Ben şiir yazmaya başlıyordum, şairler kitaplarını toplatıyordu utancından. Sen tebessüm edince güzellik anlayışını yeniden tartışıyordu bütün edebiyatçılar platformlarda. Nasıl da yakışıyordu gizemli olmak bize. El ele tutuşunca birbirimize yakışmak ne çok yakışıyordu...

Herkesten daha garip, herkesten daha anlaşılır ve yine herkesten daha çok anlaşılmazdı anlaşmalarımız. Birbirimizi hiç ortada bırakmıyordu bakışlarımız mesela. Gerekmedikçe konuşmuyorduk hiç, sanki her israf edeceğimiz kelime aşkımızı ziyan edecekmiş gibi tedirgin, ve yine her israf edeceğimiz kelime aşkı bize isyan ettirecek gibi tetikteydi yüreklerimiz...

Bütün korkuların yakasını bıraktım senden sonra. Tatlının tadını da unuttum ama acının da kıymetini biliyorum merak etme. Her gece abdest aldıktan sonra iki rekat, iki rekat şükür namazı kılıyorum bütün verdiğin acılara ...

Dövmeler yaptırıyorum kollarıma beni serseri göstersin diye caddelerine istanbulun. Ama hiç biri ürkmüyor benden, sensizlikten ürktüğüm kadar. Bu şiir var ya NaZlıCaN, benim son savunmam aşka. Son isteğin nedir sorusunun cevabı biraz da. Bilmem anladın mı, bilsem ah anladığını, susardım ya...

Kekeme bir serzeniş benimkisi, kendini anlatamayan, harfleri birbirine karıştıran, özneleri yüklemden sonra, nesneleri ise bazen eksik, bazen fazla cümleler kuran kekeme bir serzeniş...

Duyuyor musun beni ? NaZlıCaN...

Kurduğum bütün hayaller için hakkını helal et, içlerinde sen... Düşlediğim bütün mutluluklar helal etsin hakkını

Helal et

ediyor musun ? Nazlıcan ...


Minare ... 23 Ağustos 2008