+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 3 Sayfa var 1 2 3 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 24

Konu: Senai DEMİRCİ Hakkında Herşey...

  1. #1
    Pürheves LaLeTuTKuNu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    La(L) MeKaN!..
    Mesajlar
    211

    Standart


    <DIV>
    YUSUFUN ÜCÜNCÜ GOMLEGİ<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" /><O:P></O:P></DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV>İnsan unutkandır; öylesine unutkandır ki unutkan olduğunu da unutur. Unuttuklarını hatırlama ihtiyacı hissetmeyenin, unuttuğunu da unutanın unuttukları sebebiyle rahatsız olmasını ummak ise beyhudedir. Unutkan, zaman içinde, unuttuklarının çevrelediği ve sınırlarının ötesindeki her şeyi yok saydığı bir alan içinde kalır. Bu alan da giderek daralır. Unuttuklarını hiç hatırlamaması ve hatırlama ihtiyacı hissetmemesi yetmiyormuş gibi hatırladıkları arasından bazıları da unuttuklarının arasına kayıverir. İnsanın kendine çizdiği ve sınırlarını hiç zorlamadığı bu alan ona hiçbir şekilde hapsedilmişlik hissi vermez, herhangi bir daralma rahatsızlığı yaşatmaz. Çünkü bilinci dışında kalan alan adı üzerinde bilinç dışındadır; bilincinin de dışarıda bıraktıklarının eksikliğini çekmesi söz konusu değildir. (Anlatıldığına göre, aniden kaynar su içine atıldıklarında sıçrayarak tepki gösteren kurbağalar, yavaş yavaş ısıtılan suya konulduklarında daha itaatkâr bir davranış sergiliyorlarmış, itirazsız haşlanıyorlarmış. Çünkü yavaşça ısıtılan suda, kurbağa vücut sıcaklığının “üzerindeki” sıcaklığı, yine o sıcaklığın vücudu “üzerindeki” etkisi nedeniyle algılayamaz hale gelir. İhtimal ki insan da bilinç dışına kaydırdıklarının, hatıralarından uzaklaştırdıklarının giderek artmasının yine bilinci ve uyanıklığı üzerinde artan etkileri nedeniyle uyanıklık alanının daralmasına itiraz edemiyor, bilincini “haşlıyor”.) Rüya, bilincimizin dışarıda bıraktıklarından taşanların gözlerimizin önüne serildiği bir haldir. Garip ki tam da kendimizi unuttuğumuz uykuda, uykunun da uykunun kendisini unuttuğumuz yerinde “görülür”. Önünde eksisi olan bir rakamın önüne yeni bir eksi koyduğumuzda pozitifleşmesi gibi rüya iki unutuşun birbirine vurulmasıyla, birbiriyle çarpılmasıyla gün yüzüne çıkıyor, hatırlanıyor. Kendimizi uyanık saydığımız/sandığımız uyku halinin yırtıldığı yerdir rüya. Yûsuf’un üçüncü gömleği rüyalar sonrasında gelen bir “uyanış”ın, bir “hatırlanış”ın habercisidir. Bu yüzden, birinci ve ikinci gömleklerden farklı bir yerde durur. Yûsuf’un birinci gömleği Yûsuf’a rağmen üzerinden çıkarılır ve kanlanır; Yûsuf niye çıkarıldığını bilmez. İkinci gömlek Yûsuf’a rağmen yırtılırken, Yûsuf niye çıkarılmak istendiğini bilir. Kansız ve yırtıksız olan üçüncü gömleği ise bizzat Yûsuf kendi üzerinden çıkarır, kendi iradesiyle bedenini çıplak bırakır. Birinci gömlek, Yûsuf’un kardeşleri tarafından kıskançlık/haset hesabıyla çıkarılmıştı; kıskançlık/haset ise bencilliği besler. Bencillik üzerinden başlayan eylem ise insanın kardeşini kuyuya itmesini, babasını üzüntüye boğmasını sonuç verir. İkinci gömlek, Züleyha tarafından cinsellik/şehvet hesabıyla çıkartılmak istenmiş, yırtılmıştı. Cinsellik/şehvet ise nefsaniyeti besler. Nefis üzerinden başlayan eylem ise sevdiğini kendi bedenine hapsetmeyi, unutuşun zindanına itecek bir aldırmazlığı doğurur. Oysa, üçüncü gömlek, bizzat Yûsuf tarafından kardeşlik/merhamet saikiyle çıkarılır. Yûsuf, hem bedenine kasteden kardeşlerinin gözleri önünde, hem de bedeninden murad almak isteyen Züleyha’nın ülkesinde, gömleğini çıkartarak bedenini savunmasız hale getirir. Böylece onları, içlerinde unutayazdıkları, unuttukça da hatırlama ihtiyacı hissetmeyecekleri, eksikliğini asla çekmeyecekleri, eksikliğini bilmedikleri için de hiç peşine düşmeyecekleri kardeşlik/merhamet’e çağırır. Bencilliğimizi besledikçe bizi başkalarına, özellikle de yakınlarımıza sağırlaştıran, yetimi ve yoksulu itip kak(tır)an sözde kardeşlerimize inat, kardeşlerimize merhamet etmeye ve onları hoşgörmeye çağrıdır üçüncü gömlek. Cinselliğimizi kışkırttıkça bizi bedenlerimizin cilâlı görüntüleri içine hapseden, lezzetlerimizi şehvetin sığlığına iteleyen sözde aşıklarımıza inat, bizi kalbimizin derinliğine, ruhumuzun sonsuz nefesine çağırır üçüncü gömlek. Hasılı, üçüncü gömlek, “sıla-i rahim”dir; yakınlığın keşfidir. İnsanı ben’i ve bedeni üzerinden sivrilterek yakınlarının dertlerine biganeleştiren çağa karşı durmanın yolunu gösterir. İnsanı içinin içinde sakladığı rahmete yabancılaştıran çağa direnmenin usulünü öğretir. Yûsuf kokulu, Yûsuf bakışlı o gömlek, yakınlıkları yeniden keşfetmeye, insanı kalbinin ve ruhunun dairesinde ağırlamaya, üzerimizde giderek kalınlaşan unutuş kabuğunu çatlatıp “rahmetin rahminde” büyüdüğümüzü yeniden hatırlatmaya çağrıdır.
    Yûsuf’un üçüncü gömleği, unuttuğumuzu hatırlatır bize. Yûsuf’un üçüncü gömleği unuttuğumuzu unuttuklarımızı da hatırlatır bize. Bizi Yûsuf’leyin dünyanın aldatıcı çekimi karşısında çıplak kılar, ölümün gerçeği önünde bahanesiz bırakır. Böylece “ele gelmez” hale gelir, bize kurulan tuzaklardan uzak kalırız</DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV>sanırım bu baslıga en cok ben ekleyecegim!!!</DIV>

