+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Lozan'ın Gizli Mimarı Haim Naum

  1. #1
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart Lozan'ın Gizli Mimarı Haim Naum

    Lozan'ın gizli mimarı Haim Naum



    İsviçre'nin Lozan şehrinde gerçekleştirilen Lozan Konferansının üzerinden tam 84 yıllık bir zaman geçti.

    İki bölüm halinde yapılan ve yaklaşık sekiz aylık gergin, kesintili, şüpheli ve şaibeli bir süreci içine alan konferans, nihayet 24 Temmuz 1923'te sona erdi.


    Bu konferansta alınan resmî kararların ve yapılan anlaşmaların Millet Meclis'inde tasdik edilmesi ise, bu tarihten tam bir ay sonra (23 Ağustos) mümkün olabildi.
    İşte, şimdilerde bu tarihî hadisenin 84. yıldönümünü idrak etmekteyiz.


    Ne var ki, bu tarihî hadisenin en az bilinenleri kadar bilinmeyen yönleri de bulunmakta.

    Bugün, bir parça meselenin bu bilinmeyen, yahut yeni nesillerce çok az bilinen yönü üzerinde durmaya çalışalım.


    Zamana bırakılan meseleler


    Lozan'a giden heyetin başında İsmet Bey vardı. Heyetin aslî diğer üyeleri ise, Dr. Rıza Nur ve Hasan (Saka) Beydi.

    Bunların dışında, heyette ayrıca 30'dan fazla müşavir, uzman, danışman, kâtip, idareci statüsünde adam vardı. (İsmet Paşa, Konferansın ikinci safhasında bu heyeti büyük çapta değiştirdi. Kendisine en yakın danışman olarak da, Yahudi Hahambaşısı Haim Naum'u seçti.)


    Konferansa delege seviyesinde katılan ülkeler şunlar: İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, Rusya ve Yugoslavya.


    Lozan Konferansının en mühim maksadı, Birinci Dünya Harbi ve hemen ardından başlayan İstiklâl Harbi sonrasında kurulan yeni Türkiye Devletinin dünyaca tanınması, toprak bütünlüğü ve millî sınırlarının kabul edilmesiydi.


    Bu noktada ciddî bir sıkıntıyla karşılaşmaması, Türkiye'nin hakkıydı.

    Zira, son savaştan zaferle çıkmıştı. Ne var ki, cephelerde, meydanlarda kazanılmış olan zafer, diplomatik sahada (masa başında) karşılığını lâyıkıyla bulamadı.


    İşte, "Misâk–ı Millî" içinde yer aldığı halde, Lozan'da halledilmeyen, zamana bırakılan ve daha sonraları Türkiye'nin başını hayli ağrıtacak olan önemli dâvâlar: Kıbrıs, Ege Adaları, Boğazlar, Hatay ve Kerkük–Musul meseleleri.
    Hatay ve Boğazlar dışında kalan meselelerin tamamı, ne yazık ki Türkiye'nin aleyhine bir gelişme kaydetti.



    Madalyonun öteki yüzü


    Yukarıda bahsettiklerimiz, doğrudan siyasî, maddî ve şeklî meseleleri ithiva ediyor.


    Bunlardan çok daha önemli olan ise, Lozan'da gizlice görüşülen ve karara bağlanan dinî/mânevî hususlardır:

    Bunlar, hilâfetin kaldırılması, dinî hayat ve tedrisatın sona erdirilmesi, mânevî cephenin çökertilmesi, bin yıllık kültür ve medeniyet birikiminin tahrip edilmesi gibi, bu milletin en mühim ve hayatî meselelerini içine alan bir dizi reform ve inkılâpların muhakkak sûrette realize edilmesi talebidir.


    Kısa bir müddet sonra Türkiye'de yaşanan gelişmeler ve köklü değişimler, bu taleplerin büyük bir iştahla yerine getirildiğini gösteriyor.

    Lozan görüşmeleri esnasında madalyonun bu yüzünde aktif rol alan en etkili şahıs ise, İstanbul Yahudi Hahambaşısı olan Haim Naum'dur.

    Türkiye'deki icraatler noktasında maksadına fazlasıyla ulaştığına kanaat getiren Naum, 1925'te Kahire'ye gitti ve orada da bu kez Mısır Hahambaşı oldu. (Bu tarihten sonra Filistin'e el atan Naum, burada bir Yahudi devletinin kurulması için vargücüyle çalışmaya koyuldu.)

    * * *
    Haim Naum'un Lozan görüşmeleri esnasında ortaya çıkması ve kaşla göz arasında reis İsmet Paşanın en gözde danışmanı/müşaviri oluvermesi, ikinci delegasyon makamındaki Dr. Rıza Nur'un dikkatini çeker.


    Kaleme aldığı hatıralarında, bu "emrivâki"den şöyle bahseder:

    "Bir müddettir İstanbul eski Hahambaşı Haim Naum, Lozan'da kaldığımız otelde görülmeğe başladı.

