+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 21

Konu: Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri

  1. #1
    Dost _burak_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    42

    Standart Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri

    ONLAR

    Onlar, tövbeyi Hz.Adem’den öğrendiler
    “Ben pişmanım” demeyi…
    Tekrar günaha dönmemeyi,
    Âdem’den öğrendiler.
    Cahiliye devrinin,
    Denizler gibi köpüren küfründen kaçıp
    Nuh’un gemisine biner gibi girdiler İslâm’a
    Çoluk-çocuk demeden,
    Demeden Ana-baba…

    Halîl-ür Rahman’dan öğrendiler sadâkati
    Hayatlarının baharında
    Tebessüm ederek girdiler ateşe
    İster gülistâna dönsün,
    İsterse nâra…
    Nefislerini kurban edip Allah’a
    Ve aldırmadan alevlerin yalımına
    “Hasbiyaallah!” dediler.
    Şimdi yüreklerimizde ayak izleri;
    Mâkâm-ı İbrâhim gibi…

    Beşiklerini sallamadı nehirler
    Bir Asiye kucağında büyümediler
    Mahrumdular Nil’e boyun eğdiren âsâdan
    Ama, boyun eğmemeyi öğrendiler Hz Musa’dan.
    Secdeye kapanmayı Tûr-i Sinâ bildiler.

    İffeti, Hz. Yûsuf’tan öğrendiler.
    Önce koparıldılar baba ocağından,
    Kuyu gibi karanlık dehlizlere girdiler,
    Kardeş eliyle…
    Yılmadılar…
    Yolları saraylara çıkmadı.
    Yılmadılar!
    Kaç kez dünya tüm güzelliğiyle davet etti onları.
    Yûsuf gibi;
    “Ben Allah’tan korkuyorum!” dediler.
    Bir gelin edâ ve hayasıyla yaşadılar hayatı.
    Çünkü onlar iffeti, Hz.Yûsuf’tan öğrendiler.

    Kör testereyle biçilmek mi gerek sevgilinin uğrunda
    Ölmek mi gerek “of!” bile demeden.
    Candan geçmek mi ağaç kovuklarında
    Düşünmeden, tereddüt etmeden
    Gülümsediler ölüm meleğine
    Ve Hz. Zekeriyya’nın gidişi gibi gittiler.
    Çünkü onlar ölürken bile yiğittiler!


    Davut’un eli gibiydi elleri
    Demirden yürekleri
    Pamuğa çevirdiler.
    Bir ayet inince gökten
    Semina ve edeana dediler.
    Gözyaşıyla karşıladılar vahyi.
    Onlar ağlamayı Hz. Davut’tan öğrendiler.

    Damarlarında Eyyub’un sabrı dolaştı, kan gibi.
    Hz. Yakub’un şükrü,
    Taht kurdu yüreklerine, Hakan gibi…
    Ve can gibi,
    Candan daha aziz bildiler,
    Bir yaprak gibi döküldüler.
    Hz.Meryem’in iffetli bakışlarından,
    İsa Mesih’in masum göz yaşlarından
    Süzülerek geldiler.
    Onlar Kainattan seçilmiş
    Ve Kâinatın Efendisi’ne sunulmuş
    Bir demet güldüler.

    Onlar yücedir.
    Çünkü rehberleri,
    Âlemlerin rahmet sebebi
    O’nun nazarlarıyla yüceldiler.
    Sahabe oldular.
    Tüm makamları, mevkileri yüreklerinden söküp
    Sâde bir kul oldular.
    Çünkü onlar Allah’a kul olmayı
    Rasul-i Ekrem’den
    Âlemlerin İncisinden
    Kulluğun birincisinden öğrendiler.
    Ne öğrendilerse O’ndan öğrendiler
    Çünkü O, gerçekleşen rüyaydı.
    O, Habîb-i Kibriyâ’ydı.
    O, Muhammed Mustafa’ydı!

    Salat ve selam olsun O’na
    Ve peygamber kardeşlerine.
    Selam olsun Meleklere
    Ve O’nun keremli Ehl_i Beyt’ine
    Selam olsun o güzîde ashâbına.
    Ve ruhlarımız feda olsun O’na,
    Ve O’nun nurlu yoluna…
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (25.08.07 Saat 13:45 ) değiştirilmiştir.
    Ötede sıratı rahat geçecek olanlar burada sırat-ı müstakim üzere yaşayan insanlardır.

  2. #2
    Dost _burak_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    42

    Standart

    SEN YOKTUN

    Sen yoktun...
    Hz Adem'deydi nurun
    Önce cenneti,
    Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
    Adem nuruna affedildi
    Arafat bu affa şahitti.

