+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: İbrahim Sadri Şiirleri

  1. #1
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart İbrahim Sadri Şiirleri

    Alıntı ǀM!ÇOğLU Nickli Üyeden Alıntı

    ŞİŞELERE MANGAL

    Hattat İzzet Sokak doğduğum sokaktı
    Fatih Camii'nin hemen arka tarafında
    Bir tarafında üç dört katlı apartmanlar
    Karşı yakasında arsalar
    Ve arsalar kondurulmuş
    At arabacılığı yapan
    Roman ailelerin oturduğu barakalar

    Gazozuna maç yapmayı
    Mahalle kavgalarında baş yarmayı
    Kandil akşamlarında komşu teyzelerin
    Kapısını tıklatıp üç beş kuruş koparmayı
    Sokağın seyyar dondurmacısına vicdan yaparak
    Yirmibeş kuruşa otuzbeş kuruşluk dondurma almayı
    Ben orda öğrendim

    Şişelere mandalcıların kapınızın öndünden
    Gelip geçtiği günlerdi
    Siz boş şişe verirdiniz o da size mandal verirdi
    Başta bizimki olmak üzere
    Bir sürü ev bir mandal cennetiydi
    O kadar ki rahmetli annem
    Bir fanileyi kuruması için astığında
    Beş altı mandal birden takardı

    Bir sürü şey az ama mandal çoktu
    Evler mandal
    Şişelere mandalcıların evleri de
    Her halde boş şişelerle doluydu

    Sonra eskiciler geçerdi
    Sabahın kör seherinde
    Uzun uzun eskici diye bağırarak
    Siz ona eskimiş esvaplarınızı ayakkabılarınızı verirdiniz
    O da size beyaz porselen tabaklar verirdi
    İşin içinde yine para yoktu

    Fatih biraz ilerisinde Haydar'da
    Benim hatırladığın dört tane yazlık sinema vardı
    Sabata, Maskeli suvari, Ringo filmlerini hep o sinemalarda seyrettiğim
    Hacı Murat, Battalgazi ve Tarkan serilerini de
    Sadri Alışığı da ilk kez orda tanıdım
    Adını yıllar sonra koyacağım
    Kalenderliği, adamlığı, arkadaşlığı anlatıp duruyordu
    Haydarın kirli beyaz perdeli yazlık sinemasında
    Öyle inandırıcıydı ki

    Çünkü Sadri Alışığı seyrettiğiniz yazlık bahçe sinemasının
    Tahta sandalyelerinden birinde
    Mutlaka onun gibi biri ya da birileri vardı
    O filmler bizim hayatımızın tam karşılığıydı
    Her şey biraz gerçek gibiydi
    Her şey biraz masal gibiydi

    Benim hiç bisikletim olmadı
    O yüzden bisiklete binmesini hala bilmem
    Sonraları da bilerek öğrenmedim
    O bisikletsiz günlerim
    O bisikleti olan çocuklara duyduğum özlemin tadını
    Hiçbir zaman kaybetmeyeyim unutmayayım diye

    Bayram arife gecelerinde
    Yeni kunduralara sarılıp gözlerimi kırpmadan
    Bana dünyanın en heyecanlı lezzetini yaşatan
    Rabbime hamd ederim
    Arada bir aldığım ya da aldırabildiğim
    Bir şişe gazozu her bir ufak yudumun ardından
    Korku dolu gözlerle nasıl ölçüp biçtiğimi
    Ve daha çok varmış tesbitiyle
    Bana mutlulukların en büyülerinde birini yaşatan
    Rabbime bir kaz daha hamd ederim.

    İyi ki Hattat İzzet sokak vardı
    Ve iyiki ben orda doğdum

    İbrahim SADRİ

    ****


    ÖZLEDİM

    Yağmur da var
    Çok sevdiğim rüzgar da
    Bugün Pazar
    Daha uyanmadı komşular
    Damların üzerinde kuşlar
    Daha rahatlar
    Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
    Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
    Yağmur da var
    Çok sevdiğim rüzgar da
    Daha uyanmadı komşular
    Bugün Pazar
    Ve ben seni çok özledim
    Dışan çıkmak istiyor canım
    Tek başına haytalık etmek
    Islanmak Pazar sabahında yağmurda
    Boş caddelerde dolaşmak
    Vitrinlerine bakmak mağazaların
    Sinemaların afişlerine
    Sokakların isimlerine
    Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
    Bir merhaba demek sessizce
    Sahilde martılara simit atmak
    Otobüslerin ilk seferlerine binmek
    Gitmek istiyor canım
    Hayatın gittiği yere
    Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine
    Fırından taze ekmek alıp
    Buğusunu çekmek içine
    Ve ben seni çok özledim
    Tam böyle bir şey
    Çiçeğe su yürümesi
    Bebeğin ağlaması
    Toprağın uyanması
    Yağmurun yağması
    Ateşin sıcağı
    Bu Pazar sabahı
    Tam böyle bir şey
    Bir sabahçı kahvesine uğramak
    Bir bardak çay
    Taze dem kokusu
    Hayatın atardamarlarında dolaşmak
    Bölmeden şehrin uykusunu
    Bir siir yazmak
    Pazar bulmacasının boş karelerine
    Şiirde tam da bunu anlatmak delice
    Tam böyle bir şey
    Hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz
    Bir şiir yazmak
    Bir bardak çay içmek
    Sokaklarda gezmek
    Yağmurda ıslanmak
    Ve ben seni çok özledim

    Şiir: İbrahim Sadri


    ****


    SEBEBİ SEN

    Gelmeyin üstüme
    Bugün efkarımı pazara çıkarmıyorum
    Her şey bende kalsın sensizlik bende
    Bir sebebi var ise
    Onu da kendime bırakıyorum
    Sorma arkadaşım
    Ayrılık denen kelimeyi
    Sorma kapılarında mecnun gezdiren bahaneyi
    Ben o yarin derdine
    Unutmuşum dermanımı
    Sorma arkadaşım külü dumanı
    Ağustosta saçlarıma yağan karı
    Kapılarında kul diye
    Mecnun olup çöl diye
    Sana geldim vur diye
    Halım nedir sor diye
    Yıkılmadım gör diye
    Gelmeyin üstüme
    Neyi alıp satayım
    Bugün efkarımı pazara çıkarmıyorum
    Dermanı yok bu sevdayı sordum kendime
    Geceler yoldaş oldu döndüm kendime
    Ey aşk
    Ey derin kuyu
    Ey soruldukça kanayan soru
    Nem olsun sen olmayınca
    Dünya malı nem olsun
    Her gün pazar kurulsa aşk meydanında
    Benim sensiz satacak nem olsun
    Gelmeyin üstüme
    Sakladığım bir ayrılığın sırrıdır
    Kor ateşler sümmanisi
    Ey her şeyin sebebi
    Gör diye gözlerinle divaneni
    Durmuşum yoluna bir ömür beklemeyi durmuşum
    Nem olsun sen olmayınca
    Dünya malım nem olsun
    Hergün pazar kurulsa aşk meydanında
    Benim sensiz satacak nem olsun

    Şiir : İbrahim Sadri


    ****


    Gülce

    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Bir dilber kalesinin burcunda
    Vazgeçilmez belaya nazır
    Topuklarım boşluğun avcunda
    Derin yar adımı çağırır
    Kaldım parmaklarımın ucunda
    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Bir gamzelik rüzgar yetecek
    Ha itti beni, ha itecek
    Uçurumun kenanndayım Hızır
    Divan hazır
    Ferman hazır
    Kurban hazır
    Güzelliğin zulme çaldığı sınır
    Başım döner, beynim bulanır
    El etmez
    Gel etmez
    Gözleri bir ret, bir davet
    Gülce uzak uzak dolanır
    Mecaz değil
    Maraz değil
    Gülce semavi bir afet
    Uçurumun kenarındayım Hızır
    Gülce bir beyaz sihir
    Canıma bedel bir haz
    Nar ve nurdan bir zehir
    Gülce Araf`ta infaz
    Bir tek bakışıyla suyum ısınır
    Güzelliğin zulme çaldığı sınır
    Uçurumun kenanndayım Hızır
    Ben fakir
    En hakir
    Bin taksir
    Cahil cesaretimi alem tanır
    Ateşten
    Kalleşten
    Mızrakla gürzden
    Dabbetülarzdan
    Deccal`dan, yedi düvelden
    Korku nedir bilmeyen ben
    Tir tir titriyorum Gülce`den
    Ödüm patlıyor Gülce`ye bakmaktan
    Nutkum tutuluyor, ürperiyorum
    Saniyeler gözlerimde birer can
    Her saniyede bir can veriyorum

    Şiir : Ömer Lütfü Mete



    ****


    UNUT

    Unut
    Yağmur tanesini
    Unut
    Saçların rengini gözlerin karasını
    Unut
    Şarkıları
    San defter yapraklarını
    Baktığın aynaların arkasını unut
    Unut
    Kahverengi fotoğrafları
    Adresleri unut
    Rüzgarı
    Rüzgar değince ağlatan saçlarını
    Unut
    Sil bütün isimleri
    Yak şiirleri
    Olmasınları olmayacakları olmadıları unut
    Bak yoksun
    Yokluğunu unut
    Bak gitmişin
    Gitmeleri unut
    Varsın keşke desin bir ses içinden
    Keşkeleri unut oysaları unut
    Gözlerini unut
    Bu şehri unut
    Kor gibiyken içimde
    Kendin gidip beni burda kor gibilerini unut
    Unut
    Unuttuğunu
    Islak incir tanelerini
    Zeytinin rengini
    Ekmeğin buğusunu
    Sen mi geldinleri unut
    Unut işte
    Unutmak en iyisi
    Unut iyisi mi
    Hep ellerin sıcaktı ya
    En sıcak ellerindi
    Elin elime değdiğini unut
    Unut
    Yıldız yıldız
    İstanbul istanbul
    Akşam akşam
    Yavaş yavaş
    Şarkı şarkı
    Nasıl diyorlarsa nereye koyarsın böyle bir aşkı
    Öyle unut
    Hiçbir yere koyamadığım bu aşkı

    Şiir: İbrahim Sadri



    ****


    USTAYI UNUTMA

    Kör kuyulardasın
    Ay ışığı bekleyen dardasın
    Hatrın soran yok
    Bahtına şıvan düşmüş pusulardasın
    Bir çınara yaslanmışın
    Çocuk gözlerinden ne yaşlar bırakmışın
    Rüya görmüşün
    Baharda yaprağa durmuş hatıraları yakmışın
    Sen kendini yakmışın usta
    Şu cihanın tam ortasında bir başına kalmışın
    Sevda yüklü trenin firar etmiş istasyondan
    Ağlamışın ne yazar
    Unutmasan kaç para
    Ömrünün hercaisi olmuşun

    Kan yürümüş damarlarına şu hasret denilen zehrin
    Sevdakar adın kalmış
    Sokaklara düşmüş namın
    Gece susmuş gün susmuş usta
    Çırılçıplak kalmışın
    Kör kuyulardasın usta
    Ay ışığı bekleyen dardasın
    Hatrın soran yok
    Bahtına şıvan düşmüş pusulardasın
    Bütün ihbarlara alışkın
    Sonsuz yalnızlıkların peşinde
    Her siren sesinde
    Çürümüş kadavralar kentinde
    Öyle aslan öyle adam durmuşun
    Usta
    Ya aşka durmuşun
    Ya kavgaya
    Seni böyle kaç kere vurmuşlar
    Seni kaç kere sınamışlar
    Sırlarını dökmüş aynalara bakma usta
    Yürüyüşün gibi zemheri
    Yumma gözün gibi serseri
    Sen deli alem yangın yeri usta
    Bir de sakallarına ak düşmüş görmeyeli
    Kör kuyulardasın usta
    Ay ışığı bekleyen dardasın
    Nefesin nefese değerse eğer
    Eğer hatıralar hesap sorarsa
    Ya bir de bulurlarsa seni
    Yaslandığın çınarın yanında
    Saati gelir fecri atar derdi düşerse aşkın
    Bir ince vurgun gibi kan sızarsa alnından
    Kapatırsın kapıyı usta
    Köpeklerin arsız seslerine
    Bütün geceleri kapatırsın
    Bütün hesapları
    Bütün yeminleri antları sarılmaları kapatırsın
    Geriye sen kalırsın usta
    Ama ne kalırsın
    Güneş doğar saçlarının arasından
    Her gece cebinden bir ay çıkarırsın
    Şimdi kör kuyulardasın
    Yakamoz bekleyen dardasın
    Hatrın soran yok
    Bahtına şıvan düşmüş pusulardasın
    Bir sabahın evvelinde
    Senin de payın olsun merhamet
    Usta
    Bari hakkını helal et

    Şiir : İbrahim Sadri



    ****


    SEVDA SOKAGI

    Ben Sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    Geceler hiç bitmiyor
    Ben hiç uyumuyorum
    Gecenin efkarı iniyor perde perde
    Sevdanın hayali vuruyor arada bir içime
    Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    Hani şu perdelerinde mavi kuş resimleri olan
    O kırgın hayatın tam ortasında
    Ali Bakkalın hemen yanında onyedi numara
    Hani duvarlarında hala yazılar olan o sokakta
    Biri bir gurbetin
    Biri ihanetin
    Biri de seni böyle sevmenin hikayesi

    Sevdanın camı bana bakıyor
    Ben cama
    Ve bak sen şu serencama
    Pencerenin önünde menekşeler hatmiler bi de gece sefası
    Bi de haytalığı adamın
    Abi bi de sevdanın hayali vuruyor arada içime
    İyi oluyor diyorum
    Bu sana iyi oluyor.

    Arada bir arkadaşlar geliyor
    Laflıyoruz ordan burdan
    Anlarsın ya güzel abim
    İç cebimde bir umut doğuyor
    Bi de nerden bulduysam resmi sevdanın
    Resimde sevda inadına gülüyor
    Sevdam gayriresmi bilmekteyim
    Gel ki benim abim
    Biraz da üstümüzde macera güzel duruyor
    Yani yakışıyor adama yakışıklı bir sevda
    Hayat haybeye vurmuyor yüzümüze belasını
    Hayat sokağımızda bir kehribar tesbih gibi
    Döküyor tanelerini takır takır yüzümüze
    Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    Geceler hiç bitmiyor
    Ben hiç uyumuyorum.

