+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 15

Konu: Memet Akif Ersoy

  1. #1
    Vefakar Üye beyan_01 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    ADANA&mersin
    Mesajlar
    543

    Standart Memed Akif Ersoy

    Gelin şairimizin yazdığı;bizim çok hoşumuza giden şiirlerini burada paylaşalım
    Konu beyan_01 tarafından (31.12.07 Saat 12:58 ) değiştirilmiştir.

    Izdırap insanı olmanın ilk şartı “kalb” taşımaktır;

    kalbini nefsine yedirmiş ya da onu cesedinin altında

    bırakmış bir kimsenin muzdarip olması çok zordur.


  2. #2
    Vefakar Üye beyan_01 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    ADANA&mersin
    Mesajlar
    543

    Standart

    UMAR MIYDIN?

    "Odama girdim; kap?y? kapad?m; ağlamaya başlad?m:
    O gün akşama kadar ?slam'?n garibliğine,
    müslümanlar?n inhitât?na ağlad?m, ağlad?m... "
    Sebîlürreşâd Şimal müslümanlar?ndan Atâullah Behâeddin


    Görünmez âşinâ bir çehre olsun rehgüzâr?nda;
    Ne gurbettir çöken ?slâm'a ?slâm'?n diyâr?nda?

    Umar m?yd?n ki: Ma'betler, ibâdetler yetîm olsun?
    Ezanlar arkas?ndan ağlas?n bir nesl-i me’yûsun?

    Umar m?yd?n: Cemâ'at bekleyip durdukça minberler,
    Dikilmiş dört direk görsün, serilmiş bir y?ğ?n mermer?

    Umar m?yd?n: Tavanlar yerde yats?n, rahneden bîtâb?
    Eşiklerden yosun bitsin, örümcek bağlas?n mihrâb?

    Umar m?yd?n: O, taş taş devrilen, bünyân-? mersûsun,
    Şu vîran kubbelerden böyle son feryâd? dem tutsun?



    ?şit: On dört as?rl?k bir cihân?n inhidâm?ndan,
    Kopan ra'd?n, ufuklar inliyor, hâlâ devâm?ndan!

    Civâr?n, manzar?n, cevvin, muhîtin, her yerin mâtem;
    Kulak ver: Çarp?yor bir mâtemin, kalbinde bin âlem!

    Ne hüsrand?r ki: Doldursun bugün tevhîdin enkâz?,
    O, hâkinden nebîler f?şk?ran, iklîm-i feyyâz?!

    Gezerken tavr-? istîla al?p meydanda bin münker,
    Şu milyonlarca îman "nehye kalk?şsam" demez, ürker!

    Ömürlerdir bir alçak zulme miskin ink?yâd?ndan,
    Silinmiş emr-i bi'l-ma'rûfun art?k ismi yâd?ndan.

    Hayâ s?yr?lm?ş, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde...
    Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!

    Vefâ yok ahde hürmet hiç, emânet lâfz-? bî-medlûl;
    Yalan râic, h?yânet mültezem her yerde, hak meçhûl.

    Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr;
    Nazarlardan taşan ma'nâ ibâdullâh? istihkâr.

    Beyinler ürperir, yâ Rab, ne korkunç ink?lâb olmuş:
    Ne din kalm?ş, ne îman, din harâb, îman türâb olmuş!

    Mefâhir kaynas?n gitsin de, vicdanlar kesilsin lâl...
    Bu izmihlâl-i ahlâki yürürken, durmaz istiklâl!



    Sen ey bîçâre dindaş, sanki, bizden hayr ümîd ettin;
    Nihâyet, ye'se düştün, ağlad?n, ağlatt?n, inlettin.

    Samîmî yaşlar?nda coştu rûhum, herc ü merc oldu;
    Fakat, mâtem halâs etmez cehennemler saran yurdu.

    Cemâ'at intibâh ister, uyanmaz gizli yaşlarla?
    Çal?şmak!.. Başka yol yok hem nas?l? Canlarla, başlarla.