    Sen yoktun
    Nuh'un gemisindeydi Nurun...
    Dalgalar yeryüzünü boğarken
    Toprağın bağrındaki su
    Gökyüzüyle buluşurken
    Ve bu bir ilahi azap derken,
    Allah nurunu taşıdı binbir sebeble
    Tufan,nurunu selamladı edeple...

    Sen yoktun...
    Hz.İsmail'in alnındaydı Nurun
    İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
    "Rabbimiz" dedi,
    " Onlara kendi içlerinden
    Senin ayetlerini okuyacak
    Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
    Onları temizleyecek bir elçi gönder ";
    Amin dedi on sekiz bin alem
    Nurunla aydınlanan minicik ellerini
    Semaya kaldırarak
    Amin dedi İsmail.
    Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
    Medine'den adı Uhud olan bir amin yankılandı
    Sevr dağında.

    Sen yoktun Sultanım...
    Hz.İsa Ahmed diye muştuladı seni
    Alemlerin efendisi diye sana seslendi
    " Artık ben sizinle çok söyleşmem "dedi havarilerine
    Çünkü bu alemin reisi geliyor...
    Bekleyin Ahmed geliyor
    Kainata Rahmet geliyor...
    Havarilerin yüzünü okşayan, ölüleri dirilten bir nefes oldun.
    Ama sen yoktun.

    Sen yoktun....
    Hz.Abdullahın alnındaydı Nurun
    Başı eğik gezerdi mazlum
    Put eyle göklerden seni sorardı
    Varaka seni arardı sema'da
    Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
    Ağlayarak süslediler ölüme!...
    Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.

    Sen yoktun Sultanım...
    Canlı canlı toprağa gömülmenin adı idi dayıya gitmek,
    Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliği idi,
    Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi.
    En son çocuk atılırken çukura,
    Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
    Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi
    Melekler süslüyordu Hira'yı,
    Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur
    Efendisine hazırlanıyordu Mekke
    Alem, efendisine hazırlanıyordu.
    Kainatın gözü Hz.Amine'deydi
    Toprak yalvarıyordu Rabbine...
    Gel diye ağlıyordu mazlumlar
    Gözleri Sema'da
    Ve bir gelişin vardı Ya Resülallah
    Bir inişin vardı yeryüzüne
    Ve cebrail ardında yalın kılıç melekler
    Bir inişin vardı yeryüzüne
    Yetimler en huzurlu geceyi geçirdiler belki de...doya doya.
    Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini
    Herşey sus pus olmuştu.
    Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu Ay,
    Kainat bir isim duymak istiyordu
    Ve bir ses yükseldi Aminenin evinden
    Muhammed...
    Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini
    Muhammed...
    Seni yaratan Allah'a kurbanız Ey Dürr-i Yekta...
    Sana O adı veren Rahmana kurbanız.

    Artık sen vardın...
    Susuz topraklara rahmet indi seninle
    Annenden sonra, anne Halime sevindi seninle
    Yağmura mı ihtiyaç var?...
    Kaldır şehadet parmağını...
    Yağmuru salsın Allah
    Sonra tut ağacın yaprağını
    Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
    Yeter ki sen iste
    Sen iste Ya Resülallah
    Deki; ben kimim?...
    Dağlar, taşlar dile gelsin...
    Dilsiz çocuklar ellerinden tutup "ente resülallah" desin.

    Sen vardın...
    Bedir kârdı,
    Uhud dardı,
    Hendek yardı,
    Yiğitlerin vardı.
    Ölmek için yarışan yiğitlerin
    Hele bir Enes'in vardı Ya Resülallah
    Uhud'da öldüğünü duyunca arkadaşlarına;
    " Niye burada oturuyorsunuz ? " diye sordu...
    Onlarda ;" Allah'ın resül-ü öldürülmüş ! " deyince...
    " Peki O öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız,
    Kalkın ve O'nun gibi ölün." demişti.
    Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
    Hem de ne şehit Ey Nebi...
    Vücudu yaralardan tanınmaz halde idi
    Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...
    Musab bin Umeyer'in vardı senin...
    Uhud'da sancağını taşıyan, öyle bir aşkla sana bağlıydı ki!...
    Allah o gün meleklerini Musab'ın suretinde indirdi.
    Ebu Hureyre'n vardı...
    Acıkınca mescidin önünde durur
    Sana bakardı, sen anlardın.
    " Ya Ebahir!..gel " derdin.

    Ve sen gittin...
    Bir gidişle gittin.
    Ardında hüznün kaldı,
    Hasretin kaldı göklerde,
    Bilal ezan okuyamaz oldu
    Ne zaman teşebbüs etse
    " Muhammed resülallah " demeye...
    Dizinin üstine çöker kendinden geçerdi.
    Sonra günler ay, aylar yıl oldu.
    Asırlar oldu...
    Sensizliğe açtık gözlerimizi
    Ama sen bırakmazsın bizi!...

