Yıkık Gönlün Ahı, Alemi Yıkar


Zalimlerden biri, fakirlerin odunlarını bedelsiz olarak alır, zenginlere zorla ve pahalı pahalı satardı. Âriflerden biri bir gün yanından geçiyordu.

Onun bu halini görünce şöyle dedi:

-Sen yılan mısın ki kimi görsen sokuyor, baykuş musun ki nereye otursan harabeye çeviriyorsun? Halkı zulümle inletirken Haktan hiç korkmaz mısın? Bu zulümden vazgeç de göğe beddua çıkmasın.

Zalimin bu sözden canı sıkıldı, kaşlarını çattı, ârifin yüzüne bile dönüp bakmadı. Nihayet bir gece mutfağından odun ambarına ateş sıçrayarak bütün yarını yoğunu yaktı, yumuşak döşekten sıcak kül üzerine oturmak zorunda kaldı.

Nasıl olduysa aynı ârif oradan geçiyordu. Adam yanındakilere yakınıyor, şöyle diyordu:

- “Nasıl olduğunu ve bu ateşin nereden geldiğini bir türlü anlayamadım.” Bunu duyan ârif cevap verdi:

- “Fukaranın yanan yüreklerinden.”

Gönül yarasından sakınmak gerekir, çünkü onun cihanda merhemi yoktur.

Elinden geliyorsa gönül yıkma, çünkü yıkık gönlün âhı âlemi yıkar.

İran hükümdarlarından Keyhusrev’in tacında şunların yazılı olduğu söylenir:

Yüz sene, bin sene, on bin sene belki daha çok insanlar kabrimizi çiğneyecek.
Cihanın mülkü bize nasıl elden ele gelmişse öylece elden ele dolaşacak.


Gülistan – Şeyh Sa’di-i Şirazi