    Al?nlar terlesin, derhal iner mev'ûd olan rahmet,
    Nas?l hâsir kal?r "tevf?ki hakkettim" diyen millet?

    ?lâhî! Bir müeyyed bir kerim el yok mu, tutsun da,
    Ç?kars?n Şark'? zulmetten, götürsün fecr-i maksûda?

    ?stanbul, 24 Teşrinievvel 1334 (1918)

    Izdırap insanı olmanın ilk şartı “kalb” taşımaktır;

    kalbini nefsine yedirmiş ya da onu cesedinin altında

    bırakmış bir kimsenin muzdarip olması çok zordur.


  3. #3
    Vefakar Üye beyan_01 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    ADANA&mersin
    Mesajlar
    543

    Standart

    YE?S YOK!

    "Dalâile düşmüşlerden başka kim Tanr?'s?n?n
    rahmetinden ümîdini keser?"
    (Hicr, 56)

    Lâkin, hani bir nefhas? yok sende ümîdin!
    "Ölmüş"mü dedin?Ah onu öldürmeli miydin?

    Hakk?n ezeli fecri boğulmazd?, a zâlim,
    Ferdâlan?n art?k göreceksin ki ne muzlim!

    Onsuz yürürüm dersen, emîn ol ki yürünmez.
    Y?llarca bak?nsan, bir ufak lem'a görünmez.

    Beyninde uğuldar durur emvâc? leyâlin;
    Girdâba vurur aln?n?, koştukça hayâlin!

    Hüsran sarar âfâk?n?, y?rt?p geçemezsin.
    Arkanda m?, karş?nda m? sâhil seçemezsin.

    Ey, yolda kalan, yolcusu yeldâ-y? hayât?n!
    Göklerde değil, yerde değil, sende necât?n:

    Ölmüş dediğin rûhu alevlendiriver de,
    Bir parça aç?ls?n şu muhîtindeki perde.

    Bir parça aç?ls?n, diyorum, çünkü bunald?n;
    Nevmîd olarak nûr-i ezelden donakald?n!

    Ey, Hakk'a taparken şaş?ran, kalb-i muvâhhid!
    Bir sîne emelsiz yaşar ancak o da: Mülhid.

    Birleşmesi kâbil mi ya tevhîd ile ye'sin
    Hâşâ! Bunun imkân? yok elbette bilirsin.

    Öyleyse neden boynunu bükmüş, duruyorsun?
    Hiç merhametin yok mudur evlâd?na olsun?



    Doğduk, "Yaşamak yok size!" derlerdi beşikten;
    Dünyây? mezarl?k bilerek indik eşikten!

    Telkîn-i hayât etmedi aslâ bize bir ses;
    Yurdun ezelî yasç?s? baykuş gibi herkes,

    Ye'sin bulan?k rûhunu zerk etmeye bakt?;
    Mel'un aş? bir nesli uyuşturdu, b?rakt?!

    "Devlet batacak!" ç?ğl?ğ? beyninde öter de,
    Millette bekâ hissi ezilmez mi ki? Nerde!

    "Devlet batacak!" ?şte bu öldürdü şebâb?;
    Git yokla da bak var m? k?m?ldanmaya tâb??

    Âfâk?na yüklense de binlerce mehâlik,
    Batmazd?, hay?r batmad?, hem batm?yacakt?r;

    Tek sen uluyan ye'si gebert, azmi uyand?r:
    Kâfi ona can vermeye bir nefha-i îman;

    Davrans?n ümidîn; bu ne haybet, bu ne h?rmân?
    Mâzîdeki hicranlar? susturmaya başla;

    Evlâd?na sağlam bir emel mâyesi aş?la,
    Allah(c.c.)'a dayan, sa'ye sar?l, hikmete râm ol...
    Yol varsa budur, bilmiyorum başka ç?kar yol.

    ?stanbul, 30 Teşrinievvel 1335 (1919)

    Izdırap insanı olmanın ilk şartı “kalb” taşımaktır;

    kalbini nefsine yedirmiş ya da onu cesedinin altında

    bırakmış bir kimsenin muzdarip olması çok zordur.


