+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 29

Konu: Sakarya Türküsü

  1. #1
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart Sakarya Türküsü

    Sakarya Türküsü

    İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
    Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
    Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
    Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

    Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir
    Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.
    Akışta denetlenmiş, büyük, küçük, kainat;
    Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

    Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
    Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
    Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
    Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
    Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
    Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.

    Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
    Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..
    Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
    Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

    İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
    Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.
    Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
    Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;
    Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
    Kehkeşanlara kaçmış eski günleri an!

    Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
    Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
    Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
    Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
    Mermerlerin nabzında hala çarpar mı tekbir?
    Bulur mu deli rüzgar o sedayı: Allah bir!

    Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
    Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
    Vicdan azabına es, kayna kayna Sakarya,
    Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

    İnsan üçbeş damla kan, ırmak üçbeş damla su;
    Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
    Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
    Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

    Kafdağını aşsalar, belki çeker de bir kıl!
    Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
    Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun,
    Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

    Sen ve Ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
    Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
    Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
    Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

    Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
    Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!
    Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
    Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

    TEK YOL DEVRİM

  2. #2
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Zindandan Mehmed'e Mektup

    Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
    Baba katiliyle baban bir safta!
    Bir de geri adam,boynunda yafta...
    Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
    Kavuşmak mı?..Belki ..Daha ölmedim!

    Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
    Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
    Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
    Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
    Bir alem ki, gökler boru içinde.
    Akıl almazların zoru içinde
    Üstüste sorular soru içinde.
    Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
    Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

    Bir idamlık Ali vardı, asıldı
    Kaydını düştüler, mühür basıldı.
    Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı
    Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
    Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
    Müdür bey dert dinler, bugün"maruzat"!
    Çatık kaş...Hükümet dedikleri zat...
    Beni Allah tutmuş kim eder azat?
    Anlamaz; yazsız, pulsuz dilekçem...
    Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!

    Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil
    Sayım var, maltada hizaya dizil!
    Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
    İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
    Urbalarla kemik, mintanlarla et.
    Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat;
    Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
    Yalnız seccademin yönünde şefkat
    Beni kimsecikler okşamaz madem
    Öp beni alnımdan, sen seccadem!

    Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
    Dakika düşelim, senelik paydan!
    Zindanda dakika farksız aydan
    Karıştır çayını zaman erisin
    Köpük köpük, duman duman erisin!
    Peykeler, duvara mıhlı peykeler
    Duvarda, başlardan yağlı lekeler
    Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
    Duvar, katil duvar yolumu biçtin
    Kanla dolu sünger... Beynimi içtin

    Sükut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
    Tek nokta seçemez dünyada nazar
    Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
    Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
    Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
    Ses demir, su demir ve ekmek demir...
    İstersen demirde muhali kemir.
    Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
    Garip pencerecik, küçük daracık;
    Dünyaya kapalı, Allah'a açık

    Dua, dua eller karıncalanmış;
    Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
    Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış
    Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
    İplik ki incecik, örer boşluğu

    Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş
    Karanlığında nur, yeniden doğuş....
    Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!
    Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
    Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

    Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
    Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
    Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
    Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir

    TEK YOL DEVRİM

  3. #3
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    O Erler ki...
    O erler ki , gönül fezasındalar,
    Toprakta sürünme ezasındalar.
    Yıldızları tesbih tesbih çeker de,
    Namazda arka saf hizasındalar.
    İçine nefs sızan ibadetlerin,
    Birbiri ardınca kazasındalar.
    Günü her dem dolup her dem başlayan,
    Ezel senedinin imzasındalar.
    Bir an yabancıya kaysa gözleri,
    Bir ömür gözyaşı cezasındalar.
    Her rengi silici aşk ötesi renk;
    O rengin kavuran beyzasındalar.
    Ne cennet tasası ve ne cehennem;
    Sadece Allah'ın rızasındalar.