    Baktım bir gün İsmet'le görüşüyor.

    Ne yapmış, kimi vasıta yapmış bilmem.

    İsmet'e yanaşmış. Yaman Yahudi!.. Artık İsmet'ten ayrılmıyor.

    Yemek zamanını biliyor ya, asansörün yanında bizi bekliyor.

    Derhal İsmet'in koltuğuna giriyor, belinden yakalıyor; o da onun...

    İsmet'i lüzumu yokken holde dolaştırıyor.

    Sonra yemek salonunda, İsmet'le şakalaşıyor, gülüyor...

    Anlaşılıyor ki, herkese: 'İsmet benim samimi, teklifsiz arkadaşımdır' diye göstermek istiyor ve gösteriyor.

    Nihayet bütün Yahudi sırnaşıklığı ile yanaştı. İsmet'in yakasını bırakmıyor... Şimdi odasından da çıkmıyor. İsmet bunu müşavir tâyin etti. Yevmiye vermeye de başlamış. Bana da söylemiyor.

    Heyet–i murahhasa çiftliktir, kullanıyor. Ne diye kandırdı bilmem. Bu sadedil İsmet, Yahudinin dolabına girdi. Derken Hahambaşını soframıza da aldı. Bu vakte kadar sesimi çıkarmamıştım.


    "İsmet'e dedim ki: 'Bu Yahudi de başımıza nereden çıktı? Senin böyle bir Yahudi ile laubali görüşmen haysiyetini ve Türk milletinin, heyetinin haysiyetini kırar. Bu kadar yüz verme!' İsmet, bana kızdı... Derken, herif azdıkça azdı. Heyetten şuna buna herkesin içinde kumanda ediyor. Benim önüme de geçip yürüyor. İhtimal İsmet benim sözlerimi ona söyledi... İsmet'e tekrar dedim: 'Bu bir Yahudidir. Adi adamdır. Bunun kim bilir ne fenâ işleri vardır? Bundan bir hayır bekleme!..'


    "Hahambaşı İsmet'e bütün İngiliz ve Fransız ricâlini tanıdığını, hepsi ahbabı olduğunu, işleri istediği gibi yaptıracağını söylüyormuş. Tabiî İngiliz, Fransız ve İtalyan delegelerine de İsmet'in avucunda olduğunu söylüyordu... Lozan muhitinde dolaşıyor, herkese: 'İsmet teklifsiz ahbabımdır, sözümden dışarı çıkmaz' diyormuş.."


    (Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, c. 3, sh.1049–1050)

    * * *


    Rıza Nur'un anlattıklarını teyit edenlerden biri de Rauf Orbay'dır.

    Türkiye'de en üst seviyede askerî ve siyasî görevlerde (Bakanlık, Başbakanlık, Meclis İkinci Başkanlığı...) bulunmuş olan Orbay, aynı hususla ilgili olarak şunları kaydediyor: "İsmet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan'da İngilizlerle bir çeşit gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul Yahudi Hahambaşı Haim Naum Efendinin telkinleriyle, Hilâfetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye'de devamına müsaade edilmeyip, derhal kaldırılması fikrini tamamıyla benimsemiş bulunuyordu." (Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay, s, 96–97)

    * * *
    Bir sonraki yazıda, Haim Naum'un (Hayim Nahum) gerek Lozan'da ve gerekse Konferansın kesintiye uğramasının ardından çeşitli ülkelerin başkentlerinde yürüttüğü lobi faaliyetleri ile Ankara'da yaptığı temaslara ve bütün bu olup bitenler karşısında Bediüzzaman Said Nursî'nin sergilemiş olduğu ilmî/fikrî duruşun ne anlama geldiği üzerinde durmaya çalışalım.

    Latif Salihoğlu
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  2. #2
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Bir önceki yazıda, Lozan görüşmelerinin başlamasından itibaren Hahambaşı Haim Naum'un Türkiye üzerinden yürütmüş olduğu lobi faaliyetlerinden bahsetmiş ve iki iktibasta bulunduğumuz iki önemli kaynak ismi vermiştik:

    (1) Görgü şahidi murahhas üye Dr. Rıza Nur ve (2) o günlerde (1922–23) Meclis Başkanvekili olan Rauf Orbay'ın anlattıkları, naklettikleri.


    Bu yazının hemen başında ise, tesbit ettiğimiz diğer bazı kaynakların ismini vererek konuya devam edelim:

    (3) Büyük Doğu mecmuası, 29. sayı, 1959.
    (4) Kadir Mısıroğlu'nun "Lozan Zafer mi, Hezimet mi?" isimli kitabı, 1964.
    (5) Risâle–i Nur Külliyatından "Tabiat Risâlesi."
    (6) Risâle–i Nur Külliyatından "Emirdağ Lâhikası."


    * * *


    Yukarıda sıraladığımız bütün bu kaynaklar, Hahambaşı Haim Naum'un Lozan görüşmeleri münasebetiyle Türkiye üzerinden yürütmüş olduğu hainane lobi faaliyetlerinden, doğrudan veya dolaylı şekilde bahsediyor.