    Sen varsın...
    Ey şehitlerin Sultanı sen varsın
    Bir şehit bile ölmezken
    Sana nasıl yok deriz.
    Ebu Talip Şam'a giderken,
    devesinin önüne geçip;
    " Beni burada kime bırakıp da gidiyorsun " demiştin
    " Ne anam var ne babam..."
    Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden
    Sensizliğin ızdırabı ile inleyen
    Ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Resülallah
    Bırakma bizi ki ; Allah " Sen onların içindeyken onlara azap edecek değiliz." buyuruyor.

    Bırakma bizi !...
    Hayatı seninle öğretti Rahman
    Kulluğu seninle tanıdık
    Duayı senden öğrendik sevgili,
    Hz.Ömer umre için senden izin isteyince,
    Kardeşcik dedin ona;
    " Duanda bana da yer ayırır mısın ? "
    Bizler Ömer değiliz ama bütün dualarımız senin için.

    Ey Rabbimiz!...
    Resülünü anışımızdan haberdar et...
    O'na binler salat,binler selam...
    Habibine Makam-ı Mahmud-u ver...
    O'na Vesile-i lütfet...
    O'nu Refik-i Ala'ya yükselt....
    Bizi de affet...
    O'nun hatırına affet...
    Zatının hatırına affet...
    Ne olur affet bizi...
    Bizi affet....
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (25.08.07 Saat 13:46 ) değiştirilmiştir.
    Ötede sıratı rahat geçecek olanlar burada sırat-ı müstakim üzere yaşayan insanlardır.

  3. #3
    Dost _burak_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    42

    Standart

    ASIRLIK ŞİİR....

    Bir şiir daha başlıyor.
    Ama bu, asırlık bir şiirdir.
    On dört asırlık bir şiir.
    Peygamber sohbetinin
    Şiirleşmiş ifadesidir.

    Şimdi o güne gidiyoruz.
    Yine bir yolculuğa çıkıyoruz.
    Yeni bir yolculuğa

    Zaman ötesi zamanda
    Ulvi bir vakitteyiz
    Ve sanki biz, şimdi Asr-ı Saadetteyiz.
    İzhir ve celil otlarının o hoş kokusu yayılır.
    Mecenne sularının sesi gelir uzaktan
    Şame ve tufeyl dağları ninni söyler sahraya.
    Herşey uysaldır.
    Herşeyde nazlı bir gül edası.
    O'nun edası
    Ve O'nun sohbeti.
    Dinleyenler sahabe topluluğu.
    Sanki başlarında bir kuş var,
    Ve sanki o uçmasın diye pür dikkât
    O'nu dinliyorlar.
    Aileden, maldan ve amelden bahsediyor.
    Sohbet bitince Abdullah b. Kürz izin istiyor;
    ya Rasulallah!
    Anlattıklarınızı şiir halinde söyleyeyim mi?
    İzin verir misiniz?
    Hz. Peygamber;
    Olur. Buyuruyor.
    Ve Abdullah b. Kürz şiirine başlıyor.
    Ailem, yaptıklarım ve ben sanki üç kardeşiz.
    Ölüm yaklaştığında onları çağırıp konuşan biri gibiyiz.
    Adam kardeşlerine der ki;
    Ölüm kapımı çaldı! Bana yardım edin.
    Geri dönülmez bir yolculuk başlıyor.
    Uzun ve güvenilmez.
    Bu hal karşısında bana nasıl yardım edebilirsiniz?
    Malı der ki;
    Benden ayrılmadığın sürece
    Her isteğini yerine getiririm
    Ama ayrılık olursa aramızdaki dostluk biter.
    İstediğini benden şimdi al.
    Çünkü yakında ben, savrulan kumlar arasına katılacağım.
    Başka insanların olacağım.
    Beni sonraya bırakma, harca.
    Hızla yaklaşan ölüm gelmeden,
    Elini çabuk tut, hayır yap.

    Ailesi de şöyle der;
    Ben seni cidden sever,
    Seni herkesten üstün tutarım.
    Gücümü kuvvetimi senin için harcar, iyiliğini isterim.
    Ama iş ciddileştiğinde senin için ölemem!
    Ardından göz yaşı dökerim,
    Yüksek sesle ağlarım,
    Seni hayırla yâdederim.
    Cenazende bulunur,
    Gireceğin kabre kadar,
    O son durağına kadar,
    Hasretle tabutunu taşır,
    Sonra geri dönerim.
    Sanki aramızda hiç bir şey yokmuş gibi,
    Hiç birbirimizi sevmemiş gibi,
    Hiç birbirimizden sevgi görmemiş gibi
    İşte insanın ailesi!
    İşte desteği.
    Ve işte gerçek yüzü.

