Akşam vakti güneş çekilmişken, siyahlık doğmuştur da ellerini uzatır günbatımının son noktasına dek. Yeryüzünün bu şehirlerine, saçılmış konfeti gibidir odaların ışıkları. Merak uyandıran giz vardır manzarada, bir gizde siz.
Ansızın sıyrılmak isterseniz herkesten, sıyrılın. Sakin adımlarla sessiz bir odaya doğru ilerleyin, bu en rahat seçiminiz olabilir. Hakim olun kendinize arkanızdan koşturursa boğucu hararet. Kendinize hakimsizliğinizden dolayı size hükmetmeyi fırsat bilen kargaşalara, ve daha, kalbinize hüzün düşüren bütün olumsuzluklara izin vermeyin.
Odanın kapısı önündesiniz, eliniz kapı kolunda, bekleyin… Açmadan önce; sizi tutuklayan sorunları ve dertleri; kirlenmiş bir giysiden soyunurcasına çıkarın üzerinizden. Üşümezsiniz korkmayın, ayıp da gözükmezsiniz. Karamsarlığınızın, kötümserliğinizin, umutsuzluğunuzun ve ümitsizliğinizin çıkardığı kokudan size yaklaşamayan huzur; böylelikle sımsıcak saracaktır bedeninizi.
Doğuşunuzdan sonra bebekken nasıl iseniz, çocukken ne kadar masum, büyürken nasılda saf iseniz, o günlere çektiğiniz özlemden güç alarak yenilenin. Arının gençliğin ve olgunlaşmanın edindirdiği 'gün görmüş' sayılmanın, yaşam arzusunu zayıflatan yanlarından.
İçeri girince etrafa bir göz gezdirin. Karanlıktır muhtemelen, kimsesiz, sessiz. Lambayı sakın ha yakmayın. Sırtınızı yaslayarak kapatın kapıyı. Artık, arkanızın dönük olduğu kapalı kapının ardındaki; dünyadır. Dört duvarın harici; dünya. İşte bir bakıma dünyadan yüz çevirdiniz. Peki, neye döndünüz yüzünüzü, nelere döndünüz? Boş verilen gerçeklere, doğru düşüncelere "salla" diyenlerin sallattıkları ve salladıkları düşüncelere, yürekten kovulmuş yüreklerle iç edilmemiş sevgilere, reddedilmiş hakikatlere vs. vs. Dahası birikmiş onca değerlere. Acaba siz mi onlara yabancı gelirsiniz, onlar mı size?
Bir süre sonra, alışılmadıklara alışırsınız.
En az, gül yaprağında konaklayan şebnem kadar sadesinizdir, kıvrımlarında dans edecek kadar esnek. Ay ışığıyla el sıkışırsınız. Karanlığa izler bırakırsınız çünkü onunla, kalbe tesirler yayacaksınızdır çünkü.
Aralarından kopup geldiğiniz insanların konuşmaları sızar odaya. Birbirinden pek ayırt edemediğiniz sesler, aralıksız meşgul eder kulaklarınızı. Seçebildiğinizce…
Odaya bitişik odadan ve apartman boşluğunda buluşan diğer komşuların hayat seslerini işitirsiniz. Üst komşu kavga ediyor karıkoca. Adam bağırdıkça hızını alamamışçasına coşuyor. Kadından ilk başta çıkan cılız bir çığlık, ardı arkası çıt yok. Biri var ki artık delikanlı olmuş. Erkekliğin diklenme versiyonuyla annesine çatıyor. Büyümüş ya, büyüdüğünü gösteriyor büyütene. Anne mahzun. Biri daha var ki, gençliğinin kendince tadını çıkarmasına uyarılar getiren ailesini, geri kafalılıkla suçluyor. Kız, dışarıda sabahlayacakmış da arkadaşlarıyla, kurtlardan kuzu sakınan babası, içi rahat uyuyabilecekmiş. Hele de, dostunun ağlayışındaki yanaklarını çizen gözyaşlarından habersiz kişi. Orta yaşta bir adamında bir başına kaldığı dairede, izleyip izlemediği bilinmeyen, ve varlığıyla yokluğu arasındaki tek fark olan televizyonun yüksek sesine sakladığı planları.
Bunlardan birisi de belki bulunduğunuz evde gelişmektedir, devam ediyordur bıraktığınız gibi. Olağan akışındadır belki de normalinden. Hatta gidişinizle, orada oluşan yokluk tanımınızdaki 'arkanız' diye değerlendirilen dilimde, küçük kaçamak laflar. İyidir, güzeldir. Yüzünüze söylemedikleri hoş yanlarınızı arkanızdan söylüyorlardır. Ya kötü olsa hakkınızda konuşulanlar, yanlış olsa, ne yapardınız? Yalan konuşan birini yalanıyla yüzleştirseniz, doğru yanıt alacağızdan ne kadar eminsiniz?
Düşünce ufkunuzda dolaştıkça şahlanırsınız. Velhasıl, ahiret e uğrar, cehennemin önünden geçersiniz. Cennetten gözlerinizi alamaz, fani hayatı gönlünüzden geri iade edersiniz. Odada kapıya doğru bakar, imanla ruhunuzu şereflendirirsiniz. Kefensizsinizdir ayrıca, yerinizde pek dar değil. Bahşedilen nefesi yudumluyorsunuz birbir. Mezarı andırır oda, ölüyü hatırlarsınız.
Emin oldunuz ki; içlerinde olmayınca nede anlamsızdır kavgalar. Gösterişlerin acıdır tadı. Koştukça peşinden pembe hayallerin, koştukça kaçırtmaktır. Sakarlıktır kalp kırmalar. Kaderi buyur etmemek faydasızdır. Ölümün bakış açısından seyredince nede ihtiraslıdır yaşam.
Durdukça ısındınız, düşündükçe daldınız deryalara. Şimdi odadan çıkıp dünyaya karışacaksınız yine. Buradan size bahası düşük gözüken insanların yer aldığı mekana, tekrar karışacaksınız. Bulaşır mı çevrenizden üstünüze başınıza, siz sakındıkça inat eder mi kendisine çekmeye? Diyorum işte; alışınca alışıldıklara, değersizliklerine birde siz değersizlik katar mısınız? Alışılmadık değerleri hiçe saysanız, "eyvah" çekmez mi arkanızdan?
Hadi selametle, gönlünüzün doğduğu fıtrat odasının kapısı olmasın. Olumsuzluklara her girişiminizde ve içindeyken hissedin; vardır sizi de böyle duyan, gören, seyreden biri. Ve hesaplayın bu adil kişinin vaziyetinize biçtiği bahayla, kaç insanlık satın alabilirsiniz?
Dikkat! Veresiye yok!