    Ağzımda fiyakalı bir ıslık
    Zulamda ağır yarası sevdanın
    Ali bakkalın çırağı Metin anlıyor halinden insanın
    Metin, nedir senin niyetin
    Kap bakalım abine bir taze ekmek
    Biraz zeytin
    Bu akşam odamda yine efkar var
    Anlarsın ya Metin
    Adamın halinden adam anlar

    Ben Sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    Geceler hiç bitmiyor
    Ben hiç uyumuyorum
    Gecenin efkarı iniyor perde perde
    Sevdanın hayali vuruyor arada bir içime

    İbrahim Sadri




    ****


    BİR ADIN KALMALI


    Bir adın kalmalı geriye
    Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
    Aynaların ardında sır
    Yalnızlığın peşinde kuvvet
    Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye
    Bir de o kahreden gurbet
    Sen say ki
    Ben hiç ağlamadım
    Hiç ateşe tutmadım yüreğimi
    Geceleri koynuma almadım ihaneti
    Ve say ki
    Bütün şiirler gözlerini
    Bütün şarkılar saçlarını söylemedi
    Hele nihavend hele buselik
    Hiç geçmedi fikrimden
    Ve hiç gitmedi
    Bir topak kan gibi adın
    İçimin nehirlerinden
    Evet yangın
    Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
    Evet nisyan
    Evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
    Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
    Bu sevda biraz nadan
    Biraz da hıçkırık tadı
    Pencere önü menekşelerinde her akşam
    Dağlar sonra oynadı yerinden
    Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
    Sen say ki yerin dibine geçti
    Geçmeyesi sevdan
    Bu da bir şikayet benimle kendim arasında kalan
    Ve ben seni sevdiğim zaman
    Bu şehre yağmurlar yağdı
    Yani ben seni sevdiğim zaman
    Ayrılık kurşun kadar ağır
    Gülüşün kadar felaketiydi yaşamadın
    Yine de
    Bir adın kalmalı geriye
    Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
    Aynaların ardında sır
    Yalnızlığın peşinde kuvvet
    Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye
    Bir de o kahreden gurbet
    Beni affet
    Kaybetmek için çok erken
    Sevmek için çok geç

    İbrahim SADRİ



    Alıntı muhakeme Nickli Üyeden Alıntı
    ibrahim sadri karahazerçiçeği ismiyle risale forumda mı yoksa
    Niye güldün ki olamaz mı?
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (10.08.07 Saat 16:18 ) değiştirilmiştir.
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  2. #2
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    Alıntı ǀM!ÇOğLU Nickli Üyeden Alıntı
    AFGAN DESTANI

    Biz günde bin kere tih çölündeyiz
    Ne bıldırcın kuşları görmüşüz göğümüzde
    Ne kudret helvasından bir tad var soframızda
    Kızıldeniz en delişmen günlerini yaşarken gençliğinin
    Turi sina sessiz sessiz kan ağlar göğsümuzde

    İnsan taş ve ateş eski dostları veylin
    Sac ayağı olma özlemindeyken çıldıran alevlerin
    Zakkum gözlemcileri efsun dilencileri

    Ve dualarımız Ayasofya Ayasofya apartılırken
    Ve yoksulluğumuz kokteyl kadehlerinde
    Ve öldüm fiyatına ve kapalı zarf usulü
    Demokratik demokratik satılırken
    Köle pazarlarında

    Biz oturmuş firavun mezarlarının gölgesinde serinleriz
    Ve gün geçip dirilmek için,
    Bir yiğit musa ve bir asa
    Bir yed-i beyza bekleriz

    Çağı gelip te kitapa ve demire olan sevdamızı hatırlayarak
    Sonusuza dek dalaşmak ve vurmak varken karnına zulmün
    Nedendir böyle manasız ve kavgadan uzakte yaşamak diyerek
    Bizi alıp götüren sonra tekrar götüren
    Bizi alıp Bedir'lere Uhut'lara götüren
    Endülüs'e, Kudüs'e, İstanbul'a götüren
    Cesur ve heybetleri ve diri
    Ve gümbür gümbür bir erkeklik şöleni
    Antlar içtiğimiz dosta düşmana ilan ederek
    Gövde erimizde beliren ürpetilerle
    İri ve parlak kavisler çizen hayatlar
    Hecin yüklü ölümlerle buluştuğumuz gün
    Can evimizde

    Dağlar hep böyle buram buram dağ olarak
    Sürdüremeyecek ömürlerini
    Denizler böyle telaşsız yıldızlar böye şehvetli
    Ve sizler yani sizler yani ey zulüm ağaları
    Hep böyle korkudan uzakta seyderemeyeceksiniz
    Sevecen hışırtılarla süzülen güneşi
    Diyebilmek için sabrı silah belleriz

    Bir yiğit musa ve bir asa
    Bir yed-i beyza bekleriz
    Biz günde bin kere tih çölündeyiz


    Cahit ZARİFOĞLU


    ****


    ADAM GİBİ

    Ben seni hiç sevmedim ki
    Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
    Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim
    Bir de yıldızları sevdim
    Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Beni yola koduğunda ayrılmayı sevdim
    Kurşunları sevdim beni vurduğunda
    Ağlamayı sevdim unuttuğunda
    Yalnız olduğumu anladığım da
    Ayakta kalmamı sevdim
    Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
    Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
    Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
    İkindide yağmur gibi
    Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
    Menekşeyle konuşmanı
    Nisana hatırlatmanı
    Baharın bir adının da yalnızlık olmadığına
    Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
    Ve tuhaflığımı yürüdüğüm zaman
    Sakız satan çocukları
    Yeni çıkan şarkıları
    Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
    Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
    Ben yangını sevdim
    Yandığım zaman böyle işte
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
    Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
    Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde
    Buğusunda sabahın
    Acımasızlığında bir ahın
    Ağlayan yüzende insanın
    Hep ferahlatan gücüyle duanın
    Korkutan yanıyla narın
    İncirin zeytinin ve kalbin üstüne
    Gülün üstüne
    Tutunduğum umudun üstüne
    Senin üstüne
    Hepsinin üstüne
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Gittiğin zaman
    Gitmeni sevdim
    Evreni sevdim geldiğin zaman
    Kalmanı sevmedim
    Ürküyordum sana alışmaktan
    Yine de sevdim gülümsemeyi
    Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından
    Kırlara ilk kar düştüğü zaman
    Ölümün ne güzel olduğunu sevdim
    Seni içimde öldürdüğüm zaman

    Ben seni hiç sevmedim ki
    Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
    Bir çiçeğe gülmeni bir güle benzemeni sevdim
    Bir de yıldızları sevdim
    Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Beni yola koduğunda ayrılmayı sevdim
    Kurşunları sevdim beni vurduğunda
    Ağlamayı sevdim unuttuğunda
    Yalnız olduğumu anladığımda
    Ayakta kalmamı sevdim
    Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda
    Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
    Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini
    İkindide yağmur gibi
    Geceleyin rüzgarı sevdim seni sevdiğimi
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
    Menekşeyle konuşmanı
    Nisana hatırlatmanı
    Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
    Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı
    Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman
    Sakız satan çocukları
    Yeni çıkan şarkıları
    Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
    Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
    Ben yangını sevdim
    Yandığım zaman böyle işte
    Ben seni hiç sevmedim ki

    Ben sevdim mi
    Adam gibi severim.


    Tutkun BIÇAK'ın aynı adlı düzyazısından şiirleştirilmiştir.


    ****


    BUYUR USTA

    "Tamirhane kapısı
    karaağaç karademir
    Ben ustama emanetim
    ustamın dilleri zehir"
    Oğlum, onüç-ondört anahtarı ver

    Al usta

    Oğlum, yat motorun altına
    Nesi var bir bakıver

    Olur usta

    Oğlum, iyi sık civatayı
    Sonra sahibi ne der?

    Sıkıyorum usta
    Bileğim yettiğince
    Yüreğim yettiğince
    Sıkıyorum işte

    Oğlum, terlemişsin
    Akmasın terin motora
    Motor pas yapar sonra

    Olur mu be usta
    Ter pas yapar mı
    Gözyaşı pas yapar mı?


    "Tamirhanenin direği
    Yok mu ustanın yüreği"

    Oğlum ne diyorsun bak işine

    Bakıyorum usta
    Yalnız ellerim
    Ellerim çatlamış be usta
    Ellerim acı içinde
    Yüreğim var ellerimde
    Yüreğim yanıyor usta
    Kan ter içinde.

    Hem usta
    Sen hiç misket oynadın mı sokakata?
    Kırmızı kaplı defterlerin var mıydı
    Sen hiç okula gittin mi
    Okul nasıl bir şey yav usta
    Öğretmen nasıl biri?

    Usta sahi
    Orda da motor baktırırlar mı ki?
    Orda da söverler mi çocuklara
    Be usta
    Orda da döverler mi?

    "Vurma usta anam ağlar
    Gir koluma sıra dağlari"

    Oğlum bak işine !
    kızdırma beni.

    Olur usta

    Ha usta,
    Senin anan da saçlarını okşar mıydı?
    Sana ağlar mıydı gecenin al yalazında?
    Sahi usta
    Sen hiç ağladın mı
    Bir sabah
    Cansız düşende anan
    Yavaşca gözlerinin önünde?!

    Oğlum bak işine !
    Attırma tepemi
    Gir motorun altına

    Usta dur kızma!
    Bak giriyorum motorun altına
    Dünyanın altına
    Giriyorum usat giriyorum

    Desteğe gerek yok usta
    Desteğe gerek yok
    Ben oraya yüreğimi koyuyorum
    İnan, inan taşır be usta


    İbrahim SADRİ

    Tırnak içinde yazılı bölümler Yücel ARZEN'e aittir.


    ****


    VUR BİTSİN


    Orada masanın üstünde bir resim
    İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdar' da
    Saçlarımızın üzerinde martılar
    Gözlerimizde acemi bir aşk, biraz umut
    Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk
    Senin sırtında sarı yağmurluğun
    Kadıköy'de ucuzluktan almışız
    Bende o siyah kazak
    Hani bir kedi gibi sokulduğun
    Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse
    Islatan her tarafımızı
    Orada masanın üzerinde bir resim
    Yak, bitsin
    Orada kapının arkasında bir yazı
    Seviyoruz yazmışız birlikte
    Harfler nasıl da titremiş meğer ellerimizde
    Bir Pazartesi akşamı ben eve dönünce
    Tutup öyle yazmışız nereden estiyse
    Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere
    Ne yaptığın çorbanın ne pilavın tadı
    Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam
    Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın
    Orada kapının arkasında bir yazı
    Sil, bitsin
    Orada sehpanın üzerinde iki bardak
    Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte
    Nasıl da dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle
    Umudu sürmüşüz ortaya
    Kocaman yüreklerimizi bilemiş onca kahıra
    Bir masalmış, bir yalanmış gibi korkmuşuz
    Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına
    Ben tek sen üç şeker atmışım filiz çayımıza
    Sonra açıp perdeyi gök yüzünden bir dilek tutmuşuz
    Mehtap gülümsemiş deliyürek çocukluğumuza
    Orada, sehpanın üstünde iki bardak
    Kır, bitsin
    Orada odaya saçılmış küçük hatıralar
    Ne yana dönsem senden bir parça bir şey
    Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün uluorta
    Böreğin altını yakışın,
    Düğmemi dikerken iğneyi eline batırışın
    Ve saçların, kan gülleri taktığın
    Beni mahpus bıraktığın saçların
    Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
    Hep o kanepede oturmuşluğun
    Şu senin yastığın, şu eşarbın
    İşte şu bir Haziran akşamı gitmek için ayaklanışın
    Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
    Orada, odaya saçılmış küçük hatıralar
    Git, bitsin
    Orada ayaklarının dibinde bir adam
    Adam bütün adamlığını dökmüş önüne
    Böyle kaç gün yana kaç gece ayaklarının dibinde
    Öyle kolay mı öyle kolay gitmek
    Her şeyi bu İstanbul' u o sevdiğin adaların kokunusu
    Mısır çarşısını Eminönü'nün balık ekmeğini
    Beyoğlu' nun sinema salonlarını
    Birlikte beklediğimiz
    Yirmisekiz numarayı unutmak öyle kolay mı
    Öyle kolay
    Orada ayaklarının dibinde bir adam
    Kov, gitsin
    Orada, çekmecede altıotuzbeş bir silah
    Babadan kalma
    Hani bir bayramda saydırmışız havaya
    Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma
    Kuşlar havalanmış,
    Bütün güvercinleri İstanbul'un
    Giderken galiba bir beni bir de bunu unutmuşsun
    Orada altıotuzbeş bir silah
    Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek
    Vur, bitsin

    İbrahim SADRİ


    ****


    PARAMIZ YOKSA DA HAYSİYETİMİZ VAR



    Dünya dediğiniz abiler
    Aha benim şu yüreğim kadar
    Abiler hayat dediğiniz
    Ne kadar gülebiliyorsak o kadar
    Boş verin ötesini
    Sallayın gitsin dünyayı
    Paramız yoksa da haysiyetimiz varEy gözünü seviyim zeytinin, taze ekmeğin, çayın
    Bakmayın, benim de canım elbet çeker
    Şöyle tereyağlı bir buçuk iskender
    Yine de olsun
    Kesmedikten sonra selamı Bakkal Ender
    Bir de bizim takıma gol olmadıktan sonra
    Ve de en kıyağından
    Ve de en ağırından bir şarkı patlatınca Müslüm bana
    Ne gam, ne tasa, ne fırtına, ne kar
    Boş verin abiler
    Paramız yoksa da haysiyetimiz varŞimdi beni iyi dinleyin
    Canımdan öte ve de
    En kıymetli sevdiğim muhterem arkadaşlar
    Durumum ortadadır
    Hayat bana da sağlamına harbi bir çelme takmıştır
    Nevrim dönmüş, midem bulanmış gözlerim kararmıştır
    Cümlenize olan bil cümle borç edavatım
    Üç vakte kadar askıya alınmıştır
    Ha biraz idare edebilirseniz eğer
    Bi de kahveci Nuri'den rica edebilirseniz
    Kesmezse tavşan kanı günde üç bardak çayı
    Elbet bu feleğin paslı çarkı
    Bi gün benim için de döner ve düşeş gelmese de
    Gelirse eğer zarımız mesela bir dubara ve hele dört cahar
    İşi kolayladık sayın
    Ve de inanın ki abilir
    Paramız yoksa da haysiyetimiz varDalgalan bakalım kız kulesi önündeki dalgalar gibi kalbim
    Hayıflan bakalım hiç kimselere belli etmeden geceleri yorganın altında
    Yazıklan bakalım bu da revamıdır hayatının baharında bi delikanlıya
    Hep kısa çöpü ben mi çekeceğim
    Hep bana mı denk düşecek çarkı feleğin iflası
    Hep ben bileceğim başkalarımı kapacak beşyüz milyarı
    Hep ben sevip eller mi alacak Aslıyı, Leylayı
    Batsın bu dünya, sende mi Leyla, itirazım var yalana dolana
    Ve ben böyle dolana dolana
    Ellerim cebimde dudağımda ıslığım başımda eski alemlerin sarhoşluğu
    Orhan Veli tadında basıp voleyi yürüyeceğim hayatın sonuna kadar
    Hiç tasalanmayın abiler
    Paramız yoksa da haysiyetimiz varSon bi kere öpmek isterim gözlerinizden
    Son bi kere sarılıp ağlamak geçer içimden
    Ama vicdan yapıyorum sanırsınız diye korkuyorum
    Vallahi içimden öpmek geliyor en kral arkadaşlarımı
    Ayhan Işığı, Sadri Alışığı, Erol Taşı
    Bi de canım sütmısırla kanlıca da yoğurt çekiyor
    Adamın gönlü şarkılar söyleyip unutmak istiyor garibanlığı
    Adamın günlü habire enayi yerine konulmaktan kanıyor ha kanıyor
    Adamın canı hesapsız dostlarını çekiyor
    Dalgasız dümensiz yoldaşlığı
    Mahalle arasında gazozuna maç yapıp yenilmek çekiyor
    Komşunun kızına mektup yazıp
    Çarşamba pazarında el altından vermek geçiyor
    Minübüsün kapısını açıp topkapıda
    Arkayı dörtleyelim abiler, demek çekiyor
    Yaylaları, başı duman dağları, uzun tozlu yolları
    Bazen sıcak ekmek
    Bazen seyyardan sabah puaçası çekiyor
    Adamın canı bağıra bağıra ağlamak çekiyor gece mehtabına karşı
    Lüfer çekiyor, çingene palamudu çekiyor
    Langadan hıyar, Beyoğlu'ndan adam çekiyor
    Ne yalan söyleyim biraz kırgınlık da var
    Yine de boşverin abiler
    Paramız yoksa da haysiyetimiz varDünya dediğiniz abiler
    Aha benim şu yüreğim kadar
    Abiler hayat dediğiniz
    Ne kadar gülebiliyorsak o kadar
    Boş verin ötesini
    Sallayın gitsin dünyayı
    Paramız yoksa da haysiyetimiz var
    İBRAHİM SADRİ