    Sonra ameli konuşur insana;
    Ben, senin kardeşinim der
    Sarsıntıların dehşetli anında
    benim gibi bir kardeş bulamazsın.
    Benimle mezarda karşılaşacaksın.
    Orda seni savunacağım.
    Hesap günü, ağır gelmesi için gayret gösterdiğin kefeye oturacağım.
    Beni unutma, değerimi bil!
    Ben üzerine titreyen merhametli bir öğütçüyüm.
    Seni hiç bir zaman yalnız bırakmam.
    İşte senin amelin!
    Vuslat günü kavuşacağın güzel amellerin!

    Abdullah bu şiiri okuyunca,
    Rasulullah ve arkadaşları ağladılar.
    İşte o günden sonra,
    Hz. Abdullah,
    Ne zaman ki bir topluluğun yanından geçse
    Kendisini çağırır, şiirini okumasını rica ederlerdi.
    O da okurdu.
    Ve yine göz yaşı.
    Yine çağlayan sahabe yürekleri!

    Bu şiir asırlık bir şiirdi.
    On dört asırdır okunan bir şiirdi.
    Peygamber sohbetinin,
    Şiirleşmiş ifadesiydi
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (25.08.07 Saat 13:47 ) değiştirilmiştir.
    Ötede sıratı rahat geçecek olanlar burada sırat-ı müstakim üzere yaşayan insanlardır.

  4. #4
    Dost _burak_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    42

    Standart

    Sen gidince efendim

    Şiir: İskender Pala

    Yorumcu: Dursun Ali Erzincanlı

    Sevgili!
    Sen gitmiştin...
    Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerine salmıştın bizi.
    Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda...
    Sen gitmiştin...
    Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
    Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.

    Sevgili!
    Nasıl iltica edelim sana ;
    huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!.
    Ve duyurabilsin mi sesini!?.
    Efendim, duyar misin sesimizi?..

    Sevgili!
    Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay, sen vefa göğünde
    hilal.
    Biz bir bakışının dilencisi,
    biz dolunay tutkunları,
    biz bayramı gözleyen oruçlar.
    Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz.
    Sen imrenme, biz ayıplanma.
    Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar.
    Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı.
    Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz,
    kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.
    Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim,
    düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver.
    İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?..

    Sevgili!
    Sen gitmiştin...
    Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da.
    Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı.
    Sen gitmiştin...
    Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara;
    ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi.
    Sen gitmiştin...
    Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda.
    Hasretinden akıllar yitirildi efendim,
    gönüller gölgelere düştü.
    Kucak kucağa güneşlerimiz söndü,
    dudak dudağa denizlerimiz kurudu
    ve sen gitmiştin efendim.
    Sen gitmiştin...
    Seninle birlikte her şeylerimiz gitti.
    Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra;
    kanlarımız sahralar doldurdu.
    Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi,
    kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına...
    Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim,
    hiç kâr elde edemedik.
    Aldandık, hep aldandık.
    Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.
    Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.
    Bize sevmeyi unutturdular ilkin;
    sonra sevginin ne olduğunu...
    Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardı artık.
    Vurgunlar yedik pes pese efendim...
    Ve sen gitmiştin.

    Sevgili!
    Sen gitmiştin...
    Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın.
    Hayırları söyleyip gitmiştin,
    biz ser işler olduk.
    Uzun uzun emellere kapıldık,
    kapılanıp kaldık umutların kapısında.
    Yolunda yürümekten üzerimize düşen,
    baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim.
    Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen;
    böğrümüzde kaldı ellerimiz.
    Hanım idik halayık olduk;
    bay idik köle edildik.
    Sen gitmiştin...
    Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler.
    Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar,
    dönüşlerinin ahengini kırdılar.
    Bölük bölük kadınlarımız,
    grup grup erlerimiz,
    demet demet çocuklarımız,
    kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini.
    Ve sen gitmiştin efendim...
    Sevgili!
    Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği
    prizmada.
    Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna;
    aşkın o aynanın cilası idi hani.
    Güzelliğin olmasa efendim,
    aşkı hiç bilmeyecekti cihan;
    aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı.
    Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına
    durmuştu efendim...
    Ve sen gitmiştin...
    Sevgili!
    Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
    Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
    Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
    Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
    "Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
    Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü;
    Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.
    Artık düşmanlarımız dostlar arasında;
    dostumuz düşman içinde.
    Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda.
    Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...
    Sana muhtacız!..
    Sana en fazla muhtacız.
    En fazla sana muhtacız.
    Uyandır bizi uykumuzdan...
    Gel ey sevgili!
    Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
    Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
    Sana muhtacız...