    M@zh@® ݧMi ©€L@L OLm@s@ H@kk’@ L@L€

    BuL@M@ZdI Bu K@D@® ®uTB€-i V@L@ L@L€...



    YoRGuN BiR DaG LaLeSiYiM BiR YoLuN BaSıNDa!...


  2. #2
    Pürheves LaLeTuTKuNu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    La(L) MeKaN!..
    Mesajlar
    211

    Standart

    Kardesler okudunuz mu bilmiyorum ama Senai Demirci nin soyle garip bencileyin kitabı cok guzel!!bide bu kitaba adını veren yani soyle garip bencileyin isimlidenemesi gercekten de super bi deneme helede benim gibi deneme tarzı yazıları cok sevenler icin kesinlikle oneriyorum.cok uzun oldugu icin foruma koymuyorum ama asagıya linkini koyuyorum…hadi ii okumalar<?:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-comfficeffice" /><O:P></O:P>
    eYwaLLaH..
    <DIV></DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV></DIV>
    <O:P></O:P>
    <O:P>http://www.karakalem.net/?article=473</O:P>

    M@zh@® ݧMi ©€L@L OLm@s@ H@kk’@ L@L€

    BuL@M@ZdI Bu K@D@® ®uTB€-i V@L@ L@L€...



    YoRGuN BiR DaG LaLeSiYiM BiR YoLuN BaSıNDa!...


  3. #3
    Dost melek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    24

    Standart

    <DIV>Senai Demirci hocamız pazartesileri Taksimde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezinde Belediyenin katkılarıyla sohbetler yapar.(hasret kaldık...)</DIV>
    <DIV>Albümleri vardır 99 Esma 99 Dua kitaplarının,muhteşem....</DIV>
    <DIV>Ramazanda TRT1devapurdan canlı yaptığı programları da sabırsızlıkla bekliyorum....</DIV>
    <DIV>Çok severim kendisini kısacası</DIV>
    Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı...