    ****


    NAMIN YÜRÜSÜN

    Hüzünlü bir kış günü başladı yolculuğum
    Çocukluğum yıkık kentlerde
    Ve asma kaya bahçeli ahşap evlerde geçti
    Okuma yazmayı öğrendiğim
    Gazetelerdeki terör sayfaları
    Ve haliç tersanelerinde korsanlar
    Evden çıkarken vedalaşırdı
    Babalar ve evlatlar
    Her sokağın başında
    Anaların isyanı dururdu
    Ve günler kısa geceler uzun olurdu
    Bir kurşun bir liraya
    Ve bir hayat bir kurşuna malolur
    Benim doğduğum yerlerde insanlar
    Can evinden vurulurdu

    Sen sarayburnunun dimdik delikanlısı
    Yavuz zırhlısında deniz piyade eri
    Yetmişikiye dört çakı gibi asker
    Arkadaşının kaza kurşunu izini sırtında taşıyan
    Ve bıraktığı sevgiliyi döndüğünde bulamayan
    Yakar mı bizi bu sevda
    Bir aşk bir delikanlıyı bozar mı
    Hadi kalk eski günlerde olduğu gibi
    Karanlığa yine ışık yak
    Arka bahçelerdeki mahalle kavgalarında
    Kaşına sapan taşı geldiğinden beri
    Hani kanına kanımı sürdüğüm
    O günden beri
    Can dostum ve kan dostum
    İster kalbine gömdüğün sevdanın aşkına
    İster Allah'ın aşkına kalk
    Bir ışık yak, bir kor düşür yüreğimize
    Savaşmak ne güzel bir şey uğrunda
    Ve yeniden yeniden aşık olmak

    Unutmadık o günleri
    Sevdamız yüreğimizde gizli kalır
    Ve mahallenin aşık olmak ayıp sayılırdı
    Bir kıza aşık olmak
    Bir de parkayı çıkarmak haramdı
    Ve dünya dedikleri şey yalandı
    Paranın geçmediği günler vardı gençliğimizde
    Ve namerdin yıkamadığı mertliğimiz
    Silah çekmek ve tespih sallamak değildi delikanlılık
    Tespihi çekmek ve silahı saklamaktı
    Yazık gün geldi nasıl da azaldık
    Sonra üç kuruşa satılan arkadaşlıklar ve aşklar
    Artık bizim işimiz değildi
    Ah sarayburunun dik ve yetik delikanlısı
    Ne geçmişten yükselen ağıtlar anlıyor seni
    Ne de geleceğe satılan aşklar
    Gidiyorsun belki
    Sana kal diyemem giderken
    Sevmek kadar ölmek de kader
    Ama giderken bile ışığın yol göstersin
    Kayıp gemilere
    Gözlerin gökyüzünü aydınlığa bürüsün
    Ve sen ölsen bile bir gün
    Namın yürüsün

    İbrahim SADRİ


    ****


    KUŞ HATIRALARI


    Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
    Rüyalarımıza melekler uğrardı.
    Kapımızdan yoğurtçu
    Bahçemizden ishak kuşu
    Kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
    Kışın bir sobamız olurdu
    Sabanın yanında kedimiz
    Kedinin önünde yün yumağı
    Bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik
    Yerli malı kullanan
    Yurdunun üç tarafın denizlerle çevrili
    Kuru üzüm, incir, fındık
    Tütün, çay, narenciye, kavun karpuz yetiştiren
    Kuru üzümle inciri satan
    Karşılığında
    Çamaşır makinesi, radyo ve otomobil alan
    Bir Toprağın fertleri
    Biraz yoksul, biraz mütevekkil
    Biraz mahcup, biraz kırılgan
    Biraz naif, ama hep umutlu
    Özlerdik
    Memleketteki halamızı
    İnce doğranmış Bir dilim pastırmayı
    Yurttan sesler korosunu
    Akşam komşuluklarını
    Radyo tiyatrolarını
    Sabah ezanını
    Kalaycıyı, bozacıyı
    Münir Nurettin şarkılarını
    Orhan Boran yarışmalarını
    Kandil gecelerini
    Duvarlarımızın sarmaşıklarını
    Bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
    Okulönü koz helvalarını
    Akşam oturmalarını
    Ve hayatı
    Ben
    Çorbalardan tarhanayı
    Yemeklerden kuru fasulyeyi
    Sigaralardan Harmanı
    Belki bunun için çok sevdim
    Yollar bozuk, musluklar bozuk
    Ziller bozuk, paralar bozuk
    Ama adamlar sağlam idi.
    Top oynardık
    İp atlar, kedi kovalar
    Taşlarla bir birimizin başını yarar
    Mahalle savaşları çıkarır
    Gece olunca da tutar babalarımızın elinden
    Yazlık sinemalara gider
    Sadri Alışık, Vahi Öz
    Belgin Doruk, Cüneyt Arkın seyreder
    Olimpus gazozları içer
    Güler, eğlenir, bağırır, çağırır
    Dönerken yıldızları sayardık
    Sıkı çocuklardık.
    Hepimizin birer yıldızı vardı
    Onlara isim takardık
    Onlarda bize isim takardı
    Pus ve dumandan önce bu şehrin
    Geceleri göz kırpan ve isimler takılan yıldızları vardı
    Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
    Biz kimseden yana değildik
    Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri olmazdı
    Bir değirmendeydik
    Öğütülen
    Öğütülürken türküler söyleyen
    Buğday başaklarına benziyorduk
    Bu şehrin yıldızları vardı
    Saçlarına kurdelalar takan
    Çivitle yıkanmaktan aşınmış beyaz çoraplarına
    Leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
    Gözleri önlerinde
    Yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
    Küçük çocukları vardı bu şehrin
    Bu şehrin yıldızları vardı.
    Ben Fenerbahçe'yi amcam Vefa'yı tutardı
    Konya tahıl ambarı, Mersin muz cennetiydi
    Taksimden Fatihe troleybüs kalkar
    Şişhanede mutlak raydan çıkardı
    Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı
    Muammer Karacanın adına bir tiyatro binası yoktu
    Bizzat kendisi vardı.
    Başımız ağrırdı komşumuz vardı
    Gönlümüz daralırdı komşumuz vardı.
    Çorbamızı, umutlarımızı
    Memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız vardı
    Geceleri bekçimiz
    Gündüzleri sütçümüz
    Bizim kadar zayıf da olsa
    Nohuda ve makarnaya alışmış da olsa
    Sarman adında bir kedimiz
    Ceplerimizde kırık misketlerimiz
    Çamur bulaşığı ellerimiz
    Ve gülümseyen bir yüzümüz.
    Göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
    Bir araya gelerek çektirebileceğimiz
    Bir aile fotoğrafımız vardı
    Bir sabah bütün iyi şeylerin
    Ayvansaray iskelesinden
    Hayal ülkesine doğru demir alan
    Bir şirket-i Hayriye vapuru gibi
    Aramızdan ayrıldığını gördük.
    Sonra Ayvansaray'ın sularının çekildiğini yazdı gazeteler
    Süheyla Hanımım, Raci Beyin
    Melahat Mehpeş Ablanın
    Nikonun
    Ercüment Efendinin çekildiğini ise
    Yazmadılar nedense
    Ama yok ama yoklar
    Ne harman sigara kaldı geriye
    Ne olimpus gazozu
    Ne de Sadri Alışık
    Kalan, kalan bir tortuydu belki
    Belki kırık bir rüya denizi
    Belki suya düşürdüğümüz suretimizin
    Cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı her şey
    Her şey Maltepe sigarasının
    Her arandığında
    Her bakkalda bulunabilmesi ile
    Büyüsünü kaybetmişti belki de
    Belki de biz bir rüya mı görmüştük
    Hadi hepsi yalandı
    Hadi hepsi hayaldi
    Hadi hepsini ben uydurmuştum.
    Ama rüyalarımızın melekleri
    Ve sofralarımızın daim konukları kuşlar
    Ya onlar
    Onları siz de görmediniz mi
    Sizin de sofralarınıza konup
    Rüyalarınıza uğramadılar mı
    Onlar da mı yalandı.


    İbrahim SADRİ


    ****


    İSTANBUL'A KAR YAĞIYORDU

    Yetmişdokuzun kışıydı
    Sertti, soğuktu
    İstanbula kar yağıyordu
    Kömür yanıyordu sobalarda
    Geceleri polisler, bekçiler oluyordu
    Bir de biz oluyorduk
    Ölümüne üşüyorduk ha
    Yalan yok polisler de üşüyordu

    Onaltı yaşındaydım
    Herşeyi bükecek bileğim vardı
    Onaltı yaşındaydım
    Aslan gibi ortadaydım
    Gündüzleri, okulda coğrafya defterimin arkasına
    Senin için şiirler
    Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
    Kahrolsun yazacak kadar adamdım
    Onaltı yaşımdaydım
    Ne senin haberin oldu şiirlerimden
    Ne de birileri kahroluyordu
    Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harferden
    Onaltı yaşındaydım
    Yalan yok
    İstanbul'a kar yağıyordu

    Ben yazmaya böyle başladım
    Coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti
    Duvarlarına yüreğimi bağırdığım o evler
    Birer birer yıkıldı gitti
    Şimdi güzel kağıtlara yazıyorum
    Kocaman laflar ediyorum
    Ama hiç birini sevmiyorum

    Oysa
    Onaltı yaşındaydım
    Aydınlık bir yüzüm vardı
    Yetmişdokuz kışıydı
    Sertti soğuktu
    İstanbul'a kar yağıyordu
    Kömür yanıyordu sobalarda
    Geceleri polisler, bekçiler oluyordu
    Bir de biz oluyorduk
    Ölümüne üşüyorduk ha,
    Yalan yok, polisler de üşüyordu

    Marşlar biliyorum
    Kitaplar okuyorum
    Koşarak ve ıslanmadan geçiyorum sulardan
    Koşarak ve ıslanmadan yaşıyordum
    Bak
    İstanbul'u seviyorum
    Seni seviyorum
    Dualar öğreniyorum
    Meydanlarda toplanıp bağırıyorum
    Herkes gibiyim işte
    Herkes kadar cesur
    Herkes kadar korkak
    Herkes kadar filinta delikanlı
    Ve herkes kadar buralı
    Ve herkes kadar ağır sevdalı
    ++
    İstanbula kar yağıyordu
    Ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken
    Halicin arkasında toplanıyorduk
    Hece adamı içine çekiyordu
    En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
    Herkes beni seviyordu
    En güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa
    Coğrafya defterimin arkasına

    Yetmişdokuz kışıydı
    Sertti soğuktu
    İstanbula kar yağıyordu
    Ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken
    Halicin arkasında toplanıyorduk
    Hece adamı içine çekiyordu
    En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
    Herkes beni seviyordu
    En güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa
    Coğrafya defterimin arkasına
    Bunu kimse bilmiyordu

    Sizin evin duvarlarına kahrolsun diye yazıyordum
    Ve hızla kaçıyordum
    Sizin evin duvarlarına bir kez olsun
    Seni seviyorum, diye yazamadım
    O zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu
    Dedim ya
    Yetmişdokuz kışıydı
    Sertti soğuktu

    İBRAHİM SADRİ


    ****


    BEN AŞKI BİR ÜVEYİKTEN SATIN ALDIM



    Ben aşkı bir üveyikte satın aldım, yaşım onaltı
    O zamanlar bakır rengiydi dağlar
    Daha şıvan düşmemişti böğrüme
    Daha deli deli esmemişti rüzigar
    Kalbim acıya düşmemişti
    Sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım
    Halayda delikanlı başı olacaktım
    Bıyıklarım yeni terlemişti

    Gurbeti
    İsmail dayımın gönderdiği
    Kuru üzüm ve fıstıknan
    Bir de İstanbul fotoğraflarından
    Tanımıştım

    Hey deli yanım
    Türkülerim ince gül dalım
    Gönül közüm
    Verdiğim sözüm
    Ne zaman duman olsa
    Munzur'un doruklarında kalırdı gözüm
    Arada bir durup Fırat'a bakışım
    Ve yanımdan ayırmadığım
    Bir üveyikten satın aldığım aşkım

    Yani ahretlik gülüyordum
    İstanbulu fotoğraflardan
    Vurgunu üveyikten biliyordum

    O zemheri akşamında
    Oturup tandırın karşısına babam
    Oğul yürü, dedi
    Yürüdüm
    Topak oldu babam, acıdan yumdu gözlerini
    Yalnız bir "ah" etti anam
    Sessizce ırmağa düştü sözleri

    Yürüdüm
    Terleyen bıyıklarım
    Şahin bakışım
    Ve yıldızlı gecelerimde birinde canım
    Bir üveyikten satın aldığım halis aşkım
    Geride kaldı

    Ormanlar gördüm
    Ağaçlar gördüm
    Dallarında adamlar asılıydı
    İpince fidanlar
    İpil ipil kan sızardı dudaklardan
    Bakışlar
    Gecenin koyukatmer albasması karanlığına karşı
    Nasıl da gülüyordu
    Nasıl da gülüyorlardı

    Hani benim yıldızım
    Hani şehla bakışım
    Hani sazım
    Ve halis aşkım

    Dağlardan geliyorum ben
    Fırat'ın doğduğu yerden
    Gönle aktığı yerden
    Serin göze başından
    Soğuk bulgur aşından
    Dağlardan geliyorum ben
    Aşkın doğduğu yerden hey!
    Yusuf'un kuyusundan
    Eyyub'un sabrından geliyorum
    Etmeyin eylemeyin
    Ben İstanbulu fotoğraftan
    Vurgunu üveyikten biliyorum

    Hani benim yıldızım
    Hani şehla bakışım
    Hani sazım
    Ve bir üveyikten satın aldığım
    Halis aşkım

    Hey anam
    Ne aynam ne tarağım ne sedef çakım
    Ne tesbihim ne mintanım
    Bir han odasında
    Akşam alacası değip geçerken böğrüme
    Yavaşça önüme düştü alınyazım

    Kim tutar kaldırır başımı yerden
    Kim dinler türkülerimi, bozlağımı, sazımı
    Bir duan olaydı ah, yanıbaşımda
    Bir çift lafın
    Bir tas ayranın
    Bir dağ soluğun
    Entarine yapışmış kalmış bir yayla çimenin
    Bir tesbih böceğin
    Bir avuç toprağın
    Bir küçük taşın
    Bir tel taçın alyazmanın altından

    Hey anam
    Akşam indi kırıldı sazım
    İstanbul'da
    Haramiler sokağında
    Bir han odasında
    Yavaşça önüme düştü alınyazım

    Hani benim yıldızım
    Hani şehla bakışım
    Hani dağlara verdiğim aşkım

    Akşam dediğim ana
    İstanbul'da aykaranlık yürek pustur
    Bir de hikayesi var
    Kanadı kırık martıdan dinlediğim:
    Çok önceden
    Zebaniler yakıp geçerken şehri
    üç damla baldıran zehri
    Üç damla hıyanet dökmüşler mavi denize
    Üç martıyı boğmuşlar
    Herşeyi gördüler diye

    Akşam dediğim
    Dam aralıklarından
    Han bacalarından kaçıp giden güneşin
    Vurması değil mi taa dağlara, dağlarıma
    Değil mi ana

