve Emperyalizm ajanı tarafından, Türkün haini, Yahudi'nin halisi ve Frengin habîsi bir arada, müşterek bir düşmanlık kıskacı içine alınmıştır!."(59)

Türkiye'deki bazı kesimler Abdülhamid Han'a kin ve düşmanlık beslerken, otuz üç yıla yaklaşan saltanatı boyunca yürüttüğü hilafet politikasını inceleyen Ismail Hami Danışment: " Sultan Hamid'in resimleri Hind'in köylü kulubelerine kadar hulûl etmiş, Cava, Çin, Afrika ve Orta Asya camileri mü'minlerin Emir'ül-Mü'minin'e nusret dualarıyla inlemiştir" diyor...

Aynı mevzuda Tevfik Çavdar: "Abdülhamid'in ismi Cuma namazlarında Hindistan, Endonezya camilerinde okunan hutbelerde zikredilmiştir. Bu, o güne kadar hiçbir Osmanlı padişahının elde edemediği bir güçtür" diyor.
Yılmaz Öztuna ise; "Türkiye Tarihi'nde", "Ikinci Abdülhamid'in Islam dünyasındaki prestiji muazzamdı" diyor ve ilave ediyor: " Doğu-Türkistan ve Orta-Afrika'daki Zenci Bornu krallığı bile, Sultan Hamid'in adına hutbe okutup para bastırıyor, padişahı tanıyorlardı."(60)
II. Abdülhamid Han ülkenin kalkınmasına ve ilme ayrı bir değer veriyordu. Kalkınma adına imar atağına girişerek, saltanatı boyunca ülkeyi bir baştan bir başa karayolu, demiryolu, hastahane, okul, kışla ve fabrikalar ile donatıyordu.
Bugün, yurdumuzda mevcut bulunan 8 bin kilometrelik demiryolu güzergâhının 4 bin kilometresi, Sultan II. Abdülhamid Han devrinde yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. Yıldönümü nedeniyle Türkiye'yi dolaşan Cumhuriyet Treni, ders kitaplarında gençlere kızıl sultan diye öğretilen, Sultan Abdülhamid'in yaptırdığı demir yollarında gitmektedir.
Osmanlı Tarihinin siyasi dâhilerinden olan Sultan Abdülhamid Han, ülkesinin gelişmesi için dünyadaki ilmî gelişmeleri yakından takip etmiştir. O, bu gaye ile, tıp dünyasında kuduz hastalığı ile ilgili meşhur buluşuyla tanınan Louıs Pasteur'e (1822-1895) tıbbi araştırmalarına destek olmak amacıyla kendi şahsi gelirlerinden para yardımında bulunmuş, Pasteur da, araştırmalarında elde ettiği verileri ve gelişmeleri Sultana devamlı bildirmiştir.(61)

ÖNCE KÜFRETTILER SONRA ALKIŞLADILAR
II. Abdülhamid'e önceden muhalefet ve hatta hakaret eden Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi çok önemli simalar, sonradan hatasını anlayıp Pişmanlıklarını ifade eden şiirler yazmışlardır. Işte Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın, " Sultan Hamid'in Ruhaniyetinden Istimdat" isimli 15 kıtalık şiirinin beş kıtası:

Nerdesin, şevketli Abdülhamid han?
Feryadım varır mı bârigahına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına.

Tarihler ismini andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan!
Bizdik utanmadan iftira atan.
Asrın en siyasi padişahına.

"Padişah hem zalim, hem deli" dedik,
Ihtilale kıyam etmeli dedik,
Şeytan Ne dediyse biz "beli" dedik,
Çalıştık fitnenin intibahına!.

Divane sen değil, meğer bizmişiz.
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz
Sade deli değil, edepsizmişiz!
Tükürdük atalar kıblegahına!

Sonra cinsi bozuk , ahlâkı fena,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıktı bunca veled-i zina?
Yuh olsun bunların ham ervahına!.(62)

Sultan Hamid devrinin uzun bir döneminde "Topraklarında güneş batmayan imparatorluk" denilen Büyük Britanya'nın Dışişleri Bakanı Edward Grey , siyasi hayatı boyunca hasım olduğu Abdülhamid'in ölümünden sonra : "Ne büyük kayıp! Hasmımdı ama, onun ölümü ile diplomasi mesleği artık zevkini kaybetti" diye yazan ünlü bir diplomattır. (63)Yine uzun yıllar Osmanlı Devleti aleyhine casusluk yapan Ingiliz şarkiyatçısı Prof. Wambery: "Padişah, elindeki bütün imkanları seferber ederek, her fırsatta hayırseverliğini göstermekten kaçınmamaktadır. Eğitim ve sağlık hizmetleri için yorulma bilmeden çalışmaktadır. Padişahtan korkabilirsiniz, hatta nefret bile edebilirsiniz; ama onun çalışkanlığını ve adaletini inkâr edemezsiniz. Savurganlığa son veren tutumuyla Türk maliyesini islah etmiş ve ülkeyi baştan başa demiryolu ağıyla döşetmiştir. Türkiye, canlanmasını , padişahın enerji, ustalık ve vatanperverliğine borçludur. Sultan Hamid'in bu açıdan değeri, hiçbir şekilde inkâr edilemez." demektedir.