    1983

    TEK YOL DEVRİM

  4. #4
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Çile
    Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde...
    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tulbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı
    Ateşten zehrini tattım bu okun,
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı
    Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
    Al sana hakikat, al san rüya!
    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!
    Ensemin örsünde bir demir balyoz,
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
    Yepyeni bir dünya etti hediye
    Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
    Makânı bir satih, zamanı vehim.
    Bütün bir kahinat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.
    Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
    Otursun yerine bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!
    .................................................. ...
    .................................................. ...
    .................................................. ...
    .................................................. ...
    Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
    Deliler köyünden bir menzil aşkın,
    Her fikir içimde bir çift kelepçe .
    Niçin küçülüyor eşya uzakta?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
    Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?
    Sonum varmış, onu öğrensem asıl?
    Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selam sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düş de perde ol!
    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!
    Uyku, katillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
    Teselli pınarı, sabır memesi;
    Size şerbet, bana kum dolu çanak.
    Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
    Karınca sarayı, kupkuru kelle...
    Akrep nokta nokta ruhumu sokmuş,
    Mevsimden mevsime girdim böylece.
    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
    Fikir çilesinden büyük işkence.
    .................................................. .
    .................................................. ..
    .................................................. ..
    .................................................. ..
    Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!
    Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
    Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tutuyor önümde bir mavi ışık.
    Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
    Bir zehir kıymak gibi, beynimde.
    Lugat, bir isim ver bana halimden;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım, tutun elimden;
    Aynalar söyleyin bana, ben kimim?
    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
    Belâ mimarının seçtiği arsa;
    Hayattan muhacir; eşyadan öksüz?
    Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!
    Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.
    ...............................................
    .................................................
    .................................................
    .................................................
    Gece bir hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.
    Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mavera dede.
    Yandı sırça saray, ilahi yapı,
    Binbir avizeyle uçsuz maddede.
    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    İçiçe mimari, içiçe benlik;
    Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!
    Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
    Suda ezel fikri, ebed duygusu.
    Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
    Artık barınamam gölge varlıkta.
    Ver cüceye, onun olsun şairlik,
    Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.
    Öteler öteler, gayemin malı;
    Mesafe ekinim, zaman madenim.
    Gökte saman yolu benim olmalı;
    Dipsizlik gölünde, inciler benim.
    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen, bütün dalların birleştiği kök;
    Biricik meselem, Sonsuza varmak...

    TEK YOL DEVRİM

  5. #5
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Kaldırımlar I

    Yürüyorum kimsesiz bir sokak ortasında,
    Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık.
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İncin uykuda bir tek iki yoldaş uyanık.
    Biri benim birde serseri kaldırımlar.
    İçimde damla damla bir korku birikiyor,
    Sanıyorum her sokak başını kesimiş devler,
    Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor.
    Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

    Kaldırımlar, çilekeş insanların annesi,
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir insandır.
    Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta.
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum...
    Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta,
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.

    Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin,
    İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler...
    Tak tak ayaksesimi aç köpekler işitsin.
    Yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler.
    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim!
    Gündüzler size kalsın verin karanlıkları.
    Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim.
    Örtün üstüme örtün serin karanlıkları.

    Uzanıverse başım taşlara boydan boya,
    Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
    Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya.
    Ölse kaldırımların bu kara sevdalı eşi.

    TEK YOL DEVRİM

  6. #6
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Bayrak

    Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
    Kızkardeşimin gelinligi, şehidimin son örtusü.
    Işık lşık, dalga dalga bayrağım,
    Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
    Sana benim gözümle bakmayanın
    Mezarını kazacağım.
    Seni selamlamadan uçan kuşun
    Yuvasını bozacağım. </SPAN>

    Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...
    Gölgende bana da, bana da yer ver!
    Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar!
    Yurda, ay-yıldızının ışığı yeter.
    Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
    Kızıllığında ısındık;
    Dağlardan çöllere düşürdüğü gün
    Gölgene sığındık.

    Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;
    Barışın güvercini, savaşın kartalı...
    Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
    Senin altında doğdum,
    Senin dibinde öleceğim.

    Tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim;
    Yer yüzünde yer beyen:
    Nereye dikilmek istersen
    Söyle seni oraya dikeyim!