    Yani akşam dediğim
    İsli han odasında
    Bir ben
    Bir viranşehirli Yakup
    Bir de çaykaralı Musa
    Üç bardak çay hatırına
    Üç gurbet türküsü değil mi uçurduğumuz
    Üç damla baldıran zehri değil mi ana
    Akşam dediğim

    Buradan
    Bu halis aşkımı
    Bir han kirasına sattığım hovarda İstanbul'dan
    Aranan bütün overlokçular sıraütücüler adına
    Budur havadisim
    Hatırladığım
    Ne bulgur tadı
    Ne bir çiçek
    Ne bir isim
    Ben gündüzleri Müslüm Gürses dinlemeye
    Geceleri han odasında
    Alın yazımı görmeye hüküm giymişim

    Yine de ana
    Ana yine de
    Öperim gözlerinden
    Dağlarımın
    Çimenimin
    Ve kanayan gençliğimin
    Öperim hepsinin tekmil gözlerinden
    Bıyıkları yeni terlemiş gençliğim adına

    Ana
    Can ana
    Yaran ana
    Oyy ana
    Hani benim yıldızım
    Hani şehla bakışım
    Hani sazım
    Bir üveyikten satın aldığım halis aşkım

    Ben aşkı bir üveyikte satın aldım, yaşım onaltı
    O zamanlar bakır rengiydi dağlar
    Daha şıvan düşmemişti böğrüme
    Daha deli deli esmemişti rüzigar
    Kalbim acıya düşmemişti
    Sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım
    Halayda delikanlı başı olacaktım
    Bıyıklarım yeni terlemişti

    İbrahim SADRİ


    ****


    İSTANBUL ÜSTÜME DÜŞER


    Ben sana nasıl küseyim
    İstanbul üstüme düşer
    Karaköy'den vapur kalkmaz
    Sezen Aksu şarkı yapmaz
    Üsküdar'da yangın çıkar
    Hey kanar yüreği güvercinlerin
    Minübüsler bağırmaz olur
    Aşk üstüne yenim etmez martıları boğazın
    Ulan poyrazı küser, olan lodosu esmez
    Yağmuru yağmaz nisanın
    Ben sana nasıl küseyim
    İstanbul üstüme gelir

    İçim yanar içim
    Bir aşk için bir içim
    Kendini varur sokaklarına Cihangir'in
    Eyüpsultan sabahlarına
    Ve ekmek kavgasına yemin olsun
    Bir de umuduna
    Kavgaya düşmüş yeni gencin

    Beyoğlu
    Arsız bir gece beyim
    Hayat üryan edilmiştir
    Ve sevilmiştir, ve sevmiştir
    Gül pavyonda sevim
    Söyle
    Söyle ben sana nasıl küseyim
    Yolda yürürsün
    Canın çeker
    Kestane satarım Taksim'in köşesinde
    Beyoğlu'da sinemaların kapısında dururum
    Her filimde Türkan Şoray oynar
    Ben sana nasıl küseyim
    İstanbul üstüme düşer
    Minibüslerin kapısında bağırırım
    Sen binersen ön kolduğu ayırırım
    Bir de teyibe attım mı şarkımızı
    Bir tek dileğim var
    Mutlu ol yeter
    Ben sana küsmem
    İstanbul üstüme düşer
    Yangın çıkar üsküdarın içinde
    Aslan arkadaşla belalardan geçerim
    Her bi şeyi taşır yüreğim
    Her bi şeyi taşır
    Bir senin yokluğunu çekemez
    Söyle
    Söyle ben sana nasıl küseyim
    Ben sana nasıl küseyim
    İstanbul üstüme düşer
    Karaköy'den vapur kalkmaz
    Sezen Aksu şarkı yapmaz
    Üsküdar'da yangın çıkar
    Ey kanar yüreği güvercinlerin
    Minübüsler bağırmaz olur
    Aşk üstüne yenim etmez martıları boğazın
    Ulan poyrazı küser
    Olan lodosu esmez
    Yağmuru yağmaz nisanın
    Ben sana nasıl küseyim
    İstanbul üstüme gelir
    İstanbul üstüme düşer
    Söyle
    Söyle ben sana nasıl küseyim

    İbrahim SADRİ


    ****


    ÇOK YAŞA PEPSİ



    Servet, mal
    Şöhret, şan
    Şeref, ziyafet
    Elitiz insanımızın
    Entarilerimiz altın suyuna batırılmış
    Yalelistana hoş geldiniz beyler
    Yalelli yalelYalelli yalelOtoban yollar mik-ü rayihalar
    Yapılar dilberler ahular kolalar
    Amber dudağı inci gerdanı
    Yakut zafir zebercet taşlar
    Rolsroysları amerikan dostlarımızın
    Haremlerimiz eğlencei şeriflerimiz
    Ziyafeti kebirlerimiz
    Sürmeli gözlerimiz
    Çok yaşasın emirlerimiz
    Petrollerimiz bol olsun
    Çok yaşa pepsi
    Ay lav yu dolar

    Sağ elimizde uçuk bir kına
    Sol omuzumuzda
    Zümrüdü anka kuş
    İnanınız arabız
    E binanaleyh mister buş

    Fil baki made in japanyani
    Oto toyata
    Disk pleyir sony
    Klima fişer marka
    Mersi tokyo
    İyi akşamlar honkkong
    Ehlen ve sehlan
    İmparator hiro hita
    Bonjur madam teçır
    Çok yaşa pepsi
    Ay lav yu honda

    Şöyle altın sarısı
    Som altından altın bir taht
    Londro tersanelerinde
    Üç yılda yaptırılmış
    Özel bir yat
    Ciddede cidden
    Ciddi bir amerikan bankasından
    Prestij kart
    Oh hayat ne kadar güzel
    Toprak münbit nimet çok
    Çok şükür elhamdülillah

    Geçinip gidiyoruz ufak ufak
    E siyonizmde kahrolsun ama
    Bu arada dimi ama
    Lütfen iki patriot daha
    Unitet states of america amca
    Sarayımın damına
    Geceleri kabuslar görerek uyanıyorum da

    Helo niyork alo borsa
    Ne var ne yok orda
    Çok yaşa pepsi
    Ay lav yu maykıl caksın
    Ah ne çare be
    Abdul vahit bin cabbar el mistebidül mütekebbir kardeş
    Maykıl caksın olmasına maykıl caksın ama
    Sahtiyan ipek de olsa
    Üç arşın beze kalacaksın

    İBRAHİM SADRİ


    ****


    KIYAMET GÜNÜ (BİR ŞEY SÖYLE)



    Bir şey söyle
    Denizler tutuşturulduğunda
    Dağlar yürütüldüğünde bir şey söyle
    Yıldızlar semadan bir bir döküldüğünde üstümüze
    Bir şey söyle
    Ben seni unuturum
    Söyle
    Yer başka gök başka olduğunda
    Sallanıp çalkalandığında uçsuz bucaksız sema
    Hani biz
    Ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğumuzda
    Bir şey söyle
    Unuturum ben seni söyle

    Kalplerde gizlenenler ortaya döküldüğü zaman
    Gök yarıldığı zaman
    Ne oluyor bu yere böyle dediği zaman insan
    Ve kalakaldığında yüzkarası şiirlerim
    Ve sensiz bir zaman
    Ve ayaklarımızın altından toprak kayıp
    Dümdüz edildiği zaman
    Bir şey söyle

    Yoksa unuturum ben seni
    Bir şey söyle
    Emzikli anne kucağındaki yavrusunu unuttuğu zaman

    Güneş katlanıp dürüldüğünde
    Unuturum ben seni
    Yıldızlar kararıp döküldüğünde
    Unuturum
    Dağlar yürütüldüğünde
    Gebe develer salıverildiğinde
    Vahşi hayvanlar toplanıp biraraya getirildiğinde
    Bir şey söyle
    Denizler bir kez daha tutuştuğunda
    Ruhlar birleştirildiğinde
    Diri diri toprağa gömülen kız için sorulduğunda
    Bunun ölümü hangi suçu sebebiyle
    Haydi söyle
    Bir şey söyle

    Defterler açıldığında
    Gökyüzü sıyrılıp alındığında
    Cehennem tutuşturulduğunda
    Cennet yaklaştırıldığında
    Unuturum ben seni
    Her şeyin unutulduğu o anda
    Bir şey söyle

    Gök sallanıp çalkalandığı
    Dağlar yürütüldüğü
    Yalanlayanın vay haline olduğu zaman
    Unuturum
    Bir şey söyle
    Bir şey söyle

    O ses geldiği zaman
    Yıldızların ışığı söndürüldüğü
    Gökkubbe yarıldığı
    Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman
    Cehennem pusuda beklerken
    Ver herkesin kendine yetecek bir derdi olduğu zaman
    Unuturum ben seni
    Bir şey söyle

    Yıldızların ışığı söndürüldüğü
    Gökkubbe yarıldığı
    Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman
    Göz kamaştığı
    Ay tutulduğu
    Güneşla ay biraraya getirildiği zamam
    Hani insan "kaçacak yer neresi" dediği zaman
    Ben seni unuturum
    Bir şey söyle

    Unuturum ben seni
    Denizler tutuşturulduğunda
    Dağlar yürütüldüğünde
    Yıldızlar semadan bir bir döküldüğünde üstümüze
    Ben seni unuturum
    Söyle

    Yer başka gök başka olduğunda
    Sallanıp çalkalandığında uçsuz bucaksız sema
    Hani biz
    Ateşin etrafını sarmış pervaneler gibi olduğumuzda
    Unuturum ben seni
    Yıldızlar dökülsün yere
    Güneş sönsün
    Bir şey söyle


    İBRAHİM SADRİ/FATİH ŞAHİN IŞIK
    İbrahim Sadri hayranı bir kardeşimizdir büyük ihtimal.
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (10.08.07 Saat 16:35 ) değiştirilmiştir.
    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

  3. #3
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    Alıntı ǀM!ÇOğLU Nickli Üyeden Alıntı

    BENİ KAVGADA GÖR


    Geçer gözüm
    İçimizden bir aşk geçer
    Ve keder
    Ve heder olmuş bir hayat
    Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan
    Öyle yavaş öyle deşer de geçer
    Koyarlar cesaretimizi bir sokağın tabelasına
    Binlerce çocuğa adımızı verirler
    Bize ölüm bize kurşun bize hançer neyler
    Neyler ömrünü cebine koymuş adama yağlı mavzer

    Geçer gözüm
    Memleket kadar bir nağra düşer yıkılmış sokakların pusularına
    Akşam sofralarına aç karnına yüreğim düşer
    Beni adamdan sayma
    İlk gözyaşı
    İlk yere düşen damla
    İlk kancık tuzaklara düştüğümüz hayınlığın hatrına
    Hani cebimizde iki satır mektubu yarım bıraktığımız sevdanın

    Hani son bir umutta tutunduğumuz arkadaşlarımız
    Ve kaygan ve ıslak ve kaypak sabahı Ankara'nın
    Ve bilsen
    Tek başına büyür intikam aşk ve sen
    Tek basma büyür elif misali
    mezarıma bıraktığın menekşen
    Geçer gözüm
    İçimizden bir aşk geçer
    Ve keder
    Ve heder olmuş bir hayat
    Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan
    Öyle yavaş öyle deşer de geçer

    Beni son kez kavgada gör
    Son kez ölsün arkadan vurmacasına bütün ihanetler
    Sonra şöyle saçlarımı savurup ecel saatine
    Sonra son kez alnından vurulmacasına aşkın
    Bir eşkıyalık yapıp
    Basınca bütün evlerini bu şaşkın İstanbul'un
    Bir de kendimi denize dökünce Üsküdar'dan
    Nasıl da patlar içimde çığlığın
    Bana bu şehri yakmış desinler
    Beni son kez kavgada gör
    Bana kendini satmış desinler
    Beni son kez kavgada gör

    Koyarlar cesaretimizi bir sokağın tabelasına
    Binlerce çocuğa adımızı verirler
    Bize ölüm bize kurşun bize hançer neyler
    Neyler ömrünü cebine koymuş adama yağlı mavzer

    Ya bir de sen düşersen ellerimden
    Ya bir de kimsesizsem
    Ya ölüm kadar sevdiğim cesaretim yan çizmişse
    Sonu yok uğraşlarda yılgınsam
    Son mermim avucumda
    Fiyakalı bir eylül sabahı
    Basar giderim kalbine namımın
    Sıkar giderim
    Avucumda mermim menekşem ve arkadaşlarım

    Geçer gözüm
    İçimizden bir aşk geçer
    Ve keder
    Ve heder olmuş bir hayat
    Nasıl geçerse zehir damarlarımızdan
    Öyle yavaş öyle deşer de geçer

    İbrahim SADRİ

    ****


    ÇİLELER (SEV DEDİ GÖZLERİM)

    Minibüslerin arkasına seni ben yazdım
    Gözlerimin nasıl sev dediğini
    Sensiz bu dünyanın batması gerektiğini
    Hor görsen de garibi
    Ben istedim bir teselli vermeni
    Bahtıma takılan bir kara çalı gibi
    Gönlümü toz duman bıraktığın
    Bağrımdaki ateşi yakıp gittiğinden beri
    Batıyor gönlümde bir akşam güneşi
    Minibüslerin arkasına seni ben yazdım
    Beni Bilirsin
    Sabahsız gecelerin kucağında bir çilekeş
    Gönlüme vazgeç demişim geçmemiş bu aşktan
    Kabahat seni sevende biliyorum
    Elimde bir kandil dolaşıyorum
    Eğer aşka bir ceza verebilseydim
    Onun da benim gibi sevmesini isterdim

    Minibüslerin arkasına seni ben yazdım
    Ben yazdım
    Sevrek ayrılalım ben yazdım
    Cennet gözlüm ben yazdım
    Her cefa beni buldu yazık ömrüme
    Hasretim aşkına susuz çöl gibi
    Gönlümden sana susuzluk gitmiyor ki
    Gül de sussun bu sessizlik
    Aşkta beladır sensizlik
    Seni sevmemek elimde değil
    Sevmiyorsan geri ver bari şu çilekeş ömrümü
    Ondan sonra sevmesen de sevsen de senin canın sağolsun

    Minibüslerin arkasına seni ben yazdım
    Bilmesin o felek seni çok sevdiğimi
    Sen benim içimde hala bir korkulu rüya
    Hergün sevip sardığım bir hülyasın
    Uğrunda bir ölmek kaldı istersen ölürüm daha ne kaldı
    Düşünceler ümitsiz kelimeler yetersiz
    Talihsiz bu aşk talihsiz

    Minibüslerin arkasına seni ben yazdım
    Bunca yıl habersiz yaşadım seninle
    Hep seninle yaşadım öldü deseler de
    Aşkından öldüğümü bilmesen de
    Belki biraz üzülüp kim desen de
    Derdim dünyadan büyük gülüm
    Sevenin halinden sevenler anlar
    Gel gör şu halimi bir teselli ver
    Sevenler mesup olmaz derlerdi inanmazdım
    Şimdi mesut değilim bilseydim bağlanmazdım
    Biliyordum ben eski halimle daha mesuttum
    Dediğin gibi olsun hadi
    Sevrek ayrılalım, ama
    Otur son kez masaya
    Göğsümüzü yumruklayalım

