BÜLBÜL


Her aşığın kuytu köşelerde dert ortağı,
Zaman ve mekan değişse de kaybolmaz adı,
Çok zaman ıstırap,hüzün ve ğöz yaşı,
Hasta gönüllerin tabibi,dertlilere ağız tadı,
Her dem bulunmaz,ancak bir seher vakti,
Gördüm uzaktan perişan hali bir garipdi,
Buluştuk arz ın en ücra köşesinde,
Bir adım ötesi sarkıyor sonsuz dibe!

Önce ben dertlerimi sıralamak istedim,
Zümrütle bezenmiş şu engin vadide.

Bülbülün ne ummanlar gizlermiş minik kalbi?
Dev gemiler yarış yapar yerken açsalar,
Cüssesindan umulmaz öylesi bir ötüşü var ki,
Bedel olur sayısız makışa ney olsalar!

Ey bülbül...

Benim sayısız dertlerim var da inilerim,
Göçmüş kübbem,dökülmüş yaldızlı çinilerim,
Pınarlarım hepten kurumuş,akmıyor gözyaşım,
Sahipsiz yatarım yıllardır,kaldıran yok naaşım!

Her şeyimizi kaybettik efendisi iken dünyanın,
Belki de tokadı indi ensemize Yüce Mevla nın?

Ey bülbül...

Tel örgüler çekilmiş benim öz arsamdan,
Ayrı düştüm ana dan,baba dan hem yar dan,
Derdimi kimlere döksem? uzağım hem sırdaşdan,
Paranga yok ayağımda ama kalmadı takat,
Mertlik kayboldu,görünmez artık sadakat.

Insanımın sayısı çok lakin nerde keyfiyet,
İtiraz eden yok,istersen destursuz küfret!

Ey bülbül...

Cehalet, dolaşır kara bulut misali tepemizde,
Küfrün tehdit namlusu her an ensemizde,
Okula değil ibadete giden yollarda kapalı,
Biz bu gaflet uykusuna yattık yatalı,

Ey bülbül...

Her yerde kanunlar, sen boyun eğeceksin,
Ölümden korkuyorsan ehven i şerri sececeksin!
Kendi evladına dahi seçdiğin adı koyamazsın,
İtirazın mı var? öyleyse burada barınamazsın.

Başını da açacaksın, eşarpla bağlamak yasak,
Acaba böyle yaparak mı çağı yakalasak?

Ey bülbül...

Bir vakit Kabedeki putların sayısı belli idi,
Şimdi her cadde boyu kırk ya da elli,
Eğer cihanda bulursan faize bulaşmayan birini,
Şüphesiz veli dir, hemen öpüver o nun elini.

Gerçekten mü’ min mi şu namaz kılanlar?
Yakasına enva i çeşit rozet takanlar!
Kafalarında bin bir hürafe ve bid at,
Yanın da komşusu aç iken tok yatanlar.

Ey bülbül...

Hele birazcık dur ne olur dertlerim dinle,
Bir daha kimbilir belki de buluşamam seninle,
Sırdaşım ancak sensin,al yükümü bir nebze.

Senin zarif kanatların minicik, ama hür,
Nice ülkenin bağrında basılı kara mühür!

Yok edip aldılar elimizden tüm hürriyetleri.
Safiyeti bozuldu, kirlendi nicelerin zürriyetleri!

Bir adım ötede kardeşi doğranır hunharca,
Ne görür,ne duyar,ne hisseder,tanımaz yıllarca,

Aç kurt misali daima bir lokmanın peşinde...
Bilmez ki er geç ölme sırası kendinde!

Ey bülbül...

Sen yakında gördün Mevlana diyarı Afganistanı,
Kolsuz,ayaksız yarım gövde dolaşanları,
Seller misali akar yıllardır anaların göz yaşı,
Hala güdülür kısır taassup, Yarap ne acı?

Ey bülbül...

Çeçenistan’ ı iyi bilirsin,feryatlar dinmez,
Yüz yıllardır sürer bu kavga hala bitmez,
Erkekleri nesli bitti bitecek,
Acaba dişi aslanları tarihten kim silecek?

