Derler ki, bir gün gül artık dayanamamış, merak içinde, bülbüle sormuş:“Binlerce çiçek var. Hepsi birbirinden güzel...
Lale var, sümbül var, leylak var, papatya var…
Onları da hep görmüşsündür sen; bahçe, bağ demeden gezerken.
Yeşil dallarda hoş sesinle öterken…
Binlerce renktir onlar, binlerce ahenk…
Bazısı var, yüz güle denk. Yanlış anlama, senden şikâyetçi değilim.
Güzel sesin, ötüşün her zaman hoşa gider.
Fakat yine de merak ediyorum.
Onca çiçek, onca buket içinde neden ben?Lütfen, ey kederli âşığım!
Aşkını bu cahile tarif et. Et ki, belki ben de seni severim.
Bana bir cevap lütfeder misin?”Bülbül acı feryatlarına bir ara vermiş.
Sevdiğinin kırmızı yanaklarına nazar etmiş.
Mahzun ve kederli yüzünü kaldırmış sonra, gülden öteye dönmüş.
Gözleri ufuklarda, bir ayağını kaldırarak dikenlerini göstermiş güle.
Ve hiç ona bakmadan eklemiş:“Bilmiyorum ey kırmızılım!
Al yanaklım!
Bahar kokulum!
Vallahi bilmiyorum! Cevabım olsa, bunca zaman senden saklar mıyım? Seni bilinmezlik ateşinde yakar mıyım? Billahi bilmiyorum! “Aşkının nedeni yoktur” der teselli bulurum yıllardır, ben de, kendi kendime...
Ama ne çare, zihnim durmuyor, akıl sorgular.
Bunu ben de çok, hatta senden çok düşündüm. Fakat çaresizim, bulamadım.
Onlar da güzeldi, onlar da alımlıydı.
Sen de olan ne varsa, onlarda da vardı. Doğru…
Ama sana bakınca şunu fark ediyorum: Onca güzel içinde yalnız senin dikenlerin var…”Aptallığına doymasın bülbül… Böyle de olmaz ki…
Bunu ben söyledim, siz bir daha söylemeyin lütfen.
Bülbüller alınır. Zira bu “imkânsız aşklar” mevzusu derin bir mesele…
O halde hikâyemizin sonunu da anlatayım da, bu yazım da böylece biraz karmaşık son bulsun.Bülbülün bu sözleri üzerine “Aşk bu mudur?” demiş gül. “Eğer buysa, biliyor musun, ben de yıllardır güneşe…”Bir “Eyvah!” koparmış çığlıklar arasında bülbül! Çırpınmış, kanatlarını çırpmış! “Ben ne yaptım?
Sevdiğimi kendi elimle başkasına âşık ettim.
Gayrı hayat bana haram ve zindandır” demiş ve yana yana uçup gitmiş…
Derler ki, işte aşkın ne olduğunu öğrendiği o günden beri gül, hep güneşe yüzünü döner, güneşe bakarmış.
Bu yüzden kırmızı yanakları hep güneşe dönükmüş gündüzleri.
Çünkü o da aşkı, bülbül sayesinde güneşten öğrenmiş.
Zira güneş de, onun imkânsızıymış…


...alıntı...