    Minibüslerin arkasına seni ben yazdım
    Gözlerimin nasıl sev dediğini
    Sensiz bu dünyanın batması gerektiğini
    Hor görsen de garibi
    Bir teselli vermeni ben istedim
    Bahtıma takılan bir kara çalı gibi
    Gönlümü toz duman bıraktığın
    Bağrımdaki ateşi yakıp gittiğinden beri
    Batıyor gönlümde bir akşam güneşi
    Ve bil ki
    Minibüslerin arkasındaki yazılar
    Ve bütün şarkılar
    Ayrılıklar için yazıldı
    Senin için yazıldı


    İbrahim SADRİ


    *****


    DİYARBAKIR TÜRKÜSÜ

    Ömrüm
    Yağız ömrüm, gül ömrüm
    Düştüğüm ateşlerde feryadlara gömdüğüm
    Dağlı ömrüm, ah ömrüm
    Hani bir kavgada gördüğüm
    Hani ağladığım hani güldüğüm
    Bir tel saçına yüzüm sürdüğüm

    Ömrüm
    Gibi ömrüm
    Gibi sevdam

    Aslan gibi durduğun diyarbakır gibi
    Alnında derin çizgiler ellerinde nasır
    Surların içinden geçen şehrin sarkışı
    Ah ulan diyarbakır
    Seni sevmek adamda yara bırakır

    Ve bir yanını ateşler içinde
    Ve bir yanını yıkılmış delikanlı hüznüyle
    Ve bir de hışımla
    Ve onulmaz acılarla bırakır, diyarbakır
    Her sabah kalbimizin önüne

    Yel eser kül savurur
    Geceden artanı
    Her şafakla kendini yedi kat göğe vurur
    İner yedi kat yere
    Irmakların türküsü olur
    Gelir geçer içimizden

    Gelir geçer bir şehrayin şehrin kalbinden
    Benim başımda kasketim
    Boynumda mendilim
    Cebimde tabakam tütünüm tesbihim
    Cebimde kuşlara öğrettiğim türkülerim
    İnce fitil gömleğim ve amansız cesaretim
    Şehrin kaldırımlarına dokunur

    Dokunur türküler gibi
    Delilo olur
    Lorke olur
    Ah bu aşk ah bu şehir
    Yangınlar içinde halaya durur
    Halaya durur çocukları sokakların
    Sokakların çocukları
    Bilmem kaç yüzyıldır öylece durur
    Ama aç ama tok
    Ama durur öylece
    Ve durur öylece diyarbakır
    Bu şehir her gece
    Sınanır iyice
    Her yıldızıyla gökyüzünde
    İçime dokunur
    Dokunur içime hasreti yalnızlığının

    Sana dokunmak diyarbakır
    Bir vurguna dokunmak gibidir
    Kor gibidir kızgın alevler içinde
    Bu şehri tutmak gibidir başım üstüne
    Güneşi sevmek gibidir göremesen de
    Ve sevmek gibidir her yanını
    Ama ateşini ama kavgasını ama böğrümde yarasını

    Aslan gibi durduğun diyarbakır gibi
    Alnında derin çizgiler ellerinde nasır
    Surların içinden geçen şehrin sarkışı
    Ah ulan diyarbakır
    Seni sevmek adamda yara bırakır

    Ve bir yanını ateşler içinde
    Ve bir yanını yıkılmış delikanlı hüznüyle
    Ve bir de hışımla
    Ve onulmaz acılarla bırakır, diyarbakır
    Her sabah kalbimizin önüne
    Gelip geçişin
    İnce duruşun
    Türkün
    Ve delikanlı yanın
    Başım üstüne
    İbrahim SADRİ


    ****


    DÜNYA



    Burada hiç kimse durucu değil
    Hepimiz dünyadan göçmeye geldik
    Kör olan bu işi görücü değil
    İyiyi kötüden seçmeye geldik

    Pazarcılar gibi alış verişle
    Öbür alem için bir sürü işle
    Az bir sıkıntı biraz bekleyişle
    Bu çetin köprüyü geçmeye geldik

    Gelmedik buraya biz dava için
    Encamı karanlık bir kavga için
    Dünyalara ait bir sevda için
    Bizler ab-ı hayat içmeye geldik

    Keyf ashabı gibi mağralarda
    O en kutlu ile mübarek rarda
    Ölüp gömülmeden henüz mezarda
    Bitmeyen çileyi çekmeye geldik

    Nicelere düştüler dünya ağına
    Vuruldular bahçesine bağına
    Anlarlar varınca son durağına
    Bizler bu bahçeyi ekmeye geldik

    Fethullah GÜLEN


    ****


    AŞK PAZARA DÜŞTÜ




    Aşk pazara düştü gülüm
    Tezgahlara düştü aşk
    Ucuz şarkılara düştü
    Kötü şiirlere düştü aşk
    Bir gece yarısı
    Bir kadının elinde gül oldu sokağa düştü
    Bir damla gözyaşıyla yere düştü
    Aşk tezgahlara düştü gülüm
    Hesaplara düştü aşk
    Kanayan bir kalbin içinden ortaya düştü
    Aşk haberlere düştü gülüm
    Manşetlere düştü aşk
    Aşk pazara düştü gülüm
    Tezgahlara düştü aşk

    İBRAHİM SADRİ

    *****



    BEKİR NİHAT SEMAHAT


    Bu şiir suya yazılmıştır
    Bir hiç kimse için
    Hesapsız ve ardından ağlanmadan
    Öyle harap öyle yetim bırakılmıştır
    Mor dağların kınalı bulutuna
    Irmağın köpüğüne
    Tarçın ağacının yapraklarına yazılmıştır
    Bu şiir düşe yazılmıştır
    Yorgun gecelerin nihayetinde
    Yorulmadan kavgadan
    İhaneti unutmadan, unutulmadan kayıtlardan
    Bir muska gibi takılmıştır yüreğe bu şiir
    Her zaman umut edilecek bir şafak kalmıştır
    Yine de kalmıştır bir yerinde
    Ekmek gibi sıcak
    Su gibi aziz bir şeyi insanın
    Bu şiir kahra yazılmıştır.
    Vurulmuştur duvar dibinde Bekir
    Duvarda yarım bıraktığı geleceği memleketin
    Duvarda şarkıları, umudu ve kanı
    Yani bedeli ettiği üç beş kelimenin
    Kardeşi Nihat polis kolejinin ikinci sınıfında
    Kız kardeşi Semahat örmecide sürmekdedir
    Sefasını hayatın
    Sabah ayazı cellat gibi kesmektedir adamı
    Bir gazetenin üçüncü sayfasına düşmektedir
    İşin hasılası
    Kim bilecektir ki duvarın dibinde
    Bir gül yaprağı gibi yatan Bekir'i bulmak
    Sabah poaçaya çıkan Çankırılı Aliye kısmet olacaktır
    Bu şiir hayra yazılmıştır.
    Nihat koleji bitirip Polis olacaktır
    Semahat örecektir kendi kaderinin ağlarını
    Çankırılı Ali ne yapsın
    Bekir'i kaldırıp yerden yüreğini soğuk
    Poaçalarını sıcak tutacaktır.
    Ağlamak kolay, ağlamak zor
    Ağlamak yine analara yazılacaktır.
    Her Allah'ın günü bahtlarını şivan düşe düşe
    Ağlayacaktır analar
    Olsun işte
    Oğlu Nihat Polis olacaktır
    Aslan gibi duracaktır ortada
    Semahat bir koca bulacaktır
    Bekir'se olmayacaktır evde
    Her gece bir yıldız düşen kabrinde
    Böyle sessiz yatacaktır.
    Bu şiir bahta yazılmıştır
    Kırılmıştır kalbi memleketimin
    Suyun tadı kırılmıştır
    Adamın adamlığı
    Ne yazılmışsa doğrudur
    Doğrudur Bekir'in duvara yazdıkları
    Nihat'ın polisliği doğrudur
    Ve Doğrudur Ferdi Tayfur'un yuvasız kuşları
    Çankırılı Alinin günahı nedir
    Ya Semahat saçını kimin için süpürge etmektedir.
    Ve anaları neden her bir güvercin gördüğünde
    Bir daha ölmektedir.
    Bu şiir umuda yazılmıştır
    Yine de sabah gün doğarken üstüne karanlığın
    Sevebileceğimiz bir şeyler olacaktır.
    Mesela Nihat Polis olacaktır
    Semahat nur topu gibi bir oğlun doğuracak
    Adını Aslan Bekir koyacaktır.
    Bir şeyler olacaktır.
    Umut da bizin hanemize bir şivan gibi
    Bir çığlık gibi üleşecektir kan revan içinde
    Yine de bu şiir
    biraz kahra
    biraz hayra
    biraz suya
    biraz bahta
    Ama en çok
    duvarda şarkısı ve kanı kurumayan Bekir'e yazılmıştır.


    İbrahim SADRİ



    *****


    BEN SANA MECBURUM BİLEMEZSİN


    Ben sana mecburum bilemezsin
    Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    Büyüdükçe büyüyor gözlerin
    Ben sana mecburum bilemezsin
    İçimi seninle ısıtıyorum

    Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    Bu şehir o eski istanbul mudur
    Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    Sokak lambaları birden yanıyor
    Kaldırımlarda yağmur kokusu
    Ben sana mecburum sen yoksun

    Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
    İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
    Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
    Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
    Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
    Durup köşe başında deliksiz dinlesem
    Sana kullanılmamış bir gök getirsem
    Haftalar ellerimde ufalanıyor
    Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    Ben sana mecburum sen yoksun

    Belki haziran'da mavi benekli çocuksun
    Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    Belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
    Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
    Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Bu kurtlar sofrasında belki zor
    Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Sus deyip adınla başlıyorum
    İçimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
    Hayır başka türlü olmayacak
    Ben sana mecburum bilemezsin

    Atilla İLHAN


    *****


    BİR HİLAL UĞRUNA

    Vurulup tertemiz anlından uzanmış yatıyor
    Bir hilal uğruna yarab ne güneşler batıyor

    Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
    Gökten ecdad inerek öpse o pak anlı değer

    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi
    Bedrin arslanları ancak bu kadar şanlı idi

    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazzın
    Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın

    Hercümerc ettiğin edvara da yetmez o kitap
    Seni ancak ebediyetler eder istiab

    Bu taşındır diyerek kabeyi diksem taşına
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına

    Sonra gökkubbeyi alsam da rida namiyle
    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle

    Ebri nisana açık türbene çaksam da tavan
    Yedi kandilli süreyyayı uzatsam oradan

    Sen bu avizenin altında bürünmüş kanına
    Uzanırken gece mehtabını getirsem yanına

    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem

    Tüllenen magribi akşamları sarsam yaranaw
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana

    M.Akif ERSOY


    ****


    IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN



    Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
    Kar yağmış dağlara bozulmamış ütüsü
    Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
    Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
    Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

    Ay şafağa yakın bir mum gibi erimeden
    Dağlar çivilendikleri yerde yürümeden
    Bebekler hayta, hayta yürümeden
    Geleceğim diyorum geleceğim sana
    Ne olur kesin bir takvim sorma bana
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

    Beklesen de olur beklemesen de
    Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
    Gecesi uzun süren karlar buzlar ülkesinde
    Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
    Geleceğim diyorum takvim sorma bana
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

    Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
    Sen bir zümrüdü ankaydın elim tüylerine değdi
    Sevda duvarını aştım sendeki bu tılsım neydi
    Başka bir gezegenden de olsa dönüşüm hep sana
    Kesin bir gün belirtemem ne olur takvim sorma bana
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

    Eski dikişler sökülürde kanama başlarda yeniden
    Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
    Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
    Gemileri yaksalar da geleceğim sana
    On iki ayın birisinde kesin takvim sorma bana
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

    Bak işte notalar karıştı ezgiler muhalif
    Hava kurşun gibi ağır yağmursa arsız
    Hey benim alfabemdeki kadim elif
    Ne güzellik ne da tat var baharsız
    Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
    Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
    Ben güneş gibi gireceğim dar kapıdan
    Kimseye uğramam ben sana uğramadan
    Kavlime sadığım, sadığım sana
    Takvim sorup hudut çizdirme bana
    Ben sana çiçeklerler geleceğim
    Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

    Bahattin KARAKOÇ


    ****


    YÜZYÜZE



    Her yüzün bir hikayesi vardır...
    İçinden acılar yalnızlıklar
    Kırılmalar hasretler geçen...
    Hep hatırlanacak olan
    Gizli bir tarih gibidir insan yüzleri.
    Uykusuz bir gecenin
    Sıkıntılı sabahını eleverir kimi zaman..
    Kimi zaman yoksulluğun
    Ağır sesini duyurur çökmüş avurtlarla..
    Kimi zaman durgun bir nehir fotoğrafı gibidir
    Mütevekkil ve onurlu..
    Yüzler geçmişin aynasıdır bazen.
    Buğday başağının
    Çıplak güneşin
    Bir yangının
    Bir kederin
    İşaretlerini eleverir sorgulayan gözlerle..
    Bir türküyü bir bozlağı
    Bir kırıkhavayı bir hoyratı
    Eli böğründe kalmış
    Bir taze gelinin yaşlı gözlerinden
    Daha iyi kim söyleyebilir...
    Gözler yüzün kapısıdır.
    Kadere ve geleceğe ilişkin işaretlere
    O kapıdan girilir.

    Her yüzün bir bir hikayesi
    Her hikayenin herşeyi gören gözleri vardır..

    Yüzler çizgilidir.
    Her çizgi
    Ağır bir gönül yıkılmasının hesabını tutar.
    Hesabı kabarık
    Gönlü dolu olanların yüzlerinde
    Kırış kırış çizgiler dolanır durur.
    Belki bir çizgi
    Suya verilmiş bir oğulun hatırasıdır.
    Belki bir diğeri
    Seferberliğin aynaya vuran suretidir.
    Bir çizgi bir gece baskını
    Bir çizgi bir gurbet fırtınası
    Ya da bir mapusane mektubundan
    Arta kalan yekundur..
    En derin çizgiler
    Karşılıksız ya da yarım kalmış sevdaların onurunadır..
    Derin ve içerden..

    İnsan yüzüyle gösterir sevincim..
    Korkusunu yüzüyle gösterir..
    Yüzüyle döner sırtım hesaplara..
    Yüzüyle dik durur
    Onurunu yüzünde taşır..

    Her insanın bir yüzü vardır doğarken..
    Sonra herbir yenilgide
    Herbir kaybedişde
    Yeni bir yüz arar kendine..
    Çokyüzü olanlar
    İlk yüzünü unutanlardır.
    Yüzlerini unutanların
    Geçmişleriyle bağı kopuktur.
    Hergün yeniden başlarlar kazanmak için
    Hep kaybederek...

    Rakamların hesapların çizelgelerin
    İstatistiklerin değerlendirmelerin
    Toplamların kesirlerin yüzdelerin
    Grafiklerin şemaların yüzü yoktur.
    Yüzü olanın gönlü vardır.
    Gönlün suretidir yüzü vuran gölge..
    Rakamlar ve çizelgeler saklanabilir.
    Ama acılar ama yalnızlıklar
    Ama sevdalar yüzündedir insanın..
    Bıçak yarasıdır
    Bir gözyaşıdır
    Kısılmış gözdür
    Kanayan dudaktır.

    İnsan yüzüyle savaşır.
    Yanyana omuz omuza
    Ve yüzyüze yaşar kazanmak için..
    Bazen kaybederken de yüzleri açıktır.
    Tertemiz bir alındır
    Şerefiyle yitirenin kazandığı..
    Beyaz kefenin içinde
    Beyaz bir yüzle girer kara toprağın böğrüne..
    İnsan kapıları ve sınavları yüzüyle geçebilir.