  4. #4
    Dost melek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    24

    Standart

    <DIV id=post_message_90761>Göz Kapağının Ardı</DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV>Rüya...
    Ruhumuzun her gece uğradığı efsunlu coğrafya.
    Göz kapaklarının ardına yuvarlanmış öte dünya.
    Herkesin eşitçe yaşadığı hayal ülkesi.
    Uykumuzun orta yerinde kurulu büyülü şehir.
    Yüzümüzü kırışıksız seyrettiğimiz ayinemiz.
    Çocukluğumuzu düşürüp yitirdiğimiz dipsiz kuyumuz.
    Çeşmesinden sular içtiğimiz uzak köyümüz.
    Ötelere kanat çırptığımız aşina kıyımız.
    Rüyamız,nefes nefese koşuştuğumuz sığınağımızdır.
    Mahzun kalplere serin teselliler indiren sığınağımızdır.
    Işıktan çiçekler devşiren ilkbaharımızdır.
    Ardı sıra cennete uçtuğumuz balonumuzdur.
    Rüya yağmur.
    Rüya ışık.
    Gökkuşağımız rüya.
    Altından geçip geçip sevindiğimiz sonsuzluk köprüsü.
    Suların durup dinlendiği an rüya.
    Güneşin eğilip su içtiği buzlu pınar rüya.
    Yusuf'un (as) yolunu kuyuya çıkaran kapıdır rüya.
    Zindanlara ebedi aydınlıklar düşüren güneştir rüya.
    Rüya,gözkapaklarının ardındaki eşitlik.
    Rüya,sessizce ve sözsüzce paylaşılan mahrem saadet.
    Rüya,ayın perdeye düştüğü yer.
    Rüya,dağın fareye gebe kaldığı an.
    Rüya,aşkın kalbe bulaştığı an.
    Rüya,hece hece gece.
    Rüya,gecelerce bilmece.
    Rüyalar adilce dağıtılır bu alemde.
    Taşı başına yastık yapan mazlumun rüyası,kalbi taşlaşmış zalimin rüyasında daha az güzel değildir.
    Rüyalar elçidir bilinmeyene.
    Gözle görülmeyenin gözü kapalı olana bile görünür olduğunu anlatır.
    Komşudur rüya.
    Sabaha kadar başucumuzda bekleyen dosttur.
    Sırdaşımızdır rüya; kalabalıklarda susup sadece yalnızken konuşur.
    Oğlumuz kızımızdır rüya.
    Ki hepimiz anamızın babamızın rüyası iken uyanıverdik bu aleme,bu ortak rüyamıza.
    Þimdi hepimiz bir ortak rüyadayz.
    Ve aslında hepimiz birer rüyayız.


    elde var insan-Senai Demirci</DIV>
    Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı...

  5. #5
    Pürheves LaLeTuTKuNu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    La(L) MeKaN!..
    Mesajlar
    211

    Standart

    EGİLMİS BİR BASAK RUZGARI GİYİNİRYA...DİK DURAN VE DURU KALAN BİR İNSANDA DOSTLARINI GORUNUR KILAR.DOSTLARINI GORUNUR KILAN DOSTA DOSTUNDA GORUNEN DOSTLARA NE MUTLU!!!
    <DIV> S.DEMİRCİ...</DIV>

    M@zh@® ݧMi ©€L@L OLm@s@ H@kk’@ L@L€

    BuL@M@ZdI Bu K@D@® ®uTB€-i V@L@ L@L€...



    YoRGuN BiR DaG LaLeSiYiM BiR YoLuN BaSıNDa!...


  6. #6
    Pürheves LaLeTuTKuNu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    La(L) MeKaN!..
    Mesajlar
    211

    Standart

    YAÐMUR

    Doğunun kanlı şafaklarından birinde ışık vurdu yüzüne.
    Nefeslere derinlik veren taze bir seherde, ruhların göçebelik kışkırtısına yakın olduğu sabah vakitlerinde duru bir reşha olarak vardı yeryüzüne.