  4. #4
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    Memet Akif Ersoy
    Mehmed

  5. #5
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    ÂHİRET YOLU

    Sokakta sâde bir "âmîn!" sadâsıdır gidiyor:
    Mahalle halkı birikmiş, imam duâ ediyor.

    Basık bir ev; kapının iç yanında bir tâbût,
    Başında çınlayan âvâzı dinliyor, mebhût;

    Denildi: "Fâtiha!'; âmîni kestiler bu sefer,
    Göğüsler inledi, derken, açık duran eller,

    Hazîn alınları bir kerre okşayıp indi;
    Deminki zemzemeler bir zaman için dindi.

    Duyuldu sonra imâmın nidâ-yı mağmûmu,
    Diyordu:
    - Söyleyin Allâh için şu merhûmu,

    Nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?
    - İyi biliriz!
    -Yarın huzûr-i İlâhîde toplanıp hepiniz,

    Bu yolda hüsn-i şehâdet edersiniz ya?
    - Evet!
    - İmâm efendi, helâllık da iste, merhamet et...

    - Helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı.
    - Helâl edin hadi bekletmeyin adamcağızı!



    Cemâatin yüreğinden kopup "helâl olsun!"
    Nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn,

    Misâli uğradı evden; fezâda yükseldi.
    İçerde başladı bir cûş-i nevhadır şimdi;

    Baş örtüsüyle kadınlar gözüktü pencereden:
    - Bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen?

    - Yıkıldı dostlar evim, barkım... Âh gitti kocam!..
    - Dayım melek gibi insandı; ben nasıl yanmam!

    - Tamam otuz senedir komşuyuz da bir kerre,
    Kızıp da "ey!" demiş insan değildi, hemşîre!

    - Zavallı Remziye! Boynun büküldü evlâdım...
    - Babam ne oldu?
    - Baban... Öldü.
    - Etme Ayşe Hanım,

    Bu söylenir mi ya? Hicrân olur zavallı kıza...
    - Ayol, şu öksüzü bir parçacık avutsanıza...

    Açın da cumbayı etrâfa baksın ağlamasın...
    Göründü cumbada baktım ki tombalak, sarışın,


    Sevimli bir küçücek kız... Beşinde ancak var.
    Donuk yanakları üstünde parlayan yaşlar,

    Zavallının eriyen ruh-i bî-günâhı idi.
    Benim o mersiye yâdımda ağlıyor ebedî.



    Sefine pâre ki: sırtında mevc-i bî-hissin,
    Yüzer... Önünde ademden nişâne bir engin,

    Çeker durur onu sâhil-cüdâ açıklarına;
    Bakar mı bir taşın üstünde durmuş ağlıyana?

    Cenâze dûş-i cemâatte çalkalandıkça,
    O tahta pâreye benzerdi, düşmüş emvâca.

    Nasıl duyar ki uzaklarda inleyen kadını?
    Nasıl görür ki yetîmin huruş eden yaşını?

    Bu hây ü hûy-i kıyâmet-nümûn içinde söner,
    Samîm-i hilkati sûzân eden enîn-i beşer.



    Değilmiş öyle geniş nâlenin hudûdu meğer:
    Sokak bitip dönülürken kesildi mâtemler.

    O tahta pâre-i câmid, o iğbirâr-ı samût,
    Güzer-gehindeki eşbâhı bir mehîb sükût

    İçinde haşr ederek dalgalarla seyrediyor;
    Zemîne bakmıyor artık semâ deyip gidiyor.



    Bu mahmilin neye sık sık değişsin efrâdı?
    Suâli fikre büyük bir hakîkat anlattı:

    Evet bekâ ezecek cism-i zâr-ı fânîyi,
    Vücûd çekmiyecek ömr-i câvidânîyi,

    Bu bâr-ı müdhişin altında titreyip dizler,
    Dayanmıyor üç adımdan ziyâde dûş-i beşer!



    Ağır ağır gidiyorken cenâze kâfilesi,
    Nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi.