    Sana en fazla muhtacız...
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (25.08.07 Saat 13:47 ) değiştirilmiştir.
    Ötede sıratı rahat geçecek olanlar burada sırat-ı müstakim üzere yaşayan insanlardır.

  5. #5
    Dost _burak_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    42

    Standart

    SENSİZ DEĞİL İstanbul sokakları da sensiz değil bilirim.
    Medine kadar aydınlık olmasa da gecelerimiz,
    Karanlık boşaltsada siyahını üstümüze,
    Salat’ımız var sana
    Selamımız var sana
    SULTANIM!

    Aşkına esir olmuş yürekleri sen bilirsin.
    Sevgine adanmış hayatları tanırsın sen.
    Çektikleri acıyı...Yalnızlığı...

    Gözlerde dolup dolup boşalan yaşları sen bilirsin,
    Uykuya inat hıçkırıklara boğulanları tanırsın sen
    Yaşadıkları ızdırabı...Hüznü...
    SULTANIM.
    --

    İstanbul sokakları da sensiz değil bilirim.
    Aydan ak yüzünün hayaliyle dolaşırız Eyüb'ü
    Sultanlar sultanının ev sahibine deriz'ki;
    Salat’ımız var O'na
    Selamımız var O'na
    SULTANIM!

    Annesizliğin burukluğunu bilirsin sen.
    ALLAH’tan gayrı kimsesi olmayanı tanırsın sen.
    Ürkekliğini, masumluğunu

    Rahmana, dayananları sen bilirsin,
    Kulluğuyla övünenleri tanırsın sen
    Kul gibi yaşayanları.
    SULTANIM!
    ---
    İstanbul sokakları da sensiz değil bilirim.
    Düşen her yağmur damlasında rahmetinden ışık var.
    Kalbimizde virdin, Ruhumuzda nurun var.
    Salat'ımız var sonra,
    Selam'ımız var sana
    SULTANIM!

    ALLAH’a giden yolusen bilirsin,
    Yuluda yolcuyu da tanırsın sen
    Vefa ile gidişinden
    Süohan'a yönelmeyi sen bilirsin.
    Utanarak af dileyeni tanırsın Sen mahcubiyetini, samimiyetini...

    SULTANIM
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (25.08.07 Saat 13:48 ) değiştirilmiştir.
    Ötede sıratı rahat geçecek olanlar burada sırat-ı müstakim üzere yaşayan insanlardır.

  6. #6
    Dost _burak_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    42

    Standart

    MEDİNE’DE ZAMAN


    Medine’de sabah başkadır.
    İnsanlar sevinçle uyanırlar,
    Ezan-ı Muhammedi yükselir.
    Mescid-i Nebevi’den
    Ve Medine sokakları
    Bayram yerine döner.
    Bir dede hanımının elinden tutarak yürür.
    Bir çocuk mescidin bahçesinde koşar özgürce
    Sabaha kadar yeşil kubbeyi seyreden bir genc
    Tebessüm ederek girer babus selam kapısından
    Yeşil elbiseleriyle mescidde hizmet edenlere imrenir
    Bir peygamber aşığı...
    Bir peygamber aşığı Ümmet-i Muhammed’i koklar
    Gözlerini yumarak...
    Bir kuş uçar cennet bahçesinin üstünden.
    Bir tekbir yayılır boşluğa.
    Bir hasret dillenir yüreklerde
    Ve “Bir” olana ibadet edilir.
    Kimi ravza-i mutahhara’da kılar namazı
    Kimi ashab-ı suffenin yerinde
    Şemsiyelerin altında saf tutar kimi
    Kimi mescidin bahçesinde.
    Ve hıçkırıklarla secdeye kapanırlar.

    Sonra otellere dönülür
    Güneşin huzur veren ışıklarıyla.
    Yeni kafileler girer medineye
    Otellerin arasından yeşil kubbeyi arayan gözler
    Salat-ü selamlarla yıkanır.
    Kimi kafileler
    Cennetül Bakî’dedir.
    Kimisi Medine’yi dolaşır otobüslerle
    Mihr Ali abiden Uhud’u dinler.
    Hz. Hamza’yı dinler.
    Asr_ı Saadeti yaşar Peygamber misafirleri.


    Medine’de öğle başkadır.
    Güneş ikindiye kadar yalnızdır Medine sokaklarında
    Çünkü Güneş kıskançtır.
    Habîb-i Zîşan’la başbaşadır.
    Kainatın güneşinden güç katar gücüne.

