Siyah noktalar yağıyor yerden. Şemsiyeler yere doğru. Rüzgâr uçuruyor benekleri. Uçuruyor şemsiyeleri rüzgâr. Yüzünü pürüzsüz sanıyor herkes.

Kremler mağlup. Herkesin yüzü çilli. Fakat işaret parmakları bozuk pusulalar, Başka yüzlerde duruyor titreyerek. Kendinde olanı başkasında görünce ürperiyor insan: Ne kadar çirkin! Aynı fotoğrafta yer almamak için kaçmalı. Kaçmalı ölüsünden bile. Basra'da dört zenci bir tabutu koşar adım kaçırıyorlar kalabalıktan. Hayır, kalabalık yok. Issız bir ölüm bu. Kalabalık bir şehirde in cin top oynuyor. Dört zenci tabutu uçarcasına götürüyor mezarlığa. Abbas b. Ayyaş görüyor onları. Tâbiîn'den Abbas b. Ayyaş. Koca bir şehirde cemaatsiz kaldırılan bu cenazeye hayret ediyor. Bu dört zencinin beşincisi oluyor birden. Mezarlığa kadar taşıyor onlarla tabutu.

-Kimindir taşıdığınız bu cenaze!

-Bilmiyoruz. Bu kadın bizi tuttu.

Uzakta bir kadın var defni izleyen. Son kürek toprak mezara atıldığında gülümsüyor.

-Neden gülümsüyorsun?

-Ölen oğlumdur benim. Hiçbir günah bırakmadı işlenmedik. Üç gündür hastaydı. Ölmeden önce vasiyette bulunmuştu.

-Ne dedi?

-"Öldüğümü komşulara söyleme! Ölümüme sevinir, cenazeme gelmezler. Yüzüğümün üstüne 'Lâ İlâhe İllALLAH Muhammedun Resûlullah' yazdır ve kefenimin içine koy. Ola ki acır ALLAH. Bir de öldüğümde ayağınla yüzümün üstüne bas, ALLAH'a isyan edenlerin cezası budur, diyerek. Beni defnettikten sonra ellerini kaldır ve ALLAH'a şöyle seslen: Ya Rabbi ben oğlumdan razıyım, sen de razı ol!"

-Peki neden gülümsedin?

-Duamı yaparken oğlumun sesini işittim.

-Ne diyordu?

-"Anacığım dargın olmayan Kerîm ve Rahîm Rabbimin huzurundayım."

Çil çil benekler yağıyor Boabab ağaçlarından. Birbirini izliyor ve büyüyorlar. Sokak lambalarının gözünü karartıyor, el fenerlerinin camlarına el koyuyorlar. Ellerini yüzüne kapayarak yürüyen insanlar parmaklarını hafif aralayarak seyrediyorlar suçluları. Pencereye bak parmaktan pervazları olan! Sadece dışarıyı gösteriyor. Pencereye bak içeri ışık sızdırmayan! İşte bir tabut daha! Müfsit bir adam daha ayrılıyor dünyadan. Uzaklaşmalı. Görünmemeli ortalıkta. Zâhitsen kadem bas sırra. Namazını kılma fâsıkın. Vedalaşma o günahkârla. İnsan dili uzadı. Attar'ın hikâyesi bu kuş diliyle anlatılan. Sofu, kaç hadi! Dua etmek zorunda kalma! Kesse de yolunu rüyalar. Rüya gecikmedi. Pencereye çakılan tahtaları söktü gacırtıyla. Zahidin cennet düşlerinden birini alıp günahkâra hediye etti. Fâsık tabutundan çıkıp tahta oturdu. Karanlık yüzünde fecir neşesi. Işıkları zâhidin gözünü alıyor. Hayır, o günahkâr olamaz bu! Ne zaman tövbe etti? Neden kimse görmedi onu mescitte!

-Bu makamı nasıl buldun ey adam! Yaşarken günahlara bulanıp durdun. Tepeden tırnağa battın çamura!

-Sen ölümü görünce bana acımadın ya; işte ALLAH senin bu merhametsizliğine karşı bana merhamet etti!

Karlar gibi uçuşuyor siyah noktalar. Günah mevsimi uğruyor her ruha. Fakat uzun sürse de kış, tövbe güneşi çıkıyor bulutların arasından. Ebu Hureyre kulaklarına inanamıyor! Kâinatın Efendisi'nden duydu: "Eğer siz günah işlemezseniz, ALLAH başka bir kavim getirir günah işleyen. Peşinden tövbe edip affolunurlar." Ey Settar'ın örttüğünü açanlar! Günaha değil örtmeye davet bu! Kibir canavarı bir kere çıktı mı mağarasından cehenneme kadar sürükler sizi. Bir insanı hakir görmekten büyük günah mı var! Onlar ki, bir gün "İlâhî benden sadır olanlar kendi alçaklığıma ve senden gelecekler senin keremine layık olan şeylerdir," diyerek yükselebilirler birden. Bir ömür imrenmişlerdir temiz ruhlara. Yanlarına sokulmaya utanmışlardır.

Hz. İsa dindarlığıyla tanınmış bir âbidle otururken günahlarıyla meşhur bir âsi geçiyor oradan. Günahkâr adam utancından yanına yaklaşamıyor peygamberle dostunun. İmrenerek seyrediyor onları uzaktan. Duası şu: "Ya Rabbi günahlarımı affet!" Âbid ise bu âsiyi görünce, "Ya Rabbi beni bu âsi adamla bir arada bulundurma!" diye dua ediyor hemen. Aynı resimde yer almaktan utanıyor. İşte o anda tecelli ediyor iradesi Hakk'ın. Âbidi reddedip âsiyi affediyor. Taatlerin de mâsiyetlerin de hakikatlerine bakıyor suretlerine değil.

-Fotoğrafta hepimiz yer alıyoruz demek!

-Fotoğraftan firar etmek mümkün değil!

-Bir dua öğret aydınlansın resim!

-SEN varken nasıl ümitsiz olabilirim!