    Çıkınca üstüne son minberin hatîb-i memât,
    Açıldı dîde-i im'âna perde perde hayât.



    Senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;
    Ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!

    Elinde yok halâs imkânı, mâdâme'l-hayât uğraş...
    O, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. Muktedirsen aş!'



    Musallâ: Müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;
    Musallâ: Ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;

    Musallâ: Minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;
    Musallâ-: Ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın.



    Bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,
    Bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ'atler.

    Civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:
    Kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!



    Babam, kardeşlerim, evlâdım, annem... Belki bunlardan
    Muazzez bildiğim kıymetli birçok yâr-ı can el'ân

    Bu taştan atfeder zanneylerim dünyâya son im'ân...
    Benim rûhum bu heykelden duyar hâmûş bin efgân!



    Serîr-i saltanatlar devrilir, alt üst olur dünyâ;
    Müşeyyed bürc ü bârûlar düşer bir bir, bu taş hâlâ,

    Zamânın dest-i tahrîbiyle, durmuş, eyler istihzâ;
    Bütün mevcûda hâkim bir adem timsâlidir gûyâ.



    Namaz kılındı; duâ bitti. Kârban, yoluna
    Düzüldü taht-ı memâtın girip birer koluna.

    Yarım sâat henüz olmuştu. Yolcular durdu;
    Demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu.

    Cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra,
    Sokuldu servilerin ortasında bir çukura,

    Atıldı üstüne üç beş kürek kemikli çamur
    Kabardı toprağın altında bir an, bir ur!

    Evet, çıban, ki yatan duymuyorsa dehşetini,
    Dönün de arkadakinden sorun fecâ'atini·

    Sükûn içinde uyurken şu bir yığın toprak
    İlel'ebed o küçük rûh çırpınıp duracak!...Mehmed Akif Ersoy

  6. #6
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    AZİM

    Sa'dî, o bizim Şark'ımızın rûh-ı kemâli,
    Bir ders-i hakîkat veriyor, işte meâli:

    "Vaktiyle beş on kâfile sahrâya düzüldük;
    Gündüz yürüdük hep, gece bir menzile geldik.

    Çok geçmedi, baktım, bir adam hâsir ü hâib
    Koşmakta... Meğer eylemiş evlâdını gâib.

    Bîçâre gidip haymelerin hepsine sormuş;
    Bir taş bile görmüşse, hemen oğluna yormuş.

    Avâre peder, nerde bulursun onu! derken...
    Gördüm ki ciğer-pâresinin tutmuş elinden,

    Lebrîz-i meserret geliyor bizlere doğru,
    Taşmış da gözünden akıyor şimdi sürûru!

    Yaklaştı şütürbâna nihayet, dedi yekten:
    "Evlâdımı buldum... Nasıl amma? Onu bilsen...

    Karşımda ne görsem, “O!” dedim geçmedim aslâ.
    Aldatsa da tahmînimi binlerce heyûlâ,

    Azmimde fütûr eylemedim, ye'si bıraktım...
    Mâdâm ki dünyâdadır elbet bulacaktım...

    Kumlarda yüzüp, zulmetin a'mâkına daldım;
    Hep rûh kesildim... Ne boğuldum, ne bunaldım.

    Tevfık-i İlâhî edip en sonra inâyet,
    Gördüm gözümün nûrunu karşımda nihâyet. "

    İm'ân ile baksak oluyor işte nümâyan,
    Sa'dî bize göstermede bir meslek-i irfan:

    Bir gâye-i maksûda şitâb eyleyen âdem,
    Tutmuşsa bidâyette eğer azmini muhkem,

    Er geç bulacak sa'y ile dil-hâhını elbet.
    Zîrâ bu şuûunzâr-ı tecellîde, hakîkat,

    Tevfik, taharrîye, taharrî ona âşık;
    Azmin de emel lâzımıdır, gayr-ı müfârık.

    Olsun da emel azm ü taharrîye mukârin;
    Tevfik zuhûr eylemesin sonra... Ne mümkin!