Beşiği sallayan kadınsa,
Niçin sallayıp da tersine çevirmesin dünyayı?
Hani biz onlara yardımcı oldukta,
Yenemedi mi Çeçenli bacılar zalim Rusya yı?

Ey bülbül...

Filistin kanayan yaram, anlatma bana,
Nasıl cevap veririz? sorarsa Ulu Sultana,
Çilekeş babalar yaralı bebekleri kucağında,
Kolları kanatları kırık, mülteci kampında,
Çocuklar dev tanklara taşla karşı koyarken,
Duymaz feryatları bizdeki çağdaş gafiller,
Yedi kat semanın ötesi arş’ ı ala duyarken.

Ah...Filistin onulmaz acı tam kalbimin ortasında,
Çok değil,her inandım diyen bir tükürük atsa,
Boğulurdu çoktan şer güçler,
Heyhat...nerede tükürük atacak beyler?

Ey bülbül...

Unutmadım Bosnayı şimdi sıra gelecek,
Balkanlardan atılan ok bağrımı delecek.

Nasıl da hissiz seyreder vahşeti Avrupalı?
Dillerinden hiç de eksik olmazken barış lafı,
Bugün olmadı,yarın diyerek hep oyaladı,
Birer birer yok edilir mübarek baba yadiğarı.

Ey bülbül...

Aklım da Irak var,ama önce siyahi Afrika,
Bacaklarında don yok’ benzerler canlı korkuluğa,
Dağıtılan bir avuç pirinç,İncil hemen yanında,
Yese de ölüyor Afrikalım aç kalsa da,
Her körpe bedenin peşinde bekler akbaba.

Kapmak için düşünce yere cılız bedenleri,
Hiç mi düşünen yok kıvranarak ölenleri?

Sömürgeci güçler vahşete doymuyorlar asla,
Onlardan daha merhametli cesed yiyen karga,
Hiç değilse ölüleri bulup pençesiyle kapıyor,
Sahipsiz bedenlere midesinde mezar kazıyor.

Ey bülbül...

Ne olur sus, bu gün hep ben konuşayım,
Sen kapat gözlerini,sadece dinle,
İstersen eşlik et dertlerime hoş neğmelerinle.

Şayet bir gün yolun düşerse Filipinlere,
Selamım ilet, sen o gariplere,
Çileleri benim acımdır,yardım edemedim bir kere.

Çok müslüman var, haritada dahi bilmez yerini,
Ne duymuşuz adını ne de tanırız rengini,

Ey bülbül...

Sana henüz Türkistan’ ı anlatamadım,
Zira kurudu boğazım,tükendi nefesim,
Evlerin tam ortasında dikili darağacı herkesin,
Sığmıyor bir avuç inanan insan kocaman Çin e,
Milyarlık nüfusun kaybolmüşken içinde,
Nice sabi yavruları yok ederken nükler deneme,
Tam elli milyon insan katledildi işkenceyle.

Nüfusu milyonu bulmayan nice ülkeler var,
Öldürülen elli milyon canın hesabını kim yapar?

Ey bülbül...

Hani aşılması zor,sarp dağların eteğinde,
Bir yer var tarumar edilir Hindu elinde,
Adı Keşmir,dillere destan şirin bir belde,
Kana susamış Hindular saldırırlar her yerde,
Hatta,topluca ibadet ederlerken mescit de.


Ey bülbül...

Ancak sen bilirsin yerini ta uzak Doğuda,
Esir bir ülke daha var, adı;Endonezya,
İki yüz milyon kardeşim yaşar da orada,
Nüfusun ancak yüzde yedisi java,
Hakimiyet onlarda, çünki arkalarında Hollanda.

Zalim her yerde aynıdır,bitmez bu kavga,
Hak safında ordunun adı, Açe Sumatra.

Ey bülbül...

Anlıyorum sen de derdin dökmek istersin bana,
Gel beraber yakaralım Allah a,
İhtiyacı var her mazlumun dua ya,
Sen kendi lisanın ile, ben se aciz dilimle,
Dua bitmeyen cephane elizde,
Eksik olmasın yine de şükür halimize,
Sulh ve selam daima gönlümüzde...


H.Gazi Sener