Pencereler Arası Düş/üş/tür Hayat


İnsan kaç pencereden bakar ki hayatınca…işte ilk pencere çocukluğunun düşü o oyuna çağıran koşunca ayak topuklarını poposuna değdiren bir yaşama sevinci heyecanıyla..hep büyüme düşüyle oysa bilmeksizin büyüdükçe düştüğünü o muhteşem gökyüzünden… Ya okul penceresi o ilk yılları annesini arayan zamanla bazen arkadaşı bazen sevdiğini bazen düşlerini arayan…

Sonra hiç unutur mu insan o ilk gurbet penceresini yüreğinin gökyüzünde turnalar uçturan o ilk özlemlerini… Benim de ilk şiire dokunuşum o pencerenin toprak kokulu duvarlarında kaldı..Çocukluğumun bedensel izini gençliğe boyayarak toprak kokusunun yerini kireç kokusu aldı o pencerede.. Sonrası “ odam kireç tutmuyor kumunu katmayınca sevda baştan gitmiyor…” türküsüne varan pencere, yağmurlu bir sonbahar gecesinde yalnızca sokak lambası şahitliğinde..

Sonra, sonra, sonrası ne pencereler gelir geçer insan hafızasının tren yaylarından kah umutlar kah sevinçler kah derin kederler kah öfkeler… Ve yine pencere düşleri. Aniden bir tren sireniyle irkilir insan yaşı göz yaşına karışmış bir vaktinde ömrünün işte bir pencere daha düşlerden düşüşe. Kim bilir ne zaman yeniden başka bir pencere düşüne, ta ki bir çocuğun pencere arkasından cenazesini seyre daldığı o toprak kokusuna yeniden vardığı toprağa düşüşüne kadar…

Pencereler arası düş/üş/tür hayat…

Şiiraze

alıntı