    Kaynaklar, Lozan'da Türkiye'nin bazı isteklerinin (mülkî tamamiyet gibi) kabul edilmesi karşılığında, Türk milletinin din ve mukaddesatı adına ne varsa yıkılması, terk edilmesi ve din dışı reformların bir an evvel yapılması şartının ileri sürüldüğünü ve bilâhare bunların tatbik sahasına konulduğunu açıkça iddia ediyor.



    İşin garip bir diğer yönü, bu kaynaklarda böyle âşikâre bir sûrette dile getirilen o korkunç iddiaları şimdiye kadar hiçkimse ortaya çıkıp da yalanlamadı, yalanlamaya cesaret dahi edemedi. Bundan sonra da edemez. Zira, mızrak çuvala sığmıyor.


    İddialar cevapsız kaldı gerçi, ancak iddia sahiplerinin başına ise gelmeyen kalmadı.


    Lozan'daki görüşmeyi beğenmeyen ve bunu tenkit etmekten çekinmeyen Trabzon mebusu Ali Şükrü Beyin, Erzurum mebusu Hüseyin Avni Beyin, Başvekillik de yapmış olan Rauf Orbay'ın, Kadir Mısıroğlu'nun, Necip Fazıl'ın ve bilhassa Bediüzzaman Said Nursî'nin başına gelenleri hatırlayın, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır.



    Ve, iddialar




    Lozan görüşmelerinin bütün hararetiyle devam ettiği ve tartışıldığı günlerde Ankara'da bulunan Bediüzzaman Said Nursî, o zamana dair dehşet uyandıran bir tesbitini şu sözlerle ifade eder: "1338'de (1923) Ankara'ya gittim. İslâm ordusunun Yunan'a galebesinden neş'e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde, gayet müdhiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessasane çalıştığını gördüm. Eyvah dedim, bu ejderha imanın erkânına ilişecek! ... Maatteessüf, o dinsizlik fikri hem inkişaf etti, hem kuvvet buldu." (Yirmiüçüncü Lem'a, İhtar bölümü)


    İşte, o dessasane çalışmanın içinde bulunanlardan biri de, Yahudi lobisinin katalizörü Hahambaşı Haim Naum'dan (1873–1960) başkası değildir.


    Kezâ, Üstad Bediüzzaman'dan Ankara'da baskı yoluyla bazı fetvâların (heykel, içki ve kadınların açılmasına dair) istenmesinin arkasındaki gizli odağın baş mümessili, yine aynı kişi ve aynı zihniyet mensupları olduğu muhakkaktır.


    Nitekim, Üstad Bediüzzaman, yıllar sonra (1959) Büyük Doğu mecmuasında çıkan "Lozan'ın iç yüzü" isimli makalede o zamanın (1923'ün) hadiselerine dair teferruatlı bilgilerin aktarıldığını öğrendiğinde, aynı bilgileri kendi eserinde de iktibasen neşrettirmekten çekinmez.


    İşte o bilgilerden maksadı izaha yetecek kısacık bir bölüm:

    "Türklere dinlerini ve din temsilciliğini (Hilâfet makamı) feda ettirmek şartıyla, sun'î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri tek kelime ile Yahudiliktir.

    Buna memur–u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum'dur.

    Naum, Amerika'da önemli faaliyetler içinde bulunduktan sonra Yahudi kökenli İngiliz Lord Gürzon ile çok yakın münasebetleri olup, şu teklifte bulundu:

    'Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüd ediyorum.' Naum, dışarıda bu faaliyetleri sürdürürken, Ankara'ya da gelerek, ...dostluk kurdu." (Emirdağ Lâhikası, s. 277)


    "Lozan Konferansının ikinci sayfası: Artık her şey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile her şey yapılacak. Yeni hizbin bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir."
    "Nihaî Vesika:

    Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında, 'Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?' diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon’un verdiği cevap:

    'İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira, biz onları mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz." (Age, s. 278)

    * * *


    Üzerinden 84 yıllık bir zaman geçmiş olmasına rağmen, Lozan Konferansının ve bununla bağlantılı gelişmelerin birçok yönü hâlâ karanlıkta ve sisler arasında bulunuyor.
    Ümit ederiz ki, şu âlemde hiçbir hakikat gizli ve nihan kalmasın.

    Latif Salihoğlu
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Lozan'ın İçyüzü
    By fanidünya... in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 17
    Son Mesaj: 27.10.15, 14:58
  2. Hangi Lozan, Hangi Hayim Naum ?
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Tarih
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 05.12.09, 11:05
  3. Fethin görünmez Mimarı Akşemseddin Hazretleri
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Tarih
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 09.09.09, 18:51
  4. Hayim Naum
    By ışıkadam in forum Tarih
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 03.02.09, 13:20
  5. Mahalle Baskısı'nın Mimarı Konuştu
    By azize in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 25.05.08, 12:28

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0