    Saliha bir ananın göz yaşından taştı da geldi.
    Helâl-haram kaygısını bir tutam ota taşıyacak denli müttaki bir babanın alın terinden billurlaştı da yağdı yağmur.
    Þarkın humma nöbetleriyle kıvranan toprağına dokundu en önce.
    Son âlimlerin son nefesleriyle savruldu yağmur, aşkın rüzigârına tutuldu, damla damla sevdaya aktı.
    Yitirilmiş bir coğrafyanın dağıyla taşıyla kucaklaştı, fakrla, cehaletle, zaruretle derinleşen bir yaranın orta yerinde kan olup aktı, kıvrandı.
    Uçurumlara düştü, mağaralara sığındı, taşlarla arkadaş oldu, pınar başlarında geceledi, gecenin orta yerinde yüreğine düşen dava ateşiyle buharlaştı.
    Van Kalesi’nin taşlarından devşirdiği haşin fıtratını, Zernabâd suyunda yıkadığı duru, keskin bakışını, Þark’ın kavruk toprağından beslediği ateşÃ®n zekâsını alıp yeniden göğe karıştı yağmur.
    Bir sabah tozlu ayaklarıyla vardığı İstanbul’a, ırkçılık, küfür, şüphe ve emperyalizmle kirlenmiş bu iklime, muhteşem bir saltanatın batmaya yüz tuttuğu hazan mevsiminde bir ikindi yağmuru olup düştü. Mahzun coğrafyanın meyus insanlarına, peşi sıra getirdiği Þark ışıklarıyla taze ve rengarenk bir gökkuşağı sundu.
    Hiçbir yağmura benzemiyordu.
    Sanki başka zamanlara, başka mevsimlere, başka coğrafyalara aitti de, bu talihsiz mevsime, bu mahzun şehre kazara uğramış gibiydi.
    ‘Bediüzzaman’ dediler yağmura.
    Eşsiz ve belki zamansız yağmış bir yağmurdu.
    Acele etmiş, kışta gelmişti.
    Çiçekleri solmuş, tohumları kurumuş bu topraklara, yazı baharı unutmuş bu iklime yeni baharlar getirecekti.
    Yağmur, soğuk ve acı kışlarda da yağdı.
    Kalemin ve kılıcın ucu sıra şehir şehir dolaştı.
    Harflerin efsununda savruldu, harplerin hüznünde yoğruldu.
    Kalemi ve kılıcı bir tutan âlim hassasiyetini ve mücahid heyecanını her diyarın göğüne taşıdı yağmur.
    İlmin mürekkebine dolanıp sayfalar boyu yazı olmayı da, şehidlerin kanına karışıp yeni baharların toprağına gömülmeyi de göze aldı.
    Sayfalar boyu kara harfler gözlere nur olacak ve şehidler şehirlere gözyaşı olacak değil miydi nasılsa?
    Yağmur eninde sonunda gözlere değecekti.
    Son terazide, âlimin mürekkebi ile şehidin kanı bir tutulacak değil miydi?
    Yağmur göklüydü ve nasılsa göğe dönecekti.
    Bir gece, hain bir pusunun girdabına düştü yağmur.
    Acımasız bir kılıcın ucunda, paslı bir namlunun ardı sıra yabancı ellere savruldu.
    Volga nehrinin hazin akışına kapıldı.
    Yaban rüzgârlarına esir düşüp, uzak coğrafyalara sürüklendi.
    Gecenin koynunda, gurbetin kapkara hüznünde, zihninde çakan yakıcı şimşeklerle sarsıldı, yüreğinde kopan fırtınalarla yeniden yeniye duruldu, ruhunu saran gökgürültüleriyle yeniden ateşlendi.
    Ve yağmur şanlı saltanatın yıkık taşlarına yeniden yağdı.
    Güzel zamanlardan geriye kalan bu donuk bakışlara dolandı durdu.
    Duruldu.
    Saltanatsız, devletsiz ve hilafetsiz bir payitahtın son küllerini yıkadı.
    “Esaretten sonra” yeniden Anadolu’ya vardığında, Ankara Kalesi’nde soluk bir ikindi vakti, Avrupa’dan gelen katran karası küfrün gölgesini hissetti.
