Yunanlının dostluk eli


Son seferimde üzücü bir olay yaşadım. Gemicimiz bizim raspa dediğimiz boya öncesi temizlik yaparken bir alt güverteye düştü.
Olay olduğu sırada en yakın karadan 150 deniz mili uzaklıkta bulunuyorduk. Durumu haber alınca hemen yaralı denizcimizin yanına gittim. Henüz bir dakika geçmişti ve gemici kendisine ne olduğunu anlayamamış bir şekilde “Ne oldu bana” diye mırıldanıyordu. Kendisine düştüğünü söyleyerek yavaş bir şekilde yere uzattım. Başından ve kulağından kan geliyordu. Fakat vücudunun diğer bölgeleri sağlam görünüyordu.
Gerekli pansumanı yaptıktan sonra yaralımızı gemi revirine taşıdık. Bu esnada kusmaya başladı. İşte beni en çok endişelendiren şey bu idi. Zira kusma olayı en önemli beyin kanaması belirtisi idi.
Hemen uydu telefonu ile şirket doktorunu aradım. Görebildiğimiz bulguları aktarınca doktor yaralının acil olarak hastaneye kaldırılması tavsiyesinde bulundu.
Şirketimize gerekli bilgiyi verdikten sonra Yunanistan makamlarından helikopter talebinde bulundum.
Bulunduğumuz bölge İtalya’nın sorumluluk sahasında idi, fakat gemi rotası doğuya doğru olduğu için birkaç dakika sonra Yunan sahasına girecektik. Nitekim İtalyan ve Yunan makamları aralarında anlaşarak Yunanistan Arama Kurtarma Koordinasyon makamının yardım vermesi gerektiğinde anlaştılar.
Helikopter ile buluşma noktasını belirleyerek rotamızı bu yöne değiştirdim. Bahse konu makam ile devamlı bir şekilde uydu telefonu ile görüşüyorduk. Görevli doktorlar yaralı gemicinin durumunu soruyor bize çeşitli tavsiyelerde bulunuyorlardı.
Sonunda Yunan Hava Kuvvetlerine bağlı helikopter geldi. Önce iki kişiyi ve hastayı gördükten sonra da sedyeyi indirdiler.
Hastanın helikoptere çıkarılması en önemli safhalardan birisi idi. Eğer bu esnada hata yapılırsa yaralıyı kaybedebilirdik.
Helikopterin gemimize inebileceği bir mahal yoktu. Havada sabit durarak uygun bir noktadan tel halatla transfer yapabiliyorduk. Helikopter sabit olarak askı pozisyonunda duramadığı için hastanın sağa sola çarparak daha da kötü duruma düşme riski vardı. Çok şükür böyle bir şey olmadı ve yaralı gemicimizi emniyetli bir biçimde helikoptere nakledebildik.
Üzerimden büyük bir yükün kalktığını hissettim. Eğer gemicimizi İstanbul’a kadar getirmiş olsaydık üç gün geçecekti ve büyük bir risk almış olacaktım. Halbuki şimdi en azından bu sorumluluktan kurtulmuştum.
Evet, hayat hiçbir şeye değişilmez. Gemimiz batsa da yerine yenisini koymak mümkündür. Fakat can gitti mi bir daha geri gelmez. Sadece bir defa geldiğimiz imtihan dünyasında hayatımızı korumak veya canı emanet edilen gemicileri sahili selamete ulaştırmak, kaptanın en önemli görevlerinden bir tanesidir. Zaten Allah, korku duygusunu canımızı korumak için bize vermiştir. Yoksa hayatı evhamlar yüzünden zindana çevirmek için bu duygu verilmemiştir.
Sonunda yaralı denizcimiz hastaneye kaldırıldı ve birkaç gün içerisinde taburcu olduğu müjdesi geldi.
Bir gün sonra Yunan televizyonlarından kendimizi izledik. Kurtarma operasyonunu, helikopterin gemimize yaklaşmasını, hasta naklini devlet televizyonu ve bazı özel kanallar yayınladılar. Yaralı gemicimizin hastaneye sevk edildiği görüntüleri de seyrettik.
Yunanlılar ile birlikte gerçekleştirdiğimiz kurtarma operasyonu başarılı bir şekilde icra edilmişti. Halbuki yıllar önce aynı Yunanlılarla Ege denizinde birbirimizi taciz etmek için elimizden geleni yapıyorduk. Bazı Yunan deniz karakol uçaklarının savaş gemilerimize 5 metreye kadar yaklaştığını görmüştüm. Şimdi ise birlikte hayat kurtarmaya çalışıyorduk. Aslında komşularımızla savaş tacirlerinin menfaati için çatışmak yerine dostluk ilişkilerini geliştirmeye çalışmak en akıllıca yoldur. Zaten bütün komşularımız ekonomik sıkıntı içinde. Bu yetmiyormuş gibi silaha para yatırarak kısıtlı bütçelerimizi israf etmek kime yarar ki. Allah bütün komşularımıza ve yöneticilerimize akıl ve fikir ihsan etsin…

27.07.2007

E-Posta: vehbihorasanli@ttnet.net.tr