    Ve ikindi namazından sonra
    Dükkanlar açılır.
    Buhurdanlıklarda tüten kokular
    Nazlı nazlı etrafa yayılır.
    Kasr-ı halife oteline giden bir babaanne
    Yolda torunlarına oyuncaklar alır
    Hurmaları yüklenmiş bir delikanlı
    Eşiyle birlikte yürür
    Melekler tebessüm eder onlara
    Dua eder.
    Bir kasetçiden Kabe imamlarının sesi yükselir.
    Vahyin yıkadığı yüzler dolaşır pazarlarda
    Medine halkı güler yüzlüdür.
    Çünkü onlar Ensar’ın torunlarıdır.
    Rasulullah’ın komşularıdır.
    Çok hassastır kalpleri.
    Bunu bilen bazı misafirler
    Mescid-i Nebevi’de kazandıklarını
    Hayatları pahasına korumaya çalışır.
    Ama bazıları
    Sanki sadece alış verişe gelmiş gibi,
    Kavga gürültüyle geçince günleri
    Ve Unutunca Medine’yi
    “Yazık oldu” der melekler
    Milyarlarca insanın içinden seçildi
    Buraya geldi
    Ama yazık etti, yazık etti.

    Medine’de akşam başkadır.
    Zemzem bidonlarından zemzem içilir
    Ve ikram edilir yanındakilere.
    Şemsiyeler kapanır yavaşça,
    Kubbeler açılır.
    Gökyüzü tüm ihtişamıyla meydana çıkar.
    Kimse yıldızları fark etmez nedense
    Kainatın güneşinin yanında yıldızlar farkedilmez.
    Ebuzer gıfari caddesini yağmur ıslatmasa da
    Hasret gözyaşları ıslatır.
    Sıra sıra dizili ankesörlerden
    Farklı dillerde konuşmalar yapar.
    Farklı renklerde insanlar.
    Heyecanla konuşan biri şöyle der:
    “İnanamazsın, şu anda seninle konuşurken
    Mescid_i nebevi’ye bakıyorum.
    On tane minare sanki arşa yükselmiş gibi.
    Öyle heybetli görünüşleri var ki anlatamam.
    Bu gün ikindi namazını Ravza-i mutahhara’da kıldım
    Hem de Hz.Aişe sütununun önünde.
    Allah sana da nasip etsin.
    İnşallah dönünce anlatırım.

    Medine’de gece başkadır.
    Peygamber misafirleri dalınca uykuya
    Melekler iner Kubbetül Hadra’ya.
    Ve uzaklarda, çok uzaklarda
    Medine hasretiyle yanan yüreklerden
    Selamlar iletilir Sultanlar sultanına.
    “Ya rasulallah” demiştir biri
    “Bu yıl da nasip olmadı Medine’ne gelmek!
    Ravza’nın kokusunu koklamak nasip olmadı.
    Umre’ye gidenleri görünce boğazıma bir şey takılıyor.
    Hep selam gönderiyorum sana
    Geçenlerde umreden dönen bir arkadaş
    Tespih verdi bana. Medine’den almış.
    Tespihi sabaha kadar kokladım.
    İnşallah bu yıl gelirsem o tespihi de getiricem.
    Sana salat ve selam olsun ey gönlümün sultanı.

    Medine’de zaman başkadır.
    Medine’de herşey bir başkadır.
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (25.08.07 Saat 13:49 ) değiştirilmiştir.
    Ötede sıratı rahat geçecek olanlar burada sırat-ı müstakim üzere yaşayan insanlardır.

  7. #7
    Dost _burak_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    42

    Standart

    SENİN GİBİ


    Seni seven senin gibi olmalı

    Ve senin gibi sultanım.

    Allah’a kul olmalı

    Namaz, gözünün nuru…

    Sen namaz için mihraba yaklaşınca

    Yüz yirmi bin peygamber geçer sağına…

    Solunda ashabı güzin

    Ve saf saf melekler

    Sonra milyonlarca veli

    Edeple ardına geçer
    Müminler sıra sıra…

    Canlı cansız tüm varlık …

    Sen namazdasın ve kainat ardında…

    Uzanır öpülesi ellerin

    O nurlu ellerin

    Rahmanın dergahına uzanır

    İsteyen sensin ; veren Allah !

    İste sen,

    “Rabbin sana verecek eve sende hoşnut olacaksın ”

    Sen iste ki Allah’a yakarışın yüreklerimizi yaksın

    Sen iste ki ,

    Alemler sesini sensi katsın

    “ Ver, ne olur Allah’ım !

    Habib’in ne istiyorsa bize de ver Allah’ım ! ”
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (25.08.07 Saat 13:49 ) değiştirilmiştir.
    Ötede sıratı rahat geçecek olanlar burada sırat-ı müstakim üzere yaşayan insanlardır.