    TEK YOL DEVRİM

  7. #7
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Bayrak Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor

    Şehitler tepesi boş değil,
    Biri var bekliyor...
    Ve bir göğüs nefes almak için
    Rüzgar bekliyor
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye,
    Yattığı toprak belli,
    Tuttugu bayrak belli,
    Kim demiş Meçhul Asker diye?
    Destanını yapmış , kasideye kanmış...
    Bir el iki ahretten uzanmış,
    Edeple gelip birer birer
    Öpsün diye faniler.
    Öpelim temizse dudaklarımız...
    Fakat basmasın toprağına
    Temiz degilse ayaklarımız.
    Rüzgarını kesmesin gövdeler
    Sesinden yüksek çıkmasln
    Nutuklar, kasideler!
    Geri gitsin alkışlar geri...
    Geri gitsin ellerin
    Yapma çiçekleri!
    Ona oğullardan, analardan
    Dilekler yeter...
    Yazln sarl, kışın beyaz
    Çiçekler yeter.
    Söyledi söyleyenler demin...
    Gel süngülü yiğit, alkışlasınlar,
    Şimdi sen söyle, söz senin!
    Şehitler tepesi boş değil,
    Toprağını kahramanlar bekliyor...
    Ve bir bayrak dalgalanmak için
    Rüzgar bekliyor.
    Destanı öksüz, sükutu derin
    Meçhul Askerin
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye,
    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli...
    Kim demiş Meçhul Asker diye?

    TEK YOL DEVRİM

  8. #8
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Kubbeler

    Dün başlar seferber, eller seferber,
    Kurşun eritildi, mermer çekildi.
    Bunlar, bu kubbeler, bu minareler
    Akçayla olacak şeyler değildi.
    Böyle bir gemide yendi suyu Nuh.
    Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh.
    Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci
    Abide haline koydu sevinci.
    Gergefle işleyip bir inci sultan
    Ki çiçek verirdi saksıya koysan.
    Bulabildinse ey yolcu yerini,
    Hepsinin altında altından bir ay.
    Seyret İstanbul'un camilerini
    Minare minare, kubbe kubbe say!
    Açılır masmavi burada gökyüzü
    Gümüşten sütunlar üstünde durur...
    Kiminin gölgesi dinlenir yerde,
    Kiminin beyazı sulara vurur.
    Allah'a giden yol buralardadır
    Kapılar açılır şerefelerden.
    Buradan uğurlanır mübarek aylar,
    Bayram burda başlar arefelerden.
    Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış,
    Sultanı, çerisi, piri, veziri.
    Nesilden nesile götürsün diye
    Kanatlar üstünde şanlı tekbiri.
    Nice başbuğların açtığı yolda
    Biri yardan geçmiş, öteki serden.
    Yolcular gidiyor yarına doğru,
    Kafile kafile bu köprülerden.
    Kuşun uçuş, gülün açış saati,
    Tanrı'nın fermanı yüce kubbede,
    Duyulur, uyanık Fatih'in “Uyan'
    Dediği uzaktan Sultan Ahmed'e..
    Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu,
    Şamdanlar, şamdanlar, ulu şamdanlar...
    Ki aydınlığiyle asırlar boyu,
    Yolunu bulurdu yolda kalanlar.
    Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş,
    O kıvrak şekil ki serhatte yaydı;
    Atlas bayrakların dalgalarında
    Rüzgarla öpüşen ince bir ay'dı.
    Kimi yıkanırken şadırvanlarda,
    Tekbir'e hu hû'lar katıyor kimi:
    Beyazıt önünde güvercinlerin incidir yemi,
    Söyleyin ey nazlı haber kuşları:
    Tuna boylarından müjde geldi mi?
    Uzaklarda kırık minarelerden
    Gökte bir kapıyı vurur leylekler;
    Bir gün açılacak o büyük kapı
    Ve kanatlar yere inmeyecekler.
    Taraf taraf, kol kol şu yamaşlardan
    Aktıkça fetihler tarihi Türk'ün
    Kubbeler erecek bir gün murada;
    Ve minareler dal verecek bir gün.
    Geçersen altından bu loş kemerin
    Menekşe menekşe gül güldür içi...
    Kapanmaz kapısı Allah evinin,
    Ki beş vakit gürül gürüldür içi.
    Çiniler, çiniler, taze çiniler;
    Boyası göz nuru, fırçası kirpik...
    Ey sanat, kuruyan dallarımıza
    Bir yeşil yaprak ver! demeye geldik.
    Biri hattın, biri mermerin, tuncun,
    Kurşunun sırrını aramış bulmuş
    Yesârî elinde Lafza-i Celal
    Sinan'da kubbeyle minare olmuş.
    İşte bu kubbe ki, söyler saati
    Yolcu ilk, dalgalar son cemaati,
    Mavidir çinisi, Yeni'dir adı
    Mermerini sisler karartmadı.
    Şehzâde, Laleli, Haseki Sultan
    Hepsinin üstünde Süleymaniye...
    Süleymaniye'den, Ayasofya'dan
    Yollar iner dal dal Yeni Cami'ye
    Yelken yelken, seren seren gemiler;
    Yamaçta, kıyıda, yolda camiler.
    Bu horasan, mermer, kurşun dağları
    Omuzunda taşıdığı çağları
    Taşıyacak daha çağlar boyunca
    Ve yer çekmeyecek yere koyunca.
    Yolları arkada bırakan hızla,
    Kanatlarımızla, atlarımızla
    Aşarken toprağı, taşı denizi
    Bu kurşun memeler emzirdi bizi.
    Böyle bir gemide yendi suyu Nuh.
    Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh.

