"Teri Gül Kokan"a selamdan sonra,

Yıllar yılıydı... Çölde alevler ve küfürler kavuruyordu insanlığı. Gün
ortasında kızıl kayalara çarpan kan izlerini tutuşturmaktaydı
nefesler dalga dalga. Geceler büsbütün yalandılar; belki hiç
yaşanmadılar.

Sözcükler yetim, sevgiler hançer sokumlarına mahkumdu. Körebeler
çiziyordu gözlerini gerçeğin ve miller koyu grilerin katıksız
acılarını besteliyordu kıymık kıymık yüreklerde. Zamansız açan
goncalardan kan akardı gülistanlara. Çırçır böceklerinin rüya
aralığında cinayetler işlenir; babalar kızlarını gömerdi toprağa.
Cinnet karargâhına dönen yüreklerde hep aynı boşluk; hep aynı sesin
ağına düşmekte kadınlar; şirk yüzlere dilden konuşmaktaydı her
adımda. Masum kelebekler çarmıha gerilmekteydi, yalnızca masum ve
narin oldukları için. Güçsüzlerin gücünü emerek güçlenirdi
güçlüler... Yıllar yılıydı...
Ve bir gün, Ebabiller, kara yere kardılar Ebrehe'nin fillerini asit
yağmurlarınca. O gün, bir gonca, ana rahminde yetim kalmıştı ve
Kabe'nin duvarını bir kırlangıçtı çığlık çığlığa kucaklayan Cebrail
kanatlarıyla... Bir şair kollarını açmış yalvarıyordu Ukaz
panayırında;Yaklaşıyor yaklaşmakta olan!.. Yaklaşıyor yaklaşmakta
olan!..;
* * *
Bir goncaydı; inciler kokulu... Hiçbir gül fidanı dökmemişti bunca
kutlusunu goncanın, ve hiçbir gülde bir araya gelmiş değildi bunca
güzellik. Bir goncaydı; dışından içi görülüyor, zâhirinden bâtını
okunuyordu. Bir goncaydı; yeşil kundağında gül'i rânâ; belki berrak
sadefinde dür-i yektâ...
Avizesi cevzâ, ışığı dolunay idi gecenin. Melek kanatlarıyla döşendi
Sündüs. Ve Gül, yıllar yılı, çağlar çağı beklenen Gül, fani can
taşıyan kimseciklerden habersiz, kuytu bir iklimde, nazenin fidanının
üzerinde açıverdi. Her an yapılan ve yeniden yıkılan köhne dünya,
haberi olmasa da nesîm-i câvidân bulacaktı. Ve bekleyenler, kaç bin
yıldır O'nu beklemekteydiler oysa. Âhir zaman kokusu yayıldı
kuzeylere ve güneylere, mağrib ve maşrıklara...
Avizesi cevzâ, ışığı dolunay idi gecenin...

Bir Gül açtı, ve yeminler edildi ömrüne.

Bir Gül açtı, taşırdı sevinç ırmaklarını.

Bir Gül açtı, ve dünya ilk kez dünya olduğunu hissetti.

Bir Gül açtı, varlık doruğa ulaştı.

Bir Gül açtı, ve önünden sonu hayırlı oldu beşeriyetin.

Yeleleri rüzgâra yaslanmış küheylanlar şaha kalktılar sonra,
Semave'den Save'ye, Bahira'dan Nuşirevan'a, haberler ilettiler dört
bir yana.
Muştular size ve bize!.. dediler, Muştular toprağa ve suya!.. Kadim
haberlerin haberi geldi. Karanlık gecenin kara bulutlarına dolunay
doğdu.
Feleğin sazendesi kudûmuna sevinçle vurdu ve Arş-ı âlâda melekler
gülbanga başladılar hep bir ağızdan Hicaz faslında:
Zaman o gül gibi gül görmedi zaman olalı
Gülün güzelliği dillerde dâsitân olalı
* * *
Şafak serinliğini dupduru sularla yıkadı melekler, ve gecenin
rengiyle taradılar saçlarını Gül yüzlünün. Aynalara asılıp kaldı
baharlar. Zaman ne kutlu zaman oldu, çağlar ne saadetli çağlar...
Sevgioğulları oymağında... Sevinçli çocukların yüzünde... Kırağı
çalmayan gül dallarında... Hep seçilmiş kullardı... Hep seçilmiş
kalplerdi... El ele ve yan yana... Bir Gül'ün kokusuyla mest, bir
Gül'ün rengiyle sarhoş!.. Ah! Ne olaydı Rabbim orda olsaydım!.. Orda
açılsam, orda solsaydım!..
* * *
Asırlarca süren bir tatlı rüya idi. Hiç başımızı kaldırmadık
yastıklardan, hiç gözümüzü açmadık nedense...
Derken film bitti, ışıklar yandı... Bir de baktık ki ifritlere
sardırmışız dört bir yanını Gül'ün. Kokusunu karayellere kaptırmış;
rengini muson yağmurlarına çaldırmışız...
Şimdi amansız sınırlar örülü aramızda. Baldıranlar döküyor dallarında
gülbünler. Ve müziksiz son sahnede hep kötü adamların alaylı
kahkahaları...
* * *
Kokunu ver bana Gül'üm, boyanı ver bana!.. Mahmurluğuma ıtır ıtır
sabûh, dimağıma elvan elvan lezzet ol... Seninle kendimi bulayım ya,
ya kendimden geçeyim yeniden. Yani ki ya renginle boyanayım, ya
rengin girsin yeniden rüyama; ve bir daha mahşerde uyanayım.
Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed'sin efendim
Hak'tan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
İskender PALA

Dursun Ali Erzincanlı yorumuyla dinleyebilirsiniz
http://www.youtube.com/watch?v=RebxYLd19dU