  8. #8
    Dost _burak_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    42

    Standart

    KAYBEDENLER

    Mescidi nebevide ayakkabısını kaybeden çocuk
    Kaç defa aradılar sana onları
    Kaç defa döne döne Ama her defasında buldunya
    Bir işarettir bu aramalar Bulmaların sevincini taşır içimde
    Her arama bulmaların önsözüdür hakikatte
    Aramalarda şirin mi olurmuş böyle
    Hele ardından medine kokulu bir çay
    Otel odalarından yayılan uhuvveti taşırdı Peygamber misafirlerine
    İkindi sonrası pazar yerinede gezinmeler mescidin bahçesinde sağında solunda heryerinde
    Çeşit çeşit hurma ve bir çocuğun ilgisini çekecek o kadar süslü pazarlar
    Ve bir cuma sabahı
    Bilinen sabahlardan değil bilinen cumalardan değil
    Oraya has bir sabah oraya has bir cuma
    Yalnız yapılan uzunca bir yolculuk
    Genç yolda ihtiyarsa hasta vaziyetinde otelde
    Hastaymışya ziyaret iptal
    Oysa kendisi iptal oldu farkında değil
    Bir bilse gitmenin kalmaktan faydalı olduğunu
    O topraklardaki bir adımın ne anlama geldiğini bir bilse
    O toprakları eşsiz yapan sevgiliyi bir bilse
    Bilecek birgün ama çok uzaklardaki bir bilgi olacak
    Ve bir akşam uçaklara bakacak ve bir sabah gözleri uçaklarda
    Batan güneş gökyüzünü kana buladığında oralarda olmaya can atacak ama nafile
    Mescidi nebevide ayakkabısını kaybeden çocuk
    Öyle kaybetmeler var ki bulmak yok sonunda
    Medine i Münevverede bulunması gerekeni bulduysan kaybetme onu çünkü o varsa herşey var
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (25.08.07 Saat 13:50 ) değiştirilmiştir.
    Ötede sıratı rahat geçecek olanlar burada sırat-ı müstakim üzere yaşayan insanlardır.

  9. #9
    Dost _burak_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    42

    Standart

    BEDİR

    Hazırlanın uzunca bir yolculuk var şimdi.
    Asr-ı saadete Cezîretül araba gidiyoruz.
    Bismillah diyin
    Bedir’e öyle girin
    Gökte melekler, yerde siz
    Ve bekleyin sessiz...
    Gelince
    İyi bakın onlara;
    Hem kendi zamanlarının
    Hem tüm zamanların en cesur yiğitleridir onlar
    Gökte yıldız; yerde arslandır onlar
    Yüz yirmi beş bin beden
    Ama bir tek ruh,
    Muhammedî ruhtur onlar


    Aslanlar çıkmıştır Medine’den
    Şimdi yoldadır Bedrin Arslanları
    İşte bakın şu Hz.Umeyr
    Aslan yavrusu.
    Yaşı küçük diye geri çevirecek rasulullah
    Ama öyle ağlıyor ki umeyr izin veriyor nebi
    Ey sad bin ebi vakkas!
    Sen bağla kardeşin Umeyr’in kılıcını
    Boyu kısa bağlayamıyor.

    Hz.Hamza’nın belinde iki kılıç duruyor.
    Attığı her adım bir kalbi durduruyor.
    Ey Hamza
    Gördüğün hiçbir şeyden korkmazsın bu doğru
    Ama heybetini gizli tut
    Yürüyüşün ölümü korkutuyor.

    Dinleyin Âlemlerin sultânını
    O konuşunca rüzgar bile susuyor;
    “Ey ashap! Hazır mısınız?”
    Sad bin muaz ayakta:
    “Ya Rasulallah!” diyor
    “Seni hak dinle gönderen Allah’a andolsun ki,
    Sen bize şu denizi gösterip dalarsan,
    Biz de seninle birlikte dalarız.
    Allah’ın bereketiyle yürüt bizi!”
    Tebessüm buyuruyor Habîb-i Zîşan!
    O, gülünce suya kanıyor susamışlar.
    Güller açıyor yüreklerde.
    Kederler unutuluyor.
    O gülünce, cennetler yaratılıyor.
    Gülüyor nebi ve yürüyorlar!
    Mekke’de çekilen acılar dinmiş
    Yürüyorlar!
    Sanki yıldızlar yere inmiş.
    Önlerinde Kâinatın Güneşi

    İşte Hz.Ömer ve Hz. Ali
    Biri Hattaboğlu!
    Biri Haydâr-ı Kerrar!
    Ve kolkola
    Ölümün ağzına giriyorlar!

    ...................