    Ba'zen iki üç haybet olur rehzen-i ümmîd...
    İnsan o zaman etmelidir azmini-teşdîd.

    Ye'sin sonu yoktur, ona bir kerre düşersen
    Hüsrâna düşersin; Çıkamazsın ebediyyen!

    Mahkûm olarak ye'se şu bîçâre peder de,
    Evlâdını şâyed o karanlık gecelerde,

    Vaz geçmiş olaydı aramaktan, ne bulurdu?
    Elbet biri candan, biri cânandan olurdu. Mehmed Akif Ersoy

  7. #7
    Pürheves Hatice_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    291

    Standart Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?

    Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?

    Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!



    Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!

    "Yandık!"diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!



    Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,

    Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,



    Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;

    Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!



    Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,

    En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!...




    Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın

    Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın



    Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta?

    Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sükûta?




    Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,

    Teslîs ile çöksün mü bütün âleme zulmet?



    Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman

    Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?



    Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,

    Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?




    İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?

    Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?




    Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?

    Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!




    Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!

    Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?




    Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;

    İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!








    Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;

    Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!




    Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...

    Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!




    Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:

    Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!




    Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:

    Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!




    Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,

    Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!




    En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından,

    Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!




    İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...

    Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!




    Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?

    Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!


    MEHMET AKİF ERSOY

    Eğer insanoğlu edepten mahrum ise insan değildir.

    İnsanın hayvandan farkı edeptir.

    Gözünü aç ve Allah'ın bütün kelamına dikkat et.

    Ayet ayet bütün Kur'an'ın manası edeptir.

    Mevlana


  8. #8
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    ÂTİYİ KARANLIK GÖREREK AZMİ BIRAKMAK...

    "Oğullarım: Gidiniz de Yusuf'la kardeşini araştırınız;
    hem sakın Allah'ın inayetinden ümidinizi kesmeyiniz.
    Zira, kâfirlerden başkası Allah'ın inayetinden ümidini kesmez."
    (Yusuf, 87)



    Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
    Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

    Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
    İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:

    Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir."
    Davransana... Eller de senin, baş da senindir!

    His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
    Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.

    Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
    Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

    Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
    Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!

    Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
    Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.

    Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
    Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!

    Herkes gibi dünyâda henüz hakk-ı hayâtın
    Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?

    Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
    Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

    Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
    Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar

    Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: Çözülmez...
    En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!

    Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile şirkin;
    Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin

    Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
    Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,

    Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
    Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!



    Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
    Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş!"

    Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
    Tek kol da "yapışsam..." demiyor bir tarafından!

    Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
    Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

    Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
    Uğraş ki: Telâfi edecek bunca zarar var.

    Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!
    Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!

    "İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!" deme, yılma.

    Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.

    19 Rabîülâhir 1331 - 14 Mart 1329 (1913)


  9. #9
    Vefakar Üye zahid - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Bulunduğu yer
    lüleburgaz
    Yaş
    36
    Mesajlar
    329

    Standart

    aziz bedeninin yattığı toprağa dikilecek olan taşa şu dörtlük kazınsın istemişti:

    'Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince
    Günler şu heyulayı da er geç silecektir
    Rahmetle anılmak ebediyet budur amma
    Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir?'
    Yol vardır; it izi gibi,yol vardır;arkadan gelenler "şehrah"der gider..

  10. #10
    Müdakkik Üye asya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    601

    Standart

    GEÇİNME BELÂSI

    "Ömr-i girânmâye der in sarf şüd
    Tâ çihorem sayf, çipûşem şitâ!"* Sâdî


    Doksan senelik ömre, İlâhî, bu mu gâyet?
    Bilmem ki ne âlem bu cedel-gâh-ı maîşet!

    Korkunç oluyor böyle hakîkatleri, gerçek,
    Sa'dî gibi bir asr-ı fazîletten işitmek.

    Sa'dî o kadar felsefesiyle, hüneriyle,
    Fikrindeki hürriyet-i fevka'l-beşeriyle

    Esbâb-ı maîşet denilen kayda girerse,
    Yâd etmesin âzâdeliğin nâmını kimse.

