Yükü kimin yükleneceği sorulduğunda, bu yükün ne olduğu konusunda hiç bir fikri olmayan insan öne çıkar ve bunu yükleneceğini kabul eder. Böylece ilk hareketi başlatmış olur. Sorumluluk alma bilincini bu yükü aldıktan sonra geliştirmeye başlamıştır. Onun için sorunların temel çözümcülüğü görevi yanında sorunların temel sebebi görevini harfiyen yerine getirir. Belki bu yükü yüklemenin temelinde yatan şey tanrılaşmak sevdasıdır. Bu tarih boyunca çeşitli zamanlarda bazı zevatlarda görülmüştür. İnsan demek durağan olanın zıddı olsa gerektir. İnsanın olduğu yerde bir hareketlilik söz konusu olmuştur hep. Bu hareketlilik kimi zaman tarihe, kimi zaman çevrenin tahribatına, en önemlisi ise kendi hemcinslerine yönelik tahripkâr hareket şeklinde olmuştur.
Yine bu hareketlilik "tutsaklığa ya da fethe götüren bir ayaklanma, bir meydan okuma, bir saldırı hareketi" olabildiği gibi "bir sevgi eylemi bir benlik ya da nefs tavrı, bir kendi olmak istidadı, yani şu etik yöneliş denen sürecin nihai merhaleside" olabilmektedir. Üçüncü şahıs babında olaya bakıldığında her bilinç, anlayış ve tasavvur bu iki unsuru eş zamanlı olarak ya da nöbetleşe hep bu iki durumu, hareket unsurunu yansıtma yetisine sahip görünmekte ve görünmeye de devam etmektedir.
Bu iki olgu ya da hareket üzerinde konuşacaksak, bu noktada sahih bir anlayışın ortaya çıkması gerekmektedir. Yoksa bu gün dünyada karşılaştığımız ve çokça kullanılan kavramların algı boyutuna yapılan pornografik tecavüzlerin normal görülmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu kavramların nerede bir hezimete sebep olduğu bu gün konuşuluyorsa, ya da başka bölgelerde farklı algılamalar öne sürülüyorsa, kavramlar ve onun sonucu olarak ortaya çıkacak eylemler bilinçsiz iç çatışmalardan kurtulamamış güdülerin ortaya çıkması olarak kabul etmek zorunluluğu doğacaktadır.
Kendini okuma konusunda problem görmüş beyaz adamın(batılı anlayışın), zihni deformasyonunun sonucunu diğer insanlarla olan ilişkilerinde hastalık derecesinde dışa vurmakta, bu iki hareket unsurunu şiddet boyutunu ele vermektedir. Medeniyet algısını modernizim potasında insanını yiyip bir makine ve mekanik boyutlu ayrıca piyasaya sürülecek mal anlayışıyla sunmak bu günkü ilişki niteliğini ortaya koymaktadır. Modernizm ve medeniyet halkasını karıştıranların yarın yetiştirecekleri insanlarının, kendi dışındakilerle yani ötekilerle olan karşılaşmalarında, birde buna kavramların zihnin oluşumunda yüklenmiş olduğu kavram algısı da girince sonuç bu günkü Irak halkının karşılaşmış olduğu durum olacaktır.
İki hareket unsuru içinde saldırı hareketini hayatının temel felsefesi haline getirenlerin; aydınlamanın merkezi olarak kendilerini kabul ettirmeleri düşündürücüdür. Gerçekler bilgisinin onların elinde olduğu, ancak onlar sunarlarsa diğer insanlar bundan faydalanabileceklerini savunmaktadırlar. Çünkü diğer insanların bunu bilemeyecek kadar zavallı, ahmak olduklarına olan inançlarını farklı kelime ve kavramlarla sürekli dile getirmektedirler. İnsani idrak üzerinde; varlık sebebinin kavrayışı onların ellindedir. Sadece var olma hakkı onlarda saklı olmalıdır. Diğerleri bunun altında "yokluk" ve "olmamak" durumundadırlar. Yoklukların ve olmamışların yaşamış oldukları yerler kıraç ve yavan bir bölgedir. Bütünüyle ben idrakin dışında olan bu mekânı aşabilmenin ve var olmanın temel değerini ise efendilerine kesin itaatle mümkündür.
"Ruhlarına sinsice korku ve dehşet salınmış, aşağılık kompleksli, küçüklük, kölelik duygusu ve kopkoyu umutsuzluk yerleştirilmiş milyonlarca insan…." Aime Cesaire.