    Bedir’de baba oğul,
    Bedir’de kardeş kardeşe...
    Mekke müşrikleri Üç yiğit istiyorlar önce
    Üç yiğit gösterin aranızdan bize.
    Melekler Alemlerin sultanına bakıyor
    Kimi işaret edecek Sultan-ı Rasul.
    Çünkü o işaret edince ay ikiye bölünüyor.
    Acaba mübarek elleri kime uzanacak;

    “Kalk ya Ubeyde! Kalk ya Hamza! Kalk ya Ali!”
    Gördünüz mü yiğitleri!
    Hamza’yı gördünüz mü?
    Nasıl da salına salına gidiyor.
    Ya Ali?
    Sanki gökten iniyor, velilerin babası!
    Ubeyde ayağından yara alıyor
    Efendisine gidiyor hemen
    “Ya Rasulallah, ben şehit miyim?” diyor
    “Evet sen şehitsin”


    Ve dua ediyor efendiler efendisi;
    Rabbi Rahimine uzatıyor ellerini

    “Allah’ım bana yaptığın va’dini yerine getir.
    Allahım bu bir avuç insanı helak edersen,
    Artık sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmaz.

    Bir fırtına kopuyor Bedir’de...
    Hz.Mikail’in komutasında bin melek Rasulullah’ın Sağında!
    Bir fırtına kopuyor Bedir’de
    Hz. İsrafil’in komutasında bin melek Rasulullah’ın solunda
    Ve bir firtina daha!
    Hz. Cebrail,
    Bin melekle Rasulullah’ın önünde
    Üç bin melek alaca atlarla.

    Ey Ebu Cehil!
    Ne oldu?
    Düğüne gider gibi çıkmıştın Mekke’den
    Bedir’e çalgılarla, güle oynaya gelmiştin.
    Sen Allah’ın Rasulünü
    Ve O’na sevda çekenleri
    Sahipsiz mi sanmıştın?
    ................

    Dönüyorlar Bedir’den.
    Esirler arasında Peygamber amcası Hz.Abbas!
    Vakit gece...
    Esirlerin elleri bağlı
    Abbasın elleri sıkıca bağlı
    Bir inilti yayılıyor geceye.
    Uyuyamıyor rahmet peygamberi...
    Ya rasulallah niçin uyumuyorsunuz?” diyor sahabiler.
    “Amcamın iniltisi uyutmuyor beni”
    ve hemen Ashâb-ı Güzin
    Çözüyor peygamber amcasının ellerini.
    Rasulullah öğrenince durumu emir veriyor:
    “Tüm esirlerin çözün ellerini!”

    Dönüyorlar Bedir’den,
    Esirler arasında Peygamber damadı var.
    Fidye karşılığı serbest kalacak.
    Allah rasulüne bir gerdenlık uzatılıyor
    Kızınız Hz.Zeynep göndermiş,
    Beyinin fidyesi olarak...
    Şefkat peygamberinin gözleri doluyor.
    Çünkü bu gerdanlık,
    Kızının düğününde Hz.Hatice’nin taktığı kendi gerdanlığıdır.
    Yaşlı gözlerle konuşuyor nebi;
    “ O’nu salıverseniz, gerdanlığı da zeynep’e gönderseniz olur mu?
    “Olur Ya rasulallah sen üzülme!
    Sen bize canlarımızdan daha azizsin!
    Buyur, canımız feda sana yeter ki sen üzülme!”

    Dönüyorlar Bedir’den
    Sevgilileri dua ediyor
    Peygamber duasıyla dönüyorlar;
    “Kuluna yardım eden, dinini üstün tutan Allah’a hamdolsun.”
    Hamdolsun Âlemlerin Rabbi’ne
    Hamdolsun Âlemlerin Sahibi’ne.
    Konu Meyvenin Zeyli tarafından (25.08.07 Saat 13:51 ) değiştirilmiştir.
    Ötede sıratı rahat geçecek olanlar burada sırat-ı müstakim üzere yaşayan insanlardır.

  10. #10
    Gayyur duaci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    115

    Standart

    s.a
    <DIV>bu güzel dursun ali erzincanlı şiiriniz için teşekkürler..</DIV>
    Ne Sen Varsin, Ne Ben, Ne Kimse,O'var...
    Bütün Sevdiklerin Elden Gittiyse,O'var...
    Sana Daha Yakin Sah Damarindan,O'var...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. 52 Gün - Dursun Ali Erzincanlı (vcd,mp4,3gp,wmv)
    By OsmanYukselSerdengecti in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 19.03.09, 15:16
  2. Gelseydin(Dursun Ali Erzincanlı)
    By Garip_Maznun in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.02.09, 19:31
  3. Yolcu(Dursun Ali Erzincanlı)
    By Garip_Maznun in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.02.09, 19:28
  4. Dursun Ali Erzincanlı/Onlar
    By BayramD in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 19.09.07, 01:21

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0