| Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar Risale-i Nur'da geçen vecizeleri ve kısa bölümleri üyelerle paylaşabilirsiniz... |
09.02.10, 15:04
|
#8
|
|
Ehil Üye
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: İsparit
Mesajlar: 1.109
|
ŞU KÂİNATIN tılsım-ı muğlâkını açan "Âmentü billâhi ve bi'l-yevmi'l-âhir"[Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için tıklayınız...] ruh-u beşer için saadet kapısını fetheden ne kadar kıymettar iki tılsım-ı müşkülküşâ olduğunu; ve sabır ile Hâlıkına tevekkül ve iltica ve şükür ile Rezzâkından sual ve dua ne kadar nâfi ve tiryak gibi iki ilâç olduğunu;
ve Kur'ân'ı dinlemek, hükmüne inkıyad etmek, namazı kılmak, kebâiri terk etmek ebedü'l-âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli, revnaktar bir bilet, bir zâd-ı âhiret, bir nuru kabir olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
Alıntı:
Bir zaman, bir asker, meydan-ı harp ve imtihanda, kâr ve zarar deveranında pek müthiş bir vaziyete düşer. Şöyle ki:
Sağ ve sol iki tarafından dehşetli, derin iki yara ile yaralı; ve arkasında cesîm bir arslan, ona saldırmak için bekliyor gibi duruyor. Ve gözü önünde bir darağacı dikilmiş, bütün sevdiklerini asıp mahvediyor, onu da bekliyor. Hem bu haliyle beraber uzun bir yolculuğu var; nefyediliyor.
O biçare, şu dehşet içinde meyusane düşünürken, sağ cihetinde Hızır gibi bir hayırhah, nuranî bir zat peyda olur, ona der:
"Meyus olma. Sana iki tılsım verip öğreteceğim. Güzelce istimal etsen, o arslan, sana musahhar bir at olur. Hem o darağacı, sana keyif ve tenezzüh için hoş bir salıncağa döner. Hem sana iki ilâç vereceğim. Güzelce istimal etsen, o iki müteaffin yaraların, iki güzel kokulu gül-ü Muhammedî (aleyhissalâtü vesselâm) denilen latîf çiçeğe inkılâb ederler. Hem sana bir bilet vereceğim. Onunla, uçar gibi, bir senelik bir yolu bir günde kesersin. İşte, eğer inanmıyorsan, bir parça tecrübe et; ta doğru olduğunu anlayasın."
Hakikaten bir parça tecrübe etti, doğru olduğunu tasdik etti.
Evet, ben, yani şu biçare Said dahi bunu tasdik ederim. Çünkü biraz tecrübe ettim, pek doğru gördüm.
Bundan sonra birden gördü ki, sol cihetinden şeytan gibi dessas, ayyaş, aldatıcı bir adam, çok ziynetler, süslü suretler, fantaziyeler, müskirler beraber olduğu halde geldi, karşısında durdu. Ona dedi:
"Hey, arkadaş! Gel, gel, beraber işret edip keyfedelim. Şu güzel kız suretlerine bakalım. Şu hoş şarkıları dinleyelim. Şu tatlı yemekleri yiyelim."
Sual: "Ha, ha, nedir ağzında gizli okuyorsun?"
Cevap: "Bir tılsım."
"Bırak şu anlaşılmaz işi. Hazır keyfimizi bozmayalım."
S: "Ha, şu ellerindeki nedir?"
C: "Bir ilâç."
"At şunu. Sağlamsın. Neyin var? Alkış zamanıdır."
S: "Ha, şu beş nişanlı kâğıt nedir?"
C: "Bir bilet. Bir tayınat senedi."
"Yırt bunları. Şu güzel bahar mevsiminde yolculuk bizim nemize lâzım?" der. Herbir desise ile onu iknaa çalışır. Hattâ o biçare, ona biraz meyleder.
Evet, insan aldanır. Ben de öyle bir dessasa aldandım.
Birden, sağ cihetinden ra'd gibi bir ses gelir. Der: "Sakın aldanma. Ve o dessasa de ki: Eğer arkamdaki arslanı öldürüp, önümdeki darağacını kaldırıp, sağ ve solumdaki yaraları def edip, peşimdeki yolculuğu men edecek bir çare sende varsa, bulursan, haydi yap, göster, görelim.
Sonra de, 'Gel, keyfedelim.' Yoksa sus, ey sersem! Ta Hızır gibi bu zat-ı semâvî dediğini desin."
|
İşte, ey gençliğinde gülmüş, şimdi güldüğüne ağlayan nefsim! Bil: O biçare asker ise, sensin ve insandır. Ve o arslan ise eceldir. Ve o darağacı ise ölüm ve zeval ve firaktır ki, gece-gündüzün dönmesinde her dost veda eder, kaybolur.
Ve o iki yara ise, birisi müz'iç ve hadsiz bir acz-i beşerî, diğeri elîm, nihayetsiz bir fakr-ı insanîdir. Ve o nefy ve yolculuk ise, âlem-i ervahtan, rahm-ı mâderden, sabâvetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihandır. Ve o iki tılsım ise, Cenâb-ı Hakka iman ve âhirete imandır.
Evet, şu kudsî tılsım ile ölüm, insan-ı mü'mini zindan-ı dünyadan bostan-ı cinâna, huzur-u Rahmân'a götüren bir musahhar at ve burak suretini alır. Onun içindir ki, ölümün hakikatini gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler, daha ölüm gelmeden ölmek istemişler.
Hem zeval ve firak, memat ve vefat ve darağacı olan mürur-u zaman, o iman tılsımı ile, Sâni-i Zülcelâlin taze taze, renk renk, çeşit çeşit mucizât-ı nakşını havârık-ı kudretini, tecelliyât-ı rahmetini kemal-i lezzetle seyir ve temâşâya vasıta suretini alır.
....7. sözden...
__________________
. ** Moğolistan fatihi, mesai arkadaşım merhum Adem TATLI'yı hayırlarla ya'd ediyorum...**
Yeşeren Ümitler: Azerbaycan'a ilk gidiş ve Efendimizin (SAV) torunlarım müjdesi [Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için tıklayınız...] ve [Linkleri görebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için tıklayınız...]2
|
|
Offline
|
|
|
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Ağaç şeklinde
|
Yetkileriniz
|
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
HTML-Kodu Kapalı
|
|
|
Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:49.
|