Yeni öğrendiğim bir şey ki... şair, "Hissetmek Diyarı"nda imiş!
Hisseden demekmiş yani. Şairin bir yönünün de "kılı kırk yaran" olduğu
imiş.
Şiir sevmeyenlere sözümüz yok! Çok da; yok! Şiir zora gelmez; alınır! Ne
gelir ki zora!
Şiirsiz ülkelerin "gözlerine" bakar mısınız! Ne donuk!
Ezberinizde birkaç mısra yok mu gerçekten? Hecesinden, aruzundan,
serbestinden... Ne fark eder!
"Arkadaş sen bu yolda türküler tuttururken:
Sana uğurlar olsun; ayrılıyor yolumuz." (Faruk Nafiz Çamlıbel)
"Bu sabah iğdeler mi çiçekte?
...
Giden yazlar mı geri gelmekte?" (Hasan şimşek)
Şu soruların "tatlı" şaşkınlığına bir şey demez misiniz?
"Aşk imiş her ne var âlemde;
İlim bir kıyl ü kâl imiş ancak:" (Fuzûli)
Aşkı, mevsimleri, renkleri, sesleri... hep yeni bir şafakta kalbinizin bir
tarafçığına atıp kaçıverir şiir!
***


Hafif hafif dok/un/ur şair/şiir...


Rüzgâr gibi...


Çiseleyen bir yağmurun hikayesi veya yüzümüzdeki...


Bulut dokunuşu saçlarımıza...


Bir hüzün sığınağı...


Bir umut yumağı ki bahara boyalı uçurtmalar ucunda…


Bir yağmur sağnağı…


***


Avcumuza k/oyduğu mavi boncuk, şairlerin…


Oyunda kalmış çocukların çağrıldığı sokak/lar…


Bulutların nisan şakasında elif doğruluğu…


***


Yeni…


Sürüklemeli…


Ezber bozmalı…


Hevesli…


Zelzeleli…


Git gelli…


Allı pullu…


İpekli…


Bahar demetli…


Güz vedalı…


Kış beyazı…


Yaz gölgeli haller…


***


Şiir evinde oturanları "tercüme" etmeye kelime bulurken, hafakanlar
bas(ma)sa da sizi; o izi takip etmek yeni sözlük/ler ister!


Onların diyarına miyarına ulu orta gidilmez diye/bilirim!


Anlaşılmaz dilleri var gibi bakarlar bakarken da…"Düz" bir hayatın
"yabancısı" olduklarındandır.


***


Ellerine takılıp kalır mevsimler… Mevsimlerle, zamanlarla halleşmeden
helalleşmeden…
zor ayrılırlar.


Hayatın da hatırını sorarlar; ölümün de…


***


Parayı "saydıklarını" sanmıyorum!


***


Manşetlerle de pek ilgileri yoktur.


***


Sinek vızıltısını, kuş cıvıltısını "şiir olsun diye" duyarlar da;
uçakların/motorların sesine sağırdırlar! "Makineleşmek" istemezler.


***


Duymazlar mesela bir iflas çığlığını/sığlığını…


***


Duyarlar ve de kulaklarını dayarlar: Bak, işte, bu, yaprakların bir bahar
fısıltısı…


***


Onlara ne "kurmaca" kavgalardan, bulmaca/oyalamaca oyunlardan…


***


Dünyaya öyle "uzaktan" bakarlar ki yanı başlarındaki ölümü g/örmek'çin!


***


Güle güle derler çekip giden zamana; hoş geldin derler anlardaki açık/gizli
edaya…


***


Şair?


Eh, biraz, çocukluğa dair…


ALİ HAKKOYMAZ