Elalem ne der? Mahalle baskısı toplum yargısı gibi kavramlarla tehdit unsuru olarak gösterilen "elalem" ensar - muhacir ilişkisiyle yerle bir edilmiş bir kavramdır. Elalem diye telaffuz ettiğimiz bir kelime var.

Eşi dostu bir miktar kenara iterek bizi tanıyan ama bize uzak olan insanları anlatırken kullandığımız bu kelime sinsi soğuk acımasız ve sürekli dedikodu yapan bir güruhun lanetli nefesini taşıyor üzerinde.

Mahallenin genç orta yaşlı ve ihtiyar kadınlarını kahvede oturan amcaları sokak sokak dolaşan avare gençleri… Bizim adımızı ya bilen ya bilmeyen ama muhakkak bizi biraz gören insanlar: elalem.

El olan uzak olan yitik olan alem.

Günümüzde idraklerimize zehir enfekte etmeye ant etmiş bir nice iletişim aracı tarafından iğrenç bir oyunun arsız oyuncuları gibi gösterilen bu insanlar bizim içinde geliştiğimiz çevredir. Ve yine aynı iletişim araçları o insanları umursanmaması gereken birer boş figür olarak değerlendirmekte çevresini takmayan hayata meydan okuyan(!) fertleri kutsal ilan etmektedir.

Elalemden uzak kalmak günümüzde hürriyetin asaletin ve olmuşluğun bir nişanesidir. “Elalem”in hislerini “mahalle baskısı” “toplum yargısı” gibi kavramlarla ifade edip vicdanlarda “çevre”ye dair bir kalbi itiraz noktası oluşturmayı hedefleyen bu anlayışı ben derin bir tehdit olarak algılıyorum.

Artık öğretmenler öğrencilerine hayata dair başarının temel noktasının insanların ne dediğini düşünmeden yoluna devam etmek olacağını öğretiyor. Anneler çocuklarına mahalledeki teyzelerin ne dediğinin önemli olmadığını söylüyor. Diziler filmler programlar hep ama hep kafanın dikine gitmeyi kimseyi umursamadan yol almayı umursamazca yaşamayı telkin ediyor.

Herkesi memnun edecek bir insan olmak imkansız olduğu kadar sakıncalıdır da. Bunu kabul ediyorum. Ve herkesin söylediğini dert edersek hayatın bir gayya kuyusuna döneceğini de biliyorum.

Elalemin ağzının torba olmadığının da fakındayım. Ama “elalem”i tamamen bir kenara bırakmanın çok daha yanlış olduğunu düşünüyorum.
Hatadan asla beri olmayan insanın çevresinde bazı yargı organlarının olması muhteşem bir şey bence. İnsan seyyiata meyledecek olduğunda vicdanında bir kandil gibi beliriveren o “elalem yargısı” onu seyyiattan men edip hasenata teşvik edecekse o yargı süreci enfes bir sistemdir.

Padişahın Cuma selamlığında “Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var.” diye bağıran grup tam olarak bu “elalem”i temsil etmektedir. Hz Ömer’e her gün gelip: “Ölüm var ya Ömer!” diyen adam da İbrahim Ethem Hazretlerinin damında deve arayan da bu cümledendir.

O elalem bizim en önemli kültür motiflerimizden biridir. Bir kişi üç vakit namaza gelmese cemaat toplanıp o kişinin evine gider bir şey mi oldu diye. Bu ne mükemmel bir “elalem”dir. Tüm hayatı içi içe burun buruna yaşamak; düğün sünnet amin alayı ölüm zulüm felaket… Her şeyde ama her şeyde yan yana omuz omuza olmak ne asil bir beraberlik.

Elalem ensar-muhacirin ilişkisinde yerle bir edilmiş bir kavramdır. Ve biz elalemin ne diyeceğini umursadığımız kadar köklerimizle rabıtalıyızdır.

Artık kimse kimsenin başına gelen felaketi umursamıyor. Ölümler sıradan zulümler sıradan yalnızlıklar sıradan oldu artık. Bir kişi günler günler sonra evinde ölü bulunabiliyor. Mahalleli onun yokluğunu hissettiği için değil evden pis kokular yükseldiği için haber veriyor polise.

Elalemi sildikçe kendimiz de silikleşiyoruz farkında mısınız?
Bu gidişle modern insan tabutunu omuzlayacak dört adamı ölmeden evvel parayla tutacak ve yalnızlığıyla ölüp yalnızlığına gömülecektir.

Ahmed PAK