    Her gurbetin her ayrılığın
    Her hüznün ardından
    Geriye kırık bir insan fotoğrafı kalır.
    Bilinmez yokuşlar
    Anlaşılmaz depremler oynar o zaman
    O fotoğrafın kendine mahsus yüzünde..
    Sanki birşeyler olacak
    Sanki fotoğraflar ortalarından yırtılacak
    Herkesin yüzü birbirine karışacaktır.
    Sanki yağmur yağacak
    Sanki toprak doyacak ve insan kurtulacaktır..
    Ama biri birleştirir fotoğrafları..
    Herkesin yüzü kendine aittir..
    Ve kimsenin yüzü diğerine benzemez..
    Her yüzün hikayesi de böyle değil mi?
    Her insanın macerası
    Kendi yüzünde yazılıdır.
    Kimininki bir meneviştir
    Kiminin bir kırlangıç fırtınası
    Kimininki koca bir tarih..

    Ya çocuk yüzleri..
    Onlar masum bir dağ çağlayanı gibi
    Hemen ağlayan
    Hemen gülen
    Karşılıksız seven
    Her şeyini gösteren birer delildir..
    İnsanlar yaşlanır ve yüzler eskir.
    Geriye kalan bir hesaptır..
    Sonra yüzler silinir
    Herşey birbirinin aynı olur.
    Orada korku yoktur...

    İbrahim SADRİ


    *****


    YOL



    Gözlerim kapanmadan önce yoldaydım
    Damperli bir kamyon kadar gürültülü
    Ve bir o kadar sabırlı

    Bir menzil başka bir menzile
    Bir kilometre başka bir kilometreye değiyordu
    Kalbimden acılı şarkılar geçiyor
    Sigaramın dumanı akşamla gülüşüyordu
    Yoldaydım
    Kirli beyaz gömleğimin üstünde yağ lekeleri
    Arka dörtlü şoför ismetin hayat hikayeleri
    Bir keskin viraj korkusunda
    Hükmünü yitirmiş bir limon kolanyası ferahlığında
    Kısa ve soğuk ihtiyaç molalarında
    Bir kasaba otogarında
    Zigana geçindinde başım camda sarsılarak uykudaydım
    Öyle dardaydım
    Yoldaydım

    O türkülerdeki o ağıtlardaki
    O fırata kaptırılan gelin gelin gibi hoyrattaki
    O aşılmaz, o varılmaz, o kahbe
    O yalan sevgili o rüya gibi
    yoldaydım

    Bir aşka gidecektim
    Gece yarısı bir şehre inecektim
    Ellerim cebimde olacaktı
    Kalbim avuçlarımda
    Üşüyecektim

    Sen belki
    Belki sen
    Cesur turizmin yazıhanesinden
    Apolloma magirus patinaj çekerken
    Hayal meyal görecektin beni
    Orası burası sökülmüş bir valiz elimde
    Yanımda senin için topladığım üzümlerle dolu bir sepet
    Ağzımda bulantıyı geçiren nane şekeri
    Cebimde muavinin ikram ettiği gofret
    Dudağımda yarım bir şarkı
    Yüreğimde sadece hasret
    Sadece cesur
    sadece menzil
    Sadece cümleten geçmiş olsun ey yolcular
    Yini bekleriz
    Yine gideriz
    Yine severiz birbirimizi
    Geçmiş olsun ey yolcular

    Sizin yolunuzun bittiği noktada
    Bizim yolumuz başlar
    Gidin yatın şimdi
    Ya da buluşun sevdiklerinizle
    Birbirinize öyküler anlatın
    Kaptan uyuyordu deyin
    Acılı şarkılar dinliyordu deyin
    Çok sigara içiyordu gülmüyordu deyin
    Geçmiş olsun ey yolcular
    Hadi gidin
    Hadi siz gidin
    Hadi biz de gidelim İsmail
    Bak arkaya yakayım dörtlüleleri
    Havalı bir korna
    Tatlı bir manevra
    Hoşçakal otogar
    Merhaba yollar, levhalar, yamalı asfaltlar
    Merhaba hendekler, dereler, şarampol
    Merhaba rüyalar, ecel merhaba Hakkı Bulut
    Nane şekeri, kolanya, çokoprens ve diğer herşeyler
    Merhaba yol
    Yoldayız
    Hayırlı yolculuklar
    Hayırlı rüyalar
    Gece kuşları, fren sesi
    Koşarak karşıya geçmeye çalışırken parçalanan sincap
    Fırlayan tekerler
    Devrilen otobüs

    Gazete kağıdıyla örtülen firmam
    Örtülen ömrüm, sermayem, karanlığım
    O zaman ben uykudaydım
    Dardaydım
    Yoldaydım


    İBRAHİM SADRİ


    ****


    YOK İSMAİL


    Yok ismail
    Bu da bizim şarkımız değil
    Bakma dağların rüzgarı olduğuna başımızda
    Hani aşkın bir adı da tahammül ya kitabımızda

    Öyle İsmail
    Bırak çalsın o hüzzam da kendi tadında
    Sen bana her temmuzda vurulduğun bahsi anlat
    Hadi anlat bir daha
    Bir daha İsmail
    Varsay bu da arkadaşlık hatırına
    Bir infaz kadar dayanacağım
    Bir yumruk gibi İsmail
    Sonra ağlayacağım

    Biz seninle İsmail
    Buradan da geçeriz
    Bizi hatırasız sayarlar
    Ve biz biliriz ki arkadaşlar
    Ancak hatıralarıyla yaşarlar
    Anlayacağın İsmail
    Adamlık kolay değil
    Hele dayan İsmail
    Biliyorum bu da bizim şarkımız değil

    Bakarsın yine sabah olur
    Bir kıymık gibi batar adama hicran
    Sor İsmail
    Neden bizim payımıza düşer hep melal
    Ve bahtımızda bir yangın başlar
    Başlar İsmail
    Hüzzam susar
    Koyar adama bu susuş o lal
    Melal İsmail, billahi yine melal
    Dayan İsmail
    Bu gece nasibimizde dayanmak var

    Yok İsmail
    Bu da bizim şarkımız değil

    İbrahim SADRİ



    ****


    YALAN



    Hadi gidiyorsun
    Yürekten kan gidiyor, sen gidiyorsun
    Herşey gidiyor
    Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor
    Solgun bir gül oluyor insan
    Bir demet kır çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun
    Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay
    Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
    Bakma öyle
    Ben kanıyorum sen üşüyorsun

    Kolay değil bir yalan bu
    Yaralayan kanayan koca bir yalan
    Yalan işte
    Sevdiğim yalan
    Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
    Ve tarla faresi
    Ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
    Yumuşak sıcak bir yalan

    Islak gözlerimle geçiyorum
    Yaralı bir ceylan kalbinden
    Ceplerimde kül var
    Bir yangından arta kalan

    Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor
    Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman
    Her şey bir yalan gibi yandığı zaman
    Yalnız olduğunu anlıyor insan
    Anladım ve geçtim
    Yaralı bir ceylanın kalbinden

    Aynamı kırdım fotoğraflarımı yaktım
    Nasılda acımasızdım hatıralırıma karşı
    Nasıl da umarsız

    Su gördüm düşümde
    Karanlıkta ve gürültüyle çağlıyordu
    Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu
    Sonra sabah oluyor
    Bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu

    Hayır, diyordu bir dağ köylüsü
    Hiç bir şey için geç değil
    Ve geç diğil
    Birşey için hiçbirşey
    Birşey vardı öyleyse birşey
    Beni çeken
    Gecenin dağdasından uzağa
    Kocaman çayırlara çeken birşey
    Gümrah ırmaklara
    Sonra sıcağa sonra acıya
    Sonra yaralarıma merhem olmaya
    Kapıma dayanan bir şey

    Tutsana beni, barıkmasana
    Olsun, yaralasana
    Olsun, ağrısa da
    Yalan da olsa, kalsana

    Dağköylüsü
    Aşkın olduğu yerde ben varım
    Sen olmasan da ben varım
    Yağmuryağar saçlarım filizlenir
    Bir yıldız düşer omuzlarıma
    Islık çalar ıslanır, şarkılarımı söyler geçerim kapıdan
    Camların buğusundan ve kokusundan
    Tanırlar beni
    Bilirler
    En iyi yalanlarını alırım onların
    Adresler sorarım kimseler oturmaz orada
    Ve kimseler olmaz ben sordukça

    Dağköylüsü
    Şimdi gidersen
    Şimdi git
    Kalırsan şimdi.

    Islak gözlerimle geçiyorum
    Yaralı bir ceylan kalbinden
    Ceplerimde kül var
    Bir yangından arta kalan

    Hadi gidiyorsun
    Yürekten kan gidiyor, sen gidiyorsun
    Herşey gidiyor
    Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor
    Solgun bir gül oluyor insan
    Bir demet kır çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun
    Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay
    Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
    Bakma öyle
    Ben kanıyorum sen üşüyorsun

    Kolay değil bir yalan bu
    Yaralayan kanayan koca bir yalan
    Yalan işte
    Sevdiğim yalan
    Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
    Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
    Yumuşak sıcak bir yalan

    Tutsana beni, barıkmasana
    Olsun, yaralasana
    Olsun, ağrısa da
    Yalan da olsa, kalsana


    İBRAHİM SADRİ


    ****


    YAKARIŞ

    İlahi
    Hamdini sözüme sertaç ettim
    Zikrini kalbime miraç ettim
    Kitabını kendime minhaç ettim
    Ben yoktum var ettin
    Varlığından beni haberdar ettin
    Aşkınla gönlümü bi karar ettin

    İnayetine sığındım kapına geldim
    Hidayetine sığındım lütfuna geldim
    Kulluk edemedim affına geldim
    Şaşırtma beni doğruyu söylet
    Neşeni duyur hakikati öğret

    Sen duyurmazsan ben duyamam
    Sen söyletmezsen ben söyleyemem
    Sen sevdirmezsen ben sevemem
    Sevdir bize hep sevdiklerini
    Yerdir bize hep yerdiklerini
    Yaret bize erdirdiklerini

    Sevdin habibini kainata sevdirdin
    Sedin de kılati risaleti giydirdin
    Makamı İbrahim'den Makamı Mahmud'a erdirdin
    Serveri asriye kıldın
    Hetemi enbiya kıldın
    Muhammed Mustafa kıldın

    Salat-u selam
    Tahiyyat-u ikram
    Her türlü ihtiram O'na
    O'nun aline
    Ahbabına
    Ailesine
    Ashabına
    Ve etbahına
    Yarab

    İbrahim SADRİ



    *****


    YAĞMUR


    Var edenin adıyla insanlığa inen nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat
    Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

    Hasretin alev alev içime bir an düştü
    Değişti hayal köşküm gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür nebinin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır ebu kubeyz kovulmuş feryatlarla
    Evlerin anasına dikilirken yeşil bayrak
    Yeryüzü avaredir yapayalnız ve kurak
    Zaman ayaklarımda tükendi adım adım
    Eyula bir ağ gibi ördü rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

    Yağmur gülşenimize sensiz baldıran düştü
    Düşmanlık içimizde dostluklar yaban düştü
    Yenilgi ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

    Bir güzide mektuptur çağların ötesinden
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük muştu pazartesinden
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sükutu yar sevinci dualar kadar derin
    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezir yaşadım ki yaşanmamış mazide
    Dokunduğun küçük bir nakışta ben olsaydım

    Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bir can düştü
    Yağmur kaybettin bütün hazinesini ceddin
    En son avucumuzdan ince ve mercan düştü

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nameleri işitirler hiradan
    Bir devrin korkusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça ateşler şahının hayalleri
    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
    O mücella çehreni izleseydim ebedi
    Sana sırıl sıklam bir bakışta ben olsaydım

    Sarardı yeşil yaprak dal koptu fidan düştü
    Baykuşa çifte yalı bülbüle zindan düştü
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü

    Dolaşan ben olsaydım sahabenin damarında
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcımın süreyya bir şulenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
    On asırlık ocağın savururdum külünü
    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş ta ben olsaydım

    Sensizlik depremiyle hancı düştü han düştü
    Mazluma sürgün evi zalime cihan düştü
    Sana meftun ve hayran sana ram olanlara
    Bir bela tünelinde ağır bir imtihan düştü

    Badiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi ebvada esen rüzgar
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
    Üstüne pırıp pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
    Bahiradan süzülen bir yaş da ben olsaydım

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adaletin kılıcı kalkan düştü
    Mahkumlar yargılıyor hakimler mahkum şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
    Ahuların içinde sevdan ak kor gibidir
    Erdemin bereketin doldurur haneleri
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sessiz yükü zehirdir en güzel imbakların
    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlamış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

    Sensiz tutunduğumuz dallardan yılan düştü
    İlkin karardı yollar sonra sonra heyelan düştü
    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

    Yağmur duysam içimin göklerinden sesini
    Yağarsın taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
    Sel gider de zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur bir gün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam ölümsüzlüğü billur dudaklarından
    Madeni arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

    Şehirler kabus dolu köylere duman düştü
    Tersine döndü her şey sanki asuman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde hayali
    Hazindir ki dertleri aşmaya umman düştü

    Ayrılığın bağrında büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri beyaz bile karadır
    Sesini duymayanlar girdabında boğulur
    Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
    Şaşkınlığa açılır gözleri görmeyenin
    Saatlerin ardında hep kendimi aradım
    Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ban olsaydım

    Sensiz ufuklarıma yalancı bir tan düştü
    Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
    Yüzyıllar boyu dorukta bekleyen sultan düştü

    Ay gibisin güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyrayı arıyor her damlara bir saray
    Tahumlar ve iklimler senindir mevsim senin
    Bekanın fırçasında solmayan resim senin
    Yağmur bir gün elimi ellerinde bulsaydım
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

    Tavanı çöktü aşkın duvarlar üryan düştü
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

    Islaklığı sanadır ahımın efganımın
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
    Nazarın ok misali karanlıkları deler
    Bu değirmen seninle dönüyor ahenk senin
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
    Sana hicret eden bir kureyş de ben olsaydım

    Yağmur sayrılığıma seninle derman düştü
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
    Bir dönüm noktasında aklıma rahman düştü
    Nefesinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklara hep seni içirecek
    Yağmur seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mümindir sema sana muhtaçtır zemin
    Damar damar seninle hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Kardeşler arasına hey hat suizan düştü
    Zedelendi sağduyu körleşen izan düştü
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
    Bahçemize sensizlik hazan düştü

    Yağmur seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çöl de seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahiradan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yer yüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Nurullah GENÇ
    ...............
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (10.08.07 Saat 16:47 ) değiştirilmiştir.
    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

  4. #4
    Ehil Üye osmanoğlu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Uşak
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    Alıntı ǀM!ÇOğLU Nickli Üyeden Alıntı
    TAŞ GAZELİ

    Taş taş değil bağrındır taş senin
    Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin
    Bir katılıktı dinamit söyle söker mi yürekleri
    Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin

    Kazmayı kayalare değil kalplere vur ey
    Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin
    Anne seninle bağrın döğer gidermi acı
    Hanidir Ferhat'tan aldığın ders taş senin

    Sende mi taşla bir oldun ey sevgili
    İşitmez oldun beni kalbin taştan taş senin
    Ölüm sendendir bana nedir taşlamak beni
    Bana güldür çiçektir attığın her taş senin

    Gözünü dikme taşa işte parça parçadır
    Şimşektir bir bakışın dayanır mı taş senin
    Deprem değildir dağı ve beni sarsan
    Bir bakışındır komaz taş üstünde taş senin

    Niçin çıktın dağlara evren çöl oldu leyla
    Topuğun öpmek için toz oldu dağ taş senin
    Taş taş değil bağrındır taş senin
    Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin

    Ülkendir taş ve beton bu yanlış kent
    Her gün bir yanın biraz daha taş senin
    Taş alanlarıdır taş insanlarıdır bir
    Nereye gelsen ey aşk karşında bu taş senin

    Uygarlığı taşla taşımak çağlar üzre
    Kolların bu denli güçlümüdür taş senin
    Bir taş devidir ama bağışla beni
    Niçin bunca geldim üstüne ay taş senin

    Bir İbrahim bıçağı ikiye biçer taşı
    Sevgili nasıl kırdı kutlu dişin taş senin
    Ölüm bir kasırgadır çevirir seni beni
    Nedir kucağında kocaman bu taş senin

    Nereye koysam seni söyle ey yüreğim
    Bir gün beni ele verir bu güçlü atış senin
    Taş taş değil bağrındır taş senin
    Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin

    Osman SARI


    *****


    TARİH HATIRLATMA TEZLERİ


    1.
    velemma.
    hayatı saki bir beceriyle döken toprak kablara.-
    kurgusunu, kenter bir hadımağasının üstlendiği işrab
    gecesinde
    üç handeyi kapıdan içeri usulca sokan fedai.

    padişahın yedi küçük şehzadesi
    sırayla minyatürcübaşının önünde dizilip
    tarihe geçtiler
    manda kılı fırça vesilesiyle
    onsekiz teşrin-i sani zilhicce.
    vezirin ağzı da ayakları da kulaklarında
    bir başhalayık serçeparmağı şiklatmasıyla: ferahfeza.