    “Ankara’dan en kara bir halet”le yeniden ilk yurduna,
    Doğu’ya doğru yola çıktı.
    Medeniyetin kirlerini, saltanat ve iktidarın yükünü üzerinden atarak hafifledi, duruldu.
    Yalın bir damla olarak yeniden Erek Dağı’nın serin kuytularına döndü.
    Sözler’ce kalbimize yağmak için, Mektup’larca ruhumuza varmak için, aklımıza Lem’a Lem’a Þualar düşürmek için saflaştı, inceldi, çoğaldı, çağladı.
    Yağmurla ilk kez çay kokulu bir sonbahar akşamı tanıştım.
    Karşımdan değil, yanımdan konuşuyordu yağmur.
    Yağmur gibi yükseklerden konuşuyor ama yumuşakça iniyordu zihnime.
    “Yağmurca” söylüyordu, incitmesiz ve berrak.
    Sessiz ama ahenkle; kimseyi kimseden ayırmadan ve herkese özel olarak düşüyordu Sözler’i.
    Kağnı sırtında meçhul bir sürgüne giderken, öküzün kanayan ayağını dert edinen Yağmur’du.
    Sessiz ve kimsesiz bir yalnızlığa itilirken, yavrusuna giden kuşlara kanat geren Yağmur’du.
    Barla’nın hüzünlü yalnızlıklarında, Çam Dağı’ının vahşetli gecelerinde çise çise yağan, sessizce çoğalan, hece hece biriken, Sözler’ce taşan Yağmur’du.
    Denizli, Eskişehir, Afyon hapishanelerinin duvarlarını yıkan bakışlarla yağdı Yağmur. Parmaklıklara inat yeryüzünün her noktasına vardı, zerreden küreye herşeyi tefekkürle yıkadı yağmur.
    Bir bahar günü, Eğirdir Gölü’nün yeni açmış çiçekleri, taze kokulu yapraklarıyla sele dönüştü yağmur.
    Yaprak yaprak, çiçek çiçek binlerce Esmâ’ya şebnem oldu.
    Esmânın güzel kanatları arasında bizi Haşre, Ebede, Cennete taşıdı Yağmur.
    Gözlerimizin gördüğü suretlerden gönlümüzün gördüğü hakikatlere sürükledi bizi.
    Öylece “yeryüzündeki rahmet eserlerine nazar” eyledik.
    Ve öylece dirilişe, hesaba, ebede vardı aklımız.
    Yusuf’un[as] rüyasıyla uyandırdı bizi.
    Kuyuda ve zindanda aklımızı hakikate boğdu.
    Yunus’un[as] gecesiyle aydın etti gözümüzü.
    Yunus’un[as] denizinde dalga dalga gerçeğe savurdu nefsimizi.
    İbrahim’in[as] düştüğü yangından bize ebedî güller devşirdi.
    Musa’nın[as] asasını dilimize verdi; taşı tefekkürümüze taşıdı, katı kalpleri taşla yumuşatacak Sözlerle geldi.
    Eyyub’un [as] sabrını yüreğimize indirdi Yağmur.
    Damağımıza metanetli bir Eyyub duası yapıştırdı.
    Ve ‘Bütün Zamanların En Güzel Yağmuru’nu, Muhammed Mustafa Aleyhisselatüvesselamı, ‘Reşha, Reşha’ bu çorak iklime, bu kurak dimağlara indirdi Yağmur.
    Gülü ve salâvatı, bülbülü ve nübüvveti, insanı ve haşri, geceyi ve yıldızları, göğü ve tevhidi yeniden yeniye yoğurup yıkadı Yağmur.
    Hiç incitmeden, yıkmadan ve kırmadan, üzmeden ve korkutmadan alnımıza, aklımıza yağdı.
    Hiç ayırmadan ve bölmeden, hiç zorlamadan ve yormadan dimağımıza ve damağımıza değdi Yağmur.
    Ve hala Sözler’ce yağıyor yüzümüze, sabahları şebnem olup Lem’a Lem’a parıltılar saçıyor, ebedi bir bahardan, sonrasız bir andan taze ve sımsıcak Mektuplar taşıyor, sayfalar boyu gökkuşağı oluyor, gözümüze ve gönlümüze Þualar gönderiyor.
    Yağmur hâlâ yağıyor.
    Rahmet rahmet müjde indiriyor gönlümüze.
    Dr.Senai DEMİRCİ/Can Kırıgı