Temel kuralların başında bu yukarıda söylediğim cümlenin içinde çok şey gizlidir. Önce ötekilerin hiçbir şey olduklarına onları inandıracaksın. Eğer inanmıyor ve direnç gösterme cesaretinde bulunuyorlarsa yapacağınız şey korku ve dehşet salmak olacaktır. Sonra onlara çeşitli işkencelerle aşağılayacak, onurlarını ayaklar altına alarak küçülteceksin ki, sizlere karşı gösterebilecekleri bir dirençleri olmasın. Senin ezdiğin senin horladığın senin gibi olmaya karar verene kadar bu hakaretlerine devam edeceksin. Böylece o sen olmaya çalıştıkça sen daha yücelmeye başlayacaksın.
Bu günkü dünyaya baktığımızda gelip ülkelerini işgal edenlere sevinen insanların problemlerine psikoanalitik bir yorumla yaklaşılarak ortaya konabileceği gerçeği göz ardı edilmeyecektir. Çünkü bu durum, hastalıklı bir bünyeyi taşımaktadır. Kendini kendi olarak değil başkasıyla ifadelendirmek bilmiyorum başka nasıl açıklanabilir.
Başkaların onları "yok" kabul etmesi onların yokluğu değildir tabi. Ancak bunun aşılması içinde, bunların içlerinde barındırdıkları aşağılık duygusunu içselleştirme sürecine ve yine bunu hayatlarını temeli olarak algılamalarına bir son vermeleriyle mümkündür. Yani kendilerine yabancılaşıp başkalarına benzeme olgusuna dur demek gerekmektedir. Kendilerini yok sayanlara karşı var oluş mücadelesini bireysel ve toplumsal olarak ortaya koymak zorundadır. Bunu iki koldan da yapmak zorundadır. Kendini bundan kurtarmak yetmeyecektir. Çünkü toplum ve birey sürekli etkileşim içindedir. Tam bir bağımsızlık ancak bütüncül bir özgürlükle mümkündür. Yani "nesnelerin kelimenin tam katıksız materyalist anlamıyla, ancak nesnelerin yerli yerine konduğu ölçüde bir öze dönüşten söz edilebilir."
Bu gün kendini her şeyin efendisi olduğunu söyleyenle diğerlerle teması sırasında öteki ya da diğerlerin benimsemiş olduğu yol, göstermiş olduğu davranış tutumu kayda değerdir. Bu hep onlara benzemeye ve zihin algılarını onların zihin algılarında eritme çabası içinde olmaya çalışılmıştır. Yıllarca insanları, onların hayatı algılayışı böyledir böyle yaşanmalı zorbalıkların altında yaşatılmaya çalışıldı, tabi buna yaşatılma denirse, bugün bunlar dayatılmaya aynı şekilde devam ediliyor. Kendi kelimelerinden ziyade onların sözcükleriyle konuşmaya zorlanmışlardır. Onların gözlükleriyle dünyayı algılamaları istenmiştir. Böylece kendi kimliklerinden uzaklaşarak, onlar için yaşamaya çalışacaklardır. Onlar yani üçüncü sınıf hizmetçi, o olmaya çalıştıkça o bir üst basamağa çıkmanın yollarını arayacaktır.
Bu olay başkası olma olayı insan bilimleri disiplinlerinde değerlendirmeye tutulacaktır. Değişme olgusu incelenirken, kendilerin koymuş olduğu tipin özelliklerini gösterip göstermediği noktası dikkate değer görülecektir. Dünyaya nesnelerle olan ilişkilerini anlamlandırma kaygısı, onların özünde yatan anlamı çözme çabası ve hayatın sırrına ulaşma arzusu bu noktada devre dışı kalmaktadır. Oysa yükü istemede göstermiş olduğu cesaret, kendi olması ve hayatın sırrına/ özüne ulaşma noktasında tıkanmaktadır. Bu başkalaşım ortamında kıstırılmış olarak, yalvaran bakışlarla başkalarında kurtuluşu arar duruma gelmiştir. Onların hegamonik kurtarma ve özgürleşme bakışları, ansızın ben idrakini unu fak ederek, bedenler üzerinde zırhlı araçlarıyla geçerek onu hiçleştirmek ve ondaki canlılığı alıp, ona donuk bakışlar vererek bu dünyadan var olma olgusunu yetirmelerine sebebiyet vermektedirler. Bu aşağılama olgusu sürekli vardır. Var olma sürecine girildiği her an; jestleriyle, bakışlarıyla ve tavırlarıyla bu hareketi durduruyor. Var olma sürecini yaşayanlar öfkeyle dolmalarına karşılık, bu tüm aşağılama eylemlerine bir cevap alamamaktadırlar.