    İnsan ki çıkar perde-i mektûm-i ademden,
    Tâ sahne-i hestîde zuhûr ettiği demden,

    İkmâle kadar fâcia-i devr-i hayâtı,
    Anlatmaya mahkûm ne mühlik akabâtı!

    Zannetme ölüm şahsına bir kerre muhâcim...
    Bin kerre olur günde o düşmenle müzâhim.

    Âvâre beşer sâha-i gabrâya düşünce,
    Etrafına binlerce devâhî üşüşünce

    Meydan mı bulur râhatı esbâbını celbe?
    Başlar o cılız kolları dünya ile harbe!

    Kaynar güneşin âteşi mihrâk-ı serinde;
    Karlar buz olur hep beden-i bî-siperinde.

    Medhûş nigâhında köpürdükçe denizler;
    Beyninde bütün dalgalar öttükçe mükerrer;

    Sâhilden uzansam, der, eder tayy-i merâhil;
    Lâkin onu bilmez ki uzaklar daha sâil:

    Dağlar o nihâyetsiz olan silsilesiyle,
    Ormanlar o dünyâyı tutan velvelesiyle,

    Emvâc-ı serâbıyle, vuhûşuyle bevâdî,
    Her hatve-i azminde olur ye'sine bâdî.

    Fevkınde semâvâtın o ecrâm-ı mehîbi;
    Pîşinde zemînin o temâsîl-i acîbi;

    Bîçâreyi medhuş ederek her nefesinde,
    Muztar bırakır mün'adim olmak hevesinde.



    Lâkin bu heves bir heves-i dîgere mağlûb:
    İnsan yaşamak hırs-ı cibillîsine meclûb.

    Her devresi bir devr-i azâb olsa hayâtın,
    Râzîsi değildir yine bir türlü memâtın!

    Ömr olsa da binlerce tekâlif ile meşhûn,
    İnsan yaşamaktan yine memnun, yine memnun!

    Artık neye mevkûf ise te'mîn-i bekâsı,
    Yalnız ona masrûf olur âvâre kuvâsı.

    Durmaz boğuşur bunca muhâcimlere rağmen,
    Düşmez o mesâî denilen seyfı elinden.

    Çıplaktır o, ister ki soğuklarda ısınsın;
    Bir dam çatarak her gece altında barınsın.

    İster yiyecek şey, giyecek şey, yakacak şey ..
    Bin türlü havâic daha var bunlara der pey.

    Âvâre beşer işte bu bâzâr-ı cihanda,
    Her gün yeni bir kâr peşinden cevelânda.

    Maksad bu kadar dağdağadan bir yaşamaktır...
    Lâkin bunun altında ne maksad olacaktır?

    Heyhât, onu idrâk için i'mâl-i hayâle
    Yok vakti: Bütün demleri mevkûf cidâle!

    İnsan ki onun rûh ile insanlığı kâim,
    Dâim oluyor cisminin âmâline hâdim;

    Gelseydi eğer rûhunu i'lâya da nevbet,
    Anlardı nedir, belki, hayâtındaki gâyet.

    Bir anladığım varsa şudur: Hâlik-ı âlem,
    Hilkat kalıversin, diye bir ukde-i mübhem,

    Daldırmada insanları hâcât-ı hayâta,
    Döndürmede ezhânı bütün başka cihâta.

    Ömrün öteden berk-süvârâne şitâbı,
    Iyşin beriden lâzım-ı bî-hadd ü hesâbı,

    Göstermede dünyâya, nedir maksad-ı Hâlik...
    "Kimden kime şekvâ edelim biz de şaşırdık!"

    * "Değerli ömrüm, yazın ne yiyeyim kışın ne giyeyim derken harcandı gitti.”



    M.Akif ERSOY


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Mehmet Akif Ersoy
    By Lailaheilallah_47 in forum Edebiyat
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 13.05.11, 16:30
  2. Mehmet Akif Ersoy
    By tunae in forum Tavsiye Edilen Siteler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.09.08, 18:24
  3. Mehmet Akif Ersoy
    By hakka âşık in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.08.08, 17:40

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0