Sultan Abdülhamid Han, yatağının başında daima temiz bir tuğla bulundurmuştur. Bu tuğlayı, yataktan kalktığında çeşme mahalline kadar abdestsiz yere basmadan teyemmüm almak için kullanmıştır.

Halife'nin zevcesinin, niçin böyle çok titiz hareket ettiğini sorması üzerine de Sultan Abdülhamid'in: "Bunca Müslümanların halifesi olarak, biz sünnet ölçülerine dikkat etmezsek, ümmet- i Muhammed bundan zarar görür!.." diye oldukca düşündürücü bir cevap verir. Sultan Abdülhamid han, âcil bir iş zuhur edince,gecenin hangi vakti olursa olsun uyandırılmasını ister, ertesi güne bırakılmasına rıza göstermezdi. Bu hususta mâbeyn başkatibi Es'ad Bey, hatıratında şöyle demektedir:"Bir gece yarısı, çok mühim bir haberin imzası için Sultan'ın kapısını çaldım. Fakat açılmadı. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı. 'Acaba Sultan'a emr-i Hakk mı vâki oldu (öldü mü)?' diye endişelendim. Biraz sonra tekrar çaldım; bu sefer kapı açıldı ve Sultan elinde bir havlu ile kapıda göründü. Yüzünü kuruluyordu. Tebessüm etti:

-Evladım! Bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım. Kapıyı daha ilk vuruşunuzda uyandım, ancak abdest almak için geciktim; kusura bakma!.. Ben bu kadar zamandır milletimin hiçbir evrakına abdestsiz imza atmadım. Getir imzalayayım!.. dedi ve besmele çekerek evrakı imzaladı."(64)

Sultan Abdülhamid Han kendi tabiriyle bir dervişti.Bir Şazeli Şeyhi'ne intisap etmiş, bir Sultan-Mürid'di. Fakat pısırık bir derviş değil!.. Oturduğu Yıldız Sarayı'ndan, Afrika içlerine, Hind'lere, Çinlere kadar elini uzatıyor, siyasetini oralara götürüp, Batı emperyalizmine savaş açıyordu. Onun dervişliği inzivada değil, aksiyondaydı. Hiç mi hatası yoktu? Vardı elbette!. Ama hiç olmazsa, ve tarih ilminden haya ederek söyleyelim ki, o Kızıl Sultan değildi. Ne var ki Islama düşman olanların ona böyle demeleri, gayet normaldi; çünkü o, Batı kültürünü Kur'an'a tercih etmiyordu. Çünkü o, bir Ermenistan, bir Israil istemiyordu. Bunları isteyenler, ona Kızıl Sultan diyenlerdi.(65)

Satırlarımızı Sultan II.Abdülhamid'in kızı Ayşe Osmanoğlu'nun sözleriyle bitirelim: "Babam, hal' fetvasını (kendisini tahttan indirmek için alınan kararı) sonuna kadar dinledi, sonra şu sözleri söyledi: 'Otuzüç sene millet ve devletim için, memleketimin selameti için çalıştım. Elimden geldiği kadar hizmet ettim. Hâkimim Allah ve beni muhakeme edecek olan da Resulullah (s.a.v) 'tır. Bu memleketi nasıl buldumsa, öyle teslim ediyorum. Hizmetimi ancak Cenab-ı Hakk'ın takdirine bırakıyorum. Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetime kara bir çarşaf çekmek istediler ve başarılı da oldular! Allah düşmanlarımı kahretsin!.."(66) INŞALLAH.



Dipnotlar_________________________________________ _____________
56.Yakın Tarih Ansiklopedisi, Heyet, Cilt 1, Akit Gazetesi Yay.Istanbul ,S. 22
57.Apuhan, Recep Şükrü; Batının Darağacında Isyan, Timaş Yay., İstanbul 1989, S. 20-21
58.Akgündüz, Prof. Dr. Ahmet; Öztürk, Doç. Dr. Said; Bilinmeyen Osmanlı,Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yay., Istanbul 1999, S. 320-322
59.Refik, Ibrahim;Tarih Şuuruna Doğru(OsmanlıÖzel),Cilt 3,Gökkuşağı Yay., Istanbul 1999, S.107
60.Müftüoğlu, Mustafa; "II.Abdülhamit Hân'ın Hilafet Politikası",Gençlik Dergisi, Haziran 1993, Sayı 11
61.Refik, Ibrahim; Tarih Şuuruna Doğru(Osmanlı Özel),Cilt3,GökkuşağıYay.,Istanbul 1999, S. 106
62.Ikiz, M.Lütfi; Bayram, Haşim; Kombassan Ramazan Bülteni, 27 Mart 1992
63.Kabaklı, Ahmet; Temellerin Duruşması, Türk Edebiyat Vakfı Yay., Istanbul 1993, S. 128
64.Refik, Ibrahim; Tarih Şuuruna Doğru (Osmanlı Özel), Cilt 3, Gökkuşağı Yay., Istanbul 1999, S. 103-104
65.Sırma, Prof. Dr. Ihsan Süreyya; II. Abdülhamid'in Islâm Birliği Siyaseti, Beyan Yay., Istanbul 1992, S. 159
66.Refik, Ibrahim; Tarih Şuuruna Doğru(Osmanlı Özel), Cilt 3, Gökkuşağı Yay., Istanbul 1999, S. 125