    TEK YOL DEVRİM

  9. #9
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Fetih Marşı

    Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
    Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
    Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek
    Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın ?
    Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
    Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden....
    Senin de destanını okuyalım ezberden...
    Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...
    Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
    Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
    Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
    Göster : Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
    Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini
    Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
    Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
    Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
    Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
    Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!
    Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
    Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!
    Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
    Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan !
    Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan ....
    Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
    Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
    Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !
    Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
    Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...
    Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın ?
    Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!

    TEK YOL DEVRİM

  10. #10
    Ehil Üye ŞİMŞEK MUSTAFA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2008
    Bulunduğu yer
    AYDIN
    Mesajlar
    1.598

    Standart

    Anne

    İlk kundağın
    Ben oldum, yavrum;
    İlk oyuncağın
    Ben oldum.
    Acı nedir
    Tatlı nedir... bilmezdin
    Dilin damağın
    Ben oldum.
    Elinin ermediği
    Dilinin dönmediği
    Çağlarda, yavrum
    Kolun kanadın
    Ben oldum
    Dilin dudağın
    Ben oldum.
    Belki kıskanırlar diye
    Gördüklerini
    Sakladım gözlerden
    Gülücüklerini...
    Tülün duvağın
    Ben oldum!
    Artık isterlerse adımı
    Söylemesinler bana
    'Onun Annesi' diyorlar...
    Bu yeter sevgilim bu yeter bana!
    Bir dediğini iki
    Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
    Ve seni öyle sevdim sana
    O kadar ısındım ki
    Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
    Gün oldu kırdın...
    İncinmedim;
    İlk oyuncağın
    Ben oldum.. Yavrum
    Son oyuncağın
    Ben oldum...
    Layık değildim
    Layık gördüler
    Annen oldum yavrum
    Annen oldum!

    TEK YOL DEVRİM

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Moğol Kızından Sakarya Türküsü
    By canan** in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 03.09.08, 04:08
  2. Sakarya Türküsü
    By *ruveyda* in forum Şiirler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 31.07.08, 00:02
  3. Rüzgarın Türküsü
    By EBABİL in forum Edebiyat
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 04.05.08, 10:42
  4. Sakarya
    By mti in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21.12.07, 14:09
  5. Hazan Türküsü
    By semensima in forum Şiirler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 08.08.06, 14:26

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0