    Tuna boylarında yağız ikindi.
    yeniçeri Kasım ayağım berkitip su veriyor atı Ceylan'a.
    ketumluğu
    padişahı hakkında tekkelam eylemediğinden geliyor,
    macar Urban'a.
    Ceylan suya doymuştur
    topuklayıp sürmüştür
    nice gaza görmüştür "
    çok yaşamış çabuk ölmüştür
    ne bir mandakılı ne bir minyatür
    Kasım bir natürmort!2.

    ila.
    kuşun sudu
    ud
    buhurdan
    fecr-i kazib içmelerinde
    yanıyor şamdan

    illa ila
    rakkase dilbilek göz süzmelerinde
    bu bir işrabdır mirim
    o kagir siluette
    değerli kağıtlar satan
    hayrettin efendi
    berdevam müdaim
    udi rum palani
    halaka mutantan
    kurşun atsan işlemez cumbalara
    bir hayal kurar langa'da eşref:
    "ah ulan bi rovelver'im olsa!"

    mevsim hala mahpeyker
    aylardan ferahfeza
    bütün arka mahallelerde gulyabaniler
    devlet-i ali osman olarak geçerler kayıtlara
    ebed müddet diye inilerken tebaa
    mevsim hala mahpeyker
    aylardan ferahfeza
    tanzimat kanşurubu muşamba
    siklamen yeşili redingot
    çok skarpin bir iskarpin
    anzavur pasajı çaça madam eleni en medeni
    hafiyesi selahattin yakalar eşrefi
    koynunda muska
    biraz fiyaka hiç patlatılmamış bir rovelver3.

    ila.
    tulumbacılar (reisleri yanpiri hayri'dir)
    bir karış dilleri dışarda
    küçükmustafapaşa meydanında
    salı gecesi
    basmışlar narayı ayyuka:
    "çokküçükmustafapaşa sen de çok yaşa
    gör ne işler gelir başa!"
    yaşamış, yaşasın
    padişaha benzetirler profilin

    ila.
    valdeatik'in hemen arkasında
    o leylak kokan dar patikada
    üflesen yer ile yeksan iki kat yapıda
    şeyhizzet ağlaya ağlaya ölmüş dediler.
    hani volkan tasvir-i efkar barika-i hakikat encam-ı
    müzekker?

    tarihtir
    -den beri,
    tekkenin adı ağlasan dergahı
    anlatılanın yalancısıyım
    raviyan-ı ahrar nakilan-ı esrar benimki
    derler ki
    langalı eşref tövbe etmiş orda
    onu bile ağlarken görmüşler
    zikrederken
    yıldızlar dökülmüş omuzlarına

    hüsn-ü varak bu, kehkeşanla yazılmış
    eşref derviş olur mu
    aba
    hırka
    Üsküdar
    yosun
    eşref
    barika-i hakikat
    vaka-i insicam
    müstemleke-i memleket
    ha bereket

    al sana bi rovelver
    al sana dünya
    sinmiş ulucamii'de vav'ın akma
    ah eşref
    şu gelen eşref
    bir dağ soğuğu kulaklarında
    gibi aşkiya.


    4.

    vav.
    ıtır ve şahmeran ,
    gırtlak yangını, buğu
    o farsi bozgunun behemmalinde
    kendimizi kedere
    sırma cepkenimizi vaka-i hayriyye'ye
    o sessiz o kimsesiz
    devlet-i ali Osmaniye
    o budin o zigetvar o kahire
    gibi savurduğumuz üçetek.

    gel felaknaz kalfa
    bir aşure kuralım
    aldı felaknaz kalfa:
    "kandilleri yakmalıyım!"

    kandilli yanıyor felaknaz kalfa
    saray uykusunda
    alaman sefiri kandilli'de üç parsel arsa
    kandilli yanıyor felaknaz kalfa
    frenk işi frengi

    kandilli yanıyor
    cümle bıçkının bağrına benzer alav.

    5.

    hayrettin efendi
    parşömen kağıtların üzerine sinmiş
    üç toz zerreyi üfledi.
    daha uzakta sirkeci'de
    iki sırık hamalı
    tütünden mahsus öksürdü.
    ipeğin hasmı seven
    (bu yüzden) bir cinliyle evlenen
    dilruba hanım çok naif tıksırdı.
    hayrettin efendi
    parşömen ve pelürü çok severdi.
    sultana takdim ettiği rivayet olunur
    üç yaprak ingiliz işini.
    (boş adam değildi)

    ila.
    kuşun sudu
    ud
    buhurdan
    fecr-i kazib içmelerinde yanıyor şamdan
    mevsim hala mahpeyker
    aylardan ferahfeza
    sultan, uykusunda

    kandilli yanıyor felaknaz kalfa.
    6.

    ala.
    cumba fes fesleğen sundurma
    meşruti bir baha biçilince canlara
    sonra
    rugan redingot pardayan
    meneviş sokagmda abdalsalim efendiye
    bir kupa baldıran
    olarak kalan

    ondokuz teşrin-i sani
    çetecilikte üstüme yoktur: kolağası niyazi
    kurbagahdere'de gavur askerleri, kırmızı urbalı

    yirmidokuzevvel-i sani
    galata.
    bn
    banker nahom efendi
    kıs kıs
    liralar hep parlak mecidiyeler sırf gümüş
    üç padişah ediyor servet-i sermayesi
    banker nahom efendi bir o kadar meşruti


    7.

    Vuyvuylaki
    Pera'da barda
    akordeon çalar
    liehban marka
    ram bam ba
    ram ba bam ba

    bıçkın bir bey
    kan kusar altıpatlar
    Vuyvuylaki devrilir
    akordeon susar
    ram bam
    8.

    necid çölünde develer geçer ufka doğru
    dilleri bir karış dışarda
    ceng-i gaza gazvet-ül muhasara
    hergün bir tuhaf seğirme
    nefer Ömer'in şahdamarında
    sanki bakiyesi düşülmemiş bir alacak
    o alsancak adına


    9.

    min.
    genze buhar
    günaydın hünkarım
    güllabi yiyelim şu ramazan bu kandil
    lakin yani ammavelakin
    küçük bir iplik
    yedi düğüm yedi nefes
    işkodra
    anlıyor musunuz
    bütün komitacıların canıtez
    dahi
    iki şair
    fesfese vererek
    fenerde bir meyhanede
    heccav mı heccavdırlar
    genze buhar

    imge: savaş
    zemin: sath-ı vatan
    dize: (padi)şah mat
    akasya ve iğde ağaçlarının buhuruyla
    genze buhar

    boğaziçi şıngır
    kağıthane mıngır
    ahmedin üçüncüsü
    cici bici esvablar altındadır
    menhus karabasan
    bir hayal kurmaktadır langa'da eşref:
    ah ulan bi rovelverim olsa mıdır

    min
    genze buhar
    eşref aba hırka hünkar muhallebi işkodra
    adam başı üç komita dört komitacı
    kuşun sudu ud buhurdan
    fecr-i kazib içmelerinde yanıyor şamdan
    mevsim hala mahpeyker
    aylardan ferahfeza
    memleket yanıyor felaknaz kalfa

    İbrahim SADRİ



    *****


    ŞİMDİ DAĞLARA KAR YAĞAR

    Şimdi dağlara kar yağar
    Ve toprak uyanır
    Ayaklarımızın altında

    Kemah küçük bir yerdir
    Palu da öyle
    Kurtalana tren hep tehirli gelir
    lcinden sepetleri ile iner
    Yüzleri çizik çizik güneyliler
    Onların türkülerinde
    Ya zalım felek
    Ya garip bülbül vardır hep
    Suya verdikleri düşleri
    Ve karanlık gecelerde yıldızlardan ödünç
    Kocaman aydınlıkları
    Tandırın basında ekmek
    Çeşmenin basında su
    Gecenin derininde sevdanın peşindedirler

    İbrahim SADRİ


    *****


    SONBAHAR




    işte bu sonbahar
    işte bu çekip gitmelerin mevsimi
    Ne hatıralar ne ayrılıklar
    Yalnızlık bir kırkikindi yağmurudur
    Önce toprağa sonra senin gözlerine yağar
    Ne hatıralar ne ayrılıklar
    Hiçbir şey aşk kadar cesur olamadı
    Hoşçakalın şimdi bütün sıradanlıklar
    Buradan bir acı
    Buradan bir kançanağı gözleriyle
    Biri gitmeli
    Biri çekip gitmeli
    Biri unutmalı
    Biri kapamalı kapıyı
    Biri bir daha hatırlamamalı
    Biri sabahları almamalı artık gazeteyi
    Sofrayı kurmamalı
    Ansızın pencerelerde çiçekleriyle biri bir daha yaşamamalı


    Sarsak, aptal, sakar olmalı insan sevince
    Sevince dünyayı bir kibrit çöpüne satmalı
    Bir kibrit çöpüne yakmalı sevince, dünyayı
    İşte bu sonbahar
    İşte bu çekip gitmelerin mevsimi
    Ne bir iz kalmalı geriye ne de yar
    Yar yar
    Şair diyor ya
    Seni kara saplı bıçak gibi sineme sapladılarAyışığı
    Sadece bir yıkılışın karışıklığı
    Son gemi son bilet son yolcu
    Yüzümde bıçak kesikleri
    Ve ruhun içimden ayrılışı
    Bu ölüm bu beter bu son
    Kimse yok ayışığı
    Hiç kimse yok
    Bu ikimizin tanışıklığı
    Karşı karşıya
    Sonsuza kadar
    Birimizden biri kazanacak
    Gerisi yok olmanın bağışıklığı
    Kimse yok ayışığı
    Hiç kimse yok
    Aşk da yok
    Sen de yoksun
    Hiç kimse yok

    Gittiğin yer kadar uzak ve soğuk
    Hosçakalın şimdi bütün sıradanlıklar
    Buradan bir acı
    Buradan bir kançanağı gözleriyle
    Biri gitmeli
    Biri çekip gitmeli
    Biri unutmalı
    Biri kapamalı kapıyı
    Biri bir daha hatırlamamalı
    Biri sabahları almamalı artık gazeteyi
    Sofrayı kurmamalı
    Ansızın pencerelerde çiçekleriyle biri bir daha yaşamamalı
    Sarsak, aptal, sakar olmalı insan sevince
    Sevince dünyayı bir kibrit çöpüne satmalı
    Bir kibrit çöpüne yakmalı sevince, dünyayı
    işte bu sonbahar
    işte bu çekip gitmelerin mevsimiNe bir iz kalmalı geriye ne de yar
    Yar yar
    Şair diyor ya
    Seni kara saplı bıçak gibi sineme sapladılar

    Kimse yok ayışığı
    Hiç kimse yok
    Aşk da yok
    Sen de yoksun
    Hiç kimse yok

    İBRAHİM SADRİ



    ****



    ANLIMIZIN ÇATI (DUAMIZ), TOPRAK


    Cihadı anlımızın çatına vurduk
    Önce şahadeti koyduk
    Her sabah duamızın başına
    Gülü çizdik gözbebeklerimize
    Gözbebeklerimizden serptik
    En güzel insanlığı insanlara

    Bir ak anlımız var güvendiğimiz
    Kırmızı bir kan lekesi sıçramış
    Şah damarımızdan tam ortasına
    Ve en önce biz varacağız
    Arasata kardeşlerim
    Gideceğiz ve en önce biz
    Havzın yanında bekleyen
    Peygamberin yanına
    Çünkü biz
    Cihadı anlımızın çatına vurduk
    Önce şahadeti koyduk
    Her sabah duamızın başına

    Bütün varım toplasam sonra varsam toprağa
    Hepsin üstüne atsam ve savursam toprağa
    Ergeç basar bağrına sevgili gibi beni
    Ne denli meydan okur gibi dursam toprağa

    Elbet bilir uğruna niçin öldüğümüzü
    Ve bir bir söyler bana birgün sorsam toprağa
    Anlatsam üstünde ne olup bittiğini
    Çıkar toprak olmaktan haber versem toprağa

    Kimse karşı koyamaz alır götürür bir bir
    Çeker bizi ne denli göğüs gersem toprağa
    Uğraşıp biriktirip döksem alın terimi
    Bir özgürlük evreni varıp kursam toprağa

    Bütüm varım toplasam sonra varsam toprağa
    Senin çağınla olsam sonra girsem toprağa
    Senin doğduğu ve geldiğini senin
    Atılır yerden yere haber versem toprağa

    Bulsam ve saklasam bir bir ayak izlerin
    Öpsem öpsem ve sora anlım vursam toprağa
    Kutlu ayaklarındır değdi diye sevgili
    Yalnız Allah adına bir kapansam toprağa

    İncinmesin diye sen taşlara dikenlere
    Diz çöpük de önünde bir set olsam toprağa
    Bütün varım toplasam sonra varsam toprağa
    Senin çağınla olsam senle girsem toprağa

    Not: Şiirin ikinci bölümü olan Toprak şiirinin kime ait olduğu hakkında bir bilgi bulunamamıştır.

