Kül rengine bürünmüş bulutlar, ağır ağır hareket ediyordu, sanki bir sefer hazırlığı...



Çok da geçmedi, beş-on dakika sonra öfkeyle bağırdı adeta, ses vermeye başladı gökler. Karın sancısı çeker gibi bir hal vardı. Hava bulanıktı.



Kediler, köpekler, kuşlar kuytu köşelerde küçüldükçe küçülüyor, üşüyorlardı.



Birden tüm ızdırabını dindirmek istercesine, içinde biriktirdiği tüm dertleri dökercesine damla damla içini boşalttı gök, toprağa. Topraktan ilk toz kalktı, ancak hemen yatıştı. Tüm dertleri içine çekti. Anne misal bağrını açtı, gökyüzü berraklaşana dek emdi bütün dertlerini, içine hapsetti, gayb etti, aşığı andıran bir edası vardı, ne gelse razıydı...



Bu edanın mükafatıydı belki de, yıkandı yeryüzü. Dağlar, taşlar, ağaçlar ve kuşlar. Kirlerinden kibirlerinden arındırdı yağmur, saflaştırdı, biraz da kendine benzetti.



Camın ardında seyre dalan bir çift göz... Kendini dinledi belki de, yağmurun çisil çisil yerle bir oluşunu izlerken.



Bir serçe kurumuş ağaç dalının uçunda ıslak tüylerini havalandırıyordu. Gözler ona takıldı, sanki birşeyleri hatırlatıyordu, bakakaldı. Belki de yalnızlığı sarmıştı dört bir yanını. Kuş gibi hissetti kendini, tüyleri diken diken oluverdi...



Kalbini her yoklayışında birşeylerin eksik oluşu düşüyordu aklına. Sevgiyi hissettiği mahaldi kalbi; ama şimdi biraz sessizdi. Kalbi düşmüştü bir kalbe, yerle bir olmuştu benliği. Adı dilinde iki hece tekrar tekrar söylerdi, gündüz ve gece. Ayrılığın acısını için için çeker gibiydi, her neyse dedi, derinden bir iç çekti. Ama serçeye belli etmedi.



Aklını yokladı bir ara sorularla. Bildiklerini, bilmediklerini, sevdiklerini, bağlandıklarını, bağımlı kaldıklarını, elinden düşüremediği kitaplarını, dilinden düşmeyen duaları. "Kalbin tarifini yapamam ama hissettiklerini belki" dedi. Aklı yetmedi, kader dedi.



"Rüzgar olup esip gideyim" dedi, beceremedi. Midesine ince bir sızı girdi, sanki karın ağrısı çeker gibiydi. Acılarını dindirmek istedi. Gözlerini ıslattı gözyaşlarıyla. Buğulandı birden yeryüzü, tüm renkler birbirine girdi.



Kaçıp gitmek istedi. Hareket bile edemedi. Bakışları indi yere, bileklerine, bileklerinde kelepçe. Gözyaşlarını tuttu, zira düşsün istemedi kalbe...
Yusuf Çayabatmaz