    M@zh@® ݧMi ©€L@L OLm@s@ H@kk’@ L@L€

    BuL@M@ZdI Bu K@D@® ®uTB€-i V@L@ L@L€...



    YoRGuN BiR DaG LaLeSiYiM BiR YoLuN BaSıNDa!...


  7. #7
    Pürheves LaLeTuTKuNu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    La(L) MeKaN!..
    Mesajlar
    211

    Standart

    Senai hocamın yazdıgı ve benim de en cok sevdigim paragrafı;
    <DIV align=center></DIV>
    <DIV align=center></DIV>
    "En güzel duamızı dilimiz yokken yaptık. Öyle ki duaya dönmeyen dilimizin suskunluğunu dua kabul edip bize dua edebilen bir dil verdi Rabbimiz. Ben susuyorum, sen de sus ki, iyiliğimizi yine O söylesin. Söz bakışı bulandırır ..."
    S.Demirci

    M@zh@® ݧMi ©€L@L OLm@s@ H@kk’@ L@L€

    BuL@M@ZdI Bu K@D@® ®uTB€-i V@L@ L@L€...



    YoRGuN BiR DaG LaLeSiYiM BiR YoLuN BaSıNDa!...


  8. #8
    Ehil Üye aşur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.446

    Standart

    Yağmur çok güzeldi. Allah razı olsun.

  9. #9
    Pürheves LaLeTuTKuNu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    La(L) MeKaN!..
    Mesajlar
    211

    Standart

    ecmain olsun kardesler...

    M@zh@® ݧMi ©€L@L OLm@s@ H@kk’@ L@L€

    BuL@M@ZdI Bu K@D@® ®uTB€-i V@L@ L@L€...



    YoRGuN BiR DaG LaLeSiYiM BiR YoLuN BaSıNDa!...


  10. #10
    Yasaklı Üye ANTİKOR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    Malatya
    Mesajlar
    255

    Standart


    Gül yüzü buluşma yeridir,
    En temel kavuşmalar gül yüzünde gerçekleşir.
    Çünkü gül yüzler bakışı aşka dönüştürür.
    Bakış ki, aşıkın maşuka dönüşüdür;
    İlk tanışma ve son ayrılıktır.
    Sonra mayelenir bakış;
    Bakış aşk olur, bakış vuslat olur.
    Aşık ve maşuk tanışmaktan öte geçerler,
    Geri döner ve sanki birbirlerini hatırlamış olurlar.
    İlk bakışma sonsuz beklemelerin durulduğu bir göl olur.
    Güzellik gül yaprağında beklemiştir aşkı.
    Aşk gül yüzünde güzelle buluşur.
    Aşk gül tenlerde görünür kılar kendini.
    Ve güzellik aşkın bakışında seyre dalar kendini.

    ***
    Madem kâinatta hüsn-ü sanat, bilmüşahede vardır ve kat’idir.
    Elbette, risalet-i Ahmediye (s.a.) şuhud derecesinde bir kat’iyetle sübutu lazım gelir...

    ***
    O yüzden, gülden yüz çeviremeyiz.
    Güle uzak duramayız.
    Aşk ateşi örseler yüreğimizi.
    Kızıl kanlar gibi dolaşır tenimizi aşk.
    Ve kızıl utançlarla alevlenir yüzümüz
    Güle döneriz, Sevgili’ye döneriz.
    Sevgili yüzü olmadan edemeyiz.

    ***
    Zira, şu güzel masnuattaki hüsn-ü sanat ve ziynet-i suret gösteriyor ki, onların San’atkârında ehemmiyetli bir irade-i tahsin ve kuvvetli bir taleb-i tezyin vardır.
    ***
    Meğer gül, yüzüne Nazar Eden olduğu için gül’müş.
    Herşeyi ve herkesi Varedenin teveccühüyle gülmüş.
    Önce Teveccüh Eden varmış.
    Yokluğa yönelmiş Ebedi Güzellik Sahibi.
    Bilinmek dilemiş, sevilmek irade etmiş.
    Gizliden açığa çıkmış “Mahfi Hazine”
    Hiçlik şafağı kızıla boyanmış.
    Varlık güzel yüzlü bir gül olmuş.
    Varedilen her şey bir gül yüzünde taçlanmış.

    ***
    Þu irade ve talep ise,o Sânide ulvî bir muhabbet ve masnularında izhar ettiği
    Kemâlât-ı sanatına karşı Kudsî bir rağbet var olduğunu gösteriyor.

