Bu şiir, merhum Mustafa DÜZGÜNMAN tarafından 1950’ li yılların başında kaleme alınmış olup,kendisinin ebrûya hangi anlayışla ve nazarla baktığını anlatması bakımından özel bir önem taşımaktadır. İmlasına hiçbir müdahalede bulunmadığını belirten Uğur GÖKTAŞ’ ın, “EBRU TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ” isimli eserinden olduğu gibi alınmıştır.



Ebruname



Ebrûdaki görünen şu nukûşata iyi bak,


Şuunat-ı ilahidir sıfatından ayan Hak
Nakış-ı sun’un pertevinden Hubb-u Rahman aşikar,
Rüyetullah sırrıdır bu müsemmadır her varak.



Zan etme ki bu eşkalin halikıyız senle ben,
Gafil olup şirke dalma bir faildir iş gören,
Fırça,çanak,boya,tekne vasıtadır bilmiş ol,
Hep suver-i ilmiyedir mezahirde görünen.



Türlü türlü şekillerle arz-ı didar eyleyen,
Kitab,levha,sair eşya zeyn-i envar eyleyen,
Şuh ve cazip hatlarıyla kalb-i insan zevkiyab.
Saltanat-ı ebrûdur bu aşk-ı izhar eyleyen.



Onaltıncı yüzyılın Turan ebrû mebdei,
Orda zahir olmuş amma burada bulmuş neş’eyi,
Yüce Türkler ülkesinde kemâl bulmuş bu hüner,
Rabbim daim hıfız eylesin ebrû yapan zümreyi.



Ebrû demek ebir demek yani gökteki bulut,
Ab-ı rü da tutar mana su yüzüdür et şuhût,
Bir kelam-ı farisidir ebrû insan kaşları,
Her tevcihe sezadır kim manası da pek velût.



Kadim ecdat yadigarı müzeyyen bir san’attır,
Tabiatten mülhem olan bu nakışlar mir’attir,
Sani-i Hak sun’undan hep kendi kendin seyreder
Nakış nakkaş şey-i vahit bir vahdeti hikmettir.



Bu meslekte çok ustalar emek verip yetişmiş,
Biz yetiştik zevaline hepsi Hakka göç etmiş,
Büyük üstat Özbek Şeyhi Ethem Kami Efendi,
Hezar-fen,pür marifet bu san’atta pir imiş.



Son zamanlar şems-i ebrû gurub etmiş nagihan,
San’atkârı kalmamış hiç,ne de işten anlayan,
Bir er çıkmış Üsküdar’dan ihya etmiş bu zevkli,
İsmi hattat Necmeddin’ dir tek üstatdırbu zaman.



Üstadımız Nemci Molla çığır açmış bu işte,
Azimkârdır, muktedirdir anlayışta sezişte,
Lale sünbül karanfille bezendirmiş ebrûyu,
Talim etmiş taliplere zeval yok bu gidişte.



Destizenkte ezilir hep renkli cism-i boyalar,
Sarı zırnık inatçıdır ebrûcuyu oyalar,
Zırnık, lahur, gül bahar,al ebrûda hep esastır,
Bu dört renkle çok renk olur bu cümbüşte neler var.



Bu çesitli boyaların cilvegâhı teknedir,
Rahm-i mader gibi sanki reng-i vusla teşnedir,
Tekne içre kitre mahlûl bekler sırr-ı fıtratı,
Bazen tutar bazen tutmaz bir acayip nesnedir.



Ayrı ayrı çanaklarda boyaların kıvamı,
Su,öd ile ayarlanır başlar işin devamı,
Kitreli su üzerine fırçalarla boyalar,
Serpilerek nakşedilir kâğda çıkar tamamı.



Tarif gerçi kolay amma tatbikatta güçlük var,
Tecrübesiz yapılırsa insan olur bî karar,
Görünüşe aldanıp da çok kolaymış deme sen,
Bir ihtisas işidir bu aşık olan er yapar.



Mütenevvi şekillidir ebrûların sureti,
Battal,hatip,taramayla gör-asar-ı kudreti,
Karanfille lale sünbül papatyayla menekşe,
Taraklı da tezyin eder bu elvan-ı kesreti.



Ebru yapan seyredende gam kesâvet bulunmaz,
Gönülleri tenşit eder zevkle doyum olunmaz,
Yapan hayran,bakan hayran,alan,satan hep ayran,
Bu ebrûdan zevk almayan ebrûcuya yar olmaz.



Nazar kıldık kainata baktım mutlak ebrûya,
Vech-i yari ayan gördüm salat ettim bu Ru’ya,
Kenz-i mahfi tezahürü aşk-ı Hüda nümayan
Ebrû görüp Allah dedim irdim kalbi duyguya.



Bir hududu zevk-i elvan ebrûculuk san’ati,
Erbabın nazarında çoktur onun kıymeti,
Her varakta sırr-ı cemal aşikardır zahida,
Bu ebrûlar,bu safalar hepsi aşkın hikmeti.



Ben ebrûya aşık oldum düştüm onun peşine,
Leyla gibi nazlar etti yaramadı işime,
Bir aralık isyan ettim görmedim hiç iltifat,
İnsaf edip yüzün güldü işler açtı başıma.



Besmeleyle tezgah açıp ebrû yapan kişiyiz,
Fırça ile su üstünde hüner satan kişiyiz,
Üstadımız Özbek Şeyhi hem Necmeddin hocadır,
Büyüklere boyun kesip Hakka tapan kişiyiz.



Ey Mustafa nakş-ı sevda sana neler öğretti,
Derûnunda duran nakkaş “Eynemâ” yı öğretti,
Bab-ı ebrû rehnümadır vech-baki fehmine,
Arif olan bu ezharı bir noktadan seyretti.