Onurlu bir duruş, "kendi başına kaldığı sürece küçük iç çatışmaların dışında, başkaları eliyle ve başkaları için var olma duygusunu taşımayacaktır… Sömürgeleştirilmiş ve (yine onların söylemiyle) medeniyet bahsedilmiş bir toplumda birde ontolojik sorgulamaya" hiçbir şekilde yer verilmemekle mümkündür. Bu gün ortaya atılan medeniyet ve demokrasi olgusu, efendi rolünün ve bir problemin maskelenmesinden öte bir şey olmadığı aşikârdır.
İnsanların var oluş olgusunu bir kenara bıraktıktan sonra, o insanın kendi var oluş probleminin anlaşılmasına katkıda bulunabileceği düşünülemez. Bu kadar dayatma ve zorbalık karşısında olması gereken duruşu sergileyemeyenden kalkıp kendisi olması beklenmemelidir. Bu gün yapılmaya çalışılan şey ötekilerin bilmedikleri ve insanı değerler açısından da farklı olana doğru sürüklenerek onları yalnızlaştırmak ve yabancılaştırarak boyun eğmelerini sağlamaktır.
Bu dayatmalar öteki olma dışında bedensel ya da fiziki fark olmamasına rağmen bu aşağılamaları anlamayı güçleştirmektedir. Yaşamış olduğu kendi topraklarında dışarıdan birilerin onlara gelip haklarını bildirmesi anlaşılabilecek bir şeyde değildi zaten. Kendisinde hep üçüncü tekil şahıs olarak bahsedilmesini hiçbir şekilde anlaşılmamıştır. Kendini oturması gereken konumun başkaları tarafından sunulmasının doğallığı nereden alınmalıdır? Bir taraftan bunun şaşkınlığını yaşarken, diğer taraftan benliğinin hacimler ve cisimler dünyasının tam göbeğinde onu biçimlemeye çalışması, bu biçimleme yine aşağılama eylemiyle sürdürülmesi nasıl açıklana bilinir ki. Bu sistematik biçimleme dünya ve hayata dair olan tasavvurlarını sınırlama ve hangi sınır içinde olacağı şeklini de belirlemesi, bedeninin bağımsız bütünlüğünü parçalamadan öte bir şey değildir.
Ötekiye yani kendisinden olmayana karşı, tutku sınırında bir sömürü ağının kurulması çabası en yüksek değerdir onun için. Çünkü onlar ötekilerini sadece kendisinin haklı olduğuna ve gerçeklerin dile getirilmesi değil, Aynı zamanda bu işin uygulayıcısının da kendileri olduğuna bu konuda muhataplarını koşulsuz inanmalarını sağlamaktadırlar.
Öteki sorgulama sürecine girip, insan onuru fikrini öncelemeye başladıktan sonra, bazı değişimlerin gün yüzüne yavaş yavaş çıkmaya başladığını görmeye başlar. Onların onadığı her şeyin hâkimi ve gerçeklik sahipliğinin onların söylemiş olduğu şekilde olmadığı ortaya çıkacaktır. Şu cümle bir nebze buna bir açıklık getirecektir. "ben olduğum zaman o yoktu o arada, o olduğu zamansa ben gitmiş oluyordum artık." "Ben gitmiş oluyordum" kısmı buradan çıkarılmalıdır bence. Benim varlığım var oluşum, benim iplerimin başkalarının elinde olmaması manasını taşımalıdır. Birileri bazı bahanelerin arkasına gizlenerek günlük pornografik düşlerini tatmin adına benim varlığımı yoksamasına müsaade edilmemelidir. Maskeleri bir şekilde düşürülmeli ve şimdiye kadar ben idrakini muasır medeniyet adına başkalarının tecavüz mahalli haline getirilmesine müsaade edilmemelidir. Ben idraki tarihin derinliklerindeymiş gibi ve gelişmişliklerden nasibini alamamış şeklinde sunulmasına, bu düşünceyle aşağılamalarına dur demek gerekmektedir. Bu psikolojik işleyiş, benin uygarlıktan nasibini alamamış lafazanlığına karınların tok olma zamanı gelip geçmiştir zannederim.
Bu gün Müslüman coğrafyasında görülmemiş bir barbarlık, yerinden yurdundan edilen, işkence ve tecavüze uğrayan insan manzaralarıyla karşı karşıyayız. Bunu gerçekleştiren medeniyetin varlık tasavvuru nasıl izah edilebilir?