    ***
    Yoksa biz dikenler idik,
    Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
    Varlık gülşeninde bir gül yüzünde ihyalandık.
    Ab-ı hayat öylece dolandı yüreğimizi,
    Tenimizde öylece kızıl utanç gülleri açtı.
    Edebi, iffeti gül yüzünde belledik,
    Tebessümü gül yaprağından dudağımıza devşirdik.
    Gülün son yaprağının sonrasına hayranlığımızı ekledik.
    Beğenimizle kuşattık gülü;
    Aşklarımızı gül yanağına devirdik.
    Gülün yüzünde güldük, güle baktık güle yazdık.
    Güller olduk, güldük.
    Güller açıldı, güle döndük.
    Gül yüzünde varedilen herşeyle yüzleştik.
    Varedilmişler gül yüzünden gün yüzüne çıktı.
    Öylece, gülün yüzünde buluştuk.
    Gül yüzünden tanış olduk.
    Sonra herkesi ve herşeyi oraya çağırdık.
    Herşeyi elimize aldık, herkese elimizi verdik.
    Gülün yüzüne vardık.
    Bildik ki,
    Aslında biz sadece gül yüzünden vardık.

    ***
    Ve şu muhabbet ve rağbet ise, masnuat içinde en münevver ve mükemmel ferd olan insana daha ziyade müteveccih olup temerküz etmek ister.
    ***
    Ebedî Sevgili’nin teveccühüdür gülü güldüren.
    Kalbimize aşkı salan Sevgili’nin nazarıdır.
    Ki bu kalb Sevgili’nin vechesinden başkasına dönmez.
    “Batan şeyleri sevmez”
    Yitip gidenlere gönül vermez.
    O’nun vechinden başkasına kanmaz aşk.
    Aşk O’nun teveccühü ile var oldu.
    Güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği O halkeyledi.
    Aşıkların bakışlarında sevgiyi O tasvir eyledi.

    ***
    O sâniin bütün makasıd-ı san’at perveranesine hizmet eden Muhammed’in (s.a.) ne derece o Sâni ile münasebettar ve onun nazarında ne kadar mahbub ve makbul olduğu bilbedahe anlaşılır.
    ***
    Ve güzellerin en güzelini Mahbubu eyledi.
    O’na muhabbet eyledi, O’nu Muhammed eyledi.
    Ebedi teveccühünü O’nun vechinde kristalleştirdi.
    Cümle halka O’nun yüzünü gül eyledi.
    Değil mi ki, önceleri hiçbirşey yoktu
    Ve illâ O’nun ebedi teveccühü vardı.
    Değil mi ki, varedilmişler O’nun yönelmesiyle
    Varlığa yüz buldu.
    Öyleyse bu varlık gülşenine önce O Mahbub’un gül yüzü düştü.

    ***
    Acaba hiç akıl kabul eder mi ki, şu güzel masnuâtın bu derece. San’atperver, hattâ ağzın her çeşit tadını nazara alan in’amperver San’atkârı, Arş ve ferşi çınlattıracak bir velvele-i istihsan ve takdir İçinde, ber ve bahri cezbeye getirecek bir zemzeme-i şükran ve tekbirle, Perestişkârâne Ona müteveccih olan en güzel masnuuna karşı lâkayd Kalsın ve onunla konuşmasın ve alâkadarane onu resul yapıp güzel Vaziyetinin başkalara da sirayet etmesini istemesin?
    ***
    Biz dikenlerdik aslında.
    Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
    Gül-ü Muhammed’in (s.a.) yüzünde buluştuk.
    Gül-ü Muhammed (s.a.) yüzünde tanış olduk.
    Sonra herkesi ve herşeyi yüreğimize çağırdık.
    Herşeyi elimize aldık. Herkese elimizi verdik.
    Gülün yüzüne vardık
    Gül yüzünden var olduk.

    ***
    “Þayet Allah’a muhabbetiniz varsa, bana ittiba edin ki, Allah da size muhabbet etsin.” (Al-i İmran 31’den)
    ***
    Sevgili’nin teveccühünü yüzüne devşiren Gül’e,
    Yüzümüzü Sevgili’nin vechine çeviren Gül’e
    Güllerce salât, yüz’lerce selâm ettik.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Senai Demirci'den Bir Dua.......
    By lasiyyema in forum Dualar
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 02.10.09, 09:33
  2. Senai Demirci--Sen Ve Son
    By LaLeTuTKuNu in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 29.09.09, 21:35
  3. Senai Demirci
    By ayine-i samed in forum Kitap, Dergi, Albüm Tanıtımları ve E-Kitap Paylaşımları
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 16.08.08, 17:16
  4. Senai Demirci'den...
    By lasiyyema in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 14.08.07, 22:02
  5. Unuttuk - Senai Demirci
    By Meyvenin Zeyli in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.04.07, 21:23

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0