    İbrahim SADRİ



    ****


    BIRAKIP GİTTİĞİN KADARIZ

    Bir dönüşle dönüyoruz
    Hiç yağmur yağmıyor
    Kum taneleri uçuşuyor üstümüze
    Bir dönüşle dönüyoruz
    Yorgunuz, tenimiz esmer
    İçimizde mağrur bir hüzün
    Yaralarımız var, eczası olmayan vurgunlar
    En çok kadınlarımıza yakışan ağlamakla
    En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle
    Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine
    Biraz daha yaklaşıyoruz
    Bir el uzatımında akşamın alacasındayız

    Bu
    Senin gidişin hemen ertesinde
    Dudaklarımızın kuruduğu
    Suların Çekildiği
    Kızıl denizin Dicle’nin
    Önümüzde Musa elimizde asa ile
    Yarıp geçtiğimiz maceramız
    Adı kıskanç kervanların zümrüt yüklerinde yazılı
    Adı Leyla
    Bir vaveyla
    Kadar dokunsanız ağlamaklıyız

    Bir dönüşle dönüyoruz
    Belki baksak arkamıza
    Ordasındır
    Bu efsunu kaybetmek istemiyoruz
    Hiçbir şeyini istemiyoruz aslında dünyanın
    İncisini yakutunu ipek yumuşaklığını yastıkların
    Bebeğin yüzümüze dokunuşunu istemiyoruz
    Eşlerimizin limanlığını
    Ocağımızın sıcaklığını bile istemiyoruz

    Bir dönüşle dönüyoruz
    Seni unutmamak için şaşkın
    İnanmamak için ölmüne inanıyoruz

    Gittin mi aramızdan
    Elini çektin mi üzerimizden
    Bizi yetim
    Şehrini öksüz bıraktın mı
    Ne yapalım işte
    Ağlamayı beceremiyoruz
    Isırdıkça kanayan dudaklarımızdan
    Dökülen boş sözlerle birbirimize soruyoruz
    Hava nasıl
    Saat kaç

    Yine çayırların yeşilliğinde otlayan kuzularımızın arasındayız
    Yşne çayırların üstünde matem işliyoruz
    İnceldiği yerden kopan dünya
    Bir araftan yol bularak başımıza düşüyor
    Gök kubbe patlıyor tepemize
    Hissediyor, anlıyor ama anlatamıyoruz

    Bir dönüşle dönüyoruz
    Bırakıp gittiğin kadarız
    Hiç yağmur yağmıyor
    Kum taneleri uçuşuyor üstümüze
    Bir dönüşle dönüyoruz
    Yorgunuz, tenimiz esmer
    İçimizde mağrur bir hüzün
    Yaralarımız var, eczası olmayan vurgunlar
    En çok kadınlarımıza yakışan ağlamakla
    En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle
    Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine
    Biraz daha yaklaşıyoruz
    Bir el uzatımında tuhaf akşamın alacasındayız

    Ne yapalım
    Hiç yağmur yağmıyor
    Sensiz yürüyünce
    Bir dönüşle dönüyoruz
    Kıyamet bize
    Kıyamet bize
    Sen yine
    Merhamet et bize..




    Alıntı aLtınBaşak Nickli Üyeden Alıntı

    osmanoğlu abi; ihtimal değil %100 İbrahim Sadri hayranıkarahanzerçiçeği ...
    Evet sevdiğimiz bir kardeşimizdir!
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (10.08.07 Saat 16:54 ) değiştirilmiştir.
    "Ey Rabbimiz! Biz indirdiğin kitaba inandık ve peygambere uyduk. Sen de bizi, Senin birliğine ve peygamberinin doğruluğuna şahitlik edenlerle beraber yaz." Âl-i İmrân Sûresi: 3:53.

  5. #5
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart

    Alıntı elff Nickli Üyeden Alıntı
    Aleyküm Selam, Junior İ.Sadri kardeşim, RisaleForuma hoşgeldiinz.
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  6. #6
    Ehil Üye Tılsım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu yer
    Meçhul...
    Mesajlar
    2.240

    Post

    Rabbim çok güzel bir ses vermiş ona....

    Paylaşımlarınız için teşekkürler....
    Konu Tılsım tarafından (04.09.08 Saat 14:22 ) değiştirilmiştir.

    Bir erime anıdır aşk can ipinin yavaşça incelmesi ve görünmeyen sevgili nin yüzünde kopması..

    Sustum! Bir harf bile söylememin imkanı yok yoklukta artık. Aslı olmayan sözlerdir çünkü hep dilimde, gerçek değil surettir hep...Cana eziyetten başka bir şey vermez ki söylesem!..

    Sustum! çünkü hadden aşkın olacak söz, kabından taşacak...Ne kulaklarda onu anlayacak bir kudret var oysa; ne anlayışında ona uygun bir kabiliyet!..


  7. #7
    Ehil Üye slim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    kayıp şehir
    Mesajlar
    1.184

    Standart

    Ali Munzur

    Açıldı ömrümün haritası
    Bir omzu düşük ağır delikanlı
    Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı!
    Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
    Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası
    Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı

    Benim ömrümde, bir kırlangıç ağıdı vardır bildiğim
    Benim ömrümde, tel örgüler kuşluk ayazında
    Kör karanlık yağlı kurşun
    Birde yanık türküsü anamın
    Her biri bir başka seherinde güz dönümümün
    Vurup gitmiştir sessizce oğulları
    Şu gurbet denen şu belalı buğ yılanı, şu bilinmez sefere

    Benim ömrümde, bir ırmak vardır
    Durup önünde taş yüzdürdüğümüz ak köpüklerinde
    Sesine sesimizi kattığımız
    Ve anamızın patiskadan biçtiği uzun donlarımızla
    Bir turna balığına gençliğimizi sattığımız
    Aylandığımız,
    Adamdan sayılıp delikanlı halaylarına karıştığımız
    Yıldızların altında, dam bacalarında aşık attığımız

    Benim ömrümde, yarı çıplak popil delikanlısı ortalığın
    yağmurların sevdalısı ve parlayan yusuftutan kuşları
    Benim ömrümde, mor menekşe
    Yediveren gülleri ve böğürtlen
    Birde sen!
    İçime işleyen ah sen!
    Ondokuz yaşımın
    Ve ırmağımın
    Ve toprağımın hakkına bir de sen! ..
    Bulutlarıma kına yaktığım sebebin
    Namerd olayım sevmedim hiç kimseyi böyle bu kadar! ..
    Ya da sevemedim
    Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı!
    Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
    Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası

    Bu da bir gurbettir yıkar adamı içine
    Bu da bir rivayettir, on iki yıl bilmem kaç bin gece
    Bir türkü sesinde..
    Dumanlı dağları duman kaplamış
    Yine mi gurbetten kara haber var?
    Seher vakti bu yerlerde kimler ağlamış?
    Çimenler üstünde gözyaşları var..
    Benim ömrümde..

    Şimdi vur, vur içine onca talanı
    Onca sevdayı vur, vur Ali Munzur
    Bu sol yandaki hicran yarası öyle çok ki..
    Benim ömrümde çiçeğin bozamadığı
    Karanlığın düşemediği yüzüm
    Bana mahsus kor ayazda üşüdüğüm
    Hercanın yeşili, Cemil'in üzüm gözlü güzeli
    Ve hüzün yaprağını dökende dut ağacın
    Kalbime bir gül dikeni, fikrime sevda batanda.
    Kemahın istasyonuna doğu expresi demir atanda
    Murat suyu Fırat'a karışır üç gün üç gece kan akanda
    Ben belki bin gece sayanda gurbet akşamlarında yıldızları
    Emanetime iyi bakasın köylü kızı
    O elinde tuttuğun kanayan şey Ali Munzur'un kalbinin yarası

    Benim ömrümde, yarı çıplak popil delikanlısı ortalığın
    Yağmurların sevdalısı
    Ve parlayan Yusuftutan kuşları
    Benim ömrümde, mor menekşe
    Yediveren gülleri ve böğürtlen
    Bir de sen!
    İçime işleyen ah sen!
    Ondokuz yaşımın ve ırmağımın ve toprağımın hakkına
    Bir de sen!
    Bulutlarıma kına yaktığım sebebin
    Namerd olayım sevmedim, hiç kimseyi böyle bu kadar
    Ya da sevemedim.
    Ey Ali Munzur, ey dağların kartalı!
    Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
    Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası
    Açıldı ömrümün haritası..

    sükût gibi münzevî, çığlık gibi hür

    *

    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim

    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,

    Adam aldırma da git, diyemem aldırırım

    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.


  8. #8
    Ehil Üye slim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    kayıp şehir
    Mesajlar
    1.184

    Standart

    Bir Oğlun Oldu

    Kan ter içinde gece

    Kan ter içinde her yanım
    Her yanım bu gece vurgun içinde
    Kurşun yemişim, sürgün yemişim
    Bu sana ilk gelişim
    Vur emriyle düşmüşüm kapına
    Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana

    Yok elimde bir demet menekşe
    Yok elimde sevdiğin gül şekeri
    Yok işte sana bir şey
    Bilmem ki ne demeli
    Bir tek ağır yaralı özlemim
    Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim
    Anne benim, aç kapıyı
    Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın
    Ölmeyesin, bitmeyesin
    Yürekyarısı gitmeyesin dediğin
    Anne benim, aç kapıyı
    İşte geldim, işte bu sana ilk gelişim

    Hep senin için gökyüzünde bir evimiz olsun isterdim
    Hep senin için bulutları isterdim
    Ellerimi açtırıp dua ettirirken
    O küçük evimizde sokulurken göğsüne her gece
    Hani her gece sorduğumda
    Anne babam nerde
    Nerde kuşların dilinden anlayan adam
    Ve menekşelerle konuşan adam
    Nerde anne
    Ve sen bastırıp bağrının kızılca kıyametine acını
    Gelecek oğul, sen uyu şimdi
    Baban gelecek bir yağmur gibi yağmurla
    Rahmete boğacak yoksulluğumuzu derken
    Ben uyur, düşümde
    Senin için bir ev görürdüm gökyüzünde
    Sen, babam, ben ve melekler
    Ve melekler anne
    Anne melekler
    Önce babam sonra onlar terkettiler gecelerimizi
    Ben de çekip gittiğimde
    Yani oğulcuğun yani yürek yarın
    İçinden geçen şarkın gittiğinde
    Sen nasıl yaşadın anne

    Kan ter içinde gece
    Kan ter içinde her yanım
    Her yanım bu gece vurgun içinde
    Kurşun yemişim, sürgün yemişim
    Bu sana ilk gelişim
    Vur emriyle düşmüşüm kapına
    Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana

    Vakit yok artık
    İstersen kalayım böylece
    Ama bir kere öpseydim elinden
    Ama bir kere sürseydim gözlerimi gözlerine yeniden
    Yok elimde bir demet menekşe
    Yok elimde sevdiğin gül şekeri
    Yok işte sana bir şey
    Bilmem ki ne demeli
    Bir tek ağır yaralı özlemim
    Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim
    Anne benim, aç kapıyı
    Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın
    Ölmeyesin, bitmeyesin
    Yürekyarısı gitmeyesin dediğin
    Anne benim, aç kapıyı
    İşte geldim, işte bu sana son gelişim

    Üzülme, kapanıyor diye gözlerim
    İşte gidiyorum vakit doldu
    İşte kapanıyor gözlerim kapının önünde
    Öğrettiğin gibi ellerimi kaldırıp gökyüzüne
    Ve eğip başımı önüme dua ediyorum
    Üzülme anne, vakit doldu
    İşte şimdi bir oğlun oldu
    Bir oğlun oldu anne

    Kan ter içinde gece
    Kan ter içinde her yanım


    İbrahim Sadri
    Konu Tılsım tarafından (31.08.08 Saat 19:41 ) değiştirilmiştir.

    sükût gibi münzevî, çığlık gibi hür

    *

    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim

    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,

    Adam aldırma da git, diyemem aldırırım

    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.


  9. #9
    Gayyur Mehmet.B.C - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Yaş
    32
    Mesajlar
    73

    Standart

    Kırmızı Araba
    Süleyman kara bıyıklı bir işçidir
    Ve bu kara bıyıklı Süleyman'ın hikayesidir
    İş bulduğu günlerde evine dik dönmekte
    Ve götürdüğü ekmeği yemektedir
    Karısı Neriman ve oğlu Cevahir'le birlikte

    Ne kadar zalim esse de rüzgar
    Ne kadar belini bükse de ekmek parası
    Aslan gibi bir adamdır işçi Süleyman

    Onun Cevahir’i vardır
    Cevahir altı yaşındadır
    Çünkü gözleri çakmak çakmaktır
    Çünkü Süleyman’a bir başka bakmaktadır

    Bir pazar sabahı
    Tutar babası Süleyman; Cevahir'in elinden
    Ve yanında kader yoldaşı karısı Neriman
    Çıkarlar gezmeye İstanbul’u inadına
    Bir yol düşünür Süleyman
    Ulan bu bahtı kapalı kentte
    Yürümek de parayla değildir elbette
    Üstelik Neriman’a hanidir istediği o naylon terlikle
    Canından özgü Cevahirine
    Bir gazozla bir simidi alabilecek kadar
    Para da vardır cepte

    Yürürler İstanbul şehrinin kalbine
    Önce Nerimanın naylon terliği alınır bir seyyardan
    Sonra da beğenirler simidin en hasosunu umutları Cevahir’e

    Anlatır işçi baba Süleyman
    İş ararken adım adım arşınladığı sokakları
    Bak Cevahir işte şu Yeni Cami
    Hem cami hem güvercinlerinin bakması nasılsa bedavadır

    Bak Cevahir şu dumanı tütenler vapur
    Şu çığlık çığlığa ağıt yakanlar martılardır
    Hem vapurun dumanı hem vapurun düdüğü de bedavadır
    Bak Cevahir şu uzakta görünen de köprüdür
    ..........
    ..........

    İbrahim Sadri


  10. #10
    Ehil Üye akıncı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    Kırşehir- Kırıkkale
    Mesajlar
    1.013

    Standart Sebebi Sen

    Gelmeyin üstüme
    Bugün efkarımı pazara çıkarmıyorum
    Her şey bende kalsın sensizlik bende
    Bir sebebi var ise
    Onu da kendime bırakıyorum
    Sorma arkadaşım
    Ayrılık denen kelimeyi
    Sorma kapılarında mecnun gezdiren bahaneyi
    Ben o yarin derdine
    Unutmuşum dermanımı
    Sorma arkadaşım külü dumanı
    Ağustosta saçlarıma yağan karı
    Kapılarında kul diye
    Mecnun olup çöl diye
    Sana geldim vur diye
    Halım nedir sor diye
    Yıkılmadım gör diye
    Gelmeyin üstüme
    Neyi alıp satayım
    Bugün efkarımı pazara çıkarmıyorum
    Dermanı yok bu sevdayı sordum kendime
    Geceler yoldaş oldu döndüm kendime
    Ey aşk
    Ey derin kuyu
    Ey soruldukça kanayan soru
    Nem olsun sen olmayınca
    Dünya malı nem olsun
    Her gün pazar kurulsa aşk meydanında
    Benim sensiz satacak nem olsun
    Gelmeyin üstüme
    Sakladığım bir ayrılığın sırrıdır
    Kor ateşler sümmanisi
    Ey her şeyin sebebi
    Gör diye gözlerinle divaneni
    Durmuşum yoluna bir ömür beklemeyi durmuşum
    Nem olsun sen olmayınca
    Dünya malım nem olsun
    Hergün pazar kurulsa aşk meydanında
    Benim sensiz satacak nem olsun


    Ne harabi,ne harabatiyim,
    kökü mazide olan atiyim,ati.
    Yahya Kemal

    Bir Melek Olmak Değil Derdim Asla...Ben Şeytan Olmak İstemiyorum!!!


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İbrahim Sadri, Üstadı Anlatıyor.
    By magnificentman in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 02.12.08, 09:56
  2. Bir Demet Gülle Geldik-İbrahim Sadri-- Üstadımıza
    By akıncı in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.07.08, 20:59
  3. İbrahim Sadri-Bırakıp Gittiğin Kadarız
    By Hanedan19 in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 17.04.08, 19:10
  4. Anne - İbrahim Sadri (wmv,mp4,vcd,3gp,mp3)
    By OsmanYukselSerdengecti in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.03.08, 17:04
  5. Bir Demet Gülle Geldik Sana -İbrahim Sadri (klip)
    By osmanyuksel